Kuran ve Sünnet

3.10.30---3.10.31

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

3.10.30

 

Râfizî şöyle diyor:

“Ali'nin imametin gerçek sahibi olduğunu gösteren delillerden biri de:

Onun gayıbtan haber vermesi ve henüz meydana gelmemiş olan bir şeyin vuku bulacağını söylemesidir. O, Talha ve Zübeyr Umre yapmak üzere izin istedikleri zaman onlara:

Siz Umre yapmak değil, Basra'ya gitmek istiyorsunuz, dedi. Gerçekten dediği gibi oldu. Zîkâr denilen mevkide otururken ve millet Ona biat ettiği sırada:

Küfeden size bin kişi gelecektir. Bunlar ne bir fazla ve ne de bir eksiktirler. Gerekirse ölüme dahi gidecekleri hususunda bana biat edeceklerdir, haberini verdi ve durum Omun haber verdiği şekilde oldu, Onların sonuncusu da Uveys el-Karanî idi. Yüce zâtının şehid edileceği haberini vermiştir. Mel'un Şehriyar'ın el ve ayaklarının kesileceğini haber verdi. Gerçekten Muaviye haber verileni başına getirdi. Meysem et-Temmar'ın asılacağını ve asılacağı hurma ağacını kendisine göstermiş, bilahare verdiği haber aynen vuku bulmuştur. Rüşeyd EI-Hicrî'nin öldürüleceğini haber vermiş, gerçekten verdiği haber tahakkuk etmiştir. Haccac'ın Kümeyl b. Ziyad'ı öldüreceğini ve Kanber’i de keseceğini haber vermiş, bu haber Haccac zamanında gerçekleşmiştir.

(Rüşeyd EI-Hicrî Nusayri inancında olan bir şiîdir. İbn-i Hibban Onun Ric'at'a inandığını söyler. Şa'bî, Rüşeydin Alinin (r.a.) ölümüne inanmadığını ve Ondan haber aldığını iddia ettiğini haber verir. Şiîler onu masumiyet derecesine yüseltirler. )

Bera b. Âzib'e: Oğlum Hüseyin öldürülecektir. Sen de Ona yardımcı olmayacaksın, demiş nitekim de öyle olmuştur. Abbasilerin saltanatında zorluk değil kolaylık olacağını ve Türkler, Deylemler, Sindler ve Hindliler onların saltanatını yıkmak üzere toplanacaklar fakat buna güç yetirmêyeceklerini haber vermiştir. Ancak onlara tabi olanlardan ve devlet ricalinden bir kısmı onlardan ayrılırlarsa onların hükümranlığı yıkılacaktır. Yıkımlar da şöyle olacak:

Devletinin kurulduğu istikametten bir Türk hükümdarı onlara musallat olmak üzere gelecek, üzerinden geçtiği her şehri fethedecek, Ona karşı savaşmak üzere çekilen her sancak başını eğecektir. Ona karşı gelmeyenlere yazıklar olsun. Bu hükümdar tamamen zaferi elde edinceye kadar hücumlarına devam edecektir. Sonra bu zaferini hakkı söyleyen ve hakka göre amel eden soyumdan birisine teslim edecektir. Gerçekten de haber verdiği gibi oldu. Horasan tarafından Hülâgû gelerek bu işleri gerçekleştirdi.”

 

Ey Râfizî!

Ali'nin (r.a.) gaybten haber verdiğini iddia ediyorsun. Bu doğrudur. Aslında (Allah (c.c.)'ın verdiği ilham ile) gayıbtan haber verme işi Ali'nin (r.a.) derecesine varmayan ve imamete yaramayan birçok sâlih kişilerden de meydana gelmiştir. Ebu Hureyre ve Huzeyfe bu haberlerden kat kat fazla, olanları dile getiriyorlardı.

Ebu Hureyre bu gibi haberleri Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) isnad ederken, Huzeyfe onları bazan Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) isnad eder bazan da etmezdi. Ali'nin (r.a.) gayıbtan verdiği haberler bazan Rasulullah'tan işittikleri haberlerdi. Bazıları da Ali'nin (r.a.) kendi kalbine doğan keşiflerden ibarettir. Nitekim Ömer'in (r.a.) de buna benzer kalbi keşiflerine dayanarak verdiği haberler vardır.

Ahmed b. Hanbel'in “El-Zühd”, Ebu Nu'aym'in “El-Hilye” ve İbn-i Ebi'd-Dünyanın “Kerâmetü'l-Evliya” gibi eserleri Ashab, Tabiîn ve onlardan sonra gelen sâlih zatlardan sudur etmiş ve Ali (r.a.)' nin haberlerine benzeyen birçok haberlerle doludur.

Ali (r.a.)'den rivayet ettiği haberlerin sıhhatine de teslim olmuyoruz. Çünkü bunların yalan olduklarına dair yine Ali (r.a.)'den haberler vardır. Hülâgû da hiçbir zaman zaferini bir aleviye teslim etmemiştir. Ali'nin (r.a.) istikbalde vuku bulacak her hadiseyi bilmediğini isbat eden hadiselerin bir kısmı da, Onun hilafeti zamanında vuku bulan harpler ve o harplerde zannettiği gibi çıkmayan sonuçlardır. Ali (r.a.), bu kadar insanın ölümünden sonra gayenin tahakkuk etmiyeceğini daha önce bilmiş olsaydı asla muharebe etmezdi. Çünkü muharebe etmediği zaman daha üstün ve daha güçlü idi. Eğer hüküm vermek için tayin ettiği iki hakemin verecekleri kararı bilseydi, onları tayin etmezdi. Kendisinden sonra vuku bulacak olayları haber verdiğine dair olan haberler nerede kaldı?

İslâmî esaslar temellerine oturuncaya kadar Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen tehlikeleri kılıcıya bertaraf etmiştir, şeklindeki iddia da nerede kaldı?

Halbuki Ali (r.a.), doksanbin kişilik ordusuyla Muaviye (r.a.)'ye karşı gaiibiyyet sağlamamıştır. Ama râfizîler, bir yandan Ali (r.a.) hakkında bazı şeyler iddia ederken, öte yandan da zıddı olanlarını bizzat kendileri ortaya atmaktadırlar. Onun hakkında aşırı giderek masum olduğunu, ona unutkanlık arız olmadığını ve gaybı bildiğini iddia ediyorlar.

Allah Teala'nın kendisine bahşettiği cesaretle yetinmeyerek, hiçbir insanlın yapamıyacağı ve aklen kabul etmeyeceği şeyleri çeşitli abartmalarla ona isnad ediyorlar. Ondan sonra da Ebubekir'in (r.a.) malı ve akrabaları az olmasına rağmen (Medine'de ve halifeliğe seçileceği sırada) Ali'nin (r.a.) Ona karşı mukavemet edemediğini söylüyorlar. Tenakuz ancak böyle olur! Allah (c.c.):

“... O'dur ki, seni yardımıyle ve mü'minlerle te'yid etti. Ve kalblerinin arasını sevgi ile birleştirdi...” (Enfal: 8/62-63) âyeti ile Rasulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali (r.a.) ve diğer mü'minlerle te'yid ettiğini haber vermesine rağmen râfizîler İslâm esaslarının oturuşunu yalnız Ali'nin (r.a.) kılıcına bağlıyorlar!

Ali (r.a.) Sıffîn savaşının gecesinde şöyle diyordu :

“Ey Hasan! Baban işin buna varacağını bilemedi. Allah (c.c.)'a kasem ederim ki, Sa'd b. Mâlik ile Abdullah b. Ömer'in yaptıkları iş iştir. Yaptıkları doğru ise sevabı büyüktür. Yanlış ise cezası azdır”.

Ali'nin (r.a.), maiyetinde bulunan bazı kişilerin Ona muhalefet etmelerinden üzüldüğünü kendisinden tevatüren nakledilmiştir. Meydana gelen hadise de Hasan (r.a.)'ın muharebe etmeme istikametinde olan görüşünün Ümmet içi daha isabetli olduğunu göstermiştir. Sa'd, Saîd, İbn-i Ömer, Muhammed b. Mesleme, Zeyd b. Sabit, İmrân b. Husayn ve bir cemaat daha savaşa girmemişlerdir. Naslar onları savaştan alıkoymuştu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardı:

“Yakın bir istikbalde bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında (ona karışmayıp) oturan kişi (karışmak üzere) ayakta durandan hayırlıdır...” (Buhari, Fiten: 12, Ebu Davud Melahim: 17)

Fakat Allah (c.c.), takdir edilmiş olanı yerine getirecekti. Buna rağmen Ali (r.a.), Ona karşı savaşan hiç kimseyi tekfir etmemiştir. Onu tekfir eden haricîleri de tekfir etmemiş ve onlardan hiç kimseyi esir tutmamıştır.

Talha ve Zübeyre karşı iyi davranır, Muaviye ve Amr b. el-As'a beddua ederdi. Fakat hiçbir zaman onları tekfir etmemiştir.


بســـم الله الرحمن الرحيم

 

3.10.31

 

Râfizî şöyle diyor:

“Ali, duası kabul edilen bir zat idi. Bişr b. Ertât'ın aklî muvazenesini kaybetmesi için beddua etti. Gerçekten kafası bozuldu. Ayzâr'ın kör olması için bedduada bulundu. Nihayet kör oldu. Bir şehadeti ketmedince Enes'in alaca hastalığına yakalanması için beddua etti de Enes, bu hastalığa yakalandı. Zeyd b. Erkam'a da beddua etti, nihayet a'ma oldu.”

 

Râfizî'nin bu iddiasına karşı da şöyle diyoruz:

Duanın kabul edilmesi nimeti diğer ashab ve sâlih zatlar için de mevcuttur. Ama hiçbir zaman Ali (r.a.) hakkında da aynı nimetin mevcud olduğu inkâr edilemez. Sa'd b. Ebi Vakkas'ın kabul edilmeyen bir duası yoktu. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Onun için:

“Allah'ım atışını isabetli, duasını müstecap kıl” şeklinde dua etmişti. (Müslim Birr: 7)

Bera' b. Malik de Allah (c.c.)'a kasem ettiğinde Allah, Onun kasemini yerine getirirdi. Buhari'de rivayet edildiği gibi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:

 “Allah'ın kullarından öyle kişi vardır ki, O, Allah'a yemin etse, muhakkak Allah Onun yeminini yerine getirir.”

İşte Bera' bunlardan biridir. Bera' aynı zamanda yüze yakın mübarezede bulunmuştur.

El-Alâ' b. el-Hadramî, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)  ve Ebubekir (r.a.) zamanında Bahreyn valiliğini yapmış ve duasının makbul oluşu ile meşhurdur.