Kuran ve Sünnet

Müteşâbih'in te'vili bilinebilir mi?

Müteşâbih'in te'vili bilinebilir mi?

Dünyadaki bu varlıklarla âhiretteki varlıklar arasında bazı yönlerden benzerlik ve ortaklık vardır. Bu sebebten dolayı âhiretle ilgili haberlerden maksadın ne olduğunu bilip onu istemiş, sevmiş ya da hoşlanmayıp nefret etmişiz. Şüphesiz aralarında, dünyada takdir edemeyeceğimiz kadar büyük farklılık ve üstünlük vardır. Te'vilini bilemediğimiz şeylerden biri de budur. Onu sadece Allah bilir. Bu sebebledir ki: «Müteşâbihin te'vilini sadece Allah bilir» diyenin sözü doğru olduğu gibi, «ilimde derinlik sahibi olanlar da te'vilini bilir» sözü de doğrudur. Her iki görüş de, sahabe ve onlara iyilikle tâbi olan tabiînden nakledilmiştir.
Dinde derinlik sahibi olanlar müteşâbihin te'vilini bilirler, diyen kimse, bu sözüyle onların tefsir ve anlamını bildiklerini kasdediyor. Yoksa hangi müslüman, Peygamber (s.a.v.)'in, söylediği ve tebliğ ettiği âyet ve hadislerin mânâsını bilmiyordu, diyebilir?! Anlamları olan birtakım kelimeler söylüyordu ama mânâlarım bilmiyordu demek mümkün mü?
İlimde derinlik sahiplerinin de müteşâbihin te'vilini bilmediklerini söyleyenler ise, bununla «Allah'ın ilmini kendisine tahsis ettiği keyfiyetlerini bilmezler» demek istiyordu. Bu sebeble E â b i a , Mâlik b. Enes ve diğer selef âlimleri: «İstiva bilinen bir şeydir, ama keyfiyeti bilinemez» diyorlardı. İbnü'l-Macişûn, A h med b. Hanbel ve diğer selef âlimlerinin görüşü de budur. Diğer sıfatlar hakkında da aynı görüştedirler. «İstiva bilinen bir şeydir» sözü dinde derinlik sahibi olanların bildiği te'vil ve tefsirdir. «Keyfiyet» ise, âdemoğulları ve başka yaratıklar için meçhul olup bilinmeyen ve ancak Allah'ın bildiği te'vildir.
Allah'ın cennette vadettiği şeyler de böyledir. Kullar, Allah'ın haber verdiği şeylerin tefsirini bilir, ama keyfiyetlerini bilemezler. Yüce Allah: «Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne gözler aydınlatıcı (nimetler)in saklandığını hiç kimse bilemez»(71) buyurmaktadır. Peygamber (s.a.v.) de sahih bir hadiste şöyle buyurmaktadır: «Yüce Allah buyurur ki: Salih kullarımı ne bir gözün gördüğü, ne bir kulağın duyduğu, ne de bir beşerin aklına getirdiği şeyler hazırladım»(72).
Allah'ın (cennetteki) şeylerin sıfatlarına dair verdiği haberlerin tefsirini ve anlamını bilir; bize hitap ettiği sözleri anlar bal, et ve süt, ipek, altın ve gümüşün anlamlarını bilir ve bu isimlerin müsemmâsını birbirlerinden ayırt ederiz.  Ama  üzerinde  bulundukları hakikatlerini bilmemize imkân yoktur. Kıyametin ne zaman kopacağını da bilemeyiz. Allah'ın kullarına hazırladığı şeylerin tafsilâtını ise, ne mukarreb melek, ne de gönderilmiş bir peygamber bilebilir. Bu gibi şeyler, sadece Rab Teâlâ'nın bildiği tevillerdendir.
Cennet ile dünya arasında bu kadar fark varsa, yaratıcı ile yaratılmış arasındaki fark kim bilir ne kadar olur? Allah'ın yaratıklarından farklılığı, azamet, üstünlük ve yüceliği, hiç şüphesiz yaratılmışlar arasındaki farklılıktan çok daha büyüktür.
Cennetteki yaratılmışların sıfatları ile dünyadakilerin sıfatları birbirlerine benzemekle birlikte, aralarında dünyadayken bilmediğimiz ölçüde üstünlük farkı varsa, hiç şüphesiz yaratıcının sıfatlarıyla yaratılmışların sıfatlan arasındaki üstünlük farkı ve başkalık daha fazladır. Bu farkı ise, sadece Allah bilir. Ayrıca bu hususlar, hiç kimsenin bilmediği; aksine, bir kısmını derin âlimlerin; bir kısmım peygamberlerin ve meleklerin bildiği ve bir kısmını da sadece Allah'ın bildiği te'vil konularındandır.
Nitekim îbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Tefsir dört vecihtir:
a — Arapların, kendi dillerine dayanarak bildikleri tefsir. b — Bilgisizliği sebebiyle kimsenin mazur kabul edilmediği tefsir.
c — Âlimlerin bildiği tefsir.
d — Sadece Allah'ın bildiği tefsir. Kim bu sonuncusunu bildiğini iddia ederse, o, yalancıdır.

Dip Notlar:
71) 32 Secde, 17
72) Tirmizî, Cennet, 21; Nesâî, İman, 3