Kuran ve Sünnet

Can ve Mal Emniyetinde Allah Dışında İbadet Edilen Şeylerin Reddedilmesi Şarttır.

Can ve Mal Emniyetinde Allah Dışında İbadet Edilen Şeylerin Reddedilmesi Şarttır.

 

Şeyh'ul-İslâm Muhammed b. Abdulvehhab:

"Kim La ilahe illallah der ve Allah dışında ibadet edilen her şeyi reddederse mal ve canı haram olur. Hesabı ise Allah'a kalmıştır."

Hadisine yaptığı yorumda şöyle diyor:

Bu hadis kelimenin manasını açıklayan en önemli delillerdendir. Şüphesiz hadis, La ilahe illallah'ı sırf ifade (telaffuz) etmeyi can ve malı koruyucu (ismet) olarak kabul etmemiş ve bunun gibi onu lafzıyla beraber manasını bilerek sırf ikrar etmeyi de yeterli bulmamıştır. Keza şirk koşmadan sadece Allah'a dua etmeyi de mal ve canını haram kılmaya yeterli sebep saymamış, ta ki bütün bunlara Allah'tan başka ibadet edilen her şeyi inkâr (red, küfür) etmeyi de ekleyinceye kadar. Yoksa şüphesiz ki şek veya duraklama (tevakkuf) söz konusu olursa bu durumda mal ve canı masum kılmış olmaz."

Şimdi tartışmayı topyekün yok eden, konuyu bu kadar açık ve bu denli net anlatan bu açıklamanın yanında başka bir şey olur mu?

Feth'ul-Mecid yazarı:

"Kim Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur der ve Allah dışında ibadet edilenleri reddederse" sözüne dair şöyle diyor:

Bil ki Nebi bu hadiste mal ve can güvenliğini iki hususa bağlamıştır.

a. La ilahe illallah sözünü ilim ve yakinden kaynaklanan bir ifade ile kabul. Nitekim bu, o sözde kayıtlıdır.

b. Allah dışında ibadet edilenleri reddetmek. Hadiste, manasından soyutlanmış bir telaffuzla yetinilmemiştir.

Aksine onu ifade etmek ve onunla amel etmek de lazımdır.

Ayrıca bunda bir de şu ayetin manası vardır:

 "O halde kim tağutu inkâr edip Allah'a inanırsa sağlam kulpa yapışmıştır." (Bakara 2/256)

(Yazar sonra da az önce zikredilen hadisin şerhinde şeyh Muhammed b. Abdulvehhab'in yorumunu kaydediyor ve devamla diyor ki) İşte bu, La ilahe illallah sözü için o doğrulayıcı şarttır. Bu sözü ifade etmek, yazarın zikrettiği bu beş şart olmadan asla sahih olmaz.

Allah (c.c) diyor ki:

"(Yer yüzünde) fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın." (Enfal 8/39)

"Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün onları yakalayın onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder namazı dosdoğru kılar zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın." (Tevbe 9/5)

Burada onlarla savaşmayı emretmiştir. Ta ki şirkten tevbe edip amellerini Allah'a (c.c) halis kılarak namaz kılıp zekât verinceye kadar. Şayet bundan yahut bir kısmından kaçınırlarsa onları icmaen öldürün.

Müslim'in Sahih'inde merfu olarak Ebu Hureyre'den gelen hadiste

"İnsanlarla Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet edip bana ve benim getirdiklerime iman edinceye dek savaşmakla emrolundum..." deniliyor.

Sahihayn'da İbni Ömer'den gelen hadiste ise Resulullah (s.a.v) şöyle demiştir:

"İnsanlarla La ilahe illallah'a şehadet edinceye kadar savaşmakla emrolundum..."

Bu iki hadis Enfal ve Tevbe suresinde geçen iki ayetin tefsiri durumundadırlar. Şüphesiz ulema sadece "La ilahe illallah" diyen ancak manasına inanmayan ve gerekleriyle amel etmeyen kişiyle olumlu- olumsuz (emir- nehiy) olarak delalet ettiği şeyleri yerine getirmedikçe savaşılacağı üzerinde icma etmiştir.

Ebu Süleyman el-Hattabi:

"La ilahe illallah deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum" sözüne dair diyor ki:

Malum olduğu üzere bununla putlara (evsan) ibadet eden halk kastedilmiş olup ehli kitap kastedilmemiştir. Çünkü onlar zaten "La ilahe illallah" demektedirler. Böyleyken gene de onlarla savaşılmakta ve üzerlerinden kılıç kaldırılmamaktadır.

Kadi îyaz şöyle demiştir:

Can ve malın masumiyetinin "La ilahe illallah" a bağlanmış olması imanı kabul etmeye dair bir tabirdir. Bununla maksat Arap müşrikleri ve putperestlerdir. Bunların dışında tevhit iddiasında bulunanlar için masumiyetlerinde "La ilahe illallah" sözüyle iktifa edilemez. Çünkü o bunu küfründe iken de söylemektedir. (Özetlenmiştir.)

"Hesabı ise Allah'a aittir" sözüne gelince yani kişinin diliyle şehadet ettiği bu şehadetin hesabını görecek olan Allah'tır (c.c). Eğer sadık ise onu nimetlere ulaştırarak mükafatlandırır. Yok eğer münafık ise onu elim azap ile cezalandırır. Dünyada ise hükümler zahire göre uygulanır. Artık kim tevhit iddiasında bulunur, zahiren onu nakzedecek bir şey yapmaz ve İslâm şeriatına göre davranmaya da çalışırsa bundan el çekilmesi vacip olur. (Tevhid V, 209-214)

Esasen hadis şunu ifade ediyor:

İnsan bazen "La ilahe illallah" der fakat Allah dışındaki ibadet edilen şeyleri reddetmez. Bu haliyle de can ve malını koruyan (masum eden) bir durumu oluşturmuş olamaz. Nitekim muhkem ayet ve hadisler bunu gösteriyor." (Feth'ul-Mecid, 111-115)

Can ve mal güvenliğine dair gelen bu hadislerin manası hakkındaki bu tafsilat ve açıklamalar, kelime-i şehadete dair ilmin beyanı, tevhidin benimsenmesi ve şirkten teberri etmek, evet bütün bunlar ahkamın icra edilmesi ve dünya-ahirette bunlardan faydalanmak için şarttır. Ulemanın bunda icması vardır.

Sarih, İmam Ebu Süleyman, el-Hattabi ile İmam Kadi İyaz'ın sözlerini nakletmişti.

Nitekim bu açıklamalar:

"Allah dışında ibadet edilenleri reddeder" ifadesinin izahı sadedinde en güzel beyanlardır. Yani kim kelime-i şehadeti ifade ettiği anda şirke bulaşmış bir halde ise bu kişinin öteki şart olan "Allah dışında ibadet edilenleri reddederse" ilkesini gerçekleştirmemiş olması hasebiyle, can ve malı için bir masumiyeti söz konusu değildir.

Nitekim gerçek de budur. Kim de tevhit davasında bulunur, onu nefyeden bir durumu da vaki olmaz ve İslâm hükümlerini de kabul ederse şüphesiz bu kişi can ve malını masum kılan bir durum sergilemiş olur. Nitekim zahir olarak ona İslâm ile hükmedilir. Artık hesabı da Allah'a aittir.

İmam Muhammed b. el-Hasan eş-Şeybani, Hasan'dan (r.a) naklediyor:

"Resulullah dedi ki: La ilahe illallah deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum..."

Resulullah (s.a.v) putperestlerle savaşıyordu. Onlar Allah'ı tevhit etmeyen bir kavimdi. İşte onlardan kim "La ilahe illallah" diyecek olsaydı bu onun İslâm'ına delil olurdu.

Hasılı kelam:

Kim daha önce üzerinde bulunduğu bilinen itikadının tersini ifade edip (Müslümanlık davasında bulunursa) onun İslâm'ı ile hükmedilir. Çünkü bizim için itikadın hakikati üzerinde durmak için bir sebep yoktur. Biz bu durumda kendisinden duyduğumuz itikadına dair ikrarı ile istidlal yapmak (yetinmek) zorundayız. Kendisinde mevcut olduğu bilinen itikadının zıddına bir şeyi ikrar edince biz de bununla onun eski itikadını değiştirdiği sonucunu çıkarırız. Esasen putperestler Allah'ı (c.c) kabul ediyorlardı:

"And olsun onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette Allah derler"  (Zuhruf 43/87)

Lakin O'nun birliğini kabul etmiyorlardı.

"Çünkü onlara, Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur (La ilahe illallah), denildiği zaman büyüklük taslarlardı." (Saffat 37/35)

Keza onlardan haber veren ayette "İlahları tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir, dediler." (Sad 38/5) denilmektedir.

Şimdi onlardan kim "La ilahe illallah" derse bu kişi eski itikadına muhalif bir şeyi haber vermiş olur. İşte bu yüzden belirtilen ifadesi onun imanına delil sayılır.

Nitekim hadiste deniliyor ki:

"La ilahe illallah deyinceye dek insanlarla savaşmakla emrolundum." (Kitab'u Şerh'i Siyer'il-Kebir, 1/150 Siyer-i Kebir İslâm Devletler Hukuku, 1/163)