Kuran ve Sünnet

Hicret

HİCRET

 

Şeyh Ali b. Abdurrahman el-Huzeyfi  

12.01.1422 hicri

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

el-Vâhid el-Kahhâr, el-Azîz el-Ğaffâr Allah'a hamdolsun. O, geceyle gündüzü birbirinin ardına döndürür. Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için bir ibret vardır. Rabbime hamdeder ve bolca ihsanı için O'na şükrederim. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. O, tektir ve ortağı yoktur. İyi kullarına yardım eder ve facir düşmanlarını alçaltır. Ve şehadet ederim ki nebimiz, efendimiz Muhammed O'nun kulu ve seçilmiş rasulüdür.

Allah'ım! Kulun ve rasulün Muhammed'e, ailesine ve  temiz sahabesine salât ve selam eyle, onları mübarek kıl.

Bundan sonra; Allah'tan hakkıyla korkun ey müslümanlar! Çünkü Allah'tan hakkıyla korkmak, sizin için dünya hayatında ve ahiret hayatında kurtuluştur. Allah'ın kulları! Şüphesiz, görevin ve sorumluluğun büyüklüğü, gayenin ve hedefin yüceliği o yolda güç ve kuvvet harcamayı, zaman ve para harcamayı gerektirir. Kişi, yüce görevi ve gayesi yolunda ölümle dahi karşılaşabilir. Arkadaşlarını kaybetmek, düşmanının çok olması, alay ve eğlence konusu olmak, düzenbazların hilesi ve azılı düşmanların kini; kabul edenlerin, yardımcıların ve dostların az olması da buna ilave edilebilir. Bu durum bizzat, insanların efendisi sallallahu aleyhi ve sellem'in peygamberliğinin ilk günlerinde karşılaştığı durumdur. Bu gerçek, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem'in davasıdır. Bu olay, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem'in, Allah'ın kendisine gerçekleştirmesi için gönderdiği risaletidir.

Allah; yarattıklarının en hayırlısını insanlığa, O'nun risaletine en çok ihtiyacı olduğu bir anda gönderdi. Ehli kitap dinlerini değiştirip tahrif ettikten sonra, dinine şiddetle gereksinim duydukları bir zamanda gönderdi. İnsanlık, şirkin ve cahilliğin karanlığında boğulmuştu. Allah, kulu Muhammed'i tüm insanlara peygamber olarak gönderdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, hem dirilten hem öldüren Allah'ın size, hepinize gönderdiği peygamberiyim.")

Onları, çeşitli ilahlara ibadet eder buldu. Bazıları ağaçlara ibadet ediyor; bazıları da taşlara, güneşe, aya, meleklere, cinlere, İsa b. Meryem aleyhisselam'a, kabirlere ve velilere ibadet ediyordu. Allah'tan başka onlara dua ediyor, onlardan yardım diliyorlardı. Belaların ve sıkıntıların defedilmesi için onlara sığınıyorlardı. İyilik ve fayda elde etmek için onlara yöneliyor ve onlar için kurban kesip, adak adıyorlardı. Onları; dualarını Allah'a yükselten, Allah'a yaklaştırıcı vasıtalar olarak kabul ediyorlardı.

Onları; aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünde kahinlere, sihirbazlara ve büyücülere başvurur buldu. Fuhşu ve haramları yayıyor, komşulara kötü davranıyor ve akrabalık bağlarını koparıyorlardı. Haram veya helal yoldan olduğuna aldırmaksızın mal ediniyorlardı. Faiz ve alışveriş onlar için birdi. Gasp ve miras birbirine yakın şeylerdi. Bu cahili din üzerine maslahatlar ve mefaatler, maddi ve manevi ölçüler, nefislerin terketmekte zorlanacağı ve getirilerinden vazgeçemeyeceği örfler ve adetler bina edilmişti. Ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; insanları, Allah'tan başka ibadet edilmeye layık ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadete davet etmek üzere geldi. Duada, kurbanda ve adakta, yardım dilemede ve sığınmada, fayda istemede ve kötülüğü defetmede, tavafta, secdede ve sadece Allah'a yapılması gereken benzeri ibadet çeşitlerinde Allah'ı birlemek gibi bu şehadetin içerdiği her anlamı da onunla birlikte getirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Mescidler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte hiç kimseye dua etmeyin.) Ve şöyle buyurur: (De ki: "Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın...") Yalnızca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ittibâ (yolunu izlemek, uymak) da bu şehadetin taşıdığı manalardandır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Rasül size ne verirse onu alın ve neden sakındırırsa ondan da kaçının.)

Rahmet peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem, insanları iffetli ve temiz olmaya, güzel ahlaka ve doğruluğa, akrabalık bağlarını gözetmeye ve komşulara iyi davranmaya, zulmetmekten ve haramlardan el çekmeye davet etmek için geldi. Onları; anlaşmazlıkların çözümünde kahinlere değil Aziz Kitab'a (Kur'an'a) başvurmaya, helal yollardan mal edinmeye ve bunu meşru ve mubah yollarda harcamaya, insanların hepsinin Allah'ın şeriatı önünde eşit olmasına ve takvada birbirinden üstün olmalarına çağırdı. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.) Ve şöyle buyurur: (Muhakkak ki Allah; adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.)

İbni Cerir, İbni Abbas radıyallahu anhuma'nın şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Talip hastalanınca, aralarında Ebu Cehil'in de bulunduğu Kureyş'in ileri gelenleri yanına girdiler. "Kardeşinin oğlu ilahlarımıza sövüyor ve şöyle şöyle yapıyor, şöyle şöyle söylüyor. Ona birisini gönder ve bundan alıkoy ki onu ve ilahını bırakalım" dediler. Ebu Talip, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e şöyle dedi: "Ey kardeşimin oğlu! Kavmine ne oluyor da senden şikayet ediyor, onların ilahlarına sövdüğünü öne sürüyorlar?" Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey amca! Ben onlardan bir tek kelime söylemelerini istiyorum. O kelimeyi söyledikleri takdirde araplar onlara boyun eğer ve bu kelime ile acemler kendilerine cizye verir" dedi. Ebu Cehil, "On kere söyleriz" dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "{La ilahe illallah / Allah'tan başka ilah yoktur} deyin" buyurdu. Bunun üzerine bağrışarak ve elbiselerini silkerek kalktılar. "İlahları bir tek ilah mı kıldı. Doğrusu bu şaşılacak bir şey" diyorlardı.

Onlar, bu sözün anlamını; onun insanı ibadetinde, sosyal ilişkilerinde, ahlakında ve tüm hayatında İslam'ın gerektirdiği yeni bir biçimle şekillendirdiğini biliyorlardı. Allah Teâlâ'nın şu kavli buna işaret etmektedir: (De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.)

Bu anlam, müşriklerin söylemekten kaçındığı "La ilahe illallah"ın anlamıdır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanların hepsini bu yüce manaya davet etti. Tüm insanlık tarihinin en büyük görevi olan bu yüce görevi yerine getirdi. İnsanı en yüce makamlara yükselten ve ahirette bitmeyen nimetler içerisinde ebedi mutluluğa kavuşturan dosdoğru bir dine çağırdı. Bir avuç mustazaf mümin O'nun çağrısına katıldı. Müşrikler onlara; ateşle yakma ve kızgın kuma çıplak olarak yatırma gibi çeşitli işkenceler yaptılar. Üç grup insan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in davetine karşı çıktı: Gerçeği bildikleri halde kibirlerinden dolayı inkar edenler, kıskançlıktan yanıp tutuşanlar ve sapık cahiller... Bu üç grup; Allah yolundan alıkoymak için denemedik yol ve vasıta bırakmayan şeytani bir birlik ve inatçı bir cephe oluşturdu. (Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.)

Mekke'de çile daha da arttı. İslam dinini boğmaya yönelik çabalar  şiddetlendi. Müşrikler, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i öldürmek üzere plan yapmak için Mekke'de gizlice toplandı. Bunun üzerine Cibril aleyhisselam Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurdu: "Allah sana Medine'ye hicret etmen için izin verdi. Seni öldürmemeleri için bu gece yatağında uyuma." Müşrikler, bir vuruşta öldürmek için O'nu kapısının önünde beklediler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Yasin suresinin ilk ayetlerini okuyarak yanlarına çıktı ve başlarının üzerine toprak saçtı. Allah, onların gözlerini O'nu görmekten alıkoydu ve O'nu göremediler. Uyuklamaya başladılar. O ve arkadaşı, aramalar hız kesinceye kadar Sevr mağarasında üç gün gizlendi. Kureyşliler onları her yerde aradı ve mağaranın önüne kadar izleri takip ettiler. Ebu Bekr radıyallahu anh "Ey Allah'ın Rasulü! Onlardan biri ayak ucuna baksa bizi görecek" deyince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "Üçüncüleri Allah olan iki kişiye ne olacağını zannediyorsun?" buyurur. Üç günden sonra rehberleri ile buluştular ve Medine'ye yöneldiler.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti İslam ve müslümanlar için bir zaferdi. Bu şekilde Allah, Mekke'de İslam'ı yoketmeyi planlayan ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i öldürebileceklerini zanneden müşriklerin hilelerini ve oyunlarını bozdu. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Eğer siz O'na (Rasulullah'a) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler O'nu çıkardıklarında O, (Ebu Bekr ile beraber) ikinin ikincisiydi. O zaman onlar mağaradaydılar. O vakit arkadaşına; "Tasalanma, hiç şüphe yok ki Allah bizimle beraberdir" diyordu. Allah O'na (kalbine huzur veren) sekinetini indirmiş, O'nu göremediğiniz ordularla desteklemiş, kafirlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın kelimesi ise, o en yüce olanıdır. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, hicretten önce ve sonra bir çok kez öldürülme girişimine uğradı. Tarihçilerin anlattığına göre Ebu Cehil şöyle der: "Lât ve Uzzâ'ya yemin olsun ki, Muhammed'i Kâbe'nin yanında secde eder görürsem bir taş alacağım ve onunla başını ezeceğim. İster bana uyun, isterseniz mani olun." "Allah'a yemin olsun ki, sana uymayacağız ey Eba'l Hakem!" derler. Ertesi gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gelir ve Kâbe'nin yanında namaz kılar. Ebu Cehil büyük bir taş alır ve yaklaşır. Kureyşliler, yerlerinde oturmaktadır. Sonra birden rengi değişmiş bir şekilde titreyerek geri çekilir. "Neyin var?" denir. Şöyle der: "Benimle O'nun arasına bir erkek deve girdi ki, onun başı ve boynu gibisini görmedim. Beni yemek istedi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "O, Cibril'dir. Nefsim elinde olan (Allah'a) yemin olsun ki, eğer ilerleseydi insanların bakışları arasında melekler onu parça parça parçalayacaktı."