Kuran ve Sünnet

2.1.7

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

2.1.7

 

Rafizînin bir iddiası da şudur:

“Hilafet meselesi bazısına karmaşık geldi. Dünyayı isteyene, biat ederek ona uydular, görüşlerinde acze düştüler de hakkı bulamadılar. Hakkı sahibine vermemekle Allah (c.c.)'ın cezasına duçar kaldılar. Bazısı meseleyi kavrıyamadığı için biat ettiler. Onlar çoğunluğu görünce onlara tabî oldular. Çokluğun doğruyu gerektirdiğini vehmine kapıldılar da Allah (c.c.)'ın:

“Onlar da ne kadar azdır!” (Sad: 38/24),

“Kullarım içerde şükredenler azdır.” (Sebe: 34/13) Âyetlerini unuttular.”

Bu yalancı râfizî, Ebubekir'e (r.a.) biat eden sahabileri üç kısma ayırıyor. Bir kısmı dünya menfaatini istedikleri, diğer bir kısmı meseleyi kavrıyamıyarak görüş beyan etme aczine düştükleri, diğer bir kısmı da Ebubekir'e karşı güçte âciz kaldıkları için biat ettiklerini iddia ediyor.

Hadd-ı zatında kötülük ya kasıtlı ya da bilmiyerek yapılır.

Bilmiyerek yapılan kötülük, ya fikrî aşırılık veya maddî güçsüzlükten kaynaklanır.

Râfizî, sahabe arasında fikir yürütmeden Ebubekir'e biat edenler olduğunu, bunlar dikkat etselerdi hakkı bulabileceklerini hatırlatarak, bu dikkatsizliklerinden dolayı sorumlu olacaklarını saçmalıyor.

Râfizî, Ebubekir'e yapılan biatin sebeplerinden birisinin de çokluğa kanarak fikir yürütme aczine düşenlerin sahabe arasında bulunmalarından kaynaklandığını iddia ediyor.

Yukarıdaki iddiaları yapan râfizîye verilecek cevap şudur:

Senin bu iddiaların herkesin bildiği gibi yalandır. Zaten râfizîler yalancı bir kavimdir. Bu râfizîden delil istenecek olursa, buna hiçbir delil getiremiyecektir.

Allah (c.c), bilmeden konuşmayı haram kılmıştır. Şu halde nasıl olurda doğru olan Allah (c.c.)'ın dediğinin zıddı olur?!

Sahabe-i Kiramın durumunu bilmeden, bilmediğimiz hususlarda Onların aleyhinde şehadette bulunmamız doğru değildir. Bilerek veya bilmiyerek kötülük işlediklerini iddia etmek gibi.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardınca gitme, çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur” (İsrâ:17/ 36),

“İşte siz, O kimselersiniz ki, hakkında biraz bilgi sahibi-olduğunuz şeyde münakaşa ettiniz; ya hiçbir bilginiz olmayan şeyde niçin münakaşa edersiniz?” (Âl-i İmran: 66)

Kaldı ki, biz kesin olarak biliyoruz ki; Sahabe-i Kiram akıl, ilim ve din hususunda da bu ümmetin en kâmil insanlarıdır.

İbn-i Mesûd (r.a.) şöyle diyor:

“Allah (c.c.) insanların kalbine baktı. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) kalbini bütün insanların kalbinden temiz buldu. O'nu kendine dost edindi. Sonra insanların kalbine bir daha baktı Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Ashabının kalblerini geri kalanların en temizi olarak buldu. Onları da peygamberinin dîni uğrunda çarpışan arkadaşları kıldı. Müslümanların güzel gördükleri şey Allah indinde güzeldir, çirkin gördükleri şey de Allah nazarında çirkindir. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı ise Ebubekir'i halife yapmayı güzel görmüşlerdir.”

Başka bir sözlerinde İbn-i Mesûd şöyle buyurur:

“Sizden biri kendisine rehber edinecek birisini istiyorsa vefat edeni edinsin. (sizden her kim bir yol tutacaksa, ölmüş olanların yolunu tutsun) Çünkü hayatta olan fitnelerden emin değildir. Allah (c.c.)'a yemin ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabı bu ümmetin en üstünü, kalbleri en şefkatli, ilimleri en derin ve lüzumsuz şeylere hiç karışmayanları idi. Bunlar peygamberleri ile sohbet için Allah (c.c.)'ın seçtiği bir kavimdir. Üstünlüklerini idrak ediniz, gittikleri yolu izleyiniz. Elinizden geldiği kadar ahlâklarına ve dînî yaşayışlarına yapışınız. Muhakkak onlar doğru yolda idiler.”

İbn-i Batte Katade'den O da başkası ile beraber bu sözü Zer b. Hübeyş'ten rivayet etmişlerdir.

Bu sözler, Râfizî câhilin sahabe hakkında dünya sevgisi, cehalet, acz ve tefrit gibi iddia ettiği sapık düşüncelerinin zıddıdır.

Ashâb, tam bir ilim ve hâlis niyet sahibidirler. Onlar nesillerin en hayırlısıdır.

Rafızilik bütün kötü gurupların sığınağıdır. Nusayrîler, İsmaîliler ve Karamitalar gibi. Bütün bunlarla ilim arasında hiçbir bağlantı yoktur.

(İmam Abdurrahman b. Kâsım'dır. Fustat âlimlerinden ve Malik b. Enes'in talebelerindendir.) İbn-i Kâsım şöyle diyor:

Mâlik b. Enes'ten Ebubekir ve Ömer'in durumu sorulunca şöyle buyurdu:

“Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e uyan bir kimsenin Ebubekir ve Ömer'in üstünlüğünde şüphe ettiğini görmedim.”

Ey Râfizî! “Bazısı - Ali'yi (r.a.) kasdederek - hakkıyla hilafete tâlib oldu. Fakat azınlık ona biat etti.” diyorsun.

Şüphesiz bu sözlerin bâtıldır. Ehl-i sünnet ve şiiler Osman'ın (r.a.) vefatından sonra Ali'nin (r.a.) biat istediği üzerine ittifak etmişlerdir. O zamandan başka hiç kimse Ali'ye (r.a.) biat etmemiştir. Bunun aksini söyleyenler azınlıktadır.