Kuran ve Sünnet

Kuşkusuz, Kafirlerle Savaşmak En Büyük Cihaddır

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Kuşkusuz, Kafirlerle Savaşmak En Büyük Cihaddır

 

Allah Resulü buyuruyor:

“Mümin; insanların kendi kanlarına, mallarına karşı ondan emin bulunduğu kimsedir. Müslüman, diğer Müslümanların, onun elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Muhacir, Allah için nefsiyle savaşandır.”

Bir kısım hadisçilerin, Allah'ın Resulünden, Tebuk savaşı dönüşünde:

“Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz” sözün naklettiklerini bilmekteyiz.

Ama hadis diye rivayet edilen bu sözün aslı esası yoktur.

Marifet ehli alimlerden hiç kimse böyle bir hadis nakletmemiştir. Kuşkusuz, kafirlerle savaşmak en büyük cihaddır ve mümini en üst dereceye çıkaran bir ibadetidir. Belki de ondan üstün hiçbir ibadet yoktur.

Yüce Allah cihad hakkında buyuruyor:

“İnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad eden kimselere Allah katında en büyük dereceler var. İşte kurtulanlar onlardır. Rabları, onlara, katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan ebedi ve temelli kalacakları cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.”

Müslimde ve diğer muteber hadis kitaplarında, Numan bin Beşir'den yapılan rivayette diyor ki:

“Peygamberin yanında bulunduğum bir sırada Müslümanlardan birinin şöyle dediğini işittim:

“İslamla şereflendikten bu yana, hacılara su dağıtmaktan başka hiç işle meşgul olmam ve başka bir işe önem vermem.”

Bir başkası: “Ben de öyle” dedi. “İslamiyetle şeref bulduktan sonra, Mescid'i-l-Haram'ı onarmak ve bakmaktan başka hiçbir işe önem vermedim ve vermem.”

Onların bu konuşmalarına kulak misafiri olan Hz. Ali onların sözlerine karıştı:

“Allah yolunda savaşmak sizin anlattığınız işlerden çok çok daha üstündür.”

Orada bulunan Hz. Ömer:

“Allah Resulünün minberi yanında yüksek sesle konuşmayın” diye onları ikaz etti. Sonunda, namazı bitirdikten sonra meseleyi Allah'ın Resulünden sorduk. Allah'ın Resulü sorumuzu yüce Allah'a arzetti. Yüce Allah da az sonra, Tevbe suresinin 20. ayetini indirdi.

Konumuzla ilgili bir kaç hadis:

Allah'ın Resulünden soruldu:

“ Hangi işimiz daha üstündür?”

“ Allah'a iman etmek ve yolunda savaşmak.”

“ Ondan sonra?”

“ Emredilen haccı yerine getirmek.”

Gene Ashabdan biri gelerek Allah'ın Resulünden sordu:

“Ey Allah'ın Resulü! Allah yolunda yapılan savaşa denk düşecek bir iyi hareketten haber ver bana!”

Allah'ın Resulü:

“Ona güç yettiremezsiniz.”

“Ama siz yine de haber verin ya Resulüllah!”

“Bir savaşçı evinden çıktığında, o geri dönünceye kadar, sen iftar etmeden oruca, aralıksız namaz kılmaya güç yettirebilir misin?”

Allah'ın Resulü Muaz bin Cebel'i Yemen'e görevle gönderirken ona şunları söylemişti:

“Ey Muaz! Nerede olursan ol, Allah 'a karşı gelmekten sakın. Bir kötülüğün hemen ardından bir iyilik yap ki, yapmış olduğun kötülüğün karşılığı olsun. İnsanlara güzel ahlakla muamele et. Ey Muaz! Şüphesiz seni severim! Her namazın arkasından “Ya Rabbi; sana zikir, sana şükür ve güzel ibadet etmemde bana yardımcı ol” duasını hiçbir zaman terketme.”

“Ey Muaz! Allah'ın kendi kulları üzerindeki hakları nedir, bilir misin?”

“ Allah ve Resulü daha iyi bilirler.”

“Allah'ın hakkı, O'na kulluk etmek ve hiç bir şeyi O'na ortak koşmamaktır…”

Konuşmasını sürdürdü:

“ Kulların Allah üzerinde hakkı nedir bilir misin?”

“ Allah ve Resulü daha iyi bilirler.”

“ Kullarına azab etmemesidir. Ya Muaz! İyi bil ki, işin başı İslamdır; onun ona direği namazdır; zirvesi Allah yolunda cihaddır”

“Ey Muaz! Sana iyiliklerin kapılarından haber vereyim mi? Oruç manevi bir kalkandır, sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür ve bir kimsenin gece kalkarak namaz kılması...”  dedikten sonra, şu ayeti kerimeyi okudular:

“Vücutları yataklarından uzak kalan, korkarak ve umarak Rablerine yalvaran, verdiğimiz rızıklardan sarfedenler, bizim ayetlerimize inanırlar, yaptıkları için onlara verilmek üzere saklanan müjdeyi kimse bilmez.” (Secde: 16-17)

Allah'ın Resulü devam ettiler:

“ Ya Muaz! Sana bundan daha çok sahip olman gerekli şeyden haber vereyim mi? Dilini tut!”

Muaz sordu:

“ Konuştuklarımızdan ötürü muaheze olunacak, kınanacak mıyız?”

“ Anan seni yitirsin Muaz! İnsanların cehenneme yüzükoyun atılması, dillerinin yüzünden değil midir?”

Konuyla ilgili bir ufacık yorum:

Allah'ın Resulü buyuruyor ki:

“Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa, hayırlı söz söylesin, yahut sükut etsin.” (Müslim ve Buhari)

Muhakkak ki, hayırlı bir şey söylemek susmaktan daha hayırlıdır. Kötülüğe sebep olacak bir şey söylemektense susmak hayırlıdır. Devamlı susmak, hiç konuşmamak bida'dır ve yasaktır. Buna benzer, mesela, ekmek yahut et yemeyi terketmek, hiç yememek de yasaktır.

Allah'ın Resulü, bir adamın güneş altında ayakta dineldiğini gördüğü zaman sordu:

“ Bu nedir, niçin böyle güneş altında duruyor?”

“ O İsrailoğludur. Gölgesiz güneş altında durmaya ve hiç kimseyle bir tek kelime konuşmamaya adamıştır kendini oruç açma zamanına kadar...”

“ Söyleyin ona otursun. Gölgelensin ve konuşsun. Orucunu da tamamlasın.”

Hz. Enes'in rivayet ettiği bir hadis de şöyledir:

“Kendi ibadetlerini küçümseyen ve azımsayan bir kaç müslüman, Allah'ın Resulüne ait ibadetinden sordular. Ve sonra:

“Biz nerede, peygamber ibadeti nerede. Onun gibi olmak ne mümkün?” dediler.

Sonra biri; “Ben hep oruç tutarım. Oruçsuz geçen hiç bir günüm yoktur.”

Bir başkası; “Ben geceleri hiç uyumadan namaz kılarım.”

Bir diğeri; “Ben de hiç et yemem”

Başka biri: “Ben de hiç bir kadınla evlenmem ve ilgilenmem!”

Onların aralarındaki bu konuşmaya kulak misafiri olan Allah'ın Resulü buyurdu:

“Bunlara ne oluyor ki, her biri kendi anlayışında ifrata düşüyor? Ben hem oruç tutarım, hem de iftar ederim. Hem uyur, hem de gece kalkarak ibadet ederim. Et yerim, kadınlarla evlenirim. Benim yaptıklarımdan uzak olan elbette ki benden değildir.”

Evet kim sünnet dışında bir şey işler de dinde olmamasına rağmen, böyle bir kimse hem Allah'dan, hem de Resulünden uzak kalır.

Bir kimse dinde olmayanı, Allah'ın Resulünde görülmeyeni ve duyulmayanı yaparsa, üstelik de bunu din namına, din bilerek işlerse, Allah'dan ve Resulünden uzaklaşmış bid’ad ehlidir…

Yüce Allah buyuruyor:

“İbrahim'in dininden, kendini bilmeyenden başka kim yüz çevirebilir?” (Bakara: 131)

Demek ki, Allah'ın Resulünün sünneti dışındaki bir takım bid’adlar arkasında koşanlar ancak kendini bilmez cahil ve zavallılardır.

Demek ki, bir müslüman için en emin yol, en doğru istikamet, en hayırlı iş:

 Allah'ın farz kıldıklarını yapmak, Resulün sünnetini takip etmektir. Söz Allah'ın, yol Resulün yoludur. Başka değil… Evet, buna itikat etmek en emin yoldur.

Müslim ve Buhari'de, Allah Resulünün her cuma hutbesinde bu gerçeği vurguladığı kayıtlıdır.