Kuran ve Sünnet

ANA SAYFA

 

el-Reddiyetu'l-ale'l-Mantıkıyyın 
 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Yüce Allah'ı gereği gibi tanımayana onu Rasulullah ve sahâbelerinden daha iyi tanıdığını iddia edene Ümmetin selef alimlerini anlamaktan aciz kalana onların sözlerini Kuran ve Sünnetti tevil edenler gibi tevil edenlere Arap olmayan acemlere durumu anlaşılmaz hale getirene kendisini ilgilendirmeyeni üstüne alarak Rasulullah ve sahâbelerin ve tabiinin ve onlara uyanların söyledikleri sahih haberler olduğu halde beyinleri ve kemiklerine kadar işlemiş olan bidatleri, göğüslerindeki kinleri ve kalplerindeki sıkışmış olan tiksintilerinden dolayı kibirlenerek Rasulullah’in sünnetine ve onu yaşayanlara düşmanlık gösterene reddiyedir.

 

Allah I’nın el-‘Uluv (Yükseklik) Sıfatı:

Zatın yüksekliği ve sıfatların yüksekliği olmak üzere iki kısma ayrılır. Sıfatların yüksekliğinin anlamı: Her kemal sıfatının ancak Allah I’ya ait olması ve bunların en yüce ve en kâmil sıfatlar olmasıdır.

Zatın yüksekliğinin anlamına gelince: Muhakkak ki Allah I zatıyla bütün mahlûkatından yukarıdadır. Nitekim Kitâb, Sünnet, icma ve fıtrat buna delâlet etmektedir.

Kitap ve Sünnet’in delaletine gelince: Bu iki kaynak bu hususu belirten naslarla doludur. Allah I’nın zatıyla mahlûkatının üzerinde olduğunun ispatı zahirdir. Bu ikisinin delaletinin birçok açısı vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:

1- Allah I’nun mahlûkatının üzerinde oluşu tasrih edilmiştir. Zat ile yukarıda oluşu ‘min’ edatı ile tayin edilmiştir. Allah I’nın:

﴿ يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ﴾

‘Üstlerindeki Rablerinden korkarlar’ (Nahl, 16/50) ayetindeki gibi.

2-  Mutlak yüksekliğin tasrih edilmesiyle yüksekliğin zat, değer ve şeref olarak bütün mertebelerine delalet etmiştir. Allah I’nın:

﴿ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ. ﴾

‘O yücedir, büyüktür.’ (Bakara, 2/255)

Hadiste de kulun secde halinde iken -ki en şerefli azasının en çok yere indiği yerdir bu- şöyle demesi meşru kılınmıştır:

‘En yüksek olan rabbim noksanlardan münezzehtir.’ En yüce olan Rabbini, O’na zilletle, organlarının en düşük hali olan secde halinde iken yükseklik sıfatıyla vasıflamıştır.

Huzeyfe t’dan:

“Nebî r ile birlikte namaz kıldım. Sonra secde etti ve: ‘Yüksek olan rabbim noksanlardan münezzehtir.’” Bunu Müslim (772) rivayet etmiştir.

3- Allah I semada olduğunu tasrih etmiştir.

İbn Ebi’l-‘İzz el-Hanefi, Şerhu’t-Tahaviye’de (sy. 383) şöyle der:

“Bu, ehlisünnet müfessirlerine göre iki vecihten biridir: Gerek ‘’ edatı ‘‘alâ’ anlamında olsun, gerekse ‘b’ harfi cerri ile semaya ‘Uluvvu kastedilsin, bu konuda ihtilaf etmemişlerdir. Başka şeye hamledilmesi de caiz değildir.”

Allah I’nun:

﴿ أَأَمِنتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ... ﴾

‘Gökte olandan emin mi oldunuz…’ (Mülk, 67/16) ayetinde ve Nebî r’in:

( أَلاَ تَأمنُوني وأَنا أَمينُ مَنْ في السَّماءِ؟ )

‘Bana güvenmiyor musunuz? Hâlbuki ben semadakinin eminiyim. Bunu Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir. Buhârî, (4351) ve Müslim, (1064).

4- Allah I arş üzerinde istiva ettiğini tasrih etmiştir:

﴿ الرَّحْمنُ عَلََى العَرْشِ اسْتَوَى

‘Rahman arş üzerinde istiva etmiştir’ (Tâhâ, 20/5) ayetinde ve Nebî r’in kıyamet gününde şefaatinden bahsederken söylediği şu hadisteki gibi:

( فآتى باب الجنة فيفتح لى فآتى ربى I هو على كرسيه أو سريره فأخر ساجدا. )

‘Cennetin kapısına götürülürüm ve bana kapı açılır. Rabbim I kürsüsü veya divanı üzerinde gelir ve ben secdeye kapanırım.

Ebû Ahmed el-Assal, el-Ma‘rife adlı eserinde kuvvetli bir isnad ile Enes t’dan rivayet etmiştir. Bkz. Zehebî, el-‘Uluv, (sy. 36).

Ayrıca Ahmed, Musned, (1/281); Darimî, er-Reddu ‘Alâ’l-Merisî, (sy. 371) ve Osmân b. Ebî Şeybe, Kitâbu’l-‘Arş, (sy. 72-73 no: 46). İbn Abbâs t’dan rivayet etmişlerdir. Ravileri güvenilir olup ‘Alî b. Zeyd b. Cud’an dışındakiler Müslim’in ricalidir. ‘Alî b. Zeyd zayıftır. Darimî şöyle demiştir: ‘Bunu bu meşhur raviler Bişr’e rağmen İbn Abbâs t’dan rivayet etmişlerdir.’

Zehebî, el-‘Uluv’da (64) Zâ’ide - Ziyad - Enes t yoluyla rivayet etmiştir. Zâ’ide zayıftır. Bu hadisin şahitleri çoktur: ‘İmrân t’dan merfu olarak: Ebû’ş-Şeyh, el-‘Azâme’de (207): ‘Allah U arş üzerinde idi’ lafzıyla rivayet etmiştir. Ravileri güvenilirdir ve isnadı muttasıldır. Zehebî, el-‘Arş’ta (2/105): ‘Hadis sahihtir’ demiştir. İbn Abbâs t: ‘Allah arşı üzerinde idi…’ demiştir. Bunu Darimî, er-Reddu ‘alâ’l-Merisî, (sy. 445)’te sahih isnad ile rivayet etmiştir. Elbânî de Muhtasaru’l-‘Uluv’da (sy. 95) sahih demiştir.

Neticede bu hadis rivayet yolları ve şahitleri ile sahihtir. Yine el-İstivâ sıfatından bahsederken diğer rivayetler de zikredilecektir.

Arşın mahkulatın en üstünde olduğu sabit olmuştur. Nebî r’in: ‘Muhakkak ki Cennette Allah’ın, yolunda cihad edenler için hazırladığı yüz derece vardır. Her iki derece arası göklerle yer arasındaki mesafe kadardır. Allah’tan istekte bulunduğunuzda Firdevsi isteyiniz. Zira orası Cennetin ortası ve en yüksek yeridir. Onun üzerinde de rahmanın arşı vardır.’ Buhu Buhârî, (2790, 7423) rivayet etmiştir. Şeyhimiz ‘Abdul‘azîz b. Bâz derslerinden birinde şöyle demiştir: ‘Arşın bir kısmı Cennetin üzerinde, bir kısmı suyun üzerindedir.’

5- Bazı şeylerin Allah I yükseldiği tasrih edilmiştir. Şu ayetlerde olduğu gibi:

﴿ تَعْرُجُ الْمَلاَئِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ. ﴾

‘Melekler ve Rûh, ona, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselirler.’ (Me‘âric, 70/4)

﴿ إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ ﴾

‘Güzel sözler O’na çıkar.’ (Fâtır, 35/10).

Yine mütevatir hadisler olan mirac hadislerinde belirtildiğinde göre Nebî r dünya semasına daha sonra ikinci semaya çıkmıştır. Bu çıkış yedinci kat semanın üstünde olan sidretu’l-munteha’ya varıncaya kadar devam etmiştir. Sonra Rabbiyle konuşmuş ve kendisine elli rekât namaz farz kılınmıştır. Altıncı semada bulunan Mûsâ a’a inmiş, o da ona Rabbine dönüp hafifletme istemesini işaret etmiştir. Sonra Rabbi I’ya çıkmış ve hafifletme istemiştir. Allah I da kırk rekât namaza indirmiştir. Sonra Mûsâ a ile Rabbi I arasında gidiş gelişi, beş rekât namaza ininceye kadar devam etmiştir.

Mirac hadisleri için bkz. Cami‘u’l-Usûl, Nübüvvet Bölümü; Mecma‘u’z-Zevâ’id, Kitâbu’l-İmân Bölümü, İsrâ Babı.

Bazı şeylerin Allah I’ya çıkması hakkında varid olanlardan birisi de Ebû Hureyre t hadisinde, ölüm meleğinin kabzettiği mümin ruhun yükselmesi hakkında:

 ‘O Rab I’nın bulunduğu semaya kadar yükselir’ buyrulmuş olmasıdır. Bu hadisi Ahmed, (2/364) ve İbn Huzeyme, et-Tevhîd, (176) rivayet etmişlerdir. İsnadı sahihtir. Hafız Zehebî, el-Erba‘in’de (24) sahihlemiştir. Berâ t’dan gelen bir şahidini: Ahmed, (4/287, 295); İbn Huzeyme, (175-176) et-Tayalisî, (753) ve Hâkim, el-İmân, (1/37)’de hasen isnad ile rivayet etmişlerdir. Hâkim, Beyhakî ve Munzirî sahih demişlerdir. Bkz. et-Tergîb, (5221). İbn Kayyım, Tehzîbu’s-Sunen’de (4/337): ‘Ebû Nu‘aym ve başkaları sahih demişlerdir’ der. Zehebî, el-‘Uluv’da (117) ‘İsnadı salihtir’ dedi.

6- Kitâb’ın Allah’tan indiği ve onu Cibrîl a’ın Allah I’dan Kur’ân ile indirdiği tasrih edilmiştir. İnme, yani nüzul bütün ümmetler tarafından akılla bilinen bir şeydir. Bu yukarıdan aşağıya doğru olur. Allah I şöyle buyurmuştur:

﴿ وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ. ﴾

‘Hem sana indirilen (Kitâb)’a, hem de senden önceki (Nebî)’ye indirilen (Kitâb)lara inanırlar.’ (Bakara, 2/4)

﴿ قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ. ﴾

“De ki: ‘Kur’ân’ı Rûhu'l-Kudus (Cebrail), iman edenlerin imanlarını sağlamlaştırmak ve Müslümanlara hidayet ve rahmet olmak üzere Rabbinden hak ile indirmiştir.’” (Nahl, 16/102)

7- Allah I’nin her gece dünya semaına indiği tasrih edilmiştir. Nitekim Sahihayn’da ve başka eserlerde Nebî r’in şöyle buyurduğu sabit olmuştur:

( يَنْزِلُ رَبُّنَا I كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ اْلآخِرُ يَقُولُ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ حتى يطلع الفجر. )

“Rabbimiz I her gece, gecenin son üçte birinde dünya semasına iner ve şöyle buyurur:

‘Bana dua edene icabet ederim, benden isteyene veririm, benden bağışlanmayı dileyeni bağışlarım’ bu, fecir doğana kadar böyle devam eder.”

Bu hadis Nebî r’den mütevatir olarak rivayet edilmiştir.

Bkz. Buhârî, (7494) ve Müslim, (758). Otuz kadar sahâbeden rivayet edilmiştir. Bkz. Darekutnî, Kitâbu’n-Nuzûl; Ãcurrî, eş-Şeri‘a; İbn Huzeyme, et-Tevhîd; Taberânî, ed-Du‘a; Mecma‘u’z-Zevâ’id ve Me‘âricu’l-Kabul, (1/166).

Hafız Zehebî, el-‘Uluv’da (sy. 100): ‘Nüzul hadislerini bir cüzde topladım. Bunlar kesin olarak mütevatirdir’ der.

Bazı rivayetlerindeki lafzında: ‘Sonra yükselir’ şeklinde gelir.

Bu ziyadeyi Ebû ‘Avane, Musned’inde (2/288-289) ve Darekutnî, Kitâbu’n-Nuzûl, (133 no 55) rivayet etmişlerdir. İsnadı sahihtir. Darekutni dedi ki: ‘Bu ziyade Yunûs b. İshâk’ın rivayetinde gelmiştir. Ebû İshâk’tan rivayette bulunan odur. Ziyade hasendir.’ Bu hadis, Darekutnî’nin (12) İbn Mes‘ûd t’dan rivayet ettiği hadisin şahididir. Bu hadisin isnadındaki raviler hasen derecesinden aşağı inmez. Lakin inkıta (kopukluk) vardır. Hafız İbn Hacer bu rivayet için birçok şahitler zikretmiştir. Bunların tamamında az bir zayıflık vardır. Bkz. Fethu’l-Bârî, Tevhid Babı. Hafız İbn Hacer, nüzul hakkındaki tevili zikrettikten sonra: ‘Teslim olmak en selametlisidir’ der. Derim ki: Akıl sahibi biri hiç selametten başkasını ister mi? Her Müslümanın Rasûlüllâh r’in kelamına teslim olması, onun önüne beşerin görüşünü ve kelamcıların sözlerini geçirmemesi gerekir. Aksi halde doğru yoldan sapar.

8-Eyne: Nerede’ lafzı tasrih edilmiştir. İnsanların Rabbini en iyi bileni, ümmetine en güzel nasihatçi olanı ve en açık beyanda bulunanı olan Nebî r, cariyeye doğru mana hakkında sorduğu: ‘Allah nerede?’ sualine: ‘Semadadır’ diye cevap vermesi üzerine onun efendisi Muaviye b. Hakem t’ya: ‘Onu azat et. Zira o müminedir’ buyurmuştur. Bunu Müslim rivayet etmiştir.

Müslim, (537).

9- Hissi olarak yukarıya işaret varid olmuştur. Nitekim Müslim, Sahîh’inde Câbir t’dan, Nebî r’in arafe günü Müslümanlar topluluğuna hitap ettiği hutbesinin sonunda şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Sizler benim hakkımda sorulacaksınız. Peki, ne diyeceksiniz?’ dediler ki: ‘Şehadet ederiz ki sen tebliğ ettin, görevini eda ettin ve nasihat ettin’ bunun üzerine işaret parmağını semaya kaldırdı ve insanlara nüktede bulunarak: ‘Allah’ım! Şahit ol! Allah’ım! Şahit ol!’ dedi. Bunu üç defa söyledi.”

Müslim, (1218); İbn Ebî’l-‘İzz el-Hanefi, Şerhu’t-Tahaviye’de (sy. 348) şöyle der:

“Nitekim O’nu, O’nun hakkında kabul edilmesi gerekenleri, O’nun için imkânsız olanları bütün insanlardan daha iyi bilen (son Nebî r) O’na böylece işaret etmiştir: Hiçbir kimsenin benzeri bir topluluğun etrafında bulunmadığı, o en büyük topluluğun bir araya geldiği, en büyük günde ve en büyük yerde onlara demişti… Biz adeta o değerli parmağın Yüce Allah’a doğru kaldırılmış olduğunu görüyor; o şerefli dilin parmağını kaldırdığı zata ‘şahid ol Allah’ım’ diye seslendiğini işitiyor gibiyiz.”

10- Allah I’nın yedi kat göklerin üstünde olduğu tasrih edilmiştir. Nebî r, Benî Kurayza kabilesi hakkında katillerinin öldürülüp mallarının ve zürriyetlerinin taksim edilmesine hükmettiğinde Sa‘d b. Mu‘âz t’ya şöyle buyurmuştur:

Onlar hakkında yedi kat semanın üzerindeki Allah’ın hükmüyle hükmettin.’

İbn Sa‘d, (3/426); Nesâ‘î, Sunenu’l-Kubrâ, (et-Tuhfe, 3881); Zehebî, el-‘Uluv, (62). İsnadı hasendir. Zehebî de sahihlemiştir. İbn Ebi’l-İzz el-Hanefî, Şerhu’t-Tahaviye, (sy. 378). Elbânî, Muhatasaru’l-‘Uluv’da hasen demiştir.

İmam Şafî‘î’nin ashâbının büyüklerinden biri, Yüce Allah’ın zatıyla mahlûkatından yüksek oluşuna dair Allah’ın Kitâbı’ndan binden fazla delil zikretmiştir.

Bu delilleri Hafız Hamd b. Osman b. Ebi Şeybe, Kitabu’l-‘Arş’ta, Muvaffak b. Kudâme, İsbâtu ‘Uluvvillah Te‘ala ‘alâ ‘Arşih Kitâbı’nda, Hâfız Zehebî, el-‘Uluvv’da, Ebû Muhammed el-Cuveynî, İsbâtu’l-İstivâ ve’l-Fevkiyet’de, Hâfız İbn Kayyım, İctima‘u’l-Cuyûşi’l-İslâmiye’de ve başkaları eserlerinde bu delilleri zikretmişlerdir. İbn Ebî’l-‘İzz el-Hanefî Allah’ın zatıyla mahlûkatı üzerinde oluşuna dair delillerin on sekiz türünü zikrettikten sonra şöyle der:

‘İşte bu tür deliller eğer birer birer serdedilmeye kalkışılacak olursa, yaklaşık bin delil kadar olur. Bunu te’vil etmeye kalkışan kimsenin bütün bunlara ayrı ayrı cevap vermesi gerekir. Hepsine cevap vermek bir tarafa, bunların bir bölümüne dahi sağlıklı ve doğru cevap vermek imkânı nereden bulunacak ki?’

Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/226).

 

Allah I’nın zatıyla mahlûkatından yüksekte oluşunu ispat eden bütün bu mütevatir ve apaçık şer‘î delillerin gelmiş olmasına rağmen, Mutezile ve Eş‘ârîlerin çoğu gibi Muattıla bunları kabul etmemişler, Allah I’nın bu sıfatını ispat eden deliller karşısında Yunan Felsefesinden miras aldıkları Kelam ilmine tutunarak aklî şüpheleri nasların önüne geçirmişlerdir.

Eş‘ârîlerin büyük çoğunluğu Allah I’nın yükseklik sıfatını inkâr etmişlerdir. Bazısı: ‘Allah zatıyla heryerdedir’ derken, sonrakilerinden olanların çoğu: ‘Ne âlemin içinde, ne de dışındadır’ derler. Öncekilerinden bazıları da Allah I’nın bu sıfatını ve Allah I’nın arşı üzerinde oluşunu ispat etmişlerdir. Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (2/298, 5/272).

Böylece beşerî akılları Allah’ın Kitâbı ve Rasûlü r’in Sünneti üzerine hâkim kılmışlardır. Bu, dosdoğru yoldan açık bir sapmadır. İmam Şafî‘î: ‘Kelama bulaşıp da kurtulan kimse görmedim’ derken ne kadar doğru söylemiş!

Bunu İsmail el-Herevî, Zemmu’l-Kelâm ve Ehlihi, (4/285) rivayet etmiştir. Zehebî, el-‘Uluv, (sy. 166)’da İmam Şafî‘î’nin kelamı yermeye dair sözlerinden naklettikten sonra der ki: ‘İmam Şafî‘î’den kelamı ve kelamcıları yermeye dair gelen rivayetler mütevatirdir. O, usul ve fürû’da eserlere tabi olma hususunda şiddetli idi.’

Sahâbe, tabi‘in ve onlara güzellikle tabi olan ehlisünnet imamları Allah I’nın zatıyla mahlûkatının üstünde olduğu ve arşına istivâ ettiği hususunda icma etmişlerdir. Onların bu konudaki sözleri meşhur ve mütevatirdir. Nitekim Ebû Abdillah el-Kurtubî el-Mâlikî, Allah I’nın yukarı cihette olduğuna dair Selefin icmasını nakletmiştir.

Bkz. Tefsîru’l-Kurtubî, (7/219, A‘râf, 7/54. Ayetinin tefsiri) sözleri şu şekildedir:

Selefî Salihîn’in ilk dönemleri ise, Allah’ın bir cihette bulunuşunu nefyetmiyorlar ve bunu nefyettiklerini de ifade etmiyorlardı. Aksine, onlar da genel olarak herkes de Yüce Allah’ın Kitâb’ında bildirdiği, Nebî’lerinin de haber verdiği şekilde O’na cihet isbat ediyorlardı; Selefî Salihînden her hangi bir kimse, Allah’ın arşı üzerinde hakikaten istivâ etmiş olduğunu inkâr etmiyordu.’

Cihet (yön) lafzı Kitâb ve Sünnet’te gelmemiştir. Lakin eğer bununla Allah I’nın âlemin yukarısında, mahlûkatından ayrı olduğu ve âleme dâhil olmadığı kastedilirse bu doğrudur. O zaman cihet ile kastedilen olmayan bir iş olur ve âlemin dışı cihet olarak isimlendirilir. En layık olanı ise şer‘î lafzıyla ‘el-‘Uluv’ denilmesidir. Bkz. İbn Teymiyye, et-Tedmuriye, (sy. 153-157); Mecmu‘u’l-Fetavâ, (6/39-40) ve es-Sekkaf, Sıfatullah ‘Azze ve Celle, (sy. 85-87).

Büyük tabi‘in imam el-Evzâ‘î şöyle demiştir:

“Biz ve tabi‘in deriz ki: ‘Muhakkak ki Allah I arşı üzerinde olduğunu zikretmiştir. Sünnet’te gelen Allah I’nin sıfatlarına iman ederiz.’”

Beyhakî, el-Esmâ’ ve’s-Sıfat, (sy. 515). İsnadı hasendir inşallah. Nitekim İbn Teymiye isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/39).

 

Seleften hiçbirisi: ‘Allah semada değildir’ demediği gibi: ‘Allah zatıyla her yerdedir’ ve: ‘Her mekân O’na nisbetle eşittir’ de dememiştir.

Fıtrat deliline gelince:

Bütün kullar tabiatleri gereği Allah I’ya dua etmek ve yakarmak istedikleri zaman ellerini kaldırırlar ve kalplerini yukarıya yönlendirirler. Allah I kullarının kalplerini duada yukarıya yönelecek fıtratta yaratmıştır. Bu da Allah I’nın zatıyla bütün mahlûkatının üstünde olduğunu göstermektedir.

Bkz. Şerhu’t-Tahaviye, (sy. 390-392); Ebû’l-Hasen el-Eş‘ârî; el-İbâne, (2/107); el-Asbâhanî, el-Hucce, (2/117).

Hâfız Ebû Mansur b. el-Velîd isnadıyla Hâfız Ebû Ca‘fer b. Ebî ‘Alî el-Hemedanî’den rivayet ediyor:

“Ebû’l-Me‘alî el-Cuveynî’nin: ‘Rahman arşa istiva etti’ ayeti sorulduğunda şöyle dediğini işittim: ‘Arş yokken Allah vardı’ dedi ve konuşmasında detaya inmeye başladı. Dedim ki: ‘İşaret ettiğin manayı anladık. Peki, içimizdeki zarurî hissi nasıl bertaraf edebiliriz?’ Şöyle dedi: ‘Bu sözünle ne demek istiyorsun?’ dedim ki: ‘Allah’ı tanıyan herkes Ya Rabbi! dedikçe mutlaka kalbinde zorunlu olarak bir yücelik hissi duyar. Sağa da, sola da dönmez. Biz kendi içimizden böyle bir zorunlu hali nasıl bertaraf edebiliriz? Bize yukarı ve aşağı düşüncesinden kurtuluşu bildir.’ Ağladım ve insanlar da ağlamaya başladılar. Bunun üzerine Ebû’l-Me‘alî eliyle başına vurarak, kürsüden indi. el-Cuveynî inerken şöyle diyordu: ‘Hayret! Hayret! Dehşet! Dehşet!’ Bundan sonra arkadaşlarının şöyle dediklerini işittim: ‘Biz onun: el-Hemedanî beni şaşkına çevirdi dediğini duyduk.’”

Hafız Zehebî bunu el-‘Uluv (sy. 259)’da zikretmiştir. Elbânî de Muhtasaru’l-‘Uluv (sy. 277)de: ‘Bu kıssanın isnadı sahih olup ravileri hafızlardan oluşmaktadır’ demiştir.

Şeyh şunu kastetmişti: Bu Yüce Allah’ın kullarında fıtrî olarak yerleştirdiği bir histir. Onlar bunu bir öğretmenden öğrenmemişlerdir, bunu kalplerinde Yüce Allah’a yöneldiklerinde hissettikleri bir zaruret olarak görmektedirler ve onlar bu zarureti ‘Uluvv’da (yüce oluşta) görmektedirler.

Ey Murat! Deneyin görün! 4-5 yaşlarında bir çocuğa Allah (Azze ve Celle) nerededir dediğinizde size semayı gösterecek mi göstermeyecek mi? Sonra düşün benim mi fıtratım bozuk yoksa onun mu diye?

 

‘Arş Üzerine İstivâ Sıfatı:

el-İstivâ kelimesi, ‘alâ edatıyla kayıtlı olarak geldiği zaman Arab lügatında bunun anlamı, bir şeyin üzerine yükselmek ve yerleşmek demektir. Allah I’nın şu ayetinde olduğu gibi:

﴿ وَالَّذِي خَلَقَ اْلأَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ الْفُلْكِ وَاْلأَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ. لِتَسْتَوُوا عَلَى ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ. ﴾

“Bütün çiftleri O yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar vâretmiştir ki, böylece onların sırtına binip üzerlerine (istivâ edince) yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak: ‘Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik’ diyesiniz.” (Zuhruf, 43/12-13)

Burada el-İstivâ kelimesi sırtlarına çıkmak ve yerleşmek anlamındadır. Yine Nûh a’ın gemisi hakkında da Allah I şöyle buyurmuştur:

﴿ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ... ﴾

‘Ve gemi Cûdî üzerine (istivâ etmişti) oturmuştu…’ (Hûd, 11/44)

Yani Cûdî Dağı üzerine yerleşti. Yine Allah I şöyle buyurmuştur:

﴿ فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلْ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنْ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ.﴾

‘Sen ve seninle beraber olanlar gemiye (istivâ edince) yerleşince de bizi zâlim kimselerden kurtaran Allah'a hamd olsun de.’ (Muminun, 23/28)

‘Falan bir yerin yüzeyine istivâ etti’ denildiği zaman kastedilen; o kimsenin o yüzey üzerine çıkması ve yerleşmesidir.

‘Arş ise lügatte: Kralın tahtı demektir. Nitekim Allah I Belkıs hakkında şöyle buyurmuştur:

﴿ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ. ﴾

‘Onun, bir de büyük arşı var.’ (Neml, 27/23)

Bkz. Lügat imamı Ebû Muhammed İbn Kuteybe’nin (v. 276). Te’vilu Muhtelefi’l-Hadis, (sy. 182). Lügat imamı İsmail b. Hammad el-Cevherî, (v. 393) es-Sıhah, (s-v-y) ve (‘arş) maddeleri. Arab dilinde İmam Ebû’l-‘Abbâs Sa‘leb’den (v. 291) naklen: el-Lalekâ’î, Şerhu İtikâdi Ehli’s-Sunne ve’l-Cema‘a, (668); Hâfız İbn Kayyım, es-Muhtasaru’s-Savâ’iki’l-Mursele, (sy. 360-368); el-Feyyumî, el-Misbahu’l-Munir, (s-v-y maddesi) ve Fethu Rabbi’l-Beriyye, (4/35-45). Ayrıca sonraki iki dipnota da bakınız.

Allah I’nın ‘arşı üzerine istivâsının anlamı:

1-      O’nun üzerine yükselmesidir

Buhârî, Sahîh’inde Tevhîd Kitabı, ‘Arşı su üzerinde idi’ babında muallâk olarak büyük tabî‘în Mucahid b. Cebr’in: ‘el-İstivâ: ‘Arş üzerine yükselmedir’ sözünü rivayet etmiştir. Bunu el-Firyabî mevsul olarak rivayet etmiştir. Elbânî, Muhtasaru’l-‘Uluv, (sy. 101)’de isnadının sahih olduğunu belirtmiştir. Hafız Ebû Ömer et-Talemenkî el-Mâlikî, (doğumu 339) şöyle demiştir:

“Ebû Ubeyde Ma‘mer b. el-Musennâ dedi ki: ‘el-İstevâ: yükseldi demektir. Araplar: ‘Atın üzerine istiva ettim’ derken: ‘onun üzerine çıktım’ anlamında söylerler.”

Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/525). Darekutnî, Lugat İmamı Ebû’l-Abbâs Sa‘leb’den (v. 291), Allah I’nın: ‘Rahman arş üzerine istiva etti’ ayeti hakkında: ‘Arş üzerine yükseldi demektir’ dediğini rivayet etmiştir. Bkz. el-Lalekâ‘î, Şerhu İtikadi Ehli’s-Sunne, (668).

Lalekâ’î, Şerhu İtikadi Ehli’s-Sunne, (662) adlı eserinde, Selef imamlarından biri olan Bişr b. Ömer’den (v. 207) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Birçok müfessirlerin şöyle dediklerini işittim: ‘Rahman ‘arş üzerine istiva etti, yani yükseldi.’

İsnadı sahihtir. Buhârî yine aynı yerde muallâk olarak Büyük Tabî‘în Ebû’l-‘Aliye er-Riyahî’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

‘Sonra ‘arş üzerine istivâ etti ayetinde istivâ ile kastedilen yükselmektir.’

İbn Ebî Hatim bunu Tefsîr’inde Yunus suresi ve Ra‘d suresi tefsirinde mevsul olarak hasen bir isnad ile rivayet etmiştir.

 

2-      Yerleşmesidir.

Hafız Ebû Ömer et-Talemenkî el-Malikî der ki:

“Abdullah b. el-Mubarek ve ona tabi olan birçok ilim ehli dediler ki: ‘Arş üzerine istivânın anlamı: Yerleşmektir.’”

Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/519).

Lügat İmamı Ebû Muhammed b. Kuteybe, Te’vilu’l-Muhtelefi’l-Hadis, (sy. 182)’de şöyle der:

“Rahman ‘arş üzerine istiva etti; yani yerleşti demektir. Nitekim Allah I: ‘Sen ve beraberindekiler istivâ ettiğinde’ buyurmuştur. Burada da istivâ yerleşmek demektir.”

İmam Hafız Ebû Ömer b. Abdilberr el-Mâlikî el-Endulusî (doğumu 368), et-Temhîd adlı eserinde (7/131) nüzul hadisini şerh ederken, Allah I’nın ‘arş üzerine istiva ettiğine dair ayetleri zikrettikten sonra şöyle der:

“Burada istiva kelimesi ile mecaz kastedildiğini iddia etmelerine ve istivâ kelimesini istevlâ şeklinde te’vil etmelerine gelince, böyle bir anlamı yoktur. Zira bu, lugatin zahir anlamı değildir. İstilânın lügatte anlamı mugalebedir. Allah’a hiçbir şey galebe çalamaz ve kimse O’ndan yüksek olamaz. O Vahid ve Samed’dir. Kelamın hakkı, hakikati üzere hamledilmesidir. Meğerki ümmet bunun mecaz olduğu üzerinde ittifak etmiş olsun. O halde rabbimizden bize indirilene ancak bu şekilde tabi olmaktan başka yol yoktur. Muhakkak ki Allah I kelamını en meşhur ve en açık şekilde indirmiştir. Bu şekilde teslim olmak gerekir. Şayet mecaz iddiası kabul edilecek olsa her iddiaya yollar açılır. İbarelerde mecaz sabit olmamıştır. Allah I, Araplara ancak anlayabilecekleri şekilden başkasıyla hitap etmekten yücedir. İşitenlere göre sahih olan anlamı esastır. İstivâ lügat olarak ve mefhum olarak malumdur, bilinmektedir. Bir şeyin üzerine yükselmek ve yerleşmek anlamındadır.”

Hafız Zehebî, el-‘Uluv, (520)’de, Ebû Ahmed el-Kercî el-Kassab’ın (v: 360) hal tercemesinden bahsederken şöyle der:

“Allame Ebû Ahmed el-Kercî, telif ettiği akidesinde, Halife el-Kadir Billah bütün insanları bu akide üzerinde toplamak için mektuplar yazdı. Bu, 5. Yüzyılda, Bağdattaki Şafî‘îlerin şeyhi İmam Ebû Hamid el-İsferayinî’nin son günlerinde olmuştu. Mutezilî, Rafızî ve Haricîlerin çıkarılıp tevbe ettirilmelerini emretmişti. Orada söyledikleri arasında: ‘Rabbimiz I tek olarak vardı, onunla beraber bir şey yoktu, kapladığı bir mekân yoktu, her şeyi kudreti ile yarattı. ‘Arşı da yarattı. Ona ihtiyacı yoktur. Üzerine yerleşerek dilediği gibi yerleşti. Bu yerleşme mahlûkun istirahat etmesi gibi bir istirahat değildir’ ifadeleri de vardı.”

Ebû Abdillah el-Kurtubî el-Mâlikî (v. 671) Tefsîr’inde, (A‘râf, 7/54.) ayetinin tefsirinde şöyle demiştir:

‘İstivâ, Arab dilinde yükselmek ve yerleşmek demektir.’

Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/404); en-Nuniye ve Muhammed Halil Herras Şerhi, (2/242-244) ve Şevkânî, Tefsîr, (A‘râf, 7/54.) ayetinin tefsiri.

Allah I’nın ‘arşı üzerine istivâsı hakkındaki bu tefsir sahihtir. Mutezile, Cehmiyye ve onlara tabi olanların el-İstivâ’yı İstilâ olarak tefsir etmeleri yanlıştır. Kur’ân’ın kendisiyle nazil olduğu Arab dili bunu kabul etmez. Nitekim lügat âlimi Ebû Abdillah b. el-E‘rabî (doğumu 151) bu şekilde belirtmiştir. Bunu Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfat, (879) ve el-Lalekâ’î (666) rivayet etmişler. Elbânî de Muhtasaru’l-‘Uluv’da (sy. 194-196) sahih olduğunu belirtmiştir. Hicri 243 yılında vefat eden Arab dilinde imam olan İbnu’l-A‘rabî de bunu ikrar etmiştir. Bkz. el-‘Uluv (496). İstilâ şeklindeki tefsirden Allah I’yı tenzih etmiştir. Bu, Allah I’nın ilmi kuşatılamayan sıfatları hakkında aklıyla hükmedenlerin işidir. Bununla Allah I’yı tenzih etmeyi amaçlar ve teşbihe düşme korkusuyla te’vil ederler. Böylece kaçtıkları şeyden daha kötüsüne düşmüşlerdir. İbn Abdilber’in bu konuda söylediklerini daha önce nakletmiştik.

Ebû’l-Hasen el-Eş‘ârî, el-İbane’de (sy. 86-87) şöyle demiştir:

“Mu‘tezile, Cehmiyye ve Harurîler (Haricîler) dediler ki: ‘Allah I’nın: ‘Rahman arş üzerine istiva etti’ ayetinde kastedilen galebe çalmak, malik olmak ve kahr’dır. Allah I her yerdedir.’ Bu sözleriyle, ehli hakkın söylediği: Allah I’nin ‘arşı üzerinde oluşunu inkâr ettiler. İstivâyı kudret olarak kabul ettiler. Dedikleri gibi olsaydı ‘arş ile yer arasında bir fark olmazdı. Allah I yeryüzüne ve âlemde olan her şey üzerinde de kadirdir. Şayet Allah ‘arş üzerinde, istilâ anlamında istivâ etmiş olsaydı, O zaten ‘arş üzerinde, yer üzerinde, gökler üzerinde ve her şey üzerinde istilâ (galebe) etmiştir. Zira hepsi üzerinde kadirdir. Bütün her şey üzerinde kudret sahibi olduğuna göre, Müslümanlardan birinin: ‘Muhakkak ki Allah I her şeyin üzerine istivâ etmiştir’ diyerek ‘arş üzerine istivâsının da her şey üzerindeki galebesi gibi olduğunu söylemesi caiz olmaz. Şu şekilde anlamını kabul etmesi gerekir: ‘İstivâ, diğer bütün her şey dışında Arş’a has kılınmıştır.’”

Şeyhulislam İbn Teymiyye, istivânın istilâ şeklinde tefsir edilmesini on açıdan iptal etmiştir. Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/144-149) Hafız İbn Kayyım da kırkbir açıdan iptal etmiştir. Bkz. Muhtasaru’s-Savâ’ik, (sy. 352-368). Bkz. İbn ‘İsâ, Şerhu’n-Nuniyye, (1/440-441)

 

Yükselmesi ve yerleşmesi hakikidir, celaline layık şekildedir.

Bu istivâ, mahlûkların istivâsına benzetilemez.

Şeyhulislâm İbn Teymiyye, Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/199)’da dedi ki:

“Allah I’nın arş üzerine istivâsı hakikidir. Kulun gemi üzerine istivâsı hakikidir. Yaratıcının istivâsı ise mahlûkların istivâsına benzemez. Zira Allah I hiçbir şeye muhtaç değildir. Bilakis o her şeyden mustağnidir. Allah I ‘arşı taşır ve kudretiyle onu taşıtır. Göklerle yeri kaymaması için tutar. İmamların: ‘Muhakkak ki Allah I ‘arşına hakiki olarak istivâ etmiştir’ sözünün, O’nun istivâsının kulun gemiye ve bineklere istivâsı gibi olmasını gerektireceğini zannederse, o kimse, imamların: ‘Muhakkak ki Allah’ın ilmi hakikidir. Görmesi hakikidir, konuşması hakikidir’ sözüyle ilzam edilir. Zira O’nun ilminin, işitmesinin, görmesinin ve kelamının hakiki olması, mahlûkların ilmi, işitmesi, görmesi ve kelamı gibi olmasını gerektirmemektedir.”

Allah I’nın ‘arşı, şer‘î naslarda geldiği üzere; direkleri olan ve melekler tarafından taşınan bir tahttır.

Allah I şöyle buyurmuştur:

﴿ وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ. ﴾

‘Melekler göğün yanlarındadır ve Rabbının ‘Arş’ını, o gün onlardan sekiz tanesi başlarının üzerinde taşıyacaktır.’ (Hakka, 69/17)

Buhârî, (2412, 2472) ve Müslim, (2374) Ebû Sa‘îd el-Hudrî t’dan merfu olarak rivayet ediyorlar:

‘Nebîleri birbirlerinden üstün tutmayın. Muhakkak ki insanlar kıyamet günü bayılırlar. Ben yeryüzünün kendisi için yarılacağı ilk kimseyim. O sırada Mûsâ’nın arşın direklerinden bir direğe tutunmuş olduğunu görürüm.’

Hafız İsmail İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye’nin başlarında (1/20) şöyle der:

“Arş lügatte; krala ait taht demektir. Allah I’nın: ﴿ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ. ﴾ ‘Onun, bir de büyük arşı var.’ (Neml, 27/23) ayetinde olduğu gibi. Rahmân Y’nın arşı ise direkleri olan ve melekler tarafından taşınan bir tahttır. O âlem üzerinde bir kubbe gibidir ve mahlûkatın tavanıdır.”

Bkz. İbn Teymiyye, Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/151-152).

 

Kürsi: İki ayağın konduğu yerdir.

Nitekim bu husus İbn Abbâs t’dan ve Nebî r’in diğer sahâbelerinden sabit olmuştur.

İbn Kesîr’in Tefsîr’inde nakline göre bunu Vekî‘ rivayet etmiştir. Darimî, er-Reddu ‘alâ’l-Merisî, (sy. 425, 429); Tefsîru İbn Ebî Hatem, (2601); Taberânî, (12404); Hâkim, (2/282); Beyhakî, el-Esmâ’ ve’s-Sıfat, (758) ve Ziyâ el-Makdisî, el-Muhtare, (10/310-311). Sufyân - ‘Ammar ed-Duhenî - Muslim el-Batin - Sa‘îd b. Cubeyr - İbn Abbâs t yoluyla:

‘Kürsi iki ayağın konduğu yerdir. ‘Arş’ı ise Allah’tan başkası takdir edemez.’

İsnadı hasendir. Ravileri güvenilir olup ‘Ammar ed-Duhenî dışındakiler Sahîhayn ravileridirler. ed-Duhenî sadece Muslim’in ravilerindendir ve saduktur. Hâkim sahih demiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir. Heysemî (6/323): ‘Ricali sahihin ricalidir’ dedi. Elbânî de Muhtasaru’l-‘Uluv’da (sy. 102) isnadının sahih olduğunu belirtmiştir.

İbn Ebî Şeybe, el-‘Arş’ta (60) ve başkaları Ebû Mûsâ t’dan şöyle dediğini rivayet ettiler:

‘Kürsi; iki ayağın konduğu yerdir.’ Elbânî, Muhtasaru’l-‘Uluv’da (sy. 124) sahih demiştir.

Allah I’nın arşı üzerine istivâsı, Kitâb, Sünnet ve Selefin icmasının delalet ettiği fiili sıfatlarındandır.

Kur’ân-ı Kerîm’den delili Allah I’nın şu ayetleridir:

﴿ إِنَّ رَبَّكُمْ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ. ﴾

‘Rabbınız, şüphesiz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da ‘Arş üzerinde istivâ edendir.’ (A‘râf, 7/54)

﴿ الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى. ﴾

‘Rahmân ‘arş üzerine istivâ etmiş (yerleşmiş)tir.’ (Tâhâ, 20/5)

Sünnet’ten Delilleri:

1- İbn Abbâs t’nun Nebî r’in kıyamet gününde şefaat etmesinden bahsettiği rivayette şöyle buyrulmuştur:

( فآتى باب الجنة فيفتح لى فآتى ربى I و هو على كرسيه أو سريره فأخر ساجدا. )

‘Cennetin kapısına götürülürüm ve bana kapı açılır. Rabbim I kürsüsü veya divanı üzerinde gelir ve ben secdeye kapanırım.Tahrici daha önce geçti. Orada şahitleri de zikredilmiştir.

2- Ebû Hureyre t, Nebî r’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

( إن الله I خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالاَْرْضين وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ. )

‘Muhakkak ki Allah I göklerle yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattı ve sonra ‘arş üzerine istiva etti.’

Nesâ‘î, Tefsîr, (2/153-154). Ravileri; hadisleri hasen derecesinden aşağı inmeyecek kimselerdir. Elbânî, Muhtasaru’l-‘Uluv, (sy. 112)’de: ‘İsnadı ceyyiddir’ dedi. Nesâ‘î, Tefsîr’inin muhakkiki de hasen olduğunu belirtmiştir.

- Birçok şahitleri vardır. Bunlardan birisi; Katâde b. Nu‘mân t’nun Nebî r’den şu rivayetidir:

‘Allah I yaratma işini bitirince ‘arşı üzerine istiva etti.’

Bunu el-Hallal, es-Sunne’de rivayet etmiştir. Bkz. Hafız İbn Kayyım, İctima‘u’l-Cuyuşi’l-İslamîyye, (sy. 107-108) ve Zehebî, el-‘Uluv, (sy. 110). Hafız İbn Kayyım: ‘İsnadı Buhârî’nin şartına göre sahihtir’ dedi. Hafız Zehebî de: ‘Ravileri güvenilirdir’ dedi.

- Diğer bir şahidi; Ebû Rezin el-Ukaylî’nin merfu olarak rivayetidir. Bu rivayette şöyle buyrulmuştur:

‘…Sonra ‘arşı yarattı. Sonra da Allah I ‘arşın üzerine istivâ etti.’

Bunu Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfat’ta (846) ve Zehebî, el-‘Uluv’da (13) rivayet ettiler. Beyhakî’nin ravileri Vekî b. Hades dışında güvenilirdir. Vekî ise Takrîb’de geçtiği üzere makbul bir ravidir. Hafız Zehebî, el-‘Uluv’da (sy. 13) ve el-‘Arş, (sy. 15)’te ‘İsnadı hasendir’ dedi.

- Diğer bir şahidi; Enes t’ın Nebî r’den merfu olarak rivayet ettiği, Cuma günü hakkındaki şu hadistir:

Bu gün, Rabbinin ‘arş üzerine istivâ ettiği gündür.

Bunu İmam Şafî‘î, el-Umm’da (1/208) ve başkaları rivayet yollarıyla rivayet etmişlerdir. Zehebî, el-‘Uluv’da (sy. 44) der ki: ‘Bu rivayet yolları birbirini desteklemektedir.’

- Diğer bir şahidi; İbn Mes‘ûd t, İbn Abbâs t ve sahâbe y’dan bir topluluğun şu sözleridir:

‘Allah I istediğini yarattıktan sonra arş üzerine istiva etmiştir.’

Bunu Taberî, Tefsîr’inde (Bakara, 2/19. Ayetinin tefsirinde) ve İbn Huzeyme, Kitâbu’t-Tevhîd, (2/886-888) rivayet ettiler. Elbânî, Muhtasaru’l-‘Uluv’da (sy. 105) ‘isnadı ceyyiddir’ dedi.

 

3- Cubeyr b. Mut‘im t’nun rivayet ettiği hadiste, Nebî r’in Rabbi U hakkında şöyle buyurduğu geçmiştir:

( إِنَّ اللَّهَ فَوْقَ عَرْشِهِ وَعَرْشُهُ فَوْقَ سَمَاوَاتِهِ. )

‘Muhakkak ki Allah, ‘arşının üzerindedir. ‘Arşı da göklerin üzerindedir.’

Ebû Dâvud, (4726); İbn Huzeyme, Tevhîd, (147); Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, (883-884) ve İbn Mende, Tevhîd, (643-644). Ravileri, hadisleri hasen derecesinden aşağı inmeyecek kimselerdir. Cubeyr b. Muhammed ise makbul bir ravidir. Nitekim İbn Mende sahihlemiştir. Zehebî de el-‘Arş’ta (2/28) hasen demiştir. İbn Kayyım, Tehzîbu’s-Sunen’de (7/98) hasen demiştir. Hafız Secezî, er-Reddu ‘alâ men Enkera’l-Harf, (sy. 124-125)’te ve Şeyhulislam İbn Teymiyye, Mecmu‘u’l-Fetavâ’da (16/435) isnadının kuvvetli olduğunu söylemişlerdir.

- İbn Abbâs t’nun rivayetinden şahidini: Ahmed, (1/206-207); Ebû Dâvud, (4723); İbn Huzeyme, Tevhîd, (144) rivayet etmişlerdir. el-Cûrkânî, el-Ebatil ve’l-Menakir ve’s-Sıhahi’l-Meşahir’de (1/79) sahih demiştir. Zehebî el-‘Arş’ta (2/33) ‘isnadı hasendir hatta hasenin de üzerindedir’ dedi ve Şeyhulislam’ın kuvvetli bulmasına meyletti. Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (3/192) ve İbn Kayyım, Tehzîbu’s-Sunen, (7/92-93).

- Diğer bir şahidi Câbir b. Suleym t’nun merfu olarak rivayetidir:

‘Sizden öncekilerden biri iki bürde giydi ve bunlarla böbürlenmeye başladı. Allah ona ‘arşı üzerinden baktı ve öfkelendi. Allah yere etmretti ve yer onu yuttu. O hala yerde debelenip durmaktadır. Allah Azze ve Celle’nin düşürmesinden sakının!’

Bunu Taberânî, (6384) ve başkaları rivayet etmişlerdir. Zehebî’nin Kitâbu’l-‘Uluv eserinin muhakkiki (2/396) rivayet yollarının toplamı ile hadisin hasen olduğunu söylemiştir.

- Üçüncü bir şahidini ‘Amir eş-Şa‘bî rivayet etmiştir:

“Müminlerin annesi Zeyneb bt. Cahş g, Nebî r’e: ‘Rahman beni sana ‘arşı üzerinden nikâhladı’ demiştir.”

Bunu Hâkim hasen bir isnad ile mürsel olarak rivayet etti.

- Dördüncü bir şahidi, ‘Â’işe g’nın Osman t hakkında söylediği şu sözlerdir:

‘Allah ‘arşı üzerinden bilmektedir ki ben onun öldürülmesini istemedim.’

Bunu Darimî, er-Reddu ‘alâ’l-Cehmiyye, (sy. 275)’te sahih isnad ile rivayet etmiştir. Elbânî de Muhtasaru’l-‘Uluv’da (sy. 104) sahih demiştir.

- Beşinci şahidi İbn Mes‘ûd t’nun şu sözüdür:

‘Allah I arşı üzerinde, sizin üzerinde olduğunuz şeyi bilmektedir.’

Bunu Darimî adı geçen yerde, İbn Huzeyme, (1/242); Zehebî, el-‘Uluv’da (67) hasen bir isnad ile rivayet etmişlerdir. Zehebî isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Elbânî de Muhtasaru’l-‘Uluv’da ‘isnadı ceyyiddir’ dedi.

Bilcümle hadis şahidleriyle sahihtir.

 

Hicri 297 yılında vefat etmiş olan Hafız Osman b. Ebî Şeybe şöyle demiştir:

‘Allah I’nın arşı yarattıktan sonra zatıyla onun üzerine istivâ ettiğine dair haberler mütevatirdir.’ Bkz. el-‘Arş adlı eseri (sy. 51)

Nitekim bu ümmetin, Nebî r’in sahâbelerinden ve sonrakilerden olan Selefi, Allah I’nın ‘arşı üzerinde ve ‘arşa istivâ etmiş olduğu hususunda icma etmişlerdir. Seleften hiçbirisi: ‘Muhakkak ki Allah I ‘arş üzerinde değildir’ dememiştir. Bütün Ehl-i Sünnet, öncekilerden ve sonrakilerden bütün ilim ehli Selefin böylece icma ettiklerini nakletmişlerdir.

el-‘Uluv sıfatının bahsinde tabî‘în imamlarından el-Evzâ‘î’nin sahâbe ve karşılaştığı bütün tabilerin Allah I’nın ‘arşı üzerinde olduğuna dair icma ettiklerini naklettiğini zikretmiştik.

İmam İbn Kuteybe b. Sa‘îd (doğumu 150) İslam, sünnet ve cemaat imamlarının Allah I’nın yedinci semada ‘arşının üzerinde olduğuna dair icmalarını nakletmiştir. Bkz. Zehebî, el-‘Uluv (sy. 174).

Muhaddisler İmamı Hafız ‘Alî b. el-Medinî (v. 234) cemaat ehlinin Allah I’nın gökler üzerinde ‘arşı üstüne istiva etmiş olduğunda icma ettiklerini nakletmiştir. Bkz. el-‘Uluv (s. 178).

Hafız İshâk b. Rahuye (doğumu 166) ilim ehlinin Allah I’nın ‘arş üzerinde istivâ ettiği hususunda icma ettiklerini nakletmiştir. Bkz. el-‘Uluv, (sy. 174).

Ebû’l-Hasen el-Eş‘ârî (v. 330) Makâlâtu’l-İslamîyyin (1/285)’te der ki:

“Ehlisünnet ve hadis ashabı derler ki: ‘Muhakkak ki Allah ‘arş üzerindedir.’ Nitekim Allah I: ‘Rahman arş üzerine istiva etmiştir’ buyuruyor. Sözde Allah’ın önüne geçemeyiz. Bilakis istivâyı keyfiyet belirlemeden söyleriz.”

Aynı eserde bkz. (1/345) sonra Ebû’l-Hasen el-Eş‘ârî ehlisünnetin akidesini özetle belirtir ve şöyle der:

‘Bütün bu zikrettiklerimiz bizim de kabul ettiğimiz görüşlerdir.’

Aynı şekilde Hafız Zekeriya es-Sâcî de (v. 307) karşılaştığı bütün hadis ehlinin Allah I’nın ‘arş ve sema üzerinde olup yarattıklarına dilediği şekilde yaklaştığı hususunda icma ettiklerini söylemiştir. Bkz. Zehebî, el-‘Uluv (482).

Hafız Ebû İsmail es-Sabunî (doğumu 372) Kitâbu’s-Sunne adlı eserinde (1/109-110) hadis ehlinin Allah I’nın yedi gök üzerinde, ‘arşı üzerinde olduğuna şehadet ettiklerini zikretmiştir.

Hafız İbn Abdilberr (doğumu 368) sahâbe ve tabî‘în âlimlerinin Allah I’nın ‘arşı üzerinde olduğu, ilminin ise heryerde olduğu hususunda icma ettiklerini nakletmiş ve ‘Bu hususta onlara muhalefet eden hiç kimse hüccet getirememiştir’ demiştir. Bkz. et-Temhîd, (7/137-138) Zehebî, el-‘Uluv, (sy. 249).

Hafız Ebû Ömer et-Talemenkî (v. 429) şöyle demiştir:

‘Ehli Sünnetten olan Müslümanlar; Allah I’nın zatıyla gökler üzerinde arşı üstüne dilediği gibi istiva etmiş olduğuna ve Allah I’nın ‘arşı üzerinde istivâsının mecaz olmayıp hakiki olduğunda icma etmişlerdir.’

Bkz. el-‘Uluv (526); Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/189).

Ebû Abdullah el-Kurtubî (v. 671) Tefsîr’inde (7/219) şöyle demiştir:

‘Selefi salihten hiçbiri Allah I’nın ‘arşı üzerinde hakiki olarak istivâ ettiğine karşı çıkmamıştır.’

Hafız Zehebî, el-‘Uluv adlı eserinin sonlarında (sy. 268) şöyle der:

‘Allah arşı üzerindedir. Nitekim ilk asır ehli bu konuda icma etmişler, imamlar da bunu onlardan nakletmişlerdir.’

Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (3/260).

Yine aynı şekilde Ehli Sünnet’in, Allah I’nın ‘arşı üzerinde istivâsının zatıyla ve hakiki olduğu hususunda icma ettiklerini nakletmiştir. Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/189-193).

Tebeu’t-Tabî‘în’den olan, hicret diyarının imamı İmam Mâlik’ten sabit olmuştur ki birisi kendisine:

“‘Ey Eba Abdillah! ‘Rahman ‘arş üzerine istivâ etmiştir’ (Tâhâ, 20/5) buyruluyor. İstivâ nedir?’ diye sormuş, bunun üzerine İmam Mâlik başını eğip sustu ve kendisinden ter çıkmaya başladı. Sonra şöyle dedi:

‘İstivâ meçhul değildir (bilinmektedir.) Keyfiyeti makul değildir (akıl ile bilinemez). Ona iman etmek vaciptir. Onun hakkında sormak ise bidattir. Seni de ancak bir bidatçi olarak görüyorum.’ Sonra o adamın çıkarılmasını emretti.”

Darimî, er-Reddu ‘alâ’l-Cehmîyye, (sy. 280); es-Sabunî, (1/110-111); Beyhakî, el-Esmâ’ ve’s-Sıfât, (867); İbn Abdilberr, et-Temhîd, (7/151) ve başkaları İmam Mâlik’e ulaşan yollarla rivayet etmişlerdir. Bu rivayet yolları sahihtir. Hafız Zehebî, el-‘Uluv’da (2/954) bunun sabit olduğunu belirtmiştir. Beyhakî (866) benzerini daha kısa rivayet etmiştir. Zehebî bunun da isnadının sahih olduğunu söylemiştir: el-‘Uluv, (344) Hafız İbn Hacer de Feth’de (13/407) isnadının ceyyid olduğunu belirtmiştir.

Hafız Zehebî şöyle demiştir:

‘Bu İmam Malik’ten sabittir. Nitekim benzerini daha önce Malik’in şeyhi Rebi‘a’dan da nakletmiştik. Bu, Ehli Sünnet’in üzerinde toplandığı görüştür.’

Bunu el-Lalekâ’î (665); Beyhakî, (868); İbn Kudâme, Sıfâtu’l-‘Uluv, (74) ve Zehebî, el-‘Uluv (322) rivayet etmişlerdir. Zehebî’nin isnadı hasendir. Şeyhulislâm İbn Teymiyye, Mecmu‘u’l-Fetavâ’da (1/365) dedi ki:

‘İmam Mâlik’in verdiği bu cevabın aynısı, Mâlik’in şeyhi Rebi‘a’dan da sabit olmuştur.’

Mecmu‘u’l-Fetavâ kenarında basılan el-Hameviye’de ise (5/40) şöyle demiştir:

‘el-Hallal tamamı güvenilir imamlardan oluşan bir isnad ile Sufyân’dan rivayet ediyor: Rebi‘a’ya soruldu…’

Böylece rivayeti zikretmiştir. Zehebî, el-‘Uluv’da ve Elbânî, Muhtasar’ında (sy. 132) isnadının sahih olduğunu belirtmişlerdir. Bkz. el-‘Uluv, (sy. 954).

‘İstiva meçhul değildir’ sözünün anlamı: Lügatte manası meçhul değildir demektir. Zira bunun manası; yükselmek ve yerleşmektir.

Ebû ‘Abdullah el-Kurtubî, Tefsîr’inde, A‘râf suresi 54. Ayetini tefsir ederken (7/219-220) Selefin mezhebi hakkında şöyle demiştir:

“Sadece istivânın keyfiyeti bilinmez demişlerdir. Zira onun hakikati bilinemez. Mâlik (rahimehullah) şöyle demiştir: ‘İstiva malumdur.’ Yani lügat anlamı bilinmektedir. Keyfiyeti meçhuldür. Onun hakkında soru sormak bidattir. Arap dilinde istivâ yükselmek ve yerleşmek demektir.”

Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (3/167).

Şeyhulislam İbn Teymiye, el-Hameviye’de (Mecmu‘u’l-Fetavâ kenarında 5/41) şöyle demiştir:

“Rebi‘a ve Mâlik’in: ‘İstivâ meçhul değildir, keyfiyeti makul değildir, ona iman etmek vaciptir’ sözleri, diğerlerinin: ‘Keyfiyet belirlemeden geldiği gibi kabul edin’ sözlerine uygundur. Zira onlar sadece keyfiyetini bilmeyi nefyetmişler, sıfatın hakikatini nefyetmemişlerdir. Şayet Allah’a layık olan manayı anlamaksızın mücerret lafza iman etselerdi şöyle demezlerdi: ‘İstiva meçhul değildir, keyfiyeti makul değildir’ ve: ‘Keyfiyet belirlemeksizin geldiği gibi kabul edin’ demezlerdi. Zira istivâ o takdirde malum olmaz, bilakis harflerden ibaret bir meçhul olurdu. Yine lafzın manası anlaşılmasaydı keyfiyetin ilmini nefyetmeye ihtiyaç olmaz. Keyfiyetin ilmini nefyetmeye ancak sıfat sabit olduğu zaman ihtiyaç olur.”

‘Keyfiyeti makul değildir’ sözünün anlamı: Bizler Allah I’nın ‘arşı üzerine istivâsının keyfiyetini akıllarımızla idrak edemeyiz demektir. Onu bilmenin vahiyden başka imkânı yoktur. Vahiyde de keyfiyeti zikredilmemiştir. Dolayısıyla bu konuda konuşmamak gerekir.

‘Ona iman etmek vaciptir’ sözünün anlamı: Allah I’nın ‘arşı üzerine kendisine layık şekilde istivâ ettiğine iman etmek vaciptir demektir. Zira Allah bunu kendisi hakkında haber vermiştir. Bunu tasdik edip iman etmek gerekir.

‘Onun hakkında soru sormak bidattir’ sözünün anlamı: İstivânın keyfiyeti (nasıl olduğu) hakkında sormak bidattir demektir. Zira bu Nebî r ve sahâbeleri y zamanında bilinmiyordu.

İmam Mâlik ve şeyhi Rebi‘a’nın bu sözü, Allah I’nın kendisi hakkında Kitâb’ında ispat ettiği ve Rasûlü r’in dili üzerinden haber verdiği bütün sıfatlar için genel bir ölçüdür. Muhakkak ki bunların anlamı bizce malumdur fakat keyfiyetleri (nasıl oldukları) bize meçhuldür. Allah I bize bu sıfatları bildirmiş fakat keyfiyetlerini bildirmemiştir. Sıfatlar hakkında konuşmak, zat hakkında konuşmanın bir dalıdır. Allah I’nın zatını keyfiyet belirlemeden ispat ettiğimiz gibi aynı şekilde sıfatlarını da keyfiyet belirlemeden ispat ederiz.

Muhammed b. ‘Useymin, Fethu Rabbi’l-Beriyye bi Telhisi’l-Hameviye, (4/40-41).

 

 

Zâtı İlahî’nin Sema’da Olduğunu

Kabul Etmeyenin Tekfiri

۱) عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ الْحَكَمِ السُّلَمِىِّ t؛........فَقَالَ لَهَا «أَيْنَ اللَّهُ؟» قَالَتْ: فِى السَّمَاءِ. قَالَ: «مَنْ أَنَا؟» قَالَتْ: أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ. قَالَ: «أَعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ.»

رواه مسلم (٥٣۷)؛ وأبو داود (٩٣۰)؛ والبخارى في جزئه (٦٤)؛ والنسائى (٣/۱٥)؛ وأحمد (٥/٤٤۷)؛ والبيهقي (۷/٣٨۷)؛ وابن خزيمة في التوحيد (۱۲۱)؛ وأبو سعيد الدارمي في الرد على الجهمية (۲۷۱)؛ وابن أبى شيبة في الإيمان (٨٤)؛ وابن أبى عاصم في السنة (٤٨٩)؛والبيهقي في الأسماء (٤٢٢)؛ وأبو حنيفة في مسنده (٣).

1) Mu‘âviye b. el-Hakem es-Sulemî t’dan, şöyle dedi:

“………Rasûlüllâh r cariyeye hitaben:

Allah nerededir?’ diye sordu. Cariye:

Semadadır’ dedi. Tekrar:

‘Ben kimim?’ buyurdu. Cariye:

‘Sen Allah’ın Rasûlüsün’ dedi. Bunun üzerine Rasûlüllâh r bana:

‘Onu azat et. Çünkü o bir müminedir’ buyurdu.”

Bu hadisi Müslim, (537); Ebû Dâvud, (930); Buhârî, Cüz’ünde (64); Nesâ‘î, (3/15); Ahmed, (5/447); Beyhakî, (7/387); İbn Huzeyme, Tevhîd’de (121); Ebû Sa‘îd ed-Darimî, er-Reddi ‘ale’l-Cehmîyyeti’de (271); İbn Ebî Şeybe, İmân’da (84); İbn Ebî ‘Âsım, Sunen’de (489); Beyhakî, el-Esmâ’’da (422) ve Ebû Hanife, Musned’inde (3) rivayet etmişlerdir.

Ebû Sa‘îd ed-Darimî (rahmetullahi ‘aleyh), er-Reddu ‘alâ’l-Cehmîyye adlı eserinde şöyle diyor:

“Rasûlüllâh r’in bu hadisi şerifinde, Zâtı İlâhî’nin sema da olduğunu bilmeyenin mümin olmadığına delalet vardır. Görüldüğü gibi Allah U’nin semada olduğunu bilen cariyenin müspet olan bu cevabı Rasûlüllâh r tarafından imanının emaresi olarak vasıflanmıştır. Aynı zamanda ‘Allah her yerdedir’ diyerek ehlisünnetten ayrılan dalalet fırkasına da Rasûlüllâh r’in ifadesi ile reddiye vardır. Eğer Allah I, zatı ile semada olduğu gibi yeryüzünde de olsa idi muhakkak cariyenin tam olmayan bu cevabını, Rasûlüllâh r tashih edecekti.”

Ebû Sa‘îd ed-Darimî, er-Reddi ‘ale’l-Cehmîyyeti’de (271)

٢) عن أم سلمة g في قوله تعالى: ﴿الرَّحْمنُ عَلََى العَرْشِ اسْتَوَى.﴾ [طه؛ ٥/۰٢] قالت: الإستوى غير مجحول، والكيف غير معقول، الإقرار به إيمان، والجحود به كفر.

رواه اسماعيل بن عبد الرحمن الصابونى في عقيدة السلف (۱٨)

2) Ummu Seleme g’dan, ‘Rahmân arşın üzerine istiva etti’ [Tâhâ, 20/5] ayeti kerîmesi hakkında şöyle dediği rivayet olundu:

“‘el-İstivâ’ ma‘lum, (onun hakkında) nasıldır demek ma‘kul değildir. Olduğu gibi kabul etmek imandır. İnkâr etmek ise küfürdür.”

Bu eseri İsmail b. Abdurrahmân es-Sâbunî, Akîdetu’s-Selef’de (18) rivayet etmiştir.

۳) عن يونس بن عبد الأعلى سَمِعْتُ الشاَّفِعِي يَقُولُ: لِلَّهِ U أَسْماَء وَصِفاَت لاَ يسع أحدا قاَمَتْ عَلَيْهِ الْحُجَّةُ ردها. زاد فى المختصر. فإن خالف بعد ثبوت الحخة عليه فهو كافر، أما قبل ثبوت الحخة عليه فمعذور بالجهل، لأن علم ذالك لا يدرك بالعقل، ولا بالروية والفكر، ويثبت هذه الصفات وينفى عنها التشبيه كما نفى عن نفسه، ﴿لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ.﴾ [الشورى؛ ١١/٤٢]

رواه الهكارى بإسناد وبهذا التمام ذكره ابن قيم في الجيوش الإسلامية (٥۹) والذهبي في العلو (٢٠٢)

3) Yunus İbn Abdul‘âla (rahmetullahi ‘aleyh)’ten, (şöyle dedi):

“İmam Şafî‘î (rahmetullahi ‘aleyh)’i şöyle derken işittim. Diyordu ki:

‘Allah U’nin isimleri ve sıfatları vardır. Allah U’nin bu isim ve sıfatları kendisine ispat edildikten sonra hiç bir kimse bu isim ve sıfatların reddine gidemez.’ Muhtasar adlı kitabında şöyle bir ziyadelikle rivayet etti:

‘Her kim ki bu isim ve sıfatlar ispat edildikten sonra delile muhalefet ederse o kâfirdir. Hüccet ikame edilmeden önce ise cahillikle mazurdur. Zira isim ve sıfatlar hakkındaki ilim; akılla, görüşle ve düşünmekle tahsil edilmez. Çünkü bu sıfatlar, delil ile ispat ve nefyedilir. Aynen Allah I’nın kendi nefsinden teşbihi nefyettiği gibi: ‘Onun misli gibi (yani: O’na benzer) hiç bir şey yoktur. O Semî‘ ve Basîr’dir.’ [Şûrâ, 42/11]”

Bu eseri Hakkarî ve başkaları rivayet etmişlerdir. İbn Kayyım, Cuyûşu’l-İslâmîyye’de (59) tam olarak zikretmiş ve Zehebî de el el-‘Uluv’da (202) tahrîc etmiştir.

٤) وبلغنا عن أبي مطيع الحكم بن عبد الله البلخي صاحب الفقه الأكبر قاَلَ: سَأَلْتُ أَباَ حَنِيفَةَ عَمَّنْ يَقُولُ: لاَ أَعْرُفُ رَبِّي فِي السَّماَءِ أَوْ فِي اْلأَرْضِ. فَقاَلَ: قَدْ كَفَرَ، لِأَنَّ اللهَ I يَقُولُ: ﴿الرَّحْمنُ عَلََى العَرْشِ اسْتَوَى.﴾ [طه؛ ٥/۰٢] وَعَرْشُهُ فَوْقَ سَمَواَتِهِ. فَقُلْتُ: إِنَّهُ يَقُولُ: أَقُولُ عَلَى اْلعَرْشِ اسْتَوَى، وَلَكِنَّ قاَلَ لاَ أَدْرِي العَرْش فِي السَّماَءِ أَوْ فِي اْلأَرْضِ. قاَلَ إِذاَ أَنْكَرَ أَنَّهُ فِي السَّماَءِ فَقَدْ كَفَرَ.

رواه شسخ الإسلام أبو إسماعيل الأنصارى في الفاروق (١٠۳)؛ وذكره الطحاوى في العقيدة (۳٢٢)؛ وذكره الذهبى في العلو (١١٨).

4) Fıkhu’l-Ekber isimli meşhur kitabın sahibi Ebû Mutî‘i-l-Hakem İbn Abdullah el-Belhî’den bize şöyle bir haber ulaştı:

“Ebû Hanife (rahmetullahi ‘aleyh)’e ‘Rabbimin semada mı yerde mi olduğunu bilmiyorum’ diyen bir adamın hükmünü sordum. Dedi ki:

‘Şüphesiz o kâfir olmuştur. Çünkü Allah I şöyle buyuruyor: ‘Rahmân arşın üzerine istiva etti’ [Tâhâ, 20/5] Arşı da yedi kat semanın üstündedir.’ Bende dedim ki:

‘O adam diyor ki; tamam arşın üzerine istiva etmiştir diyorum. Lakin arşın semada mı yerde mi olduğunu bilmiyorum.’ Tekrar Ebû Hanife (rahmetullahi ‘aleyh), cevaben şöyle dedi:

‘Arşın semada olduğunu inkâr etti mi şüphesiz ki o kâfir olmuştur.’”

Bu eseri Şeyhülislâm Ebû İsmail el-Ensârî, el-Farûk’ta (103) rivayet etmiştir. Tahâvî de el-‘Akîde’de (322) zikredip Zehebî de el-‘Uluv’da (118) tahrîc etmiştir.

٥) عن القاضي الإمام تاج الدين عبد الخالق بن علوان قال: سمعت الإمام أبا محمد بن المقدسي مؤلف (المقنع) يَقُولُ: بَلَّغَنِي عَنْ أَبِي حَنِيفَةَ رَحِمَهُ اللهِ أَنَّهُ قاَلَ: مَنْ أَنْكَرَ أَنَّ اللهَ U فِي السَّماَءِ فَقَدْ كَفَرَ.

ذكره الذهبى في العلو (١١۹).

5) Kâdî İmam Tacuddin ‘Abdulhâlik b. ‘Ulvân (rahmetullahi ‘aleyh)’ten, şöyle dedi:

el-Mukni‘ adlı eserin müellifi Ebû Muhammed b. Ahmed el-Makdesî (rahmetullahi ‘aleyh)’i şöyle derken işittim. Diyordu ki: Ebû Hanife (rahmetullahi ‘aleyh)’ten, bize şöyle dediği haberi ulaştı:

‘Her kim ki Allah U’nin semada olduğunu inkâr ederse muhakkak ki o kişi kâfir olmuştur.’”

Bu eseri Zehebî, el-‘Uluv’da (119) zikretmiştir.

٦) سمعت الحاكم أبا عبد الله في كتابه (التاريخ) الذي جمعه لأهل نيسابور، وفي كتابه (معرفة الحديث) يقول: سمعت أبا جعفر محمد بن صالح بن هانيء يقول: سمعت أبا بكر محمد بن إسحاق بن خزيمة يقول: من لم يقل بأن الله I على عرشه، فوق سبع سمواته فهو كافر بربه، حلال الدم يستتاب فإن تاب وإلا ضربت عنقه، وألقي على بعص المزابل حتى لا يتأذى المسلمون ولا المعاهدون بنتن وائحة جيفته، وكان ماله فينا لا يرثه أحد من المسلمين، اذ المسلم لا يرث الكافر، كما قال النبى r: «لا يرث المسلم الكافر ولا الكافر المسلم.»

رواه شسخ الإسلام أبو إسماعيل الأنصارى في عقيدة السلف (٢٠)؛ والهروى في ذم الكلام ( ): وأخرجه الذهبى في العلو (٢٧٦).

6) Hâkim (rahmetullahi ‘aleyh)’in, Ehli Nisâbur için cem ettiği, et-Târîh’inde ve Ma‘rifetu’l-Hadîs adlı kitaplarında şöyle dediğini işittim:

“Ebû Ca‘fer Muhammed b. Salih b. Hânî’’yi şöyle derken işittim: O da şöyle haber verdi: Ebû Bekr Muhammed İbn İshâk İbn Huzeyme (rahmetullahi ‘aleyh)’i şöyle derken işittim: Diyordu ki:

‘Her kim ki Allah I’nın yedi kat semasının üstünde arşın üzerinde olduğunu söylemezse o kişi rabbisine küfretmiştir. Kanı helal olmuştur. Tövbe ettirilir. Tövbe ederse ne ala, imtina ederse boynu vurulur ve cifesinin pis kokusundan, Müslümanların ve ahd sahiplerinin eziyet görmemesi için uzak bir çöplüğe atılır. Malı ise ganimet olur. Hiç bir Müslüman mirasçısı olamaz zira Müslüman kâfire mirasçı olamaz. Nebî r’in buyurduğu gibi:

Ne Müslüman kâfire ve ne de kâfir, Müslümana mirasçı olamaz.’”

Bu eseri Şeyhülislâm, Ebû İsmail el-Ensârî, ‘Akîdetu’s-Selef’de (20); Herevî de Zemmu’l-Kelâm’da ( ) rivayet etmişlerdir. Zehebî de ‘Uluv’da (276) tahrîc etmiştir.

٧) قاَلَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُف: مَنْ قاَلَ: اِنَّ اللهَ  Uلَيْسَ عَلَى عَرْشِهِ فَهُوَ كاَفِرٌ.

رواه البخارى في خلق أفعال العباد (١٢٨).

7) Muhammed İbn Yûsuf (rahmetullahi ‘aleyh) şöyle dedi:

‘Her kim ki Allah U, arşının üzerinde değildir derse o kâfirdir.’

Bu eseri Buhârî, Halku’l-Ef‘âlu’l-‘İbâd’da (128) rivayet etmiştir.

٨) عن محمد بن اسماعيل الترمذى: سمعت نعيم بن حماد يقول: من شبه الله بخلقه فقد كفر، ومن أنكر ما وصف به نفسه فقد كفر، وليس ما وصف به نفسه ولا رسوله تشبيها.

ذكره الذهبى في العلو (۲۱۷)

8) Muhammed b. İsmail et-Tirmizî, Nu‘aym b. Hammâd’ı şöyle derken işittiğini rivayet etti: Nu‘aym b. Hammâd dedi ki:

‘Kim ki Allah’ı mahlûkatına teşbih ederse o kâfir olmuştur. Allah’ın kendi nefsini vasfettiği sıfatlarından birini inkâr ederse, yine kâfir olmuştur. Zira Allah I’nın kendi nefsini ve Rasûlü r’in Rabbisini vasfettiği sıfatların hiç birisinde teşbih yoktur.’

Bu eseri Zehebî, ‘Uluv’da (217) zikretmiştir.

Muhterem okuyucu yukarıda tilavet ettiğin gibi İslâm âlimleri ittifakla Cehmiyye denilen bu sapık taifenin itikadına sahip olanları tekfir etmişlerdir. Bu tekfir edişlerinin başlıca sebepleri şunlardır.

a- Allah I’nın kendisini Kitâb’ında ve Rasûlü r’in de O’nun Sünnet’inde vasfetmiş olduğu el-‘Uluv ve el-İstivâ sıfatlarını, nefyedip inkar etmek ve bunca ayet ve hadisi tahrif ederek reddetmek olduğundandır.

Zira geçmişteki ümmetler de böyle bir belayı düşmüşlerdi.

﴿فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنْ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ.﴾

‘O zulmeden (Yahûdîler var ya) emir olundukları (tövbe ettik manasına gelen hıtta kelimesine denilmeyen bir nun ilave ederek hınta kelimesine) tebdil ettiler. Biz de, o zalimlere, yaptıkları fıskın karşılığı olarak, gökten bir azap indirdik.’ (Bakara, 2/59)

Aynen de Cehmiyye ve takipçileri Allah I’nın Kur’ân’da İstivâ olarak zikretmiş olduğu bu ilahi sıfatı denilmeyen bir lam ilave ederek İstevlâ diye tebdil ettiler.

b- Böylelikle Allah I’yı istenilmeyen bir sıfatla vasfetmiş oldular. Geçen ümmetlerden de Allah U’yi böyle ilâhî bir vahye dayanmadan vasfedenler olmuştu da Allah I şöyle buyurmuştu:

﴿سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ.

‘İzzet sahibi rabbin onların (müşriklerin uygunsuz) vasıflandırmalarından münezzehtir.’ (Sâffât, 37/180)

 


 

Muharriflerin Batıl Olan Davalarına

Kullanmak İstedikleri Bazı Ayeti Kerimelerin Tefsiri

۱) قَالَ أبو طالب أحمد بن حميد، سَأَلْتُ أَحْمَد بْنَ حَنْبَلِ عَنْ رَخُلٍ قاَلَ: اللهُ U مَعَناَ، وَتَلاَ: ﴿مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَى ثَلاَثَةٍ إِلاَّ هُوَ رَابِعُهُمْ.﴾ [سورة المجادلة؛ ٧] فقال: قَدْ تَجَهَّمَ هَذاَ، يَأْخُذُونَ بِأَخِرِ اْلأَيَةِ، وَ يَدَعُونَ أَوَّلَهاَ، قَرَأْتُ عَلَيْهِ: ﴿أَلَمْ تَرَى أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي اْلأَرْضِ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَى ثَلاَثَةٍ إِلاَّ هُوَ رَابِعُهُمْ وَلاَ خَمْسَةٍ إِلاَّ هُوَ سَادِسُهُمْ وَلاَ أَدْنَى مِنْ ذَلِكَ وَلاَ أَكْثَرَ إِلاَّ هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ.﴾ [سورة المجادلة؛ ٧] فَعِلْمُهُ مَعَهُمْ، وقال في [سورة ق؛ ١٦] ﴿وَنَعْلَمُ ماَ يُوَسْوِسُ بِهِ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ.﴾ فَعِلْمُهُ مَعَهُمْ.

رواه الخلال في السنة (١٩٩).

1) Ebû Tâlib Ahmed b. Humeyd (rahmetullahi ‘aleyh) şöyle dedi:

“Ahmed b. Hanbel (rahmetullahi ‘aleyh)’e ‘Allah U bizimledir’ deyip şu ayeti: ‘Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı oluyor mu? Mutlaka, Allah, dördüncüleridir’ [Mücadele Suresi, 7] okuyan bir adamdan sordum. Dedi ki muhakkak o Cehmî olmuştur. Ayetin evvelini bırakarak sonunu alıyorlar dedi. Ben de ayeti evveliyle beraber okudum:

‘Bilmiyor musun? Allah hem göklerdekini hem yerdekini hep bilir. Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı oluyor mu? Mutlaka, Allah, dördüncüleridir. Beş kişinin oluyor mu? Mutlaka, Allah, altıncılarıdır. Bunlardan daha az, daha çok oluyor mu? Muhakkak Allah, her nerede olsalar, onlarla beraberdir. Sonra bütün yaptıklarını, kıyamet günü, kendilerine haber verir. Haberiniz olsun ki Allah her şeyi bilir.’ [Mücâdele Suresi, 7] (Ayetin nihayetinde Ahmed İbn Hanbel (rahmetullahi ‘aleyh) şöyle dedi):

‘İlmi onlarla beraberdir. Ve sonra (Kaf) suresinden şu ayeti okudu:

‘Nefsinin ona ne vesveseler verdiğini de biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.’ [Kaf Suresi 16] Ve sonra:

‘İlmi onlarla beraberdir’ dedi.”

Bu eseri Hallâl, es-Sunne’de (199) rivayet etmiştir.

٢) عَنْ مُقاَتِلِ بْنِ حَياَّنٍ فِي قَوْلِهِ تَعاَلَ: ﴿مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَى ثَلاَثَةٍ إِلاَّ هُوَ رَابِعُهُمْ.﴾ [سورة المجادلة؛ ٧] قاَلَ: هُوَ عَلَى عَرْشِهِ، وَعِلْمُهُ مَعَهُمْ.

رواه وأبو داود في المسائله (٢٦۳)؛ وأحمد في السنة (٧١)؛ والآجرى في الشريعة (٢٨۹)؛ والبيهقي في الأسماء (٤٢٢).

2) Mukâtil İbn Hayyan’dan, şu ayeti kerime hakkında soruldu:

‘Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı oluyor mu? Mutlaka, Allah, dördüncüleridir.’ [Mücâdele Suresi, 7] Cevaben de:

‘O arşının üzerindedir. İlmi ile de onlarla beraberdir’ dedi.”

Bu eseri Ebû Dâvud, Mesâ’il’inde (263); Ahmed, Sunne’de (71); Ãcurrî, Şerî‘a’da (289)’da ve Beyhakî, Esmâ’’da (430) rivayet etmişlerdir.

۳) الحسن بن محمد بن الحارث قاَلَ: سُئِلَ عَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِي وَأَناَ أَسْمَعُ: ماَ قَوْلُ أَهْلِ الْجَماَعَةِ؟ قاَلَ: يُؤْمِنُونَ بِالرُّؤْيَةِ وَبِالْكَلاَمِ، وَأَنَّ اللهَ U فَوْقَ السَّمَواَتِ عَلَى عَرْشِهِ اسْتَوَى. فَسُئِلَ عَنْ قَوْلِهِ I: ﴿مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَى ثَلاَثَةٍ إِلاَّ هُوَ رَابِعُهُمْ.﴾ [سورة المجادلة؛ ٧] فَقاَلَ: اِقْرَأْ ماَ قَبْلَهُ ﴿أَلَمْ تَرَى أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ.﴾ [سورة المجادلة؛ ٧].

ذكره الذهبى في العلو (٢٢٥).

3) Hasen İbn Muhammed İbnu’l-Haris (rahmetullahi ‘aleyh), şöyle dedi:

“Benim de duyar olduğum bir halde ‘Alî İbnu’l-Medinî (rahmetullahi ‘aleyh)’e, Ehli Sünneti ve’l-Cemaatin itikadından soruldu. O’da şöyle dedi:

‘Ehli Sünnet’in İtikadı; Allah U’yi ahirette göreceklerine, Allah U’nin Mûsâ u ile konuştuğuna ve Zâtı İlâhî’nin yedi kat semanın üstüne arşının üzerine istiva ettiğine inanırlar.

Binaen aleyh şu: ‘Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı oluyor mu? Mutlaka, Allah, dördüncüleridir’ [Mücâdele Suresi, 7] ayeti kerîmesiden sordular. ‘Alî İbnu’l-Medinî (rahmetullahi ‘aleyh) de cevaben: ‘Ayetin başını okusana (ne diyor bak!) ‘Bilmiyor musun? Allah hem göklerdekini hem yerdekini hep bilir.’ [Mücâdele Suresi, 7]”

Bu eseri Zehebî, ‘Uluv’da (225)de zikretmiştir.

٤) عن معدان قال: سَأَلْتُ سُفْياَنَ الثَّوْرِى عَنْ قَوْلِهِ U: ﴿وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ.﴾ [سورة الحديد؛ ٤]، قاَلَ: عِلْمِهِ.

أخرجه عبدالله بن أحمد في السنة (٧٢)؛ و الآجرى في الشريعة (٢٨۹)؛ اللالكائي (١/۹٢).

4) Ma‘dân (rahmetullahi ‘aleyh)’ten, şöyle dedi:

“Sufyân es-Sevrî (rahmetullahi ‘aleyh)’e, Allah U’nin şu kavli: ‘Nerede olursanız o sizinle beraberdir’ [Hadid Suresi, 4] hakkında sordum. Cevap olarak:

‘İlmi ile beraberdir’’ dedi.”

Bu eseri Abdullah İbn Ahmed, Sunne’de (72); Ãcurrî, Şerî‘a’da (289) ve Lâlekâ’î, (1/92)’de tahrîc etmişlerdir.