Kuran ve Sünnet

2.2.12

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

2.2.12

 

Râfizî şöyle diyor:

“Kâfir küfrüyle muti' (Allah (c.c.)'a itaat eden) olması gerekir. Çünkü o, Allah (c.c.)'ın iradesine uygun olanı yapmıştır.”

Ey Râfizî!

Taat emire mi muvafıktır, yoksa iradeye mi?

Emir iradeyi gerektirir mi, gerektirmez mi?

Önce bunu bilmek lâzımdır. Daha evvel belirttiğimiz gibi, Allah kendi iradesiyle kulların bütün fiillerini ve hatta bazan emretmediği şeyleri de yaratıyor. (Çünkü kullar bunu istiyor).

Bütün âlimler, bir kimse “Allah dilerse yarın borcumu ödeyeceğim” diye yemin etse ve ertesi gün borcu ödemeye imkânı olduğu halde ödemezse yeminini bozmuş sayılamıyacağı hususunda ittifak etmişlerdir.

Binaenaleyh Allah (c.c.)'ın mücerred istemesi emir mânâsında olsaydı yeminin bozulmuş olması gerekecekti. Meşîete (dilemeye) bağlı tutulan bütün yeminler de böyledir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Eğer Rabbin dileseydi, yer yüzünde kim varsa, hepsi toptan iman ederlerdi.” (Yûnus: 10/99)

Halbuki Allah insanlara imanı emretmiştir. Buradan da anlaşılıyor ki, emir meşietten ayrıdır. Bir başka âyette de Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Allah, kime hidayet etmeği dilerse, İslama onun göğsünü açar, gönlüne genişlik verir. Her kimi de sapıklığa bırakmak isterse, onun kalbini öyle daraltır sıkıştırır...” (En'am: 6/125)

Bu ayet de Allah (c.c.)'ın istediği kimseyi dalâlete götürebileceğini, fakat O'nu dalâletle emretmediğini ifade ediyor. Daha önceleri iradenin iki manâya geldiğini bunlardan birinin Kaderi irade, diğerinin de Şer'î irade olduğunu açıklamıştık.

İşte buradaki irade kadere değil, muhabbet ve rıza'ya dahildir.