Kuran ve Sünnet

MUAHEZE İLİMDEN SONRADIR

MUAHEZE  İLİMDEN  SONRADIR


بِسْمِ
اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

 
















       Bu yazımızda,inananların bir kısmı tarafından henüz doğru düzgün anlaşı-lamayan,veya anlaşıldığı zannedildiğinden dolayı, bir çok kimsenin yerli yersiz suçlandığı tekfir konusu üzerinde duracağız.

      Tekfir konusu bu ümmete bulaşan en çirkin hastalıklardan birisidir,desek mubalağa etmiş  olmayız.

      Cehaletin meyvesi olan bu çirkin hastalık,bu gün bir çok inananın birbirleri-ne sırt çevirmesine,birbirlerini terk etmesine ve birbirlerini hak etmedikleri bir takım çirkin vasıflarla itham etmelerine vesile olmuştur.

      Hatta,- bu akıntıya kendilerini kaptıranlar -  içerisine düştükleri bu çirkin musibet ve bela yüzünden,kendi aralarındaki kısa bir sohbet neticesinde dahi, birbirlerini rahatlıkla tekfir edecek bir aşırılığa sahip olmuşlardır.

 

      Temeli asırlar öncesine dayanan bu çirkin fitne, - biraz önce de ifade ettiği-miz gibi- cahilliğin,aceleciliğin,insafsızlığın ve hissi,nefsi davranışların ta kendi-sidir……..Nasıl öyle olmasın ki ?

      Çünkü Kur’anın ve sünnetin tertemiz sayfalarında, bu insafsız ve kuralsız mantığın tam tersine yığınlarla deliller mevcuttur.

 

      Öyleyse biz sözü daha fazla uzatmadan,bu konudaki cahil kalınmış -diğer bir ifadeyle - bilinmesi gereken kaide ve kuralları Kitap ve Sünnet çizgisinde ele alıp onları anlatmaya çalışalım.

     Rabbimden niyazım,bu kısa ve özlü çalışmamı inanan kardeşlerime faideli kılsın………

 

    Değerli kardeşlerim ! Benim bu hususta - Rabbimin yardımı ile – gerek kendi-lerini dinlediğim ilim ehli insanlardan ve gerekse kitaplarını okuduğum ilim ehli insanlardan -delilleri ile beraber- öğrendiğim en özlü kaide,- muaheze ilimden sonradır – kaidesidir.

 

    Öyleyse, - bu konudaki hastalığın izalesi için – ilk önce anlatılması ve anlaşıl-ması gereken şey; bu kaidenin mana ve mahiyeti olmalıdır.

 

  -Muaheze ilimden sonradır - kaidesinden kasıt nedir ? Bu kaideyi nasıl anlamamız gerekir ? isterseniz bu ibarenin üzerinde biraz duralım.

 

   Muaheze ilimden sonradır’dan kasıt : …İnsanın hesaba çekilmesi veya ceza ve mukafat görmesi ancak, ilmin kendisine ulaşmasından sonradır …

 

 

 

1

     Başka bir ifadeyle : …. Kendisine hüccetin ikame edilmediği bir kimse hesaba çekilmez ….

 

    Zikretmiş olduğumuz bu şer’i kaideyi hükme bağlayan delillere gelince,onlar da şunlardır :

وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً”………….

 

“ …….. Biz resul göndermedikçe azab edici değiliz …………..”

                                                                                                                                                          İSRA : 15.AY.

 

   Adaletinde zerre kadar şüphe bulunmayan Rabbimiz,resullerini gönderip hüc-cet ikamesi yapılmadan hiç kimseye azab etmeyeceğini bu Ayet’i celilesinde açıkça beyan etmektedir….. Ve yine şöyle buyurur :

 

رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزاً حَكِيماً

 

“ Bunları müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak gönderdik ki, Peygamberler geldikten sonra insanların Allah’a karşı her hangi bir bahaneleri kalmasın. Allah üstündür,hikmet sahibidir “

                                                                                                                                                         NİSA : 165.AY.

 

   İbni Kesir  r.h bu Ayet’in tefsirinde şunları söylemektedir:”…. Allah’u Teala kitaplarını indirmiş,resullerini müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermiştir.Onla-rın aracılığı ile sevip hoşlandıklarını ve sevmeyip reddettiklerini,hiç kimsenin bir mazereti kalmasın diye beyan edip açıklamıştır.

   Başka Ayet’i kerimelerde de Allah’u Teala şöyle buyurur :

 

وَلَوْ أَنَّا أَهْلَكْنَاهُم بِعَذَابٍ مِّن قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ آيَاتِكَ مِن قَبْلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخْزَى

 

(  Eğer onları daha evvel azaba uğratarak yok etseydik ; Rabbimiz,bize bir peygamber gönderseydin de alçak ve rezil olmazdan önce Ayetlerine uysay-dık olmaz mıydı ? diyeceklerdi. )

                                                                                                                                                       TAHA : 134.AY.

 

(  Kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket geldiği zaman :     “ Ey rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de Ayet’lerine uyup mü’min-lerden olsaydık “ diyecek olmasalardı –seni göndermezdik- )

                                                                                                                                                       KASAS : 47.AY.

 

 

2

   Buhari ve Müslim’de rivayet edilen İbni Mesud hadisinde Allah resulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : “ ……. Allah’tan daha kıskanç hiç kimse yoktur.Allah bu kıskançlığından dolayı açık  kapalı bütün çirkin fiilleri haram kılmıştır. Övülmeyi Allah’tan daha çok seven kimse yoktur.Bunun için Allah’u Teala kendi nefsini övmüştür. Allah’tan daha çok hücceti seven kimse yoktur. İşte bunun için de bir çok müjdeleyici ve korkutucu resuller göndermiştir. 

 

                                                                                                                                        MÜSLİM      : 4.C.1499.N

                                                                                                                                        İBNİ KESİR : 5.C.2044. S

     Rabbimiz yine kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

 

وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِلَّ قَوْماً بَعْدَ إِذْ هَدَاهُمْ حَتَّى يُبَيِّنَ لَهُم مَّا يَتَّقُونَ إِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

 

“ Allah bir kavmi doğru yola ilettikten sonra,sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allah her şeyi bilen-dir 

                                                                                                                TEVBE : 115.AY.

 

    Ayet’i kerimenin de ifade ettiği gibi,insanların sapıklığından bahsedilebilme-si için, onlara sakınmaları gereken şeylerin  ulaştırılması gerekir.

    Bu Ayet’i kerime,Resulullah s.a.v’i ve mü’minleri,müşrik olarak ölen akraba- larına istiğfar ettikleri için kınayan Ayetlerin hemen sonunda zikredilmektedir.     

    Rabbimiz bu Ayet’lerinde şöyle buyurmaktadır :

 

مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ   وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ إِلاَّ عَن مَّوْعِدَةٍ وَعَدَهَا إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لأوَّاهٌ حَلِيمٌ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِلَّ قَوْماً بَعْدَ إِذْ هَدَاهُمْ حَتَّى يُبَيِّنَ لَهُم مَّا يَتَّقُونَ إِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

 

  Akraba bile olsa,cehennem ahalisi oldukları belli olduktan sonra,müşrik-ler için mağfiret dilemek; ne bir Peygamberin ve ne de mü’minlerin yapa-cağı bir iş değildir. İbrahimin babası için mağfiret dilemesi,sadece ona ver-diği bir sözden ötürü idi.Fakat onun,bir Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzak durdu.Gerçekten İbrahim çok içli ve yumuşak huy-lu idi.Allah bir kavmi doğru yola ilettikten sonra,sakınmaları gereken şey-leri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir.Allah her şeyi bi-lendir 

                                                                                                                                       TEVBE : 113.114.115.AY.

3

     İşte zikredilen bu Ayet’i kerimelerde Allah’u Azze ve Celle,konumuzun başlı-ğı olan  -muaheze ilimden sonradır- şer’i kaidesini açıkça hükme bağlamıştır.

    Öyleyse şu gerçek açıkça ortaya çıkmaktadır ki o da,bir insanın Allah indinde sorumlu olabilmesi için,kendisine Rabbisinin mesajı ulaşması lazım.

 

SORUMLULUK  TEBLİĞİN  ULAŞMASINDAN  SONRADIR

 

   Mükellefin her hangi bir hükümle sorumluluğu,kendisine tebliğin ulaşmasın-dan sonra gerçekleşir.

   Rabbimiz bu konu da kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

 

وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ  …….. 

 

“…..Bu Kur’an bana,sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu…)

 

                                                                                                                                                       EN’AM : 19.AY.

 

    Yani,kime Allah’u Teala’nın kitabı ulaşmış veya ulaştırılmış ise,bu kimse uyarılmış demektir.

    

( …. Abdurrezzak’ın Mamer’den,onun da Katade’den rivayetine göre : “ …. Bu Kur’an bana,sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu …” Ayeti hakkında Allah resulü s.a.v şöyle buyurmuşlardır : Allah’ın emirlerini tebliğ edin,kime Allah’ın kitabından bir Ayet ulaşmış ise,muhakkakki ona Allah ın emri ulaşmış demektir.  )

                                                                                                                              ABDURREZZAK  :

                                                                                                                              İBNİ  KESİR          : 6.C.2581.S

 

   Yalnız, burada anlaşılması gereken hassas bir noktaya işaret etmek gerekir ki o da ;….Allah’n kitabının anlaşılır bir şekilde o kimseye ulaşması gerekir….                

 

    Yani,dilini bilmediği bir kitabı birilerinin eline tutuşturmak,ona kitap ulaşmış-tır veya tebliğ edilmiştir manasına gelmez…O kimsenin sorumluluğu,Allah’u Azze ve Celle’nin o Ayet’i kerime de neyi kastedmiş,onunla mükelleften neyi taleb ediyor,bunları anlayıp kavramasıyla başlar…-Veya başka bir ifadeyle- Kur’an’ı Peygamber s.a.v’in anladığı ve yaşadığı bir şekilde o insana ulaştır-makla o insanın sorumluluğu başlar.

 

   Şeyhul İslam İbni Teymiye şöyle demiştir :Kişi için mükellefiyet,tebliğin kendisine ulaşmasıyla sabitleşir.Bunun sebebi ise Allah’u Teala’nın şu Ayet’i kerimeleridir :

“ …. Onunla sizi ve onun ulaştığı herkesi uyarayım diye bu Kur’an bana vahyolundu ….”  EN’AM : 19.AY.   “ …. Biz resul göndermedikçe hiçbir kavme

 

4

azab edici değiliz ….”  İSRA : 15.AY.   “ …. Bu peygamberleri gönderdik ki, Resuller geldikten sonra insanların Allah’a karşı hiç bir mazeretleri kalmasın …. “  NİSA : 165.AY.

 

      Kur’an da bunun benzeri bir çok Ayet’ler mevcuttur.Bu deliller, Resulullah s.a.v’in getirdiği şeyi tebliğ edinceye kadar Allah’ın hiç kimseyi cezalandır-mayacağını ve ulaşılmayan şer’i meselelerden dolayı da hiç kimseye bu yüzden azab edilmeyeceğini beyan etmektedir.

    Allah’u Teala bir kişiye tebliğ ulaşmadan önce imanı terk ettiği için eğer azab etmezse, imanın bazı şartlarını - bilmeden- terk eden kişiye asla azab etmez. Ancak tebliğ ona ulaşırsa bu müstesnadır.

                                                                                                                                              

      Zaten bilinen bir kaidedir ki, …... Hüccetin kıyamından sonra onu ikrar etmek imanın usüllerindendir …..

 

İMANIN DA KÜFRÜN DE  BİLİNÇLİ  OLMASI  GEREKİR

 

     Bu hususta bilinmesi gereken kurallardan birisi de …. Ceza ve mukafat için imanın da küfrün de bilinçli olması gerekir …. kuralıdır.

 

    Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır :

 

لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَن بَيِّنَةٍ وَيَحْيَى مَنْ حَيَّ عَن بَيِّنَةٍ “………….

 

“ …….- Bunu böyle yaptık ki -Helak olan da apaçık deliller neticesinde helak olsun,yaşayan da apaçık deliller neticesinde yaşasın ………”

                                                                                                                                                       ENFAL : 42.AY.

 

     Yani,iman edenin de küfredenin de,imanı ve küfrü açık delillere dayalı olma-sı gerekir ….. Başka bir ifadeyle :

     Bir insanın kafir olabilmesi için,kendisinden sudur eden küfrün,-bu ister sözlü ister ameli olsun-  bilinçli olması gerekir.

     Yine aynı şekilde,iman edenin de inancı,sözü ve ameli bilinçli ve basiretli olması gerekir…..

     

      Zaten Kur’an’a ve Sünnet’e baktığınızda da şunu göreceksinizdir ki ; Allah’u Azze ve Celle’nin tehdit edip cezalandıracağını zikrettiği kimse-ler,kendilerine tebliğ edildiği halde ondan yüz çeviren kimseler olduğu gibi,yine aynı şekilde,kurtulacak olan kimselerin de,kendilerine hakkın anlatıldığı ve onların da bu anlatılanlara bilinçli bir şekilde tabi olduğu kimselerdir.

  

    Allah’u Azze ve Celle,kendilerini tehdit edip cezalandıracağını zikrettiği kim-selerden şöyle bahsetmektedir :

5   

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا”………..

 

“ Kendilerine Rablerinin Ayet’leri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevi-renden daha zalim kim olabilir ? ………”

                                                                                                                                                       SECDE : 22.AY.

 

“ Kendilerine hidayet apaçık belli olduktan sonra inkar edenler var ya …….. Allah onların bütün işlerini boşa çıkaracaktır  

                                                                                                                                            MUHAMMED : 32.AY.

 

  Ey Adem oğulları ! kendi içinizden elçiler gelip de size Ayet’lerimi anlat-tıkları zaman ………………..Ayetlerimizi yalanlayıp onları kabule tenezzül etmeyenlere gelince, onlar da ateş halkıdır ; onlar orada ebedi kalacaklar-dır  

                                                                                                                                                   A’RAF : 35.36.AY.

 

وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى حَتَّى يَبْعَثَ فِي أُمِّهَا رَسُولاً يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرَى إِلَّا وَأَهْلُهَا ظَالِمُونَ

 

“ Senin Rabbin,ana yerleşim merkezlerine “onlara Ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve yine biz,halkı zul-meden şehirlerden başkasını da helak etmeyiz “

                                                                                                                                                        KASAS : 59.AY.

 

وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

“ Bizim helak ettiğimiz her ülkenin mutlaka uyarıcıları vardı 

                                                                                                            ŞUARA : 208.AY.

 

     Görüldüğü gibi azabla tehdit edilip onu hak eden kimselerin, bilinçli bir şekilde davetten yan çizen kimseler olduğu anlatılmaktadır.

      Ve şunu da unutmamak gerekir ki ;Allah’u Teala her hususta adil olduğu gibi,ceza hususunda da adildir…… Karşılığı dehşetli ateş olarak zikredilen bir suçlunun küfrü,şüphesiz ki bilinçli olması gerekir.

       Yani,Allah indinde cahilliği ve tevilinden dolayı hataya düşen birisi ile ,ina-dından  ve facirliğinden dolayı küfreden birisi bir değildir….Çünkü …. cehalet ayrı bir şeydir,küfür ayrı bir şeydir ….

 

       Rabbimizin Fravn kavmi ve ehli kitap hakkındaki zikrettiği şu Ayet’i kerimeler,bir kavmin veya bir kimsenin kafir olması için,kendilerinden sudur eden küfrün bilincinde olmaları gerektiğini anlatmaktadır :

 

 

 

6

  Gönülleri kesin olarak kanaat getirip kabul ettiği halde,haksızlık ve bü-yüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler …….. “

                                                                                                                                                         NEML : 14.AY.

 

  Kendilerine kitap verdiklerimiz, o peygamberi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.Ama yine de onlardan bir grup,bile bile gerçeği gizlerler 

                                                                                                       

                                                                                                        BAKARA : 146.AY.

 

      Bu,imanda da aynıdır.Yani,...ilim ayrı bir şeydir…iman ayrı bir şeydir… Allah’u Azze ve Celle’nin kurtulacaklarını zikrettiği iman ehli kimseler de yine aynen,kendilerine hakkın anlatıldığı ve onlarında bu anlatılanlara bilinçli bir şekilde tabi olduğu kimselerdir.

 

     Rabbimiz bu hususta da şöyle buyurmaktadır :

 

يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي فَمَنِ

اتَّقَى وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

 

“ Ey Adem oğulları ! kendi içinizden elçiler gelip de size Ayet’lerimi anlat-tıkları zaman kim korunup halini düzeltirse,onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de 

                                                                                                            A’RAF : 35.AY.

 

  ….. Allah’a ve resulüne çağrıldıkları zaman iman edenlerin sözü : “işittik ve itaat ettik “sözüdür. İşte umduklarına erenler bunlardır “

                                                                                                                                                            NUR : 51.AY.

 

     Hulasa,insanlardan sudur eden imanın da küfrün de bilinçli olması gerekir ki cezayı da  mukafatı da hak etsinler.

 

    Yine aynı bab’tan olmak üzere ; cehenneme atılanlara sorulan sorular ve onların da verdiği cevaplardan anlaşılıyor ki,ateşi hak eden bu kimseler, kendi-lerine tebliğin ulaştığı ve onlarında bu davetten yan çizip, onu yalanlayan kimse-lerdir…..Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :

 

وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ زُمَراً حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا فُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا بَلَى وَلَكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرِينَ

 

 

 

7

“ İnkar edenler,bölük bölük cehenneme sürüldüler.Oraya geldikleri zaman, cehennemin kapıları açıldı,cehennemin bekçileri onlara şöyle dedi : Kendi aranızdan,Rabbinizin Ayet’lerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşı-laşacağınız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi ? Onlar da, - evet geldi – de-diler,ama kafirlere azap sözü hak oldu “

                                                                                                                                                      ZÜMER : 71.AY.

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَاءكُمُ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِن نَّصِيرٍ

“ Onlar orada - yani cehennemde – “ Rabbimiz bizi buradan çıkar yaptı-ğımızdan başkasını yapalım “ diye feryad ederler. Onlara denir ki; Sizi, öğüt alacak olanın,öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı ? size uyarıcı da geldi. Öyle ise tadın artık azabı.Zalimlerin yardımcısı yoktur. “

                                                                                                                                                           FATIR:37.AY.

 

إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُون  لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ   وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِن كَانُوا هُمُ الظَّالِمِينَ  وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ إِنَّكُم مَّاكِثُونَ   لَقَدْ جِئْنَاكُم بِالْحَقِّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ

 

“ Suçlular ise cehennem azabında ebedidirler.Üzerlerindeki azaba hiç ara verilmez;orada ümitsizdirler.Böyle olmakla biz onlara zulmetmiş değiliz;fa-kat asıl zalim olan kendileridir.Onlar cehennemin bekçisine şöyle seslenir-ler: “ Ey Malik ! söylede Rabbin işimizi bitirsin “ O da der ki: Siz burada kalacaksınız.Şurası bir gerçek ki,biz size hakkı getirmiştik;fakat çoğunuz haktan hoşlanmadınız “

                                                                                                                                ZUHRUF : 74.75.76.77.78.AY.

 

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ  قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا …………

“ Cehennem az daha öfkeden çatlayacak.Her topluluk onun içerisine atıl-dıkça onun bekçileri onlara sordu : Size bir uyarıcı gelmedi mi ? Dediler ki: Evet geldi, ama biz onu yalanladık …………… “

                                                                                                                                                       MÜLK : 8.9.AY.

 

    İşte bu Ayeti kerimelerde de görüldüğü gibi cehennemi hak edenler,kendile-rine delillerin ulaştığı ve hakkın anlatıldığı kimselerdir.

 

8

FİİL  İLE  FAİLİN  ARASINI  AYIRMAK

 

     Bu meselede – yani tekfir meselesinde -bilinmesi gereken önemli kurallar-dan birisi de ; …fail ile fiil’in hükmü …hususudur.

    Çünkü  bu konuda İslam, failden sudur eden ….. fiilin hükmünün ….. başka olduğunu ……

 

O fiili işleyen …. failin hükmünün .... de başka olduğunu zikreder. Dolayı-siyle,eğer bu kural iyi bilinmez ise, tenkitlerimizde de tasviplerimizde de denge-siz yargılamalar yapıp, adaletsiz kararlar vereceyizdir.

 

   Şeyhu’l İslam İbni Teymiye r.h bu konuda feteva’da şunları zikreder : “…Bir söz küfür olup onu söyleyen de alel ıtlak tekfir edilebilir.Mesela :” Kim şunları, şunları söylerse kafirdir” demek gibi. Fakat o sözleri söyleyen muşahhas bir kişi olduğunda,hüccet ona ikame edilinceye kadar küfrüne hükmedilmez.Muşah-has kişiyi tekfir ettirici şey,hüccetin ikamesidir.

 

   Kötü akibet ve cehennem azabı ile korkutan delillerde de kaide böyledir.Zira Allah’u Teala :

إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْماً إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَاراً وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيراً

 

“ Öksüzlerin mallarını zulümle yiyenler,karınlarına sadece ateş doldur-maktadırlar.Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir “

                                                                                                                                                           NİSA : 10.AY.

 

buyurmaktadır. Bu ve benzeri vaid ifade eden deliller haktır.Ancak muşahhas bir kişi aleyhine vaid’le şahitlik edilmediği gibi, ehli kıbleden muayyen bir şah-sın aleyhine de ateşle şahitlik edilmez. Zira o şahsa vaid’in tahakkuk etmesine, şartların bir arada bulunmaması veya başka bir engelin sabitliği mani olabilir.

 

    Yani,haram ona ulaşmamış olabileceği gibi,ulaşmışta olabilir.O kimse haram-dan tevbe etmiş olabileceği gibi,çok fazla hasenatı olup,irtikab ettiği haramı onunla bertaraf da edebilir….Veya Allah’u Teala onu büyük bir imtihana tabi tutar, o da buna sabrederek, bunun günahlarına kefaret olmasını da sağlaya-bilir….Hatta o kimsenin,Allah’ın şefaat için izin verdiği kimselerin şefaatine mahzar olması da mümkündür.

 

    İşte sahibini tekfir ettiren sözlerin durumu da böyledir…….. Hakkı bilmeyi gerektiren naslar bir kimseye ulaşmamış olabilir…..Yahut naslar ulaşmış ama,o naslar bu kimsenin yanında sabitlik derecesinde olmayabilir……Veya nasları anlamak onun için mümkün olmamış olacağı gibi,Allah’ın mazur göreceği başka şüpheler de olabilir………… İşte bu kaide, Resulullah s.a.v’in, onun ashabının ve imamların üzerinde olduğu kaidedir………….”             MECMAU FETEVA : 3.345

 

9

    Şeyhu’l İslam yine şöyle buyurmaktadır:“….Ben muayyen bir şahsın küfre, fıska ve isyana alel ıtlak nisbet edilmesine karşı olanların en şiddetlisiyim. Fakat muhalefet ettiğinde; kafir,fasık veya asi duruma düşecek Nebevi hüccet, kişiye tebliğ edildikten sonra o kişinin mezkur fiilleri yaptığı bilinirse bu müs-tesnadır…….”

                                                                                              MECMAU FETEVA : 3.229

 

     İbni Kayyım r.h şöyle der : “ …… Azab iki sebepten dolayı tahakkuk eder :

Birincisi : Delilden yüz çevirmek,onu istememek ve gereyi ile amel etmemektir.

İkincisi   : Delil getirildikten sonra ona karşı inatlaşmak ve gereğini isteme-mektir. Birincisi yüz çevirme küfrü,ikincisi ise inat küfrüdür.

     Fakat delil ulaşmadan ve delili öğrenme imkanı olmaksızın bir kimseden sudur eden cehalet küfrüne gelince,Allah’u Azze ve Celle, resullerinin hücceti o kimseye ulaşıncaya kadar,onun sahibinden azabı kaldırmıştır……”

                                                                                                                               TARİKUL HİCRETEYN : 412

 

    Muhammed İbni Abdulvahhab şöyle der : “ ….Biz Abdulkadir Geylani’nin türbesine koşup ona tapan kimseleri cehaletleri ve onlara bu fiillerinin yanlışlığını anlatacak kişilerin olmadığı için onları tekfir etmez isek,bizi tekfir etmediği ve bizimle savaşmadığı halde Allah’a şirk koşmayan kimseleri bize hicret etmedi diye nasıl tekfir ederiz ?  Subhanallah ! bu bize büyük bir iftiradır”

 

                                                                                                                    ED-DÜRERÜ’S SENİYYE : 1.C.56.S

                                                                                                                    DAHLAN.SİYANETÜL İNSAN :449

 

    İmam Şafii r.h şöyle der : “ …. Allah’ın isim ve sıfatları vardır. Onları hiç kimse reddedemez. Buna rağmen bir kimse hüccetin ulaşmasından evvel onlar-dan bir şeye muhalefet ederse,cehaleti yüzünden mazur görülür.Çünkü isim ve sıfatların bilgisi akıl,görüş ve fikirle idrak edilemez…..”

                                                                                                                                         FETHU’L BARİ : 13.407

 

     İmam Zehebi r.h şöyle der : “….. Hiç kimse öğreninceye ve kendisine hüccet ikame oluncaya kadar günahkar olmaz. Allah’u Teala çok merhametli ve çok lutufkardır. Çünkü :

“ Biz hiçbir kavme resul göndermeden azab edici değiliz “ buyurmaktadır. Sahabenin seçkinleri Habeşistan’da iken farz ve haram hükümler Nebi s.a.v’e geliyordu.Bu hükümler onlara ancak birkaç ay sonra ulaşıyordu.Onlar bu hü-kümleri bilmedikleri için,kendilerine ulaşıncaya kadar bundan mazur idiler. Delil kendisine ulaşıncaya kadar her bilmeyenin durumu işte böyledir ……”

                                                                                                                                                      K.KEBAİR :

 

     İbni Hazm r.h şöyle der : “…. Bir kimseye Nebi s.a.v’in emri ulaşana kadar tekfir edilmemesi gerekir. Bir kimse Resulullah s.a.v’e iman ettikten sonra,hangi itikat ve amel üzerinde olursa olsun,kendisine bir şey ulaşana kadar ona hiçbir sorumluluk yoktur…………….”

                                                                                                                           EL-FASLU FİL-MİLEL : 4.24.25

10

     İmam Şevkani r.h şöyle der :

“…..Sahibi fiiliyle İslam milletinden küfür milletine geçmeyi istemediği halde, kendisinden küfri bir fiilin meydana gelmesine itibar edilmez. Aynı zamanda manasını kabul etmediği halde müslümanın küfre delalet eden bir sözü söylemesine de itibar edilmez.Bilmeden Allah’tan başkasına secde eden de tekfir edilmez …”

                                                                                                                               NEYLUL-EVTAR      : 6.210.S

                                                                                                                               ES-SEYLUL CERAR : 4.578.S

 

    İmam Şatıbi r.h şöyle der : “ …. Resullerin uyarmasından önce muahezenin olmaması da aynı usullerdendir. Buna Allah’u Teala’nın şu Ayeti kerimesi dela-let etmektedir :

“ Biz resul göndermedikçe hiçbir kavme azab edici değiliz “      İSRA : 15.AY.

      Allah’ın kulları arasındaki cari olan sünneti,muahezenin sadece resulleri gönderdikten sonra ve hüccetin ikamesinden sonra olacağı şeklindedir.Hüccetin tebliğinden sonra,“….Artık dileyen iman etsin dileyen de küfretsin “ KEHF:29.AY

 

                                                                                                                                   EL-MUVAFAKAT : 3.377.S

 

    Gerek isimlerini zikretmiş olduğumuz bu ilim ehli insanlar ve gerekse isimle-rini zikretmediğimiz daha bir çok ilim ehli insan …..muahezenin ilimden sonra olacağını …. Dolayısiyle …. cahaletin özür olduğunu ……açıkça ifade etmiş-lerdir.

    Şimdi ise,İslamın bu kaidesini oluşturan tarihdeki bir takım vakalara şöyle bir göz atalım.

İBRAHİM  A.S ‘IN  KISSASI

 

   Kur’anı kerim,İbrahim a.s’ın kendisine vahy gelmeden önce fıtratının gereği rabbını arayışını şöyle dile getirmektedir :

 

فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَباً قَالَ هَـذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لا أُحِبُّ الآفِلِينَ   فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغاً قَالَ هَـذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لأكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّين  فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَـذَا رَبِّي هَـذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ

 

(  Üzerine gece bastırınca,bir yıldız görmüş ve “ bu benim rabbim “ demişti. Fakat yıldız batınca da “ ben batanları sevmem “ demişti.  )

 

(  Ayı doğarken görünce, “ bu benim rabbim “ demişti. Fakat o da batınca :

 

 

11

لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لأكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ

“ Şayet rabbim beni doğru yola iletmezse,muhakkak ki sapıklığa düşmüş kimselerden olacağım “ dedi.  )

 

( Sonra güneşi doğarken görünce dedi ki :“ bu benim rabbim,bu daha büyük “ O da batınca, ey kavmim! Ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım dedi “ )

                                                                                                                                             EN’AM : 76.77.78.AY.

 

     Zikredilen bu Ayeti kerimeler bize,İbrahim a.s’ın kendisine henüz vahy gel-meden önce bir rabb arayışını anlatmaktadır…. Yani fıtratının gereği bir rabbin varlığını bilen,ama o rabbin ney ve kim olduğunu bilmeyen İbrahim a.s,ken-disini bu yönlü bir araştırmaya itmiştir…..Ve bu araştırma seyrinde de kullan-mış olduğu ifadelerden anlaşılıyor ki, henüz rabbisi ona vahy’le doğruları bildir-memişti. İfade şu : … şayet rabbim beni doğru yola iletmezse sapıklığa düşenlerden olurum ….

 

      Bazıları bu Ayeti kerimelere farklı manalar yükleyerek,İbrahim a.s’ın Yıldıza,Aya ve Güneşe rabbim demesini,kavmiyle aralarında geçen bir davet esnasında kullandığını zikretmektedirler.

      Halbuki bu birkaç yönden yanlıştır.

Birincisi :   Ayet’lerin   mantukunda - yani lafızlarında -  böyle  bir ifade yoktur.

 

İkincisi   : Hiçbir peygamber , şirk ve küfür ifade eden kelimeleri tebliğinde vesile olarak kullanmaz….Hele İbrahim a.s gibi tevhid dininin atası olan bir peygamber hiç mi hiç kullanmaz.

 

     İbni Cerir et-Taberi : “ ….. Eğer rabbim beni hidayete erdirmezse …..” Ayetini delil getirerek,bu makamın ; …. Bakış ve araştırma makamı … olduğunu kabul eder.

     Hatta İbni Abbas’tan da bir  rivayet nakleder. O rivayet te  şunlar  anlatılır:

“ İbrahim a.s Nemrut’un erkek çocukları öldürmesi sebebiyle bir mağaraya saklanır. Büyüdükten sonra dışarı çıkınca,yıldızı,ayı ve güneşi rabbi zanne-derek bu ifadeleri kullanmıştır “

                                                                                             TABERİ.TEFSİR : 3.C.514.S

 

      Hulasa bu makam,munazara makamı değil,bakış ve araştırma makamıdır. Dolayısiyle,buradan da açıkça şu anlaşılıyor ki; ….. kendisine vahyin ulaştığı insanların sorumluluğu ile,ulaşmayan kimselerin sorumluluğu bir değil-dir…..

 

 

 

12

KENDİSİNİ  YAKTIRAN  ADAMIN  KISSASI

 

( …. Ebu Hureyre r.a’dan.Resulullah s.a.v şöyle buyurmuştur :Asla hiçbir hase-nesi olmayan bir adam kendi ailesine hitaben: Öldüğüm zaman beni yakın. Sonra külümün yarısını kara tarafına savurup uçurun,yarısını da denize savurun. Allah’a yemin ederim ki,eğer Allah o külleri toparlayıp diriltmeye kadir olursa alemde hiç kimseye azab etmediği bir şekilde bana azab eder dedi.Bu kimse öldüğü zaman emrettiği işi yaptılar.Neticede Allah karaya emretti kara bütün kül zerrelerini topladı.Allah denize emretti,o da bütün kül  zerrelerini  topladı. Sonra  Allah  o  kimseye :  Bunu niçin yaptın ? diye sordu. O zat : Senden korktuğumdan dolayı ey rabbim.Halbuki sen bunu en iyi bilensin ! dedi.Bunun üzerine Allah o kimseyi bağışladı. )

 

                                                                                                                                           BUHARİ  : 16.C.7364.S

                                                                                                                                           MÜSLİM  : 8.C. 2756.N

 

    Şeyhul İslam diyor ki : “….Bu adam,kemikleri üğütülüp toz duman olduktan sonra Allah’ın kendisini diriltemiyeceğini sanıyordu.Halbuki Allah’ın kudretinin buna yatmeyeceğini sanmak küfürdür.Fakat o kimse Allah’a iman etmesi,emir-lerini tasdik etmesi,azabından korkmasına rağmen Allah’ın kudretindeki bu bilgisizliği yüzünden hataya düştü.Dolayısiyle Allah onu bağışladı…”

                                                                                                                                                      FETEVA :11.409

 

   İbni Hazm diyor ki : “… Bu kimse Allah’ın,küllerini toplamaya ve kendisini tekrar diriltmeye muktedir olduğunu ölene kadar bilmiyordu.Allah’u Teala onu; ikrarı,korkusu ve bilgisizliğinden dolayı bağışladı…..”

                                                                                                                                EL FASLU FİL MİLEL : 69.S

 

ZATU  ENVAT  KISSASI

 

( … Ebi Vakıt-el Leysi’den.Dedi ki : Resulullah s.a.v ile birlikte Huneyn seferi-ne çıktık.Biz şirk ve küfür aleminden yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zatu Envat dedikleri ve kutsal saydıkları bir ağaçları vardı.Savaştan önce – galibiyet getirmesi düşüncesiyle - silahlarını bu ağaca asarlardı.Yolda,böyle ulu bir ağa-cın altından geçerken dedik ki :

- Ya rasulallah ! bize de bir zatu envat edinsene.Resulullah s.a.v buyurdular ki :

- Allah’u ekber ! Yine aynı yol. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İsrail oğullarının Musa’ya :

............. . يَا مُوسَى اجْعَل لَّنَا إِلَـهاً كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌ

“ ….. Ya Musa ! onların ilahları gibi bize de bir ilah edinsene ……………..”

dediğinin aynısını diyorsunuz. Siz gerçekten cahillik yapan bir kavimsiniz.)

                                                                                                                                   

                                                                                                                                        AHMED : 5.218.21390.N           

                                                                                                  İBNİ HİBBAN :8.6667.N

                                                                                                                                        EBU    YALA  :  2 . 1437

                                                                                                                                        TİRMİZİ  : 4 . C.2271.N

13

     Bu kıssada da görüldüğü gibi Allah resulü s.a.v’e tabi olan yeni Müslüman-lar, Mekke’li müşriklerin  kılıçlarını  dallarına  asarak  kendisinden  fayda bekle-

dikleri zatu envat gibi bir ağacın  kendileri için  de edinilmesini Peygamber s.a.v’den istiyorlar.

    Halbuki galibiyet şüphesiz ki Allah’ın elinde ve O’nun dilemesiyledir.Galibi-yetin ağaca silah asmakla olmayacağı ve bu inancın da şirk olduğu ortadadır.

 

   Ama buna rağmen Allah resulü s.a.v bu kimselere, ….Allah’a şirk koşup müşrik oldunuz …. küfre girdiniz ….veya…. dininizi iptal ettiniz ….dola-yısiyle …. sizin  yeniden iman etmeniz gerekir …. Şeklinde tekfiri ifadeler kullanmayıp,onlara bu amelin şirk olduğunu,dolayısiyle bundan uzak durmaları gerektiğini anlatmıştır.

 

AİŞE  VALİDEMİZLE  ALAKALI  İKİ  KISSA

 

 

( ……. Aişe r.a’dan,o şöyle dedi : Size resulullah s.a.v’den ve kendimden bahse-deyim mi ? Biz, evet dedik. Aişe : Nebi s.a.v benim yanımda bulunduğu gece olunca geldi.Müteakiben ridasını yere koydu,ayakkablarını çıkarıp onları da ayaklarının yanına koydu.İzarının bir tarafını döşeğinin üzerine yayıp uzandıAn-cak benim uyuduğumu zannedinceye kadar bekledi.Müteakiben yavaşça ridasını aldı.Kapıyı yavaşça açtı,evden çıktı ve kapıyı yavaşça kapadı.

    Elbisemi başımdan geçirip büründüm,izarımı da giyindim,sonra arkasından gittim.Nihayet Resulullah s.a.v Baki mezarlığına vardı,ayakta durdu ve duruşunu uzattı.Sonra üç defa elini kaldırdı.Sonra geri döndü,ben de geri dön-düm.O,süratle yürüdü,ben de süratle yürüdüm.O koştu ben de koştum.Neticede ben onun önüne geçtim ve eve girdim.Ben yatar yatmaz o da eve girdi ve :

- Ya Aişe, neyin var soluk soluğasın, buyurdu. Ben : Bir şey yok dedim.Bana :

- Ya bana haber verirsin,yahut da Latifu’l Habir olan Allah bana haber verir, buyurdu. Ben : Ya rasulallah,babam anam sana feda olsun dedim ve olanı kendisine anlattım. Resulullah s.a.v buyurdu ki :

- Önümde gördüğüm insan karaltısı sen miydin?  Evet,dedim.Bunun üzerine beni göğsümden bir defa itti ve bu itişle beni sarstı. Sonra dedi ki :

- Allah ve resulünün sana zulmedeceğini mi sandın ? Ben dedim ki : Ya Rasulallah ! İnsanlar her ne kadar gizlese de Allah onu bilir mi ? Resulullah :

- Evet, buyurdu . )

                                                                                                                                        MÜSLİM : 3.C.974/103.N

                                                                                                                                        AHMED   : 6.221.20327.N

 

     Bu olayda da görüldüğü gibi,Aişe validemizden sudur eden Allah’ın ilmi ile alakalı bilgisizliği mazur görülmüştür.Çünkü,Allah resulü s.a.v bunu ona anla-tana kadar Aişe validemiz ,…. Allah’ın kalplerden geçeni dahi bildiğini …. bilmiyordu……

 

 

14

( …. Aişe r.a şöyle demiştir : Benim yanıma Medine Yahudilerinden iki yaşlı kadın girdiler de konuşma arasında bana :

- Şüphesiz,kabir ehli kendi kabirlerinde azab olunurlar! Dediler. Ben o kadınla-rın bu sözünü kabul etmedim,onları tasdik etmem bana güzel gelmedi.Sonra çıkıp gittiler.Bu sırada Peygamber s.a.v de benim yanıma girdi.Ben kendisine :

- Ya rasulallah ! İki koca karı benim yanıma geldiler de kabirdekiler kabirlerinde azab olunurlar dediler,diye zikrettim. Resulullah s.a.v de :

- Onlar doğru söylemişler.Kabir ehli,öyle bir azabla azab edilirler ki,on-ların azaplarını hayvanların hepsi de işitir. Buyurdu.

    Bundan sonra Resulullah’ı,kıldığı her namaz’da muhakkak kabir azabından Allah’a sığınırken görmüşümdür. )

                                                                                                                                            BUHARİ : 14.C.6311.S

 

     Bu olayda da aynen,cehaletin mazeret olduğuna açık bir delil vardır. Çünkü itikadi bir  mevzu olmasına rağmen Aişe validemiz kabir azabını bilgisizce reddetmiştir. Ama ne zaman ki   Allah resulü s.a.v bunu kendisine anlattı,Aişe validemiz o zaman kabir azabını kabul etmiştir.

    İşte bu kural çerçevesinde fail ile fiili değerlendirmek gerekir.Bu ve emsali delillerde görüldüğü gibi söz ve fiiller,şirk ve küfür ifade eden şeylerdir.Ama Allah resulü s.a.v hiç kimseyi bu cürümlerinden dolayı tekfir etmemiştir.

 

MUAZ  R.A’NUN  SECDE   KISSASI

 

( …. Abdullah bin Ebi Evfa r.a’dan.Şöyle demiştir : Muaz Şam’dan dönünce Peygamber s.a.v’e secde etti. Resulullah s.a.v :

- Bu ne ya Muaz ? buyurdu. Muaz :

- Ben Şam’a vardım,onların reislerine ve emirlerine secde ettiklerini gördüm Ben bu işin size yapılmasını arzuladım,diye cevap verdi.Resulullah s.a.v :

- Sakın böyle yapmayın ! Eğer ben Allah’tan başkasına secde etmesini her hangi bir kimseye emredecek olsaydım,kadının kocasına secde etmesini emrederdim ………………….. )

                                                                                                 İBNİ MACE : 5.C.1853.N

                                                                                                                                        AHMED  : 4.381.18913.N

     Bu olayda da bilmeden Allah’tan başkasına secde edenin tekfir edilmeyece-ğine açıkça delil vardır.

İmam Şevkani r.h der ki : Bilmeden Allah’tan başkasına secde eden bir kimse tekfir edilmez…

                                                                                                                                       NEYLUL  EFTAR : 6.210

 

CAHİLİYE  DÖNEMİNDE  ÖLEN  KAFİR  VE  MÜŞRİKLER

 

    Meseleyi anlayamayan insanların şüpheye düştükleri hususlardan  birisi de şudur ; Eğer  cehalet  mazeret olmuş  olsaydı, Resulullah  s.a.v’den önce ölen bir

takım insanlar kafir ve müşrik olarak adlandırılmazdı….

 

15

    Çünkü onlara islam’la alakalı bir şey anlatılmamıştır….. Örneğin Resulullah s.a.v’in anne ve babasının durumu gibi …..

 

    Halbuki durum onların zannettiği gibi değildir.Onların kafir ve müşrik olarak ölmelerinin  sebebi  şirk ve  küfürleridir. Kendilerine illa da Muhammed s.a.v’in

tebliğ etmesine gerek yoktu. Çünkü bu insanlar döneminde de bir önceki pey- gamberin getirdiği bir takım hak ve gerçekler vardı.Bu kimseler,mevcut hak ve gerçekleri ya bilinçli olarak inkar ettiler ya da,uygulamadılar.Bu böyle anlaşılır. Çünkü Allah’u Azze ve Celle : “….. Biz resul göndermeden hiçbir kavme azab edici değiliz “ buyurmaktadır….Ve bu da Allah’u Azze ve Celle’nin kul-ları üzerindeki cari kanunudur ….

    Eğer kalkar da ….. bu insanlar uyarılmadı …. bunların hiçbir şeyden haberleri yoktu …. derseniz, haşa Allah’u Azze ve Celle’nin resul göndererek uyarmadığı veya hakkı hakikati bilmeyen kimseleri cezalandırdığını söylemiş olursunuz ki bu inanç, konunun başından beri zikredilen Ayet ve Hadislerle taban tabana zıttır….

 

   Şeyh el-Albani şöyle der :”…Peygamber s.a.v resul olarak gönderilmeden önce ölen cahiliye dönemi insanları şirkleri ve küfürleri sebebiyle azab olunurlar.Mü-teahhirinden bazı kimselerin zanlarının hilafına onlar,kendilerine bir nebinin daveti ulaşmamış,fetret ehli kimseler değildirler.Durum onların zannettiği gibi olsaydı Allah’ın : “ Biz resul göndermeden hiçbir kavme azab edici değiliz “

Ayet’i celilesinin gereği azaba müstehak olmazlardı.

    Sahihi Müslim’de zikredilen bir hadisi şerifte :” …. Bir adam resulullah s.a.v’e :

- Ya rasulallah babam nerede ?diye sorar.Resulullah s.a.v :

- Baban ateştedir,buyururlar.Adam arkasını dönüp giderken Allah resulü s.a.v ona :

- Senin baban da ateş’te benim babam da ateş’te,buyururlar.

                                                                                                                                              MÜSLİM : 1.C.103.N

    

     Nevevi r.h bu hadisi şerhederken şöyle buyurur :”… Bu hadisi şerife göre ; küfür üzere ölen bir kimse ateştedir.O kimseye mukarreblerin yakınlığı fayda vermez.Fetret zamanı arabların putlara tapınma gibi yaptıkları çirkin fiiller üzere ölen kimseler ateş ehlindendir.Bunun böyle oluşu tebliğ etmeden önce muaheze etmek değildir.Şüphesiz ki Mekke müşriklerine Nebilerden İbrahim ve onun ha-ricindeki resullerin daveti ulaşmıştı …”

                                                                                                    S. SAHİHA : 1.247-159

 

   Bu hususta öne sürülen iddialardan biri de : “ … Kişinin öğrenebilme im-kanı varsa bu, onun cahillik mazaretini ortadan kaldırır …” İddiasıdır.

 

16

   Bu konuya cevap olarak söylenmesi gereken ilk söz ; ….. Bu,delili olmayan mücerred bir iddiadır... sözüdür. Neden ?

   Çünkü biraz önceki delillerden de anlaşıldığı gibi,sahabelerin hataya düştük-leri ortam, Resulullah s.a.v’in aralarında bulunduğu bir ortamdı.Yani,dini en güzel  şekilde  öğrenme  ortamı idi. Ama  buna  rağmen – yani  sorup  öğrenme

imkanlarının olmasına rağmen – cahaletleri mazeret kabul edilmiş ve tekfir edilmemişlerdir.

   Ama şunu da unutmamamız gerekir ki, Allah resulü s.a.v diğer taraftan da –siz cahillik eden bir topluluksunuz- sözleriyle de,cahilliğin çirkinliğini  açıkça zikretmiştir.

 

   Öyleyse şunu açıkça zikredebiliriz ki, insanları cahilliklerinden dolayı - haddi aşmadan - kınayabiliriz ama onları tekfir edemeyiz.

   Yani, dininizi neden araştırıp öğrenmiyorsunuz ?.... Neden cahilce hareket edi-yorsunuz?.... diye bu kimseleri kınayabiliriz,ama onları -haddi aşarak- kafir-likle vasıflandıramayız…

 

   Ayrıyeten şunu da bilmek gerekir ki,bu kimseler cahillikleri yüzünden böyle bir şeye ihtiyaçlarının olmadığını zannediyorlar…… Yani,iki kelimenin telafuzu ile işin bittiğini dolayısiyle,diğer şeylerin de sadece ufak tefek noksanlıklar olduğunu zannediyorlar…. Biz bu gibi ifadeleri çok defa tebliğlerimizde duymu-şuzdur….

   Yani, ….Biz de müslümanız …Biz de Allah’a ve peygamberine iman ediyoruz….Veya….Biz de Kur’ana iman ediyoruz …. Şeklinde ifadeler….Bu cahiller,sadece dilleriyle bu kelimeleri telafuz etmenin Allah’a,peygamberine ve kitabına iman etmek olduğunu zannediyorlar. Halbuki işin aslı öyle değildir.

 

    Öyleyse baştan beri anlatmaya çalıştığımız gibi,böyle karmaşık ve girift bir ortamda insanları tekfir etme yerine,onlara ; …. Bildiklerinin yetersiz olduğunu …. Cahilliğin çirkin bir şey olup, İslami ilimlerin üzerlerine farz olduğunu …. anlatma mecburiyetindeyiz….Çünkü işin güzel ve emredilen tarafı, hakkı tebliğ etme tarafı, çirkin ve tehlikeli tarafı ise, insanları tekfir etme tarafıdır…

 

( …. Allah resulü s.a.v  şöyle buyurmaktadır : Hiç kimse başka bir kimseye fasıklık isnad etmesin.Yine hiç kimse bir başkasına kafirlik sıfatı da isnad etmesin.Şayet isnad eder de o kimsede fasıklık veya kafirlik yoksa,bu sıfatlar muhakkak ki söyleyen kimseye döner                                                                                         

                                                                                                    BUHARİ : 13.C.6028.S

 

قال رسول اللّه صلى اللّه عليه وسلم: "أيما رجلٍ مسلمٍ أكفر رجلاً مسلماً: فإِن كان كافراً، وإلاَّ كان هو الكافر                                                                     

17

(  Bir Müslüman diğer bir müslümana kafir der de, o kimsede kafirlik bu-lunmazsa, bu söz söyleyene döner  )

                                                                                                                                      EBU DAVUD : 5.C.4687.N

 

     Hulasa,bu konuda bu ve bununla eş manalı deliller oldukça çoktur….Ben sözü daha fazla uzatmadan bu konuda dikkat edeceğimiz ve zikredilen delillerden istifede edeceğimiz noktaları  tekrar işaret ederek meseleyi sonlandırmak istiyorum.Bunlardan birincisi ;

      Muaheze ilimden sonradır …. Yani,insanların hesaba çekilmeleri için mutlaka o ilmin kendilerine ulaşması gerekir…..İkincisi ;

    

     Cehalet özürdür …. Yani,insanlar bilgisizce yaptıkları şeylerden dolayı hemen tekfir edilmezler….Üçüncüsü ;

    

     Fail ile fiil’in tefrik edilmesi …. Yani,fiil şirk ve küfür olabilir,ama bu fiilin sahibi kafir ve müşrik olmayabilir…Dördüncüsü ;

    

     Tekfir cahaletin meyvesidir …. Onun için tekfirde acele edilmez.Çünkü tekfirin manileri olduğu gibi şartları da vardır.Bu hususta acele edenler cahil insanlardır…Beşincisi ;

    Ateşi hak eden insanlar,uyarılan insanlardır …. Kur’an’ın ve sünnetin ifade ettiği gibi ateşe atılan kimseler,mutlaka ya peygamberler tarafından ya da onların varisleri tarafından uyarılan kimselerdir. Çünkü bu,Allah’u Azze ve Celle’nin kulları üzerindeki cari olan kanunudur. O, kimseyi uyarmadan asla sorumlu tutmaz …..Altıncısı ;

     

     Müslüman tekfirle değil,tebliğle sorumludur …. Yani,müslümana düşen insaları tekfir etmek değil, hakkı anlatarak onları uyarmaktır…..Çünkü Rabbi-mizin kitabı ve peygamberimizin sünneti,bizlere  tebliği emretmekte tekfiri  değil…….Yedincisi ;

 

     Tekfir insanın küfre düşmesine sebeptir …. Yani,alel ıtlak insanları küfre nisbet edenler,bu cahilane değerlendirmelerinden dolayı kendileri küfre düşe-bilirler…..Onun içindir ki basiretli bir Müslümanın tekfirden uzak durması gerekir ….

    Son söz olarak Rabbimden niyazım ; bizlere önce dinimizi hakkıyla öğren-meyi, sonra onunla amel etmeyi ve sonra da onu başkalarına tebliğ etmeği nasib eylesin …..

   

                                                                                                   TACUDDİN  EL- BAYBURDİ

 

 

 

18