Kuran ve Sünnet

Te'vil'in anlamı:

Te'vil'in anlamı:

Selefin dilinde «te'vil» kelimesiyle tefsir, ya da kendisine varılan gerçek âlemde mevcut hakikat kasdedilir. Şu âyette olduğu gibi: 'İlle onun te'vilini mi gözetiyorlar? Onun te'vili geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş»(73).
Te'vilin, «kendisine bitişik, ya da ondan sonra gelen, yahut herhangi bir delilden dolayı lâfzı, râcih ihtimalden geri plânda kalan ihtimale hamletme» anlamında kullanılmasına gelince, bu, müteahhir bazı âlimlerin kullandığı bir ıstılah olup seleften hiç kimse te'vili bu anlamda kullanmış değildir.
Sonralar te'vilin bu anlamı müteahhir alimler yaygınlaşınca "te'vilin Allah'tan başka kimse bilemez"(74) ayetinde gecen "te'vil" kelimesi bu anlamda kullanıldığını sandılar sonra bir grup: Tevilin ancak Allah bilir derken başka bir gurup aksine ilimde derinlik sahibi olanlar da bilir, dediler. Aslında her iki grup da yanılgı içerisindedir. Bunun hiçbir hakikati yoktur, hatta bâtıldır. Allah böyle bir te'vilin olamayacağını bilir ve bu âyette de böyle bir te'vili kasd etmemiştir. Aslında bu anlamıyla te'vil, Batıni Karmatîlerin ve Cehmiye gibi ilhad ve bid'at ehlinin te'vil-lerine benzer.
Bu te'viller bâtıldır ve Allah, Kur'an'da bunu kasd etmemiştir. Kasd etmediği şey içinde, onu kasd ettiği biliniyor demeyiz. Çünkü bu, Allah hakkında yalan söylemek olur ve dinde derinleşmiş olanlar da Allah hakkında yalan söylemezler. Bununla birlikte Allah'ın kendisi hakkında verdiği haberlerden -hatta en üstün misalin Allah'a ait olduğundan hareketle - Allah'ın kemâl sıfatlarıyla tavsif edileceğini; hayat, ilim ve kudretle muttasıf olup bunların kemâl sıfatları olduğunu; bunları yaratanın, yaratılandan daha lâyık olduğunu biliyoruz, O halde yaratılmışın kemâl sıfatlarıyla muttasıf olduğu şeylerde, Allah'ın onlarla muttasıf olmaması imkân dışıdır.
Bu isim ve sıfatlar, eğer müşterek külli mânâlara işaret etmeseydi, Allah hakkında bir şey bilmezdik ve kalbimizde O'na iman gerçekleşmezdi. O'nun hakkında ne bilgimiz, ne marifetimiz, ne muhabbetimiz olurdu; ne O'na ibadet ve dua etmeye isteğimiz bulunurdu. Bu müşterek küllî mânâ tavatu' ve muvafakati gerektirdiğinden dolayı Allah'ın isim ve sıfatlarını anlayabiliyor ve onları Allah hakkında isbat ediyoruz. Allah'ı tanımamız, O'nu sevmemiz, O'na ibadet edip dua etmemiz, O'nu yüceltip ta'zim etmemiz ancak O'nun hakkında bilgi sahibi olmamızla mümkündür. O'nun hakkında bilgi sahibi olmamız ise, ancak isim ve sıfatlarını anlamamızla gerçekleşir, isim ve sıfatlarını anlamamızın yolu ise, anlamlarındaki muvafakat ve tavatu'dan geçer. Ancak aynı anlamı taşıyan şahit olduğumuz şeyler hakkında bilgi sahibi olduktan sonra, gaibte olan hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz.

Dip Notlar:
73) 7 A'raf, 53
74) 3 Ali imran, 7