Kuran ve Sünnet

HEVA VE BİD-AT EHLİNE KARŞI EHL-İ SÜNNET-İN TUTUMU

 

 

 

Heva ve Bid’at Ehline Karşı Ehl-i Sünnet’in Tutumu

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat olan selef-i sâlihin akîdesinin esaslarından birisi de, dinden olmayan şeyleri ortaya çıkarıp dîne yerleştiren hevâ ve bid’at ehline buğzeder,onları sevmez, onlarla arkadaşlık etmez, sözlerini dinlemez, onlarla oturup kalkmaz, din hususunda onlarla tartışmaz ve onlarla münâzaraya girişmezler.Kulaklarını onların bâtıl sözlerine karşı korumayı, onların hal ve kötülüklerini açıklamayı, ümmeti onlardan sakındırıp, insanların onlardan uzak kalmalarını sağlamayı da gerekli görürler.

Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:

((مَا مِنْ نَبِيٍّ بَعَثَهُ اللَّهُ فِي أُمَّةٍ قَبْلِي إِلاَّ كَانَ لَهُ مِنْ أُمَّتِهِ حَوَارِيُّونَ وَأَصْحَابٌ، يَأْخُذُونَ بِسُنَّتِهِ وَيَقْتَدُونَ بِأَمْرِهِ، ثُمَّ إِنَّهَا تَخْلُفُ مِنْ بَعْدِهِمْ خُلُوفٌ، يَقُولُونَ مَا لاَ يَفْعَلُونَ، وَيَفْعَلُونَ مَا لاَ يُؤْمَرُونَ، فَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِيَدِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِلِسَانِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِقَلْبِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ،       وَلَيْسَ وَرَاءَ ذَلِكَ مِنْ الْإِيمَانِ حَبَّةُ خَرْدَلٍ )) [ رواه مسلم ]

        "Benden önceki ümmetler arasında Allah’ın gönder-diği ne kadar peygamber varsa, mutlaka onun ümmeti arasından sünnetini alan, emrine uyan birtakım havârilerle ashâbı olmuştur. Onlardan sonra birtakım kimseler gelir, yapmadıkları şeyi söyler, emrolunmadıkları işleri yaparlar.Bunlara karşı eliyle cihad eden kimse mü’mindir, diliyle cihad eden mü’mindir, kalbiyle cihad eden mü’mindir.Bunun ötesinde ise îmândan hardal tanesi kadar dahi bir şey yoktur."[1]

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda yine şöyle buyurmaktadır:

(( سَيَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي أُنَاسٌ يُحَدِّثُونَكُمْ مَا لَمْ تَسْمَعُوا أَنْتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ، فَإِيَّاكُمْ وَإِيَّاهُمْ )) [ رواه مسلم ]

        "Ümmetimin son zamanlarında ne sizin, ne babaları-nızın duydukları şeyleri size söyleyecek kimseler olacaktır. Onlardan sakının, onlardan sakınınız."[2]

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’in bid’at tarifi:

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat, bid’ati şöyle tarif etmektedir:

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’den sonra ortaya çıkartılmış hevâlarla dîn kemâle erdikten sonra dîn diye uydurulan şeylerdir.Kur'an ve sünnetten yapıl-masına dâir dînî bir delil bulunmayan her iş, bid'attir.

Bid'at, aynı zamanda ibâdet etmek ve Allah’a yakınlaşmak amacıyla şeriate benzer,dîn diye ortaya konulan her yoldur. Bundan dolayı bid’at sünnetin karşıtıdır.Bu sebeple bid'at, sünnetin karşıtıdır.Ancak sünnet, hidâyet, bid’at ise, dalâlettir.

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat'e göre bid’at,tevhidin kemâline aykırı olup şirke götüren yollardan birisidir. Bid’at, Allah’ın meşrû kılmadığı bir şekilde Allah’a ibâdet etmek maksadını güder.Bir maksada ulaşmak için ortaya atılan yollar da o maksadın hükmünü taşırlar.Allah’a ibâdet hususunda şirke götüren her yolun kapatılması ve dînde ortaya çıkan her bid’atin önünün tıkanması gerekir.Zirâ dîn kemâle erdirilmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

{الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا} [سورة المائدة الآية: 3]

" Bugün size dîninizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak size İslâm’ı beğenip seçtim."[3]

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmaktadır:

((مَنْ أَحْدَثَ فيِ أَمْرِناَ هَذاَ ماَ لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ)) [رواه البخاري ومسلم]

"Her kim, bu işimizde (dînimizde) olmayan bir şeyi ona ihdâs ederse, o ihdâs ettiği şey kendisine iâde olunur."[4]

Başka bir hadiste ise şöyle buyurmaktadır:

(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْـهِ أَمْرُنـاَ فَهُوَ رَدٌّ )) [ رواه مسلم ]

"Her kim, bu işimizden (dînimizden) olmayan bir şey yaparsa, o yaptığı şey kendisine iâde olunur."[5]

(( فَإِنَّ خَيْرَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللَّهِ، وَخَيْرَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ، وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ )) [ رواه مسلم ]

        " Şüphesiz sözün en hayırlısı, Allah’ın kitabı, yolun en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır, her bid’at bir sapıklıktır."[6]

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’in görüşüne göre bid’atler aynı mertebede değildir.Aksine bid’atler farklıdır.Kimisi dînden çıkarır, kimisi büyük günahlar seviyesindedir. Kimisi de küçük günahlardan sayılır. Ancak hepsinin ortak vasfı, dalâlet olmasıdır. Onlara göre küllî bid’at, cüz’î bid’at gibi değildir. Birkaç bid’atten meydana gelen karmaşık bid’at, basit bid’at gibi değildir. Gerçek bid’at izâfi (göreceli) bid’at gibi değildir. Hem zatı itibariyle bir değildir, hem hükmü itibariyle.Aynı şekilde bid’atlerin kimisi küfür, kimisi fâsıklık olduğu, hükümleri arasında farklılık bulunduğu gibi, bid’atleri işleyen kimsenin hükmü de farklıdır. İşte bundan dolayı Ehl-i Sünnet vel-Cemaat,  bid’at ehli olan kimseler hakkında tek bir hüküm vermezler. Aksine kişiden kişiye,bid’atine göre hüküm farklılık arzeder.Cahil ve te’vilci bir kimse, neye dâvet ettiğini bilen bir kimse gibi değildir. İçtihad edebilen âlim birisi, bid’atine dâvet eden ve hevâsına uyan bir âlim gibi değildir.Yine bundan dolayı bid’atini açıktan açığa işleyen kimseye veya o bid’ate dâvet edip propagandasını yapan kimseye muamele ettikleri gibi,bid’atini gizleyen kimseye davranmazlar. Çünkü bid’atinin propagandasını yaparak ona çağı-ran kimsenin zararı başkasına da erişir. Böyle birisinin alıkonulması, açıktan yaptığının reddedilmesi gerekir. Bunun bu halini sözkonusu etmek gıybet olmaz. Ayrıca bu işten vazgeçmesini sağlayacak şekilde cezalandırılması gerekir.Bid’atinden vazgeçinceye kadar onun için bu onun bir cezâdır.Çünkü bu kimse münker şeyleri açıkça işlediğinden dolayı  cezalandı-rılmayı haketmiştir.

Bu sebeple ehl-i sünnet herkese karşı farklı bir tutum takınırlar. Genel olarak bid’at ehline ve onları taklid edenlere acırlar, onlara hidâyet bulmaları için duâ ederler.Sünnete bağlanıp hidâyete uymalarını ümit ederler. Tevbe edinceye kadar da bu hususta onlara açıklamalarda bulunur.Onlar hakkında zâhire göre hüküm verirler.Kalplerinde olanları ise -eğer bid’atleri küfre götürmeyecek türden ise- Allah Teâlâ'ya havâle ederler.

Hevâ ve Bid’at Ehlinin Alâmetleri:

Hevâ ve bid’at ehlinin üzerinde görülen ve onunla tanındıkları birtakım alâmetleri vardır.Nitekim Allah Teâlâ, onlardan sakındırmak ve izledikleri yolu izlemekten uzak tutmak için onları kitabında ve Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- sünnetinde bize haber vermiştir.Onların alâmetlerinden bazıları şunlardır:

Şeriatın maksadını bilmemek, ayrılık, dağınıklık, cemaatten uzak durmak,tartışmak,düşmanlık etmek, hevâya uymak, aklı nakle tercih etmek, sünneti bilmemek, müteşâbihlere dalmak, sünnetin Kur’ân ile çakıştığını ileri sürmek, şahısları yüceltmede aşırıya gitmek, ibâdette aşırı gitmek, kâfirlere benzemeye çalışmak, ehl-i sünnet’e lakablar uydurmak, hadis ehline buğzetmek,Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in haberlerini taşıyanlara düşmanlık edip onları hafife almak, kendilerine muhâlefet edenleri, delilsiz olarak kâfir saymak, hak ehline karşı yönetici ve devlet başkanlarından yardım istemektir.

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’e göre bid’at esasları dörttür:

Râfızîlik, Hâricîlik, Kaderîye ve Mürcie’dir. Sonra da bu fırkaların her birinden birçok fırkalar doğmuş ve nihayet Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in haber verdiği gibi yetmiş iki fırkayı bulmuşlardır.

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’in bu hevâ ve bid’at ehline karşı koyma konusunda oldukça güzel gayret-leri olmuş ve onlara karşı dâima tetikte beklemişlerdir.  Bid’at ehli hakkında söyledikleri sözleri pekçoktur. Hepsini kaydetmek maksadıyla değil de örnek olmak üzere bu sözlerin bir bölümünü zikredelim:

İmam Ahmed b. Sinan el-Kattân –Allah Teâlâ ona rahmet etsin- der ki:

"Dünyada ne kadar bid’atçi varsa, mutlaka hadis ehline buğzeder.Çünkü adam bid’at ortaya koydu mu kalbinden hadisin lezzeti sökülüp, alınır."[7]

İmam Ebu Hâtim el-Hanzalî er-Razî –Allah Teâlâ ona rahmet etsin- der ki:

“Bid’at ehlinin alâmeti, hadis âlimlerine dil uzatmaktır.Zındıkların alâmeti ise hadis âlimlerini Haşeviye diye adlandırmalarıdır. Onlar böylelikle hadisleri ortadan kaldırmak isterler.Cehmiye’nin alâmeti ehl-i sünneti, müşebbihe diye adlandırma-larıdır.Kaderiye’nin alâmeti,ehl-i sünneti Cebriyeciler diye adlandırmalarıdır.Mürcie’nin alâmeti, ehl-i sünneti muhalifler ve noksancılar diye adlandırmala-rıdır.Râfızîlerin alâmeti, ehl-i sünnete Nevâsıb diye adlandırmalarıdır.Ehl-i sünnete ise ancak bir isim uygun düşebilir. Bütün bu isimlerin onlar hakkında kullanılmalarına imkân yoktur."[8]

İmam Ahmed b. Hanbel’e–Allah Teâlâ ona rahmet etsin-, Mekke’de İbn-i Kuteyle’ye hadis ehli hakkında söz edilince, onun: Hadis ehli, kötü bir topluluktur dediği söylenince, Ahmed b. Hanbel elbisesini silkeleyerek kalkarken şöyle dedi:"O zındıktır,o zındıktır, ozındıktır" sözlerini eve girinceye kadar tekrarlayıp durdu.5[9]

Allah Teâlâ hadis ve sünnet ehlini kendilerine nisbet edilen bütün bu kusurlardan korumuştur. Onlar ancak sünnet-i seniyye ehlidirler. Onların yaşayışları beğenilen bir yaşayış, yolları düzgündür, onlar güçlü ve tartışılmaz delillerin sahipleridir. Allah Teâlâ  onları kitabına uymak, peygamberinin sünnetine bağlan-mak, onu ve din önderlerinin ilimleriyle amel eden ümmetin âlimlerini sevmekte onların gönüllerini açmaya muvaffak kılmıştır.Kim bir topluluğu severse, o da onlardandır.

Nitekim Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:

"Kişi (kıyâmet günü) sevdiği ile beraberdir."[10]

Buna göre her kim, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-i ve onun ashâbını, hidâyet önderleri, şeriat âlimleri, hadis ve eser ehli olup faziletleri belirtilen ilk üç nesilden gelen tâbiîn ve etbâut-tâbiîn ile daha sonra günümüze kadar onlara uyanları severse, bilsin ki o sünnet sahibidir.[11]

Bid’at ehlinden sakındırma konusunda bazı selef imamlarından tavsiyeler:

Mü'minlerin emîri Ömer b. Hattâb-Allah ondan râzı olsun- şöyle der:

"Kur’ân'ın müteşâbihleriyle sizinle tartışacak birtakım kimseler gelecektir. Siz de onları sünnetlerle susturunuz.Çünkü sünnet ehli, Allah’ın kitabını en iyi bilen kimselerdir."[12]

Abdullah b. Ömer’den-Allah ondan ve babasından râzı olsun-  rivâyet olunduğuna göre, kaderi inkâr eden kimseler hakkında kendisine soran kimseye şöyle cevap vermiştir:

"Onlarla karşılaştığın zaman onlara, İbn-i Ömer'in onlardan, onların da İbn-i Ömer'den uzak olduğunu haber ver, -ve bu sözlerini üç defa tekrarlamıştır-."[13]

Abdullah b. Abbas-Allah ondan râzı olsun- da şöyle demiştir:

"Hevâ ehliyle oturup kalkma, çünkü onlarla oturup kalkmak kalbleri hasta eder."[14]

Büyük ilim adamı zâhid Fudayl b. İyâd-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- şöyle der:

"Dînin konusunda bid’atçiye sakın güvenme, işinde ona danışma, onu dinlemek için oturma.Zira kim bid’atçinin sözünü dinlemek için oturursa, Allah Teâlâ onun kalbini kör eder."

İmam Hasan-ı Basrî -Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Allah Teâlâ hevâ sahibinin tevbe etmesine izin vermekten yüz çevirmiştir."[15]

İmam Abdullah b. Mubarek-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Allahım!Bid’at sahibinin bana iyilik yapmasına ve bunun sonucunda kalbimin ona sevgi besleme-sine imkân verme."[16]

Hadis ilminde mü’minlerin emiri olan Süfyan-ı Sevrî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Her kim, bir kimsenin bid’at sahibi olduğunu bildiği halde ona kulak verecek olursa, Allah’ın koruması onun üzerinden kalkar ve kendi haline terkedilir."[17]

İmam Evzâî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Bid’at sahibi kimsenin tartışmasına imkân vermeyiniz. O vakit fitnesi sebebiyle kalbinize şüphe sokar."[18]

İmam Muhammed b. Sîrîn bid’atlerden sakındı-rarak şöyle der:

 "Bir bid’at ortaya koyup da sünnete başvuran hiç kimse yoktur."[19]

İmam Mâlik b. Enes-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Bid’at ehli olan (kadın)la evlenilmez,bid’at ehli olan birisine kız verilmez (evlendirilmez) ve onlara selâm da verilmez."[20]

İmam Şafiî'den-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- rivâyet olunduğuna göre o, kelâm meselelerinden herhangi bir husus hakkında konuşan bir topluluk görmüş, yüksek sesle bağırarak şöyle demiştir:

"Ya iyilikle bize komşuluk edersiniz, ya da yanımızdan kalkar gidersiniz."[21]

Ehl-i sünnet imamı Ahmed b. Hanbel-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- şöyle der:

 "Müslümanların işlerinde bid’at ve hevâ ehlin-den yardım istememek gerekir. Çünkü böyle bir davranışın dîne zararı, çok büyüktür."[22]

Yine şöyle der:

"Bid’atlerin hepsinden sakın.Bid’at ehlinden hiç kimseye dînin konusunda danışma."[23]

İmam Abdurrahman b. Mehdî-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- şöyle der:

 "Hevâ sahibi kimselerinde Cehm’in taraftarla-rından daha kötüleri yoktur. Bunlar semâda hiçbir şey yoktur diyecek kadar ileri gidiyorlar. Allah’a yemîn ederim, onlarla evlenilmeyeceği ve onlardan miras alınıp, miras bırakılmayacağı görüşündeyim."[24]

Ebu Kılâbe el-Basrî-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- şöyle der:

"Hevâ ehliyle oturup kalkmayın.Zirâ siz onların daldıkları şeylere girmeseniz bile, onlar bildiğiniz şeyleri size karmaşık bir hale getirirler."[25]

Eyyub Sıhtiyânî-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- şöyle der:

 "Şüphesiz ki hevâ ehli sapık kimselerdirler. Bana göre onların gideceği yer, cehennemdir."[26]

Kadı Ebu Yusuf-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- şöyle der:

"Ben, Cehmiye, Râfızîler ve Kaderiye mensubu bir kimsenin arkasında namaz kılmam."[27]

Şeyhulislâm Ebu Osman İsmail es-Sâbûnî-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- şöyle der:

"Bid’at ehli kimselerin alâmetleri üzerlerinde açıkça görülür.Onların alamet ve belirtilerinin en açık olanı, Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in haberlerini taşıyan kimselere düşmanlık etmeleri, onları hakir görmeleri,onları Haşeviye, câhil, zâhiriye ve müşeb-bihe diye adlandırmalarıdır. Çünkü onlar Rasûlullah   -sallallahu aleyhi ve sellem-’e dâir haberlerin ilimle ilgisi olmadığına inanırlar.Onlara göre ilim şeytanın bozuk akıllarının sonuçları ile karanlık kalplerinin vesvese-leri arasından kendilerine telkin edilen  şeylerdir."[28]

İmam Şafiî-Allah Teâlâ ona rahmet etsin- bid’at ve hevâ ehlinin hükmünü şu sözüyle açıklar:

"Kelâmcılar hakkındaki hükmüm şu ki: Onların hurma dalıyla dövülmesi, develere bindirilmesi, aşiret ve kabileler arasında dolaştırılması, Kitap ve sünneti terkedip kelâma dalan kimselerin cezâsı budur, diye onların teşhir edilmeleridir."[29]

İmam Muhammed Huseyn b. Mes’ud b. el-Ferra el-Beğavî şöyle der:

"Sahâbe, tabiîn ve etbâut-tâbiîn ve sünnet âlimleri bid’at ehline düşmanlık etmek ve onlarla ilişkileri kesmek şeklinde tavır takınagelmişlerdir."[30]

İmam İsmail es-Sabunî, kıymetli kitabı “Hadis Ashâbı Selefin Akîdesi” adlı eserinde ehl-i sünnetin bid’at ehli olanları kahredip, zelil kılmanın gerektiği üzerinde icma ettiklerini nakletmiş ve şöyle demiştir:

"Bu kitapçıkta kaydettiğim ifâdeler, onların hepsinin benimsediği bir inançtı.Bu hususta birbir-lerine aykırı hareket etmemişlerdir.Aksine bunların hepsi üzerinde icmâ etmişler, bununla birlikte bid’at ehlini kahretmek, onları zelil etmek, hakir düşürmek, uzaklaştırmak, uzak tutmak, onlardan ve onlarla arkadaşlık yapmaktan, onlarla oturup kalkmaktan uzaklaşmak, onlara uzak durup onlardan uzaklaş-mak ile onlarla uzak durmak ve uzaklaşmakla Allah Teâlâ'ya yakınlaşmaya çalışmışlardır."
 

Selef-i Salih'in Akidesi - Ebu Muhammed  Abdullah b. Abdulhamid b. Abdulmecid el-Eserî


 


[1] Müslim

[2] Müslim

[3] Mâide Sûresi: 3

[4] Buhârî ve Müslim

[5] Müslim

[6] Müslim

 Dinde ortaya çıkmış ilk bid’at,namaz ile zekât arasında ayırım gözetmek ve zekâtın ancak Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’e ödeneceğini iddiâ etmek olmuştur Ebu Bekir Sıddîk-Allah ondan râzı olsun- onlara karşı çıkmış, onlarla savaşmış ve güçlenme imkanı bulamadan onların sonlarını getirmiştir.Şâyet onları halleri üzere bırakmış olsaydı, onların bu iddiâları günümüze kadar dîn oluverecekti. Ömer-Allah ondan râzı olsun- döneminde ise küçük bazı bid’atler ortaya çıkmış, o da bunların sonlarının gelmesini sağlamıştı.Osman-Allah ondan râzı olsun- döneminde büyük fitnenin başlangıcı meydana gelmişti.Bu ise hak olan imama kılıç ile karşı çıkmak bid’ati idi. Onların bu bid’atleri onu öldürmekle son bulmuştur.Bu ise günümüze kadar devam eden Hâricîlerin fitnesinin başlangıcını teşkil ediyordu.Daha sonra bid’atler arka arkaya gelmiş, Kaderiye, Mürcie, Rafıziler, zındıklık, bâtınî fırkaları, Cehmiye, isim ve sıfatları inkâr edenler... ve daha başka bid’atler ortaya çıkmıştır.

Bid’atler ortaya çıktıkça ehl-i sünnet de onlara karşı tetikte duruyordu. Hala hak ehli ile bâtıl ehli arasındaki mücadele günümüze kadar devam etmekte, kıyâmete kadar da sürecektir. Ehl-i sünnet her zaman ve mekanda, Kur’ân’a, sünnete ve ümmetin icmaına aykırı olan her söz veya davranış üzerindeki perdeyi kaldırırlar.

[7] İmam Nevevî: "et-Tezkira".

[8] Râzî; "Sünnet ve Dînin İtikâdı" kitabı.

[9] İmam Ebu Muhammed Hasan b. Halef el-Berbehârî; "Şerhus-Sünne"

[10] Buhârî

[11] Bid’at ehli arkasında namazın hükmü:

 Bu mesele ile ilgili olarak ehl-i sünnet’in görüşlerinin özeti şöyledir :

Aslen kâfir ve mürted olan bir kimsenin arkasında namaz kılmak câiz değildir. Durumu açık olmayan kimse ile akîdesi bilinmeyen kimsenin arkasında namaz kılmayı terketmek selef’ten hiç kimsenin söylemediği bir bid’attir.Aslolan bid’atinin çirkinliğini ortaya koymak ve başkalarının ondan uzaklaşmasını sağlamak için bid’atçinin arkasında namaz kılmanın nehyedilmesidir. Bununla birlikte böyle bir namaz kılınacak olursa, sahihtir.

Bid’at ehlinin cenâze namazlarını kılmayı ve onlara rahmet okumayı terketmenin hükmü:

Aslen kâfir yahut dîninden dönen bir kimse ya da bid’ati dolayısıyla tekfir olan, bizzat kendisine huccet ikâme edildikten sonra cenâze namazını kılmak ve ona rahmet okumak câiz değildir.Bu hususta icma vardır. Her kim, isyankâr yahut dinden çıkartmayan bir bid’atin bid’atçisi olarak ölürse, imamın ve ona uyan ilim ehlinin insanları işlediği günahından ve bid’atten alıkoymak maksadıyla namazını terketmeleri meşrudur.Ancak bu herkes için onun cenâze namazını kılmanın haram olduğu anlamına gelmez.Aksine onun namazını kılmak ve ona duâ etmek, ebedî olarak cehennemde kalacakları şeklinde haklarında hüküm verilmiş kâfirlerden bir kâfir olarak ölmediği sürece farz-ı kifâye’dir.

[12] el-Lâlekâî;"Ehl-i Sünnet İtikâdının Esasları Şerhi"nde, İbn-i Batta "el-İbâne"de rivâyet etmiştir.

[13] Adı geçen eser.

[14] Adı geçen eser.

[15] el-Lâlekâî;"Ehl-i Sünnet İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.

[16] Adı geçen eser.

[17] İbn-i Vaddâh; " el-Bideu vel-Nehyu anha"

[18] İbn-i Vaddâh; " el-Bideu vel-Nehyu anha"

[19] Müslim, sahih adlı eserinin önsözünde rivâyet etmiştir.

[20] İmam Mâlik; "el-Mudennetul-Kubrâ"

[21] Nasr b. İbrahim el-Makdisî, Muhtasaru Kitabi’l-Hucceti alâ Terkı’l-Mehacceti

[22] İbn-i Cevzî;" Menakıbu’l-İmami Ahmed"

[23] Adı geçen eser.

[24] İmam Ahmed'in oğlu Abdullah; "Kitabus-Sünne"

[25] İbn-i Batta; "el-İbâne"

[26] İbn-i Batta; "el-İbâne"

[27] el-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikadının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.

[28] Şeyhulislâm Ebu Osman es-Sâbûnî; "Hadis Ashâbı Selefin Akîdesi".

[29] İmam Beğavî; "Şerhus-Sünne".

[30] Adı geçen eser.