Kuran ve Sünnet

Şehadetin Geçerli Olmasında Gereklerine Dair İlim ve Amel İle Yakin Sahibi Olmak Şarttır

Şehadetin Geçerli Olmasında Gereklerine Dair İlim ve Amel İle Yakin Sahibi Olmak Şarttır

 

Feth’ul-Mecid yazarı şehadetin manasını şerhederken diyor ki:

“Kim Allah’tan başka ibadete layık ilahın olmadığına şehadet ederse” yani bu, kim onun manasını bilerek ifade edip batın ve zahir olarak gerekleriyle amel ederse demektir.

Esasen şehadeteynde (kelimei şehadet) ilim, yakin ve gerekleriyle amel etmek hususları bulunmalıdır. Nitekim ayette:

“Bil ki Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur” (Muhammed 47/19) deniliyor.

“Bilerek hakka şahitlik edenler hariç.” (Zuhruf 43/86)

Bunun manasını bilmeden, şirkten beri olarak ihlas ile söylemek ve işlemek gibi gerekeleriyle amel ve yakin olmadan, bunu söylemek -ki bu amel kalp ve lisanın sözü, kalp ve organların amelidir- icmaen faydasızdır.

Kurtubi el-Mufhim ala Sahih’il-Müslim’de diyor ki:

"Şehadeteyni sırf  telaffuz etmek yeterli değildir. Aksine kalbî bir yakin gereklidir, bölümü."

Bu başlık gulatı mürcie mezhebinin fasit oluşuna delalet etmektedir. Onlar diyorlar ki:

İman hususunda şehadeteyni telaffuz etmek onu duymuş (vakıf olmuş) kimseler için yeterlidir, işte bu babın hadisleri böylesi bir düşüncenin fasit olduğunu ortaya koyuyor. Dahası bu şeriatta fasit olduğu bilinen bir mezheptir. Çünkü bu mantık nifakın cevazı ve münafıkların sahih iman sahibi oldukları hükmünü vermenin kabulünü gerektirir. Bu ise kesinlikle batıldır.

Bu hadiste şuna da bir delalet vardır:

O da “kim şahitlik ederse” sözüdür. Şüphesiz şehadet ilim, yakin, ihlas ve sıdktan kaynaklanmadıkça doğru değildir (geçersizdir).

el-Vezir Eb’ul-Muzaffer, el-İfsah’ta diyor ki:

(La ilahe illallah şehadeti) sözü şahidin Allah’tan başka ibadete layık ilahın olmadığını bilmesini gerektiriyor. Nitekim ayette:

“Bil ki ondan başka ibadete layık ilah yoktur” denmektedir. Allah’ın (c.c) “illa” edatından sonraki isminin harekesi ötredir. Çünkü uluhiyet sırf O'nun için gereklidir. O'nun dışında hiç kimse ilahlığa müstehak değildir. Bu konunun özeti şudur:

Muhakkak ki bu kelimenin, tağutu reddetmek ile Allah'a iman etmeyi kapsamakta olduğunu bilmen gerekir. Sen, uluhiyeti önce nefyedip sonra da Allah için kabul ettiğinde böylece tağutu inkâr etmiş ve Allah'a iman edenlerden olmuş olursun. (Tevhid V (Feth'ul-Mecid Tercümesi) 60-65.)

İbni Receb diyor ki:

İlah kendisinden sakınmak, saygı duymak, sevmek ve korkudan dolayı kendisine itaat edilip isyan edilmeyendir. Kim uluhiyetin özelliklerinden olan böylesi hususlarda bir yaratılmışı Allah'a ortak ederse bu, La ilahe illallah sözündeki ihlasında bir noksanlık yaptığı anlamına gelecektir. Artık bu pisliklerden kendisinde ne kadar bulunursa onda söz konusu yaratılmışa o kadar kulluk var demektir. (İbni Receb, Kelimet'ul-İhlas, 33-34)

Bikai şöyle demiştir:

"La ilahe illallah" yani: Büyük Melik'ten başka gerçek bir mabudun varlığını kesin bir inkârla reddederim. Şüphesiz bu ilim, kıyamet ürküntüsünden koruyan en büyük hatırlatmadır. Ne var ki bu ancak fayda verdiğinde ilim olur. Bu ise sadece hakkı kabul edip gerekleriyle beraber olursa fayda verir. Yok böyle değilse bu, sırf cehalet olur demektir. Ve "La ilahe illallah", sadece olumlu ve olumsuz nelere delalet ettiğini bilen kişiye, bu kişi buna inanır, kabul eder ve onunla amel ederse fayda verir. Fakat bunu bilgisizce ve inanmadan, amel etmeyerek söylerse ulemanın sözlerinde de geçtiği gibi bu, sırf cehalettir ve bu durum seksiz şüphesiz onun aleyhinde bir hüccettir. (Feth'ul-Mecid Şerh'u Kitab'ıt-Tevhid, 35-39)

Teysir'ül-Aziz'il-Hamiyd'in sahibi diyor ki:

"Kim Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet ederse" yani kim bu kelimeleri, manasını bilerek batın ve zahir olarak gerekleriyle amel ederek telaffuz ederse demektir. Nitekim:

"Bil ki Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur." (Muhammed 47/19)

 "Ancak bilerek hak dine inanıp ona şahitlik edenler müstesnadır." (Zuhruf 43/86) ayetleri de buna işaret ediyor.

Fakat manasını bilmeden ve gerekleri ile amel etmeden bunu ifade etmenin faydasız olacağında icma vardır. Hadiste buna delalet edecek şeyler vardır. O da:

"kim şehadet ederse" (Zuhruf 43/86) dir.

Çünkü kişi bilmediği şeye nasıl şehadet etsin? Kaldı ki mücerred olarak bir şeyden bahsetmeye, ona dair şehadet etmek denilmez. (Teysir'ül-Aziz'il-Hamiyd Şerh'u Kitab'ıt-Tuhi, 53)

İşte Kitap ve sünnetin bu delilleri, ümmetin selef ve imamlarının anlayışı çerçevesinde kesin olarak şunu gösteriyor:

Şüphesiz ki şehadet etmek, ancak ve ancak ilimle beraber ifade etmek ve üzerinde olunan duruma dair bilgiyi tastik etmekle olur. Yoksa ilimsiz ifade (telaffuz) kesinlikle şehadet diye isimlendirilemez.

Nebi'nin (s.a.v):

"İnsanlarla Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet edinceye kadar savaşmakla emrolundum" sözü yakinen gösteriyor ki, can ve malın ismeti ve İslâm ile hükmedilmesi için kelime-i şehadetin ne anlama geldiğini bilmek şarttır. Ta ki herhangi biri bu hadisten ismetin sırf telaffuz ve ilme ön şartlı (telaffuza dayalı) olduğunu, bunun gerekleriyle amel etmenin gerekmediği zannına kapılmasın.

Üçüncü rivayet şöyledir:

"Kim La ilahe illallah der ve Allah dışında ibadet edilen her şeyi reddederse mal ve canı haram olur. Hesabı ise Allah'a kalmıştır."