Kuran ve Sünnet

Şirk İçindeyken Allah’a İbadet Ediyor Olmak İmkansızdır

Şirk İçindeyken Allah’a İbadet Ediyor Olmak İmkansızdır

 

İbni Teymiye:

"öyle ya siz de benim kulluk ettiğime kulluk etmezsiniz."  (Kâfirun 109/5) ayetinin tefsirinde diyor ki:

Ayet onların şirklerini ele almaktadır. Şöyle ki, yaptıkları bu kulluk, kesinlikle Allah'a ibadet değildir. Şüphesiz Allah, sırf kendisi için yapılmayan ameli kabul etmez. Şimdi onlar, kendisine şirk koştukları zaman O'na dua edip O'nun için namaz kılsalar bile sırf O'na (c.c) ibadet etmiş (kul olmuş) olamazlar. Dolayısıyla onlar, onun, sıfatları belirtilmiş özellikteki ibadet ettiği mabuduna ibadet etmemektedirler. Çünkü bu, kendisine has isim ve sıfatlara sahip biri olarak haber verdiği rabb ve sırf O'na ibadeti konu edinir. Kim onun kendisinden haber verdiği bir kısım sıfatları yalanlarsa bu kişi hiçbir surette onun ibadet ettiğine ibadet etmiş sayılamaz.

Aynı şekilde şunu bilmek lazımdır:

Her ne kadar ibadetlere dair hükümler muhtelif olsa da mabud, her halükarda tektir. Velev ki ibadetlerin biri ötekine benzemese de. Buna göre bu durumda olanlardan teberri edilmez. Çünkü kim dinini halis kılarak Allah'a ibadet ederse bu kişi bütün zaman dilimlerinde de Müslümandır. Şu kadar var ki onun yapacağı ibadet, mutlaka Allah'ın onun için uygun gördüğü ibadet olmalıdır." (Feteva, 16/550-600)

Bu, her Müslümana emredilmesi gereken çerçevedir. Velev ki böylesi biri kendisine iletilmeden önce, Allah'a şirk koşuyor idiyse de. O şu anda ve gelecekte her dönemdeki müşriklerin çeşitli şeylere yaptığı ibadetten teberri etmekte, dahası onların mabudlarına yaptıkları ibadetin geçerliliğini reddetmektedir. Görüldüğü gibi böylesi durumdaki bir kişi, şer'î ve olgu olarak bu tür bir ibadete cevaz vermediği gibi ondan teberri de eder. Dolayısıyla bu ne vukua gelir ne de gelmesi mümkün olur.

Onun kâfirlerden bahseden sözüne gelince:

"Öyle ya siz de benim kulluk ettiğime kulluk etmezsiniz." (Kâfirun 109/5)

Bu hitap genel olarak bütün kâfirlere yapılmıştır. Daha sonra Müslüman olmuş olsalar bile. Küfür üzere berdevam oldukları sürece, bu kendilerine yönelik bir hitaptır. Fakat İslâm olduklarında bu ayet artık onları kapsamaz. Çünkü onlar o andan itibaren mümin olup kâfir değildirler. Şayet batınen münafık iseler bu durumda hitap yine onlara da şamildir. Kâfir, kâfir kalmayı sürdürdükçe, kesinlikle Allah'a ibadet ediyor değildir. Aksine o, sadece şeytana ibadet etmektedir. Artık bunu ister açık açık yapsın ister Yahudiler gibi gizlice yapsın, farketmez. Şüphesiz Yahudiler Allah'a ibadet etmiyorlar. İşin özünde onlar şeytana ibadet etmektedirler. Çünkü Allah'a ibadet, O'nun belirleyip emrettiği ile olabilir. Onlar ise O'na ibadet ettiklerini iddia etseler bile, bu tahrif edilmiş ve nehyedilmiş amelleri yapmaktadırlar. Oysa O (c.c), bunu kerih görmekte, buğzetmekte ve yasaklamaktadır. Bu haliyle de bunlar ibadet değildir.Şimdi Muhammed'i inkâr (red) eden biri kâfir kaldıkça, Muhammed'in ibadet ettiğine ibadet ediyor olamaz. (Feteva, 16/554)

Yahudiler, biz Allah'a ibadet etmeyi kastediyoruz deseler dahi, bununla yalan söylemiş olurlar. Artık ister yalancı olduklarını bilsinler ister bilmesinler. Tıpkı Nasara'nın şöyle demesi gibi:

Biz sadece Allah'a ibadet ediyoruz ve biz müşrik değiliz. Onlar bu söyledikleriyle yalancı olmaktadırlar. Çünkü onlar O'na ibadet etmeyi dilemiş olsalardı O'na O'nun emrettiği gibi ibadet ederlerdi. Bu dahi şer'î ölçülerle olup değiştirilmiş mensuh şeylerle olamaz. Bunun gibi onların kendisine ibadet yaptıklarını iddia ettikleri rab, onların nezdindeki rabtır. Bu rab, ne İncil ne de Kur'an'ı indirmiş olan rabdir. Keza ne Mesih'i ne de Muhammed'i göndermiştir. Dahası o bunlardan bazılarına göre fakir, bazılarına göre cimri, bir kısmına göre aciz, bazılarına göre ortaya koyduğunu değiştirmeye muktedir olamayan biridir. Bunların hepsine göre ise o, kendisine iftira eden yalancı kimselere kuvvet vermiştir. Onlar ki onun elçisi olduğunu iddia ediyorlar, oysa elçisi değildirler. Dahası onlar hilekar yalancılardır. Onlara göre Allah kendilerini desteklemiş, yardım etmiş ilaveten tabilerine de, mümin dostlarına karşı yardım etmiştir. Çünkü kendilerince, insanlardan farklı olarak Allah'ın evliyası, kendileridir. İbadet ettikleri bu rab ise daima düşmanlarına yardım eden bir rabtır.

Onlar işte böylesi bir rabbe ibadet etmektedirler. Resul ve müminler ise Yahudiler'in ibadet ettiği bu mabuda ibadet etmiyorlar. O (c.c), Yahudiler'in mabudlarını, kendileri için mabud olması cihetiyle vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir. Evet O, bu nevi izafelerden beridir. Bu anlamda O (c), Yahudiler'in mabudu değildir. Şüphesiz onların cibiliyetinde bir takım sıfatlar vardır ki, bunlar O'nun için sıfat olamaz. Bunu onlara şeytan süslemiştir. Onlar bu özelliklerle muttasıf şeye ibadet etmeyi kastetmektedirler. Bu ise sırf şeytandır. Bu durumda tabii ki resul ve müminlerden hiçbiri Yahudi'nin ibadet ettiği bu şeye ibadet etmezler. (Feteva, 16/563)

Denilse ki:

Müşrik hem Allah ve hem de başkasına ibadet etmektedir. Ayette geçtiği gibi:

"İyi ama, ister sizin ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?" (Şuara 26/75-77)

Burada O'nu (c.c), taptıkları şeyler arasından istisna etmiştir. Bu da onların Allah'a da ibadet etmekte olduklarını gösteriyor. Nitekim şu ayet de böyledir:

"Ben sizin taptıklarınızdan uzağım. "- "Ben yalnız beni yaratana taparım." (Zuhruf 43/26-27) Burada da istisna vardır.

Müsned ve başkalarında Husayn el-Huzzai'nin şu hadisi vardır:

Resulullah (s.a.v) ona şöyle dedi:

"Ey Husayn günde kaç ilaha ibadet ediyorsun"

O da dedi ki:

Yedi ilaha, altısı yerde biri göktedir...

Denildi ki, bu müşriklerin sözüdür. Nitekim Yahudi ve Nasraniler de biz Allah'a ibadet ediyoruz diyorlar. Onlar O'na şirk koşarak yaptıkları ibadetin ibadet olduğunu zannediyorlar. Ne var ki onlar bu noktada yalancıdırlar.

Halilullah'ın (a.s) sözüne gelince bunda iki görüş vardır:

1. Bu istisna-ı munkatıdır. *(Arapça grameriyle ilgili olan bu ifade şu demektir: Bir istisna edilen vardır (müstesna) bir de kendisinden istisna yapılan (müstesna minh). Müstesna, müstesna minhin kendi cinsinden ise buna muttasıl müstesna denir. Eğer aynı cinsten değilse buna da munkatı müstesna denir. Mesela masadaki tek güzel kitap, budur. Burada kitaplar hep aynı cinstendir. Ama mahluklardan yalnızca insan akılıdır, denildiğinde insan diğer yaratıklardan ayrı bir cinste olduğundan buna da istisnai munkatı denilir, işte ayetteki istisna da bundandır. Yani Allah diğer tapılanlardan ayrıdır.)

Abdurrahman b. Zeyd diyor ki:

Onlar Allah'la beraber başka ilahlara da tapmaktaydılar. Buna göre bu lafız mukayyettir. Şüphesiz O (c.c) diyor ki:

"İbadet ettikleriniz." Burada maksat anlaşıldığı için bunu ibadet diye nitelemiştir. Lakin bu Allah katında ibadet olan türden bir ibadet değildir. Şüphesiz sanki Allah (c.c) şöyle demiş gibidir:

Ben ortakların şirkinden müstağniyim. Bu, şu ayetteki gibidir:

"Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler." (Yusuf 12/106)

Bunu, belirttiği kayda rağmen iman diye isimlendirmiştir. Yoksa zaten müşrik Allah'la beraber başka bir ilah edinen kişidir. Bu da mutlak olarak imanın kapsamına girmez. Şöyle demiştir (c.c):

"Putlara ve batıl (tanrılar) a iman ediyorlar." (Nisa 4/51)

"Onlara acı bir azabı müjdele." (Al-i İmran 3/21)

Bu kayıd ve itlak ile beraber olmak üzere esasen iman, Allah'a iman; müjdeleme de hayır ile olur.

Bunu açıklayan şeylerden biri de şu ayettir:

"Yoksa siz Yakub 'a ölüm geldiği zaman orada mıydınız? O zaman (Yakup), oğullarına benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Senin Allah'ın ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın Allah'ı olan tek Allah'a kulluk edeceğiz.Biz O 'na teslim olanlarız dediler." (Bakara 2/133)

Ayetin takdiri şöyledir:

Biz senin ilahına ibadet ederiz. Tek bir ilaha ibadet ederiz ve biz O'na teslim olmuşuz. Bunlar iki haberin arasını iki durum ile birleştirdiler. Şöyle ki onlar onun ilahına ibadet ediyorlar ve sadece tek bir ilaha ibadet etmektedirler. Şimdi kim iki tane ilaha ibadet ederse bu kişi hem onun ve hem de atalarının ilahına kul olmuş olamaz. Şüphesiz sadece tek bir ilaha ibadet eden kişi, onun ilahına ibadet etmiş olur. Şayet Allah'a ibadet eden kişi bununla beraber başkasına da kul ise bunun ibadeti iki türlüdür demektir:

a - Şirkî ibadet

b - Tevhidî ibadet.

Kim de O'nunla beraber başkasına da ibadet ediyorsa, bu kişi tek ilaha ibadet ediyor sayılamaz. O'na şirk koşan O'na ibadet etmemiştir. Çünkü O, ancak tek bir ilah olabilir. Şimdi kendisine lazım olan durumda O'na ibadet etmemiş ise onun için de ibadet edeceği başka bir hali olmaz. Bu haliyle de O'na ibadet etmiş olmaz.

Denilse ki: Müşrik, O'nun yanında başka bir ilah edinmektedir. O, Allah'ın içinde tek ilah olmadığı bir vaziyette ibadet etmektedir. Cevaben denilir ki, bu yanlıştır. Bunun kaynağı şudur:

Şüphesiz ilah lafzı ile uluhiyete müstehak olan kastedilir. Bunun yanında bir de gerçekte ilah olmasa da insanların ilah edindiği şeyler kastedilir. Bundan da öte bunlar kendilerinin ve atalarının uydurup koyduğu isimlerdir. Aslında bu bizatihi ilah değildir. Bu sadece ona kulluk eden kişilerin nezdinde ilahtır ki, bunun ilahlığı da müşriklerin taktir ettiği bir husustur. Bunu,dış dünya ile mutabakatı olmadan kendi içlerinde oluşturmuşlardır. (Feteva, 16/572)

"Senin ilahın ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak 'ın ilahı olan tek Allah'a kulluk edeceğiz." (Bakara 2/133)

Bu ifade, hal üzere mansubtur. Artık ya abid olan failin hali olarak yahut da ibadet edilen ve meful durumundaki mabudun hali olarak.

Birinci durumda mana şöyledir:

Biz ihlas içinde olduğumuz halde sadece O'na ibadet ederiz.

İkinci durumda ise sırf O'nun için gerekli olan bir hal ile. O, şüphesiz tek bir ilahtır. Bu nedenle biz de, ihlasla O'nun dışındakiler bir yana, kendisinin tek bir ilah olduğunu itiraf ederek sırf O'na ibadet ederiz. Şayet ayetin taktiri bu ikinci seçenek olursa, bu, müşrikin O'na kul olmasını önler demektir. Çünkü şüphesiz o bu haliyle O'na ibadet etmemektedir. Ki O kendisine ibadet edeceğimiz başka bir durumu teşri etmemiştir. Yok eğer ayetin taktiri birincisi olursa, buna göre O'na başka hallerde de ibadet edebiliriz. Mesela, insanın içinde başka ilahlar edinmesi ihtimali doğar. Lakin "Tek bir ilah" sözü bu cümlenin, mabudun hali olduğuna delilidir. Bu şu şekildeki söylemin tersinedir:

O'na dini hasrederek ibadet ederiz. Çünkü bu failin hali durumundadır. Bu yüzden bunun Kur'an'da çokça örneği vardır.

"O halde sen de dini Allah'a has kılarak ihlas ile kulluk et. "-"De ki: Ben dinimde ihlas ile ancak Allah'a ibadet ederim." (Zümer 39/2-14)

Bunlardaki haller failin halidir. Şüphesiz o, bazı kereler ihlaslı olur ve bazen de müşrik olur. Oysa Rab Teala sürekli tek bir ilahtır.

Nitekim 've biz O'na Müslümanlarız- teslim olanlarız' cümlesinde geçen vav, atıf harfidir, ayrıca vav-i haliye olduğu da söylenmiştir. Yani O'na bu haliyle ibadet ederiz. İçinde "tek bir ilah'' kısmı bulunan ayete gelince bu tartışmasız mabudun haline dairdir. Buna göre onların tek bir ilah durumundaki mabuda ibadet etmeleri gerekir ki, bu aynı zamanda o mabud için gerekli bir haldir de.

"Biz O'na teslim (Müslüman) olduk." Özellikle de hal yapıldığı zaman yani biz ona, o tek bir ilah olduğu halde teslim olduk. O'na teslimiyetleri şunu içerir: Dini O'na halis kılmak, O'na boyun eğmeleri ve gayri müslimlerin hilafına O'nun hükümlerine hakkıyla teslim olmak. (Feteva, 16/587)

"Şu anda siz de benim kulluk ettiğime kulluk etmiyorsunuz."  (Kâfirun 109/3) Onların kendi ma'buduna ibadet edişlerini nefyetmektedir. Şu halde onlar, Allah'a müşrik olarak ibadet ettiklerinde onun mabuduna ibadet etmiş olmuyorlar. Bunun gibi o, dinini halis kılarak Allah'a ibadet ettiğinde onların mabuduna ibadet etmiş olmuyor.

Beşinci vecih:

Şayet onlar Allah'ı (gerçekte) Allah olmayan biri olarak tayin etmişlerse (onun şanına yakışmayan özellikler izafe etmişlerse) ve bunun Allah olduğuna inanarak O'na ibadet etmişlerse bunlar, buzağıya ibadet edenler, Mesih'e, Deccal'a ibadet edenler ve dünya ile heva ve heveslerine ibadet edenler gibidirler. Keza bu ümmetten kim gerçekte Allah olmadığı halde, kendilerince Allah'a olduğu zannıyla ibadet ederse bu da aynı olmaktadır. İşte böylesi biri; "Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem" derken o mabudlardan teberri etmiş olmaktadır. Her ne kadar o abidlerin bu mabudlardan maksadı Allah olsa da.

Altıncı vecih:

Onlar Allah'ı kendisine yakışmayan bir özellikle nitelediklerinde, mesela eş, çocuk, ortak nisbet etmek veya O'nun fakir, cimri vesaire olduğunu iddia etmek gibi ve O'na bu şekilde de ibadet ettiklerinde, tabii ki O (c.c), bunların ibadet ettikleri bu özellikteki mabudlarından beri olacaktır. (Feteva, 16/600) Çünkü bu, hiçbir surette Allah değildir." (Feteva, 16/550-600)