Kuran ve Sünnet

14.BÖLÜM

14.BÖLÜM

 

Cenab-ı zü'l-Celâl  hazretleri Kur'an-ı Kerim'de tevhidin bütün esaslarını pek açık bir biçimde beyan buyurmuş ve şirkin (bütün kollarını budayıp) her türlüsünü söküp atmıştır.

Öyle ki, hiç kimse Allah (c.c)'tan başka hiçbir şeyden korkmasın.

O'ndan başkasından ümit beklemesin ve

O'ndan başka hiçbir kuvvete tevekkül etmesin.

Maide 44, Al-i İmran 175. ayetlerde Yüce Allah bizi şeytanın dostlarından korkutur. Nisa 77, Tevbe 15, Nur 52. ayetlerinde de, itaatin sadece Allah (c.c)'a ve Rasulüne yapılması gerektiğini beyan eder.

Haşyet ve hayranlık da sadece Yüce Allah'a duyulur.

Cenab-ı Hakk buyuruyor:

"Onlar Allah ve Rasulü kendilerine ne verdiyse sadece buna razı olsalardı da "Bize yalnız Allah yeter, yakında bize kerim olan rızkından Allah da verir Rasulü de. Biz yalnız Allah'a rağbet edicileriz" deselerdi" (Tevbe: 9/59)

Ve başkası:

"Onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine "düşmanlarınız olan insanlar size karşı ordu hazırladılar, o halde onlardan korkun" dediler de, bu sözler onların imanlarını artırdı ve "Bize Allah yeter. O ne güzel vekildir" dediler" (Al-i İmran: 3/173)

Allah (c.c)'ın Rasulü de bu tevhid anlayışını ümmetine telkin ve tavsiye ediyordu. Allah (c.c)'ın kullarını (ümmetini) şirkin her çeşidinden kurtarmaya, sıyırmaya ve uzaklaştırmaya çalışıyordu.

Allah Rasulü'nün bütün gayreti tevhidle ilgilidir. Her çalışmanın hedefi "La ilahe illallah" (Allah (c.c)'tan başka ibadete layık ilâh yoktur) lafzının hakikatidir. Zira:

 

lah", kalplerin bütün varlığı ile bağlandığı, bağlanacağı bir kudrettir (varlıktır).

Onun için, kalp böyle bir (varlığa) kudrete , kemâli (tam ve yüce, tecezzi / parçalanma ve bölünme kabul etmez) muhabbet (sevgi), tazim (saygı), iclâl (yüceltme) haşyet, korku, ihtiram (hürmet), ikram ve sonsuz ümitle bağlanmalıdır.

Kısacası; 

"İlah", insanın kulluk (ibadet) ettiği, edebileceği kudret (varlık) demektir...

 

O kadar ki, bir kısım kimseler "Maşaallah ve şae Muhammed" (Allah ve Muhammed böyle diledi ) dediği zaman, Allah'ın Rasulü (s.a.v ) şöyle buyurmuştur:

"Böyle demeyin! önce Allah diledi sonra Muhammed diledi deyin" buyurdu.

"Allah ve sen diledin" diyen bir adama Allah'ın Rasulü (s.a.v ) şöyle buyurmuştur:

"Beni Allah'a şerik mi koşuyorsun? Yalnız Allah diledi; de" buyurdu.

Başka bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim yemin etmek diliyorsa (istiyorsa) Allah'a yemin etsin, değilse sussun" (Buhari, Eyman: 4; Müslim, Eyman: 1; Ebu Davud, Eyman: 5; Tirmizi, Eyman: 8; Nesai, Eyman: 5)

Bir başka hadisi şerifte:

"Kim Allah'tan başkasına yemin ederse Allah'a şirk koşmuştur" buyurdu. (Tirmizi, Nuzur: 9; Nesai, Eyman: 4)

İbni Abbas'a şöyle buyurmuştur:

"İstediğin zaman Allah'tan iste. İstimdad ve yardım istersen Allah'tan iste. Kalemin mürekkebi kurumuştur, sen karşılaştığın şey ilesin. Bütün yaratıklar uğraşsa, sana Allah'ın yazdığı faydalı şeyden başkasını veremezler ve gene bütün yaratıklar çalışsa, sana Allah'ın yazdığından başka hiçbir zarar veremezler" (İbn Mace, Keffaret: 2; Darimi, Nuzur: 6)

Bir başka hadisde:

"Hıristiyanların İsa'yı göklere çıkardıkları gibi, onu yücelttikleri gibi beni de yüceltmeyin, uçurmayın. Ben de ancak bir kulum. Onun için bana Allah'ın kulu ve Rasulü deyin" (Buhari, Enbiya: 48; Darimi, Rikak: 68; Ahmed: 1/23-24)

Allah Rasû(s.a.v ) Allah'a (c.c) şöyle yalvarıyordu:

"Allah'ım! Benim kabrimi ibadet edilen bir put haline getirme" (Muvatta, Kasr: 85)

Böyle dua eden Allah'ın Rasulü, Müslümanlara da şöyle diyordu:

"Kabrimi ziyaretgah edinmeyin, ama bana dua ve salâvat ediniz. Siz nerede olursanız olunuz, o dua ve salâvat bana ulaşır" (Ebu Davud, Menasik: 100; Ahmed: 2/367)

Allah Rasû(s.a.v ), hastalığı sırasında şöyle buyurdu:

"Nebilerinin ve Rasullerinin kabrini mescid ve secdegah yapan yahudi ve hıristiyanlara Allah lanet eylesin!" (Buhari, Enbiya: 50; Müslim, Mesacid: 22; Nesai, Mesacid: 13; Darimi, Salat: 120; Ahmed: 6/220-275)

Allah'ın Rasûlü böyle ifade ederek ümmetini, tevhidi anlayıştan sapmakdan, şirkten menetmeye çalışıyordu

Aişe (r.a.):

"Eğer Allah Rasulü böyle demeseydi, kabrini daha geniş bir hale getirirdim, şimdi yapamıyorum, çünkü o, kabrinin mescid haline getirilmesini yasaklamıştır" diyor.

Bu konu çok geniş bir konudur. Mü'min kişi her ne kadar, Allah (c.c)'ın herşeyin Rabbi olduğunu biliyor ve Allah (c.c)'ın yarattığı sebepleri inkar etmiyorsa da...

Mesela; Yağmuru, bitkileri yetiştirmeye sebep yaptığını (Bakara: 2/64) ve güneşle ayı onlar ile meydana getirdiği şeylere, şefaat ile duayı onlar için icra edeceği şeye tayin buyurduğunu...

Mesela, Müslümanların cenazeye namaz kılmaları, Allah (c.c)'ın o cenazeye rahmet eylemesine bir sebep teşkil ettiğini, ayrıca cenaze namazı kılanların da sevaplandığını biliyor ve inkar etmiyorsa da...