Kuran ve Sünnet

2.3.29

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

2.3.29

 

Râfizî şöyle diyor:

“Müslümanlardan onbinlerce kişi Âişe'ye itaat edip, Emirülmü'minin'e karşı ilan ettiği savaşta kendisine yardım etmelerine rağmen; Bunlardan bir tek kişi bile Fâtıma hakkını Ebubekir'den istediği zaman bir tek kelime ile de olsa Fatma'ya yardım etmemişlerdir.”

Ey Râfizî!

Bu iddian da senin aleyhindedir. Çünkü aklı olan kimse bütün müslümanların Rasulullah'ı, akrabasını, ve kızını Ebubekir ve Ömer'den daha çok sevdiklerini ve onları her ikisinden daha fazla ta'zim ettiklerini seksiz şüphesiz inanır. Yine Arapların câhiliyye devrinde olsun İslâm devrinde olsun Menâf oğulları'na karşı yaptıkları hürmet, Teym ve Adiyy oğullarına karşı yaptıkları hürmetten daha büyük olduğunda asla şüphe yoktur. Hatta Ebubekir (r.a.) halife seçilince babası Ebu Kuhâfe:

Mahzum ve Abd-i Şemsoğulları buna rıza gösterdiler mi? diye sormuştur. “Evet” denilmesi üzerine Ebu Kuhâfe:

“Bu Allah (c.c.)'ın fazlıdır. Dilediğine verir.” şeklinde konuşmuştur. Yine Ebubekir'in seçilmesiyle Ebu Süfyan Ali'ye (r.a.) gelerek:

Hilafetin Teym oğullarında olmasına rıza gösterdiniz mi? demesi üzerine, Ali (r.a.):

Ey Ebu Süfyan câhiliyye devrindeki durum İslâm devrindeki duruma benzemez, cevabını vermiştir. Bütün müslümanlar arasında; Fâtıma'nın mazlum olduğunu ve Ebubekr'in de Ona zulmettiğini, söyleyen birtek kişi olmadığına göre, hatta ona fiilen veya kavlen yardım eden olmadığını kabul etsek dahi, Fâtıma'nın zulme uğramadığına kesin olarak inanıyoruz.

Ebubekir (r.a.) başkasının mücerred sözüne bakarak hareket etmediği gibi, adaletsizliğiyle de tanınan bir kişi değildir. Kaldı ki Fâtıma'nın (r.a.) sevgisini icap ettiren durumların mevcut olması sebebiyle bütün müslümanlar, Ona karşı buğz değil muhabbet beslemişlerdir.

Ali (r.a.) hakkında da durum böyle olmuştur. Hâsseten bütün Kureyş, ensar ve diğer araplar ne câhiliyye devrinde ve ne de İslâmî devirde Ali'ye (r.a.) kötülük etmedikleri gibi, o da onlara hiçbir kötülükte bulunmamıştır. Halbuki câhiliyye devrinde araplar, Ömer'e (r.a.) karşı Ali'den (r.a.) daha fazla düşmanlık besliyorlardı. Her ikisi de hiddetli oluşlarıyla biliniyorlardı. Bununla birlikte Ömer (r.a.) müslümanlara halife olmuş, vefat edince de bütün müslümanlar onu rahmet ve övgü ile anmışlar ve şehid edildiği için de çok müteessir olmuşlardır.

Bütün bunlar râfizîlerin iddialarını nakzediyor ve ashab-ı kiramın Fâtıma'nın mazlum olmadığını bildiklerini gösteriyor. Sonra müslümanların Osman'ın (r.a.) kanı için kanları dökülünceye kadar savaşıp, Rasulullah'a ve ehl-i beytine yardımcı olmamaları mümkün müdür?

Eğer az bir gurup çıkıp -râfizîlerin dediği gibi- “Ali vâsîdir” deyip biz ondan başkasına bîat etmeyiz, Rasulullah'a isyan edip Teym oğullarından olan zâlim ve münafıkları Hâşim oğullarına tercih etmeyiz; deselerdi, bütün müstümanlar onlara icabet ederlerdi...

Hâsseten Ebubekir (r.a.) ilk icabet edenlerden olacaktı. Çünkü Onun hilafette gözü yoktu. Hilafet Ona tevdi edildikten sonra da onun hakkını vermekten korkmamıştır. Eğer hak râfizîlerin dediği gibi olsaydı Ebubekir, Ömer ve ilk müslümanlar yeryüzünün en kötüleri ve en câhilleri olacaktı. Çünkü râfizîiere göre bunlar, Rasulullah’ın, (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından sonra zulme meyletmişlerdir.

Ama bütün bu iddialar, açıkça bilinmektedir ki, İslâm dinini ifsad için yapılan iddialardır.

Yine bu iddialardan anlaşılıyor ki, râfizî mezhebini ortaya atan İslâm düşmanı bir zındıktır.