Kuran ve Sünnet

DİN NASİHATTİR

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Muhakkak ki Allah şu üç şeyden razı olur… Sizlerin kendisine kulluk edip hiçbir şeyi ortak koşmamanızdan, Allah’ın ipine toptan sarılıp ayrılmamanızdan ve Allah’ın başınıza emir kıldıklarına nasihat etmenizden razı olur…[1]
Allah’a kulluk edip O’na hiçbir şeyi şirk koşmamak[2]: Kulluğun aslı boyun eğmek ve zillettir. Taabbîd: zelil etmektir. El-İsti’bad: kul edinmektir. Taat olan ibadet; Allah’a zilletle boyun eğerek ibadet etmektir.
Allah Teala buyurmuştur ki: “Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”(Nisa 36) Allah Tebarek ve Teala, kendisine kulluk edilip hiçbir şeyin kendisine ortak koşulmamasını emretmiştir. Şüphesiz O, kendisinden başka ilah olmayan ve kendisi dışında Rab olmayan Allah’tır. İbadete layık olan ancak O’dur. İbadet; yaratılışın gayesidir. Halkı bunun için yarattı, rasulleri bunun için gönderdi, kitapları bunun için indirdi, cennet ve cehennemi bunun için yarattı… Allah Teala buyurmuştur ki:
Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat 56)
İbadet: İnsanların, cinlerin ve bütün mahlukatın yaratılma sebebidir.İbadetin aslı: Allah sevgisi, sevgiyi sadece Allah’a hasretmek ve sevginin tamamen Allah için olmasıdır. Kul Allah yanında O’na ortak başka hiç kimseyi sevmez ve ancak O’nun için ve ondan dolayı sever. O’nun nebilerini, rasullerini, meleklerini ve dostlarını da sever. Fakat bizim bunlara olan sevgimiz, Allah sevginin tamamındandır. O’na eşit olan bir sevgi değildir. Allah’tan başka ilahlar edinip de onları Allah gibi sevenlerin sevgisi O’nun yanında, O’na denk sevgi beslemek demektir.Allah’a sevgi duymak -ki kulluğun özü ve sırrı budur- ancak O’nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla gerçekleşir. Emirlere uyma, yasaklardan kaçınma sırasında kul olmanın ve sevginin manası ortaya çıkar.
İbadet, dört kaide üzerine kuruludur. Bunlar: Allah ve rasülünün sevip hoşlandığı şeyleri;kalbin sözü, dilin sözü, kalbin ameli ve uzuvların ameliyle gerçekleştirmektir.Kulluk bu dört mertebeyi ihtiva eden bir isimdir.
Kalbin sözü: Allah’ın kendisinden, isimlerinden, sıfat, fiil ve meleklerinden, kendisine kavuşmaktan, rasüllerin diliyle haber verdiği şeylere inanmaktır.
Dilin sözü: Kalbin inandığı şeyleri ifade etmesi inandıklarına davet etmesi, onları savunması, bunlara aykırı olan bid’atlerin batıl olduğunu ilan etmesi, Allah’ı zikretmesi ve emirlerini tebliğ etmesidir.
Kalbin ameli: Allah’ı sevmek, O’na tevekkül etmek, O’na yönelmek, O’ndan korkmak ve ümit etmek, dini Allah’a halis kılmak, yasaklarından uzaklaşmak ve emirlerine karşı sabretmek, Allah’ın takdir ettiği şeylere sabır göstermek, Allah’tan da O’ndan gelenlerden de razı olmak, Allah’ı dost kabul etmek, O’na dönmeyi istemek, boyun eğmek, mutmain olmak gibi şeylerdir. Kalbin amelleri uzuvların amellerinden daha öncelikli farzdır ve kalbin müstehab amelleri Allah’a vücutla yapılan müstehab amellerden daha sevimli gelir. Kalbin amelleri olmadan uzuvların amellerinin ya faydası hiç yoktur veya çok az faydası vardır.
Uzuvların amelleri: Namaz, cihad, cuma namazı ve cemaatlere gitmek, acizlere yardım etmek, halka ihsan etmek ve benzeri amellerdir.
Bütün rasuller Allah’ı birlemeye ve ibadeti O’na halis kılmaya davet etmişlerdir.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de dinin en yüksek derecesini kullukta ihsan derecesi kabul etmiştir. İhsan hakkında şöyle buyurmuştur:
Allah’ı görüyor gibi ibadet etmendir, her ne kadar sen O’nu görmesen de, O seni görür.[3] Kul, mükellefiyet diyarında bulunduğu sürece ölünceye kadar kulluktan ayrılamaz.Allah Teala buyurmuştur ki:
Rabbine, sana ölüm gelinceye kadar kulluk et.”(Hicr 99)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Muaz b. Cebel!” buyurunca:
“Buyur ey Allah’ın Rasulü!” dedim. Buyurdu ki:
Bilir misin, Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir?
“Allah ve rasulü daha iyi bilir” dedi.
Şüphesiz Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmeleridir.” Buyurdu. Sonra aradan bir süre geçti. Sonra buyurdu ki:
Ey Muaz b. Cebel!
“Buyur ey Allah’ın Rasulü!” dedim.
Bilir misin, bunu yaptıkları zaman kulların Allah üzerindeki hakkı nedir?” buyurdu.
“Allah ve Rasulü daha iyi bilir” dedim.
Onlara azap etmemesidir.” Buyurdu.[4]
Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”(Kehf 110)
Allah’ın ipine sarılıp ayrılmamak[5]: İsmet, korunmak demektir. İ'tisam" (sarılma) kelimesi "ismet" kökünden iftial kalıbında türetilmiş olan bir kelimedir, i'tisam, kişinin kendisini koruyan, sakınılması ve korunulması gereken şeyden uzak tutan bir şeye tutunmak manasına gelir. İsmet koruma, i'tisam ise korunmadır. Nitekim Araplar muhafaza edip koruduğu için kalelere "asime" demişlerdir. Habl (İp): müşterek (birçok anlam için ortak olarak kullanılan) bir kelimedir. Dilde asıl anlamı ise, kendisi aracılığı ile istenilen ve gerek duyulan şeye ulaşılan sebep demektir.
Allah Teala buyurmuştur ki: "Topluca Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin." (Al-i İmran 103) Denildi ki: “Allah’ın ipi Allah’ın ahdidir.” Yine Kur’anın Allah’ın kopmaz ipi olduğu, ona sarılmanın da ayetlerine tutunup, onunla amel etmeye devam etmek olduğu söylenmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:
Muhakkak ki ben sizlere iki ağırlık bırakıyorum. Birisi Allah’ın Kitabıdır ki, o Allah’ın ipidir. Ona tabi olan hidayete ulaşır, terk eden sapar.[6] Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh, Kur’an hakkında şöyle demiştir:
"Kur'an Allah'ın sağlam ipidir. Ona sarılan gönüller sapıtmaz onu konuşan, diller şaşırmaz, tekrar edilmekle eskimez. Âlimler ona doymazlar." İbn Mesud radıyallahu anh de şöyle demiştir:
“Şüphesiz bu Kur'an Allah'ın ipidir. Kur'an apaçık bir nur, fayda veren bir şifa, kendisine sarılanı koruyan, kendisine tabi olanı da kurtaran bir kitaptır." Denildi ki: “Allah’ın ipi cemaattir. Allah birliği emretmiş, ayrılığı yasaklamıştır. Zira ayrılık helak, cemaat kurtuluş demektir. İbn Mesud radıyallahu anh:
"Allah'ın ipi cemaat demektir. Cemaatten ayrılmayınız. Çünkü o, Allah'ın sarılmayı emrettiği ipidir. Cemaat ve taatte bulunan hoşlanmadığınız şeyler ayrılıkta bulunan hoşlandığınız şeylerden daha hayırlıdır."
Ayrılığa düşmeyin: Yani; Yahudiler ve Hıristiyanlar kendi dinlerinde ayrılığa düştüğü gibi, siz de dininizde ayrılığa düşme­yin, demektir. Böyle bir açıklama İbn Mes'ud ve başkalarından nakledilmek­tedir. Bunun hevâ ve değişik maksatlara uyarak tefrikaya düşmeyiniz, bunun yerine Allah'ın dininde kardeşler olunuz, anlamında olması da mümkündür. Böylelikle bu, onların birbirleriyle olan ilişkilerini koparmalarım, birbirlerine sırt çevirmelerini önlemiş olur.
Yüce Allah bizlere, Kitabına ve Peygamberinin sünnetine sımsıkı sarılma­yı, anlaşmazlık halinde onlara başvurmayı farz kılmış, Kitap ve Sünnete hem itikat, hem amel bakımından sımsıkı sarılmak ilkesi etrafında bir araya gelmemizi emretmiştir. Bu ise, sözbirliğini gerçekleştirmenin ve kendisi va­sıtasıyla din ve dünya menfaatlerinin gerçekleşebileceği, dağınıklığın düze­ne girdiği bir araya gelmenin ve anlaşmazlıktan kurtulmanın bir sebebidir. Aynı zamanda O, bizlere bir araya gelmeyi emretmiş ve iki kitap ehlinin kar­şı karşıya kaldığı tefrikaya düşmeyi de yasaklamıştır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:
Yahudiler yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Hıristiyanlar da yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır.”[7] Diğer rivayette:
Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri dışında hepsi de cehennemdedir.” Dediler ki:
“O (kurtulan) hangisidir ey Allah’ın Rasulü?”
Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğumuz yolda olanlardır.”[8] Buyurdu.
İdarecilere nasihat[9]: Bunlar halifeler ile Müslümanların işlerini üstlenen diğer yetki sahipleridir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Din nasihattir” buyurdu. Bizler:
“Kimin için?” dedik.
Allah, Kitabı, Rasulü, Müslümanların idarecileri ve geneli için” buyurdu.[10] Nasihat: Cemiyetli bir kelimedir. Anlamı; nasihat edilen kimseye hayırlı nasip toplamaktır. Nevevi dedi ki: Müslümanların imamlarına nasihat: hak uğrunda kendilerine yar­dım, bu hususta onlara itaat, hakdan ayrılmamalarını tembih, unuttukları şeyleri veya henüz duy­madıkları Müslüman haklarına nezaketle ihtarda bulunmak, onlara isyan etmemek ve halkın onlara itaât babında gönül birliğine varmasıdır. Hattâbî, ulü'l-emrin arkasında namaz kılmayı, onunla birlikte cihada gitmeyi, ona zekât vermeyi, zulmünden korkulduğu zaman silâhla ona isyan etmemeyi, yalancı medh-u senalarla onu aldatmamayı ve ona hayır dua da bulunmayı da nasihatten saymıştır.
El-Askalanî dedi ki: “Müslümanların imamlarına nasihat, yerine getirmek istedikleri şeylerde onlara yardım etmek, gaflet ettiklerinde onları uyarmak, hata ettiklerinde bunu kapatmak, onların aleyhinde sözleri ve onlardan nefret eden kalpleri çevirerek birleştirmektir. Onlara nasihatin en önemlisi; zulmü en güzel şekilde def etmektir. İçtihat imamları da Müslümanların imamlarına dâhildir. Onlara nasihat, rivayet ettiklerini kabul etmek, ahkâm hususunda onlara tâbi' olmak ve kendilerine hüsnü zanda bulunmaktır.”

 
[1] Sahihu’l-Cami (1895)
[2] Bkz.: İbnu’l-Kayyım; Medaricu’s-Salikin (1/118-124)
[3] Buhari: Kitabu’l-İman
[4] Müslim; Kitabu’l-İman
[5] Bkz.: Kurtubi; el-Camiu Li Ahkami’l-Kuran (4/102-106) İbnu’l-Kayyım; Medaricu’s-Salikin (1/458)
[6] Müslim; Kitabu Fadaili’s-Sahabe
[7] Sahihu Süneni Ebi Davud (3842)
[8] Sahihu Süneni’t-Tirmizi (2129)
[9] Bkz.: Nevevi; Şerhu Sahihi Müslim (2/38) Askalani; Fethu’l-Bari (1/138)
[10] Müslim; Kitabu’l-İman