Kuran ve Sünnet

2.1.6

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

2.1.6

 

Ey Râfizî!

“Ebubekir (r.a.) ve Ömer (Hâşâ!) Münafık, Rasûlullah'a gizliden düşman, imkânları nisbetinde dini bozan kişiler idi,” deme cür'etini göstermeye kalkışırsan;

Bir başkası da (Hâşâ!) Ali (r.a.) hakkında “O, amcasının oğlunu (Rasûlullah) kıskanırdı, zaten düşmanlık akrabalar arasında olur, O Rasûlullah'ın dinini bozmak isterdi, eline imkân geçince kan akıttı, takiyye ve münafıklık yolunu takip etti,” deme cür'etini gösterecektir.

Zaten Ali'nin (r.a.) taraftarlarından bâtınîler Onun hakkında öyle şeyler söylemişlerdir ki, Allah (c.c.) Onu o söylediklerinden korumuştur. Ebubekir (r.a.) ve Ömer'i (r.a.) koruduğu gibi.

Râfizilerin Ali (r.a.) hakkında iddia ettikleri hiçbir sıfat yok ki, O'nun arkadaşları olan şeyheynde -Ebubekir ve Ömer- olmasın İsbat etme kapısı açıktır. Eğer Rafizîler Ali'nin (r.a.) üstünlüğünü hadislerle iddia ediyorlarsa şeyheynin üstünlüğünü bildiren hadisler daha çok ve daha sahihtir. Aslında râfizîlerin iddiası İbn-i Abbas'ın fakihliğini reddeden veya Ömer'in (r.a.) fakihliğini isbat edip, İbn-i Mesudun fakihliğini inkâr etmek isteyenin iddiasına benzer. (Hepsi de fakih idiler. Allah Onlardan razı olsun.) Böyle bir kimsenin yolu zulüm ve cehaletten başka bir yol değildir. Râfizîlerin yolu gibi.

Ey Râfizî,

Ebubekir, Ömer ve Osman (r.a.)'ın durumlarını Ömer b. Sa'd'ın durumuna benzetmen çok çirkindir. Çünkü Ömer b. Sa'd gereçekten emirliği istiyor, hududu tecavüz ediyor ve bununla biliniyordu. Rasûlullah'ın üç halifesinin Onun gibi olmaları mümkün müdür?

Ömer b. Sa'd'ın babası, yani Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.) Allah (c.c.)'ın lütfuyla bir çok memleketleri fethetmesine rağmen insanların emirliğini, saltanatını istemiyordu ve her şeyde insanların en zahidi idi. Hilafetle ilgili fitne meydana gelince Akik vadisindeki köşküne çekilerek insanlardan ayrı yaşamaya başladı. Bunun üzerine oğlu Ömer b. Sa'd Ona gelerek bu hareketinden dolayı Onu kınayarak şöyle dedi:

“Müslümanlar halifenin kim olacağı hakkında çekişiyorlar, Sen de burada oturuyorsun.”

Babası Sa'd b. Ebi Vakkas Ona şu cevabı verdi:

“Uzaklaş şuradan! Ben Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın şöyle buyurduğunu işittim:

“Allah Takiyy, -Allahın sevmediğinden korunan-, Hafiyy -İnsanların bilmediği yere çekilen-, Ganiyy -Kanaat ederek insanların elindekine düşkün olmayan- kulunu sever.”

O zaman Sa'd b. Ebi Vakkas ve Ali'den (r.a.) başka İslâm şûrası üyesi de kalmamıştı. (Allah her ikisinden razı olsun)

Sa'd b. Ebi Vakkas, Irak'ı fetheden, Kisra ordusuna boyun eğdiren ve cennetle müjdelenen on zâtın, en son vefat edenidir. Bundan dolayı Ömer b. Sa'd'ın hiçbir zaman babası Sa'd b. Ebi Vakkas. Ebubekir, Ömer ve Osman'a benzetilmesi doğru değildir.

Râfizîler Muhammed b. Ebibekir Essiddîk'i babasına benzetmedikleri gibi, aksine Onlar Osman'a (r.a.) eziyet verdiği ve Ali'nin (r.a.) de üvey oğlu (Ebubekir (r.a.) vefat ettikten sonra Ali (r.a.), Muhammed b. Ebubekir'in annesi olan Ebubekirin (r.a.) zevcesini almıştır) olduğu için Muhammed b. Ebibekr'i çok büyük görüyorlar. Bununla beraber babası olan Ebu Bekir’e (r.a.) lanet okuyorlar.

Ehli beytin aleyhinde olan Nâsibiler, sizin yaptığınız gibi Osman'ın (r.a.) taraftarlarından olduğu ve Hüseyn'i (r.a.)  öldürdüğü için Ömer b. Sa'd'i över, buna karşılık Muaviye ile Ali (r.a.) arasındaki savaşa katılmadığı için de babası olan Sa'd b. Ebi Vakkas'a küfrederlerse, bunlar sizin gibi râfizî olmazlar mı? Elbette olurlar. Fakat muhakkak ki râfizîler onlardan da daha kötüdür. Çünkü Ebubekir (r.a.), Sa'd b. Ebi Vakkas'tan üstündür.Osman (r.a.) da öldürülmekten elbette Hüseyin'den (r.a.) daha uzaktır. Bununla beraber her ikisi de mazlum ve şehittirler. Allah her ikisinden de razı olsun.

İşte bunun içindir ki, Osman'ın (r.a.) öldürülmesiyle ümmet arasında doğan fesat ve düşmanlık, Hüseyin'in (r.a.) öldürülmesiyle ümmette meydana gelen fesat ve düşmanlıktan daha büyüktür. Hem de Osman (r.a.) ilk müslümanlardan olan, haksız olarak halifelikten alınması istenen ve bu haksızlığı kabul etmeyen mazlum bir halifedir. Aynı zamanda nefsi için çarpışmaya girişmeyen ve şehid edilinceye kadar sabreden bir zâttır.

Hüseyin (r.a.) ise halife değildi. O başta halifeliğe talip idi. Bilahare bu talebini uygun görmedi. Ancak Yezid'e götürülmek üzere teslim olması istenince, bu isteği reddederek şehid edilinceye kadar çarpışmıştır.

Bütün bunlara rağmen Osman'a (r.a.) yapılan zulüm Hüseyin'e (r.a.) yapılan zulümden büyük idi. Sabrı ve yumuşaklığı daha mükemmeldi. Yine de her ikisi mazlum birer şehittirler.

Birisi kalkıp da Ali (r.a.) ve Hüseyin'in (r.a.) halifeliği istemelerini İsmailîlerin talebine benzeterek:

“(El-Hakim ve Übeyd oğullarının diğer reisleri gibi), Ali ve Hüseyin'in haksız olarak halifeliğe talip çıkan iki zâlimdir.” diyecek olursa, Ali (r.a.) ve Hüseyin'in (r.a.) sağlam din ve imanlarına, diğerlerinin de dinsizlik ve münafıklıklarına binaen yukardaki sözleri söyleyen kimse, sözlerinde yalancı olmaz mı?

Onları doğuda veya batıda, Hicaz'da veya başka bir yerde haksız olarak halifeliği isteyip halka zulmedenlere benzetmek tam bir iftira ve zulüm olmaz mı?

Elbette ki bu kimse müfteri ve zâlim olacaktır. İşte Ebubekir (r.a.) ve Ömer'i (r.a.) Hüseyin'in (r.a.) öldürülmesine sebep olan Ömer b. Sa'd'a benzeten de en büyük müfteri ve zâlimdir.

Üstelik Ömer b. Sa'd hayırdan uzak olmakla beraber günahının büyüklüğünü itiraf etmiştir. O, Cibril bana vahiy getiriyor, diyerek, Hüseyin'e (r.a.) sözde yardım ettiğini iddia eden ve onun katillerini araştırmaya kalkışan yalancı Şîîden daha iyidir. Bu Şiî, Ömer b. Sa'd ve zâlim Haccac'dan daha kötüdür. Çünkü Şiî, Allah ve Rasûlüne iftira etmiştir.

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de:

“Sakıf kabilesinden biri yalancı, biri de kan dökücü olmak üzere iki kişi çıkacaktır.” (Müslim Fedail: 229, Tirmizi Fİten: 44) buyurmuşlardır.

İşte yalancı olan el-Muhtar b. Ebî Ubeyd, kan döken de Yusuf oğlu Haccac'dır.

İkisi de Sakif kabilesindendir. Evet Ömer b. Sa'd Hüseyin'i (r.a.) öldüren birliğin komutanı idi. Ama zulme ve dinden fazla dünyaya düşkün olmasına rağmen günahta el-Muhtar b. Ebî Ubeydullah'ın günahına yetişmemiştir.

El-Muhtar, fikrince Hüseyin'e (r.a.) taraftar çıkarak katilini öldürmüştür! Bu adam yalan ve masiyette Ömer b. Sa'd'i geçmişti. Bu yalancı Şiî, Haccac'tan da kötüydü.

Evet haccac Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in isimlendirdiği gibi haksız olarak kan döküyordu.

El-Muhtar ise Cibrilin kendisine gelerek vahiy getirdiğini iddia eden bir yalancı idi.

El-Muhtar'ın bu yalan iddiası ise elbette ki insanları öldürmekten de daha büyüktü. Çünkü vahyi iddia etmek küfürdür. Bu iddiasından vazgeçmediyse mürted gitmiştir. Şüphesiz ki küfür kan akıtmaktan daha büyüktür. Bu sonu gelmeyen bir konudur.

Çünkü haklı veya haksız olarak Şiilerin zemmettikleri hiçbir kimse yok ki ondan daha berbat olanı aralarında olmasın.

Yine Şiilerin medhettikleri bir kimse olursa, mutlaka haricîlerin medhettikleri ondan daha hayırlı olur.

Râfizîler, ehl-i beyte düşmanlık eden Nevâsıbdan daha kötü olmakla beraber, râfizîlerin kâfir veya fâsık dedikleri kimseler, nevâsıbın kâfir veya fasık dedikleri kimselerden daha üstündürler.

 

Ehl-i sünnete gelince:

Onlar bütün mü'minlerin dostudurlar. Bilerek ve adaletli konuşurlar. Allah (c.c.)'ın ehl-i beyte nasîb ettiği hukuklarına riayet ederler. Hiçbir zaman El-Muhtar ve Onun gibi yalancıların yaptıklarını yapmadıkları gibi, Haccac ve Onun gibi zâlimlerin yaptığını da yapmazlar.

Bütün bunlardan sonra İslâmı ilk olarak kabul eden sahabilerin derecesini de takdir ederler. Ebubekir (r.a.) ve Ömer'in (r.a.) fazilette hiç bir sahabinin ulaşamadığı makama sahip olduklarını bilirler. Bunlar gibi Osman'la (r.a.) Ali'nin (r.a.) de. Allah cümlesinden razı olsun.

Bu derecelendirme asr-ı saadette, kenarda kalmış birkaç kişi hariç herkesçe kabul ediliyordu. Hatta o zaman Ali'nin (r.a.) arkadaşı olan sahabiler de Ebubekir (r.a.) ve Ömer'in (r.a.) Ondan üstün olduklarında şüphe etmiyorlardı. Üstelik mütevâtir bir şekilde Ali'nin (r.a.):

“Bu ümmetin peygamberinden sonra en faziletlisi Ebubekir ve Ömer'dir” dediği rivayet edilmiştir.

Fakat Ali'nin (r.a.) bazı arkadaşları O'nu Osman'a (r.a.) üstün tutuyorlardı.

Bundan dolayı ehli sünnet; Ebubekir (r.a.) ve Ömer'in (r.a.) önüne geçilmez haklara sahip oldukları hususunda ittifak halindedir. Ebu Hanife, Şafiî, Mâlik, Ahmed b. Hanbel, Sevrî, Evzaî ve Leys b. Sa'd' in mezhepleri ile ümmetin fıkıh, hadis, tefsir ve Zühd ehlinin mütekaddimin ve müteahhirîn âlimleri de bu görüştedirler.

Osman (r.a.) ve Ali'nin (r.a.) durumuna gelince; Medineli bir gurup müslüman hangisinin üstün olduğu hususunda susuyorlardı. Malikten bir rivayet de aynı istikamettedir. Kûfelilerden bir gurup müslüman ise Ali'yi (r.a.) ön planda tutuyorlardı. Süfyanı Sevri'den gelen bir rivayet de bu istikamettedir. Fakat Eyyûb Es-Sehteyânî ile buluştukları bir sırada Süfyan'ın bu görüşünden vaz geçerek :

“Ali'yi Osman'dan üstün tutan kimse muhacir ve ensarın kıymetini bilmemiştir.” dediği rivayet edilmektedir.

Diğer bütün imamlar Osman'ı (r.a.) üstün tutmuşlardır. Hadis ehlinin cumhuru da bu görüştedir. Nass buna delâlet ettiği gibi icma'da bu istikamettedir.

Mütekaddimînin Ca'fer veya Talha'yı (Allah her ikisinden razı olsun) tercih ettikleri hususundaki rivayetler ise, bu tercihin umumi değil bazı hususlarda olduğu hakkındadır. Ali (r.a.) hakkında onlardan rivayet edilen de böyledir.