Kuran ve Sünnet

2.3.46

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

2.3.46

 

Râfizî şöyle diyor:

“Akıllı olan düşünsün de baksın bu iki guruptan hangisi daha haklıdır? Allah (c.c.)'ı, meleklerini, peygamberlerini, imamlarını noksan sıfatlardan, şeriatını da kötü ve kıymetsiz şeylerden tenzîh eden mi?

Yoksa namazda imamlarına salat ve selam getirmeyip başka imamları zikretmekle namazı bâtıl olan mı daha haklıdır?”

Ey Râfizî!

Senin tenzîh diye bahsettiğin şey aslında Allah (c.c.)'ın sıfatlarını hükümsüz kılmak ve Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) noksanlık izafe etmektir. Senin tenzihin, sıfatları kabul etmeyenlerin görüşüdür. Bu görüş de Allah (c.c.)'ın kemâl sıfatlarını selbetmeyi tazammun eder.

Sıfatları inkâr edenler; Allah (c.c.)'da hayat, ilim, kudret, kelam, irade, sevgi, buğz, rızâ sıfatları yoktur deyip, Allah (c.c.)'ın görmediğini, bizzat bir şey yapmadığını veya bizzat tasarrufta bulunmağa gücü yetmediğini söylediklerinde, O'nu noksanlıklarla muttasıf olan cemâdâta benzetmiş olurlar ki, bu durum, Allah (c.c.)'a noksanlık izafe edip sıfatlarını hükümsüz kılmaktır.

Doğru olan tenzîh, Allah (c.c.)'ı, kemâl sıfatlarına münâfî olan noksan sıfatlardan tenzîh etmektir. Allah (c.c), ölüm, uyku, uyuklama, acizlik, cehalet ve ihtiyaçtan tenzih edilir. O'nun kendisini Kur'an-ı Kerimde tenzih ettiği gibi. Allah (c.c.) sıfatlarında da benzeri olmaktan da münezzehtir.

Peygamberlerle ilgili duruma gelince, siz peygamberlerin tevbe ve istiğfar ile bir halden daha yüce bir hale yükselmekle kazandıkları kemâl ve derecelerini kendilerinden alıyorsunuz. Allah-u Taâla'nın bu husustaki ihbarlarını da inkar ediyorsunuz. Âyetleri tahrif ederek insanoğlunun cehaletten ilme, delâletten hidâyete ve batıldan hakka geçişini noksanlık olarak addediyorsunuz.

Hayrı ve şerri tattıktan sonra bir kimsenin, hayra daha çok iştiyak, şerre de daha fazla buğzedeceğini idrak edemiyorsunuz.

Nitekim Ömer (r.a.) şöyle buyururlar:

“Cahiliyyenin kötülüğünü bilmeyen müslümanlar çoğalırsa, İslâmın halkaları teker teker çözülür.”

Masum imamları tenzih etmek ise, zikrediImelerinden utanılan açık kötülüklerdendir. Bilhassa ne din ve ne de dünya için kendisinden fayda umulmayan ve haddi zatında ma'um (yok) olan bir imamı tenzih etmek...

Şeriatı tenzih etme meselesine gelince, daha önce de geçtiği gibi, Ehl-i Sünnet, hiçbir zaman kötü ve çirkin bir meselede ittifak etmemişlerdir. Ama râfizîlerin durumu hiç de öyle değildir.

Yine zarureten biliniyor ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), namazın içinde veya dışında ne Ali (r.a.) ve ne de oniki imama salât ve selâm getirmeyi emretmemiştir. Ashab ve Tabiîn namazda asla böyle bir-şey yapmamışlardır.

Kim namazında oniki imama salât getirmeyi farz veya onlara salât getirmeyi ihmâl edenin namazını bâtıl görürse dini değiştirmiştir.

“Salâttan murad Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in âline getirilen salâttır” denilecek olursa, şöyle denilir:

Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in âline Hâşim oğulları ve mü'minlerin anneleri (Rasulullah'ın hanımları) de girer. Halbuki İmâmîler, Abbâsîleri zemmediyorlar.

Râfizîlerin öyle şaşılacak halleri vardır ki, bir yandan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in âlini ta'zim ettiklerini iddia ederken, öte yandan Tatarların Bağdad'a gelmesine çalışanlar yine kendileri olmuştur.

Öyle ki, Tatarlar Bağdad'a girdiklerinde Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in âlinden olan Ali (r.a.) ve Abbas'ın (r.a.) soyundan yüzlerce kişi öldürerek kadınlarını ve çocuklarını esir almışlardır. Ayrıca halktan da bir milyon sekizyüzbin kişi öldürmüşlerdir.

Buhârî'de rivayet edilen ve müttefekun aleyh olan bir hadiste belirtildiği gibi:

“Yâ Rasulullah! Sana nasıl salât-ü selam getirip dua edelim?” diye sormuşlardı da

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

“Şu (mealdeki) duayı okuyunuz” buyurmuştur :

“Yâ Rab! Muhammed'e (dünyada şerîatini, âhirette şefaatini) Mübarek kıl; ailesine ve bütün ümmetine de rahmet eyle! Nasıl İbrahim'e mübarek kıldın, rahmet ettinse!..

Yâ Rab! Muhammed üzeride (O'na verdiğin) şeref ve saadeti dâim kıl!.. Kadınlarının ve bütün ümmetinin üzerinde de sabit kıl!.. Nasıl İbrahim'in üzerinde sabit ve mübarek kıldınsa!.. Yâ Râb, Sen Hamîd'sin, Sen Mecîd'sin”. (Buhari, Enbiya: 10, Müslim Salat 65-66, İbn Mace İkamet: 25, Muvatta Sefer: 67)

Bütün müslümanlar, Abbasîlerin ve El-Hâris b. Abdülmuttalib'in Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) akrabalarından ve O'nun ailesinden olduklarını ve zekâtın da onlara haram olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir.

Bazı Mâlikî ve Hanbelîlere göre Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in âli, O'nun bütün ümmetidir.

Ehl-i tasavvufun bir kısmına göre ise muttekiler O'nun âli sayılırlar.

Sonra fukahânın cumhuru, namazda Rasulullah'a ve âline salât-ü selamı farz kılmamışlardır. Farz kılanlar da umum âline kılmıştır. Bir kısmıyla iktifa etmemiştir.

Râfizînin; muayyen bir halifeye getirilecek salât, namazı bozar, şeklindeki iddiası da geçersiz bir görüştür. Ulemânın cumhuruna göre bir kimse, muayyen birisinin fayda veya zararına dua ederse, namazı bozulmaz.

Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kunutta isim zikrederek bazı kavimlere dua bazılarınada beddua etmişlerdir.