Kuran ve Sünnet

İBADETTE İKİ TEMEL ESAS

İBADETTE  İKİ  TEMEL  ESAS

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ












 

      Bu sohbetimizde izahını yapmaya çalışacağımız konu, bir ibadetin kabul edilmesi için gerekli olan şartlar nelerdir, Bu konuda bir müs-lümanın nelere dikkat etmesi gerekir, neleri yapıp ve nelerden uzak dur-malıdır, bunların üzerinde duracağız inşaallah.

 

    Her konuda olduğu gibi, bu konuda da bir çok yanlış anlamalar ve uygulamalar inananlar arasında eksik değildir. Bunun içindir ki biz de gücümüz nisbetinde siz değerli kardeşlerimizi bu gün bu konu hakkında bilgilendirmeyi gaye edindik. Ta ki konu ile alakalı görmüş olduğumuz bir münkeri nehyedelim veya  lüzum görülen ma'rufu da emredelim.

 

   İsterseniz önce konumuza başlık olan " İbadet " kavramının gerek luğavi ve gerekse ıstılahi manasını bir izah edelim.

 

   İBADET : Lüğat olarak boyun eğmek, Kulluk etmek, İtaat etmek mana-sına gelir

 

  İBADET : İstılahi olarak ise; Allah'u Azze ve Celle'yi Rububiyetinde, İsim ve sıfatlarında, uluhiyetinde birlemek için, Allah'a bu kelime altında takdim edilen her şey demektir. Daha kısa ve öz bir ifadeyle ; Allah'ın sevmiş olduğu her ne var ise,onlarla meşkul olmanın adıdır ibadet…. Namaz, zekat, oruç, hac gibi bilinen şeyler ibadet sınıfından olduğu gibi, korkma, umma, sığınma, tevekkül etme, dua etme gibi şeyler de yine ibadet kapsamına giren şeylerdir.

 

  Değerli kardeşlerim ! unutmayalımki Allah’a takdim edilen bir şeyin kabul edilen bir ibadet sınıfından olabilmesi için onun şer'i bir çizgide olma mecburiyeti vardır.

 

  O ibedetin şer’i bir çizgide olması demek ise ; kendisinde iki şartı yan-yana bulundurması demektir.

 

Birincisi : O ibadetin sahih bir niyet ve ihlaslı bir şekilde sadece Allah için yapılması.

 

İkincisi   : İse ; O ibadetin sünnete uygun olmasıdır. Yani, Resulullah s.a.v'in tarifi üzere olmalıdır….. İşte Allah’a takdim edilen bir ibadetin kendisinde bulunacağı şartlar bunlardır….

 

  Dolayisiyle,hiç kimse ibadetlerinde gayri islami bir niyet taşımaya yetkisinin olmadığı gibi, Yine aynı şekilde Allah rasulü s.a.v'in gösterdiği şeklin dışında da vacip veya müstehab olarak ibadet etmek hakkına sahib değildir.

    Unutmayalım ki,İslam'da sahih bir niyetin ne kadar önemi varsa, sahih bir amelin de bir o kadar önemi vardır. İslam'a ait bir amelin halis bir niyet olmadan kabul görmeyeceği gibi, halis bir niyetle yapılan amellerde, sünnet'e uymadığı müddetçe kabul görmeyecektir.

 

   Öyleyse bütün inanıyorum diyenlerin bu iki önemli noktayı çok iyi kav-ramaları ve her konuda olduğu gibi bu konuda da " Kitaba ve Sünnete " uygun hareket etmeleri gerekir.

 

  Değerli Müslümanlar ! bilindiği gibi Peygamberlerin gönderiliş gaye-leri ; cehalet içerisinde olan insanların hem batıl olan inaçlarını değiştimek ve hem de batıl olan amellerini değiştirmek içindir.

 

  Peygamberlerin tebliğ seyrini takip edenler ve bu konuya azıcık ta olsa vukufiyeti olanlar çok iyi bilirler ki, onlar sadece insanların bozuk   amel-lerini değiştirmek için uğraşmamışlardır. Onlar, gönderildiği toplumların içerisinde bulundukları yanlış niyetleri,kötü kasıtları da tashih etmek için uğraşmışlardır.

 

BİRİNCİ KURAL SAHİH BİR NİYET

 

   Bu konuda anlaşılması gereken en önemli husus şu olmalıdır ; Sahih ve sağlıklı bir niyet olmadan yapılan bir ibadetin kesinlikle Allah indinde bir değeri olmayacaktır. Velevki yapılan o amel sünnete uygun da olsa.

 

  İşte burada, şeriatın bu konudaki kaidesini ortaya koyan en önemli delillerden birisi olan ".... Ameller ancak niyetlere göre karşılık göre-cektir" hadisi devreye girmektedir. 

                                                                                    BUHARİ : 1.C.143.S                                                                              

 

   Bu hadisi şerif ve bunun vürud sebebi eğer akıllıca gözönünde bulun-durulursa, bu hadis bizlere açıkça şunu anlatmaktadır :

 

  İşlenen amellerin kıymet ve değeri - veya başka bir tabirle - onların kabul veya reddi, niyetin halis olup olmamasına bağlıdır. Bunun daha açık bir ifade şekli ise; İslam'a ait bir amel bozuk bir niyetle işlendiği zaman bu asla kabul görmeyecektir….. Namaz, zekat, hacc, oruç, cihad vs gibi islami amelleri yerine getirmeye çalışan bir insan, bu amelleri yerine getirirken halis bir niyet taşımıyorsa, işlediği bu amellerin herhangi bir faidesini göremeyecektir.

 

  Resulullah s.a.v'in yanında ve onunla birlikte cihad gibi yüce bir ameli yerine getirmesine rağmen niyeti, Medine’deki hurmalıklarını korumak olan kişinin öldürülüp cehenneme yuvarlanması bunun açık bir örneğidir.

 

  Ve yine, Resulullah s.a.v ve ashabı ile birlikte hicret gibi güzel bir ameli yerine getirmesine rağmen niyeti, Medine'ye kendisinden önce giden bir kadına kavuşmak olan kişinin Allah ve Resulü tarafından kınanması ve hicretin de Allah'a ve Rasulune değil de o kadına olması, yine bunun açık ve net bir örneğidir.

 

   Bu kişiler görünüşte büyük bir fedakarlıkla savaşıp hicret etmelerine rağmen niyetleri, Allah ve Resulü için değil de Medine'deki hurmalıklar ve kadın olduğu için, bu amellerinin karşılığını görememişlerdir…

 

   Demek ki , işlenen ameller zahiren her ne kadar görünüş şekliyle sün-nete uygun da olmuş olsa,niyet halis olmadığı müddetçe o amel kabul görmeyecektir.

    O halde, bir çoğumuzun ağızlarından düşürmediği : "... Ameller niyet-lere göredir..." hadisinin çok iyi anlaşılması gerekir.

 

   Çünkü, yukarıda zikrettiğimiz gibi bu hadisi şeriften yanlış istidlaller yaparak veya "....Ameller niyetlere göredir..." ibaresini okuyarak bir çok çarpık ameller işleyenler,bu konuda kendilerini haklı zannetmekte ve buna da delil getirdiğini zannetmektedirler.

 

  Oysa ki hadisi vürud sebebi ile birlikte ele alıp biraz olsun onun üze-rinde düşünme zahmetine katlanırsak, durum hiç de zannedildiği gibi görülmemektedir…. Gelin hep beraber bu hadisi şerifi okuyalım. Oku-yalım bakalım ki bunların dediği veya zannettiği gibi,her ne yaparsan yap niyetin samimi ise onlar muhakkak kabul edilecektir,şeklinde birşeyler mi anlatıyor bu hadis :

 

{ … Ömer r.a minber üzerinde şöyle demiştir : Resûlullâh s.a.v’den işittim, buyuruyordu ki : Ameller  ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan da ancak odur. Artık nâil olacağı bir dünyâ veya nikâh edeceği bir kadından dolayı hicret etmiş kimse varsa, onun hicreti - Allâh`a ve Resûlüne değil - hicret ettiği şeyedir. }

                                                                                BUHARİ : 1.C.143.S

 

 “ …. Bilindiği gibi hicret olayı, Mekke'den Medine'ye, Allah'ın izni ile bir yolculuğun adıdır. O insanlar, - Allah kendilerinden razı olsun - o kadar uzun ve meşakkatli bir yolu Allah rızası için yürüdüler. Yine Allah rızası için o yoldaki eziyet ve korkulara göğüs gerdiler. Neticede salih bir niyet ve Allah rasulü ile birlikte yapılan bu yolculuk, Allah yolunda bir hicret olarak kabul edilmiştir. Ama içlerinden bir kişi vardı ki,aynı yolu yürü-mesine rağmen ve yine aynı eziyet ve meşakkate katlanmasına rağmen onun hicreti Allah'a ve Resulüne kabul edilmedi. Neden ? çünkü niyeti sahih değildi. Yani niyetinde, kendisinden önce Medine ye giden bir kadına kavuşmak ve onunla evlenmek vardı….”

 

  İşte bu olay,ameller ne kadar düzgün de olsa, niyet sahih olmadığı sürece o amelin kabul görmeyeceğini açıkça bizlere anlatan bir olaydır.

 

   Yine aynı şekilde, şu üç sınıf insan hakkında anlatılan şu hadisi şerifi de güzelce kavrayabilirsek,bu da konu ile alakalı açık delillerdendir.

 

{ … Ebu Hureyre r.a dan. Allah rasulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır : ".... Kıyamet gününde aleyhinde ilk önce hüküm olunacak insanlar şunlardır :

1- Şehid olmuş kimse : O, huzura getirilir de Allah ona olan nimetlerini anlatır. O da mazhar olduğu bütün nimetleri tanır. Kendisine : Bu nimetlere karşı sen ne amel işledin ? diye sorar. O kul :  Senin yolunda cihat ettim, nihayet şehid edildim der. Allah : Sen yalan söyledin ! bilakis sen cüretlidir denilmek - ne güzel kılıç sallıyor, desinler - diye mukatele ettin ve bu da sana denildi, buyurur. Sonra emir verilir de bu kimse yüzü üzerinde sürüklenir, nihayet cehenneme atılır.

 

2 - İlim sahibi kimse :  Sonra muhakemesi görülecek bir diğer insan da ilim öğrenmiş, öğrendiğini başkasına öğretmiş ve Kur'an okumuş olan kimsedir. O da getirilir. Allah c.c ona da kendisine verdiği nimetleri anlatır. Bu kimse de nimetleri tanıyıp itiraf eder. Allah c.c ona da : Bunca nimetlere karşı sen ne yaptın ? diye sorar. O kul : İlim öğrendim, onu başkalarına da öğrettim ve senin rızan için Kur'an okudum der. Allah-u Azze ve Celle ona da : Sen yalan söyledin ! Bilakis sana Alim desinler diye öğrendin. Ne güzel Kur'an okuyor desinler diye Kur'an okudun ve bunlar da sana söylendi, - artık ne istiyorsun - Ve Allah c.c emir verir de o kul da yüzünün üstüne sürüklenerek cehenneme atılır.

 

3 - Kendisine mal mülk verilen kimse : Sonra muhakemesi görülecek kimse Allah'ın kendisine ni'metleri bollaştırdığı ve her çeşit maldan ihsan eylediği kimsedir. Bu da getirilir ve Allah c.c ona da nimetlerini hatırlatır, o da bu nimetleri hatırlayıp itiraf eder. Allah ona da : Bu nimetler içinde ne amel işledin ? diye sorar. O kul : Hakkında infak edilmesini istediğin hiç bir yol bırakmadım da bütün bu yollarda senin rızan için infak eyledim der. Allah c.c  ona : Yalan söyledin.  Bilakis sen bu infak ve harcamaları, " Bu adam ne cömerttir " desinler diye yaptın ve bu da sana denildi, buyurur. Sonra emir buyurur da o kimse de yüzü üzerine sürüklenerek cehenneme atılır. }

                                                                                  MÜSLİM : 6.C.1905.N                                                                                                    

 

   İşte bu hadis'i şerifte de görüldüğü gibi, yapılan ameller görünüşte sünnete uygun amellerdir. Yani, bu insanların savaş ortamında düşmana karşı kılıç sallamaları, ilim öğrenip insanlara ilim öğretmeleri, Kur’an öğrenip onu başkalarına öğretmeleri,kazandığı maldan infak edip harcama yapmaları, ibadetin birinci şartı olan sünnete uygun şeylerdir. Lakin, yapmış oldukları bu sahih şekiller Allah indinde kabul görmemiştir Neden ? Çünkü bir ibadetin kabulü İçin gerekli olan İkinci şart, yapılan o ibadetlerde mevcut değildi.Yani yapmış oldukları o amellerde sahih bir niyet mevcut değildi.

 

    İşte bu ve benzeri hadisi şerifler bizlere "... Ameller niyetlere göre karşılık görecektir ..." hadisinin ne manaya geldiğini ve ameller her ne kadar sünnete uygunda olsa,yapılan o amelde sahih bir niyetin olmadığı sürece onun kabul görmeyeceğini bizlere açıkça anlatmaktadır.

 

   Öyleyse bu konuda söylenmesi gereken son söz ; bütün inanıyorum diyenlerin bu önemli noktayı çok İyi kavramaları ve her konuda olduğu gibi bu konuda da " Kitabın ve Sünnetin " bizlere sunduğu  gerçekleri hayatlarına geçirmeleri gerekir

 

  Değerli kardeşlerim ! izahını yapacağımız ikinci husus ise ; iyi niyetle de olsa yapılan harhangi bir amelin eğer sahih sünnet'te yeri yoksa, bunun reddolunacağı hususudur…. Yani,niyet sahih ve sağlam da olsa, değilmi ki o amel sünnete uygun değil,bu  kabul edilmeyecektir.

 

   Şimdi burada bir anti parantiz yaparak şunun güzel anlaşılmasını istiyorum. Bu da ; bilindiği gibi islam’da meselelerin hükmü ile şahısların hükmü yerine zamanına ve zeminine göre farklılık arzetmesi hususudur. Yani anlatmaya çalıştığımız bu konu meselenin hüküm cihetidir. İnsan-ların  tümünü kapsayan hüküm yönü değildir.

 

  Bununla şunu kasdediyorum ; insanların cahil oluşları, onların bazı hususlarda sorumluluklarını ortadan kaldırabilir.Çünkü bir çok insan samimi bir niyetle yaptıkları o amellerin islam’dan olduğunu zanne-diyorlar. Dolayısiyle, - defalarca anlatmaya çalıştığımız gibi – yaptıkları o işlerin yanlışlığını kendilerine anlatıncaya veya onlar amellerinin yanlış olduğunu öğreninceye kadar onlara herhangi bir suçlamada bulunul-maması gerekir.

 

AMELİN SÜNNETE UYGUN OLMASI

 

   Ve konumuzun ikinci kuralını anlatmaya dönüyoruz ve diyoruz ki ; Bu konudaki ikinci kural,amelin sünnete uygun olmasıdır…. Ve bu kuralın birinci ve en açık delili, Allah resulü s.a.v’in şu hadisi şerifleridir :

 

{ … Aişe r.anha'dan ; Resulullah s.a.v söyle buyurdular :  Kim bizim şu işimizin – yani dinimizin - içinde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse, o merdutdur. }  diğer bir rivayette ise :

 

{ ... Her kim bizim emrimize uymayan bir amel işlerse o amel merdutdur. }

               MÜSLİM : 5.C.1718.N                                                                                                          

 

     Zikredilen bu hadisi şerifte açıkça görüldüğü gibi, yapılan her hangi bir amelle alakalı insanın elinde bir delil yok ise, - diğer bir ifadeyle – o amel sünnete uygun değil ise,iyi niyetle de işlenmiş olsa, o amel kabul edil-meyip reddolunacaktır… İşte, bir amelin kabul görebilmesi için ken-disinde mutlaka bulunması gereken ikinci şart da budur.

 

   Yani, sadece iyi bir niyetle amelin işlenmesi,o amelin kabul edilmesi için yeterli değildir. Çünkü, İslam dini insanlara sadece niyet olarak sunulan bir din değildir. İslam dini, iyi bir niyetle beraber sahih bir amelin yan yana gelmesini şart koşmuştur.

 

   Eğer insanların sadece iyi niyet sahibi olmaları yeterli olmuş olsa idi, Allah'ı razı etmek istemelerine rağmen şirk ve küfre düşen ehli Kitab'a veya kabirlerde yatan salih insanlara saygı ve ta'zimde bulunurlarken:

 

" Bizim kötü bir niyetimiz yoktur .... Biz bu kabir ve türbelerde yatanlara ibadet etmiyoruz. Biz bunlara sadece bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye bunları Allah’la kendi aramızda vasıta ve vesile ediniyoruz..."  ZÜMER : 3.AY.

 

diyen mekkeli müşriklere peygamber gönderilmezdi. Çünkü mekkeli müşriklerin niyetleri halis idi. Ayet’te de belirtildiği gibi onların niyetleri Allah’a daha fazla yaklaşmak için bir şeyler yapıyorlardı. Ama ne yazık ki niyetlerinin halis olması onlara ne bir faide sağladı ve nede kendilerini    müşriklikten  kurtardı…. Neden ?

 

   Çünkü,yapmış oldukları icraatlar Allah'ın kendilerinden istediği ameller değildi… Yani ;  "....Bana yaklaşabilmeniz için kabir ve türbelerde yatan salih insanları benimle aranıza vesile koyun..." diye Allah onlara bir emir indirmemişti.

 

   Dolayısıyla artık şurası çok iyi anlaşılması gerekir ki, insanların niyet-lerinin  iyi olması, yaptıkları çirkin icraatlarının meşruluğuna delâlet etmez…. Diğer bir ifadeyle ; insanların niyetleri her na kadar iyi de olsa, sünnete uymayan yanlış amelleri kendilerinden kabul edilmeyecektir.

 

   Kulakları çınlasın,sadece iyi niyetin yeterli olduğunu zannedenlerin. Kulakları çınlasın, samimi bir niyetle çirkin icraatlarda bulunanların… Ve yine kulakları çınlasın, bugün, Allah’a bizi daha fazla yaklaştıracaklar diye bir takım insanları Allah’la kendi aralarında vesile edinenlerin.

 

  Unutmayalım ki,insanlar iyi niyetle de olsa, kendi icad ettikleri vesilelerle kesinlikle Allah’a yaklaşamazlar…. İnsanları Allah’a yaklaştıracak olan vesileler,yine Allah’ın tayin ettiği vesileler olmalıdır.

 

   Yine aynı şekilde zikredilen şu hadisi şerif de bu konudaki delillerden bir tanesidir :

 

{ … İbni Abbas r.a şöyle demiştir : Peygamber s.a.v hutbe yaparken güneşin  altında  dikilmiş bir adam gördü de,onun ismini ve halini sordu.  - yani bu adam kim ve ne yapıyor böyle ? dedi – Dediler ki : O adam ebu İsrail’dir,o ayakta dikilmeye, oturmamaya, güneşte gölgelenmemeye, konuşmamaya ve bu şekilde oruç tutmaya nezretmiştir. Bunun üzerine Peygamber s.a.v o zat için :

- Konuşsun,gölgelensin,otursun ve orocunu tamamlasın,diye em-retti. }

BUHARİ : 12.C.6572.S

 

    Görüldüğü gibi Ebu İsrail denilen bu kimse, güneşin altında beklemek suretiyle, iyi bir niyetle Allah'a itaat ettiğini zannediyordu. Fakat Allah Resulü s.a.v bu kimseyi yapmış olduğu bu şeyden menetmiştir...Neden ? Çünkü, her ne kadar yaptığı o işte iyi bir niyette taşısa, o amel sünnete uygun bir iş değildi…. Onun için, onu yaptığı o işten menetmiştir. 

 

    Hulasa, zikredilen delillerden anlaşıldığı gibi, Allah indinde kabul göre-cek bir amelin sadece samimi bir niyetle yapılması yeterli görülmemiş, bunun bir de sahih sünnet'e uygun olması şart koşulmuştur.

 

   Öyleyse müslümana düşen görev, Kitabın ve Sünnet'in bu konudaki zikretmiş olduğu mesajlarına kulak vererek, zikri geçen bu iki kurala uygun hareket etmesidir.

 

   Bu kurallardan uzak durarak bir takım bidat ve hurafelerle dinini yaşa-maya  çalışanların  "  Bizim kötü bir niyetimiz yoktur  "  demeleri veya " Amaller niyetlere göredir " hadisinin istidlal yönünü saptırarak sünnete muhalif etmeleri bir müslümanı asla aldatmamalıdır.

 

    Sözün özü ; İyi niyetli olduklarını iddia edip de kendilerine : “ Mus-takilen iyi niyet insana faizde vermez " diye nasihatta bulunduğumuz insanlar hala aynı şeylerde İsrar ederlerse, kusura bakmasınlar bu niyetlerine biraz zor kavuşurlar. Tabiri caizse:  " Niyeti Erzurum’a gitmek olan bir kimse sırtını Erzurum'a dönüp de Bursa'ya doğru ilerlerse, kusura bakmasın o insanın iyi niyeti onu Erzurum'a götürmeyecektir. Niyeti Erzurum'a gitmek olan bir insanın, yöneleceği yol da Erzurum yolu olmalıdır ".

    Binaenaleyh, niyetleri Allah nzası olan kimselerin yönelecekleri yol da Resulullah s.a.v'in takip ettiği yol olmalıdır. Yani, yapacağı bir amelde Allah'ın rızasını düşünürken, bir de o amelin şeklinin, şemalinin Resu-lullah’ın uyguladığı şekle uymasına gayret göstermelidir.

 

    İşte Allah’ı razı etmek isteyen bir müslümanın bu noktada durması ve bu konuyu çok iyi düşünmesi gerekir…. Acaba Allah'ın razı olması için, hangi yolu takip etmeliyim diye,bunu kendisine dert edinmelidir.… ..Ve yine, acaba Rasulullah s.a.v’in tarif edip yaşadığı o yol hangisidir,o yolu nasıl bulabilirim, diye araştırıp soruşturması gerekir

 

   Unutmayalım ki,yaşadığımız bu ortamda delilsiz körü körüne hareket eden müslümanların gerçekten böylesi bir şuura şiddetle ihtiyaçları vardır.

 

    Çünkü ,bir çok değişik gayri İslami anlayışlara sahip olan cemaatlerin içerisinde bulundukları o musibet ve belalar, inanın kaidesiz ve kuralsız hareketlerinden dolayıdır. Dolayısıyla bu kuralsızlıklarından dolayı yan yana gelememekte ve bir birlerine karşı acımasız ve musamahasız bir düşman kesilmektedirler.

 

   Her ne kadar bütün cemaatler iyi niyet de taşısalar, ki, hüsnü zannımız budur. Onların iyi niyetleri ne yaptıkları yanlış amellerin kabulünü sağla-yacaktır ve nede diğer Müslümanlarla yanyana gelmelerini  sağlayacak-tır…..  

 

   Öyleyse ilerisini düşünen basiretli müslümanlar, işi baştan sağlama bağlayan kimseler olmalıdırlar…. Bir çoğumuzun yaptığı gibi " Aman sayımız çoğalsın da inşaallah ilerde bu ihtilafları oturup çözeriz " diyen-lerden olmamalıdırlar….  Böyle düşünenlere bazı bölgelerdeki yaşanan olaylar ders vermelidir.

 

   Allah’u Azze ve Celle bizler, bu iki kuralı yan yana getirip ona uygun amel işleyen kimselerden olmamızı nasip eylesin.

 

                                                                      AMİN

 

VELHAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN

 

 

 

                                                                                     TACUDDİN  EL - BAYBURDİ