Kuran ve Sünnet

AKİDE

EL-AKİDETU’VASITIYYE’DEN
AKİDE DERSLERİ






Ubeydullah Arslan
Uluslararası İslamabad İslam Üniversitesi Mezunu
 
 
 Not :
Aşağıdaki şerh, Şeyhul İslam İmam İbn Teymiyye’nin Akidetul Vasıtıyye adlı
 Ehl-i Sünnet Akidesini içeren   risalesinin şerhidir.
Bu risale her müslüman tarafından okunmalı, ezberlenmeli, okutulmalı, iman edilmelidir.
Aşağıdaki risalede öncelikle Şeyhul İslamın yazdığı ana metin verilmekte sonra da o metin şerh edilmektedir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
“ Bismillahirrahmanirrahim.Rahman ve Rahim, olan Allah’ın adı ile ”
 
Müellif, Allah’ın kitabına ve Rasulullah’ın ( sallallahu aleyhi vesellemin) sünnetine uymak amacı ile eserine Bismillahirrahmanirrahim diyerek başlamıştır. Rasulullah ( sallallahu aleyhi vesellem) Sahabiler, Alimler bir amele ve söze başlarken Bismillahirrahmanirrahim diyerek başlamışlardır.[1]
1.Delil: “Kuran surelerinin başında bulunan Bismillahirrahmanirrahimler….”
2.Delil: “(Nuh) dedi ki: Binin içerisine ! Onun akması da durması da Allah’ın adıyladır.(Bismillah )” (Hud, 41 )
3.Delil: “Rasulullah’ın ( sallallahu aleyhi vesellem) mektuplarına Bismillah diyerek başlamalarıdır.”
 
“Resulünü hidayet ile, hak dini de bütün dinlere üstün kılmak üzere gönderen Allah’a hamd olsun. Şahid olarak Allah yeter.”
Resul: Allah’ın kullarına tevhidi ve kulluğu emretmeleri için gönderdiği elçisidir.
Hidayet (Huda) :Allah Resulünün İtikadi, ameli, şeri emirler ve hükümler konusunda bildirmiş olduğu faydalı ilim demektir.[2] Allah, Rasulullah’ı( sallallahu aleyhi vesellem)  ümmetine faydalı ilimleri ve amelleri öğretmesi ve yaşaması için göndermiştir. Rasulullah ( sallallahu aleyhi vesellem)  ümmetin hidayetine yol açan bir mürşiddir.
Hak din :Allah’ın ister itikadi, ister fiili, ister kavli olsun emrettiği ve yapılmasını istediği hüküm ve şeriatlar ve Salih amellerdir.Allah, dinini yeryüzündeki beşeri batıl dinlere galip gelsin köklerini kurutsun diye Rasulullah’ı ( sallallahu aleyhi vesellem) delillerle-hüccetlerle- beyyinelerle-belgelerle ve Allah yolunda cihad etmekle göndermiştir. Allah; dinini, Kuran ayetleriyle, şeri emirleriyle, hak beyyineleriyle, müminlerin cihadları ile üstün kılar. İslam,  Allah ‘ın nusreti ve yine Rasulullah ve Onu seven Müslümanların desteği ile ancak,  bütün dinlere üstün gelir. Hak din; ancak ayet, ilmi delil ve sahih sünnetle galib gelecektir.Allah, Rasulullah’ı ( sallallahu aleyhi vesellem)  mutlaka batıl dinlere galip edecektir.  Zira Onun beraberinde hak din vardır.  Her kim hak dine tutunursa mutlaka o galip gelecektir, kim de izzeti bu hak dininin dışında ararsa zillet bulur, Zira, zafer, izzet, keramet(şeref) ancak hak dindedir.[3]
1.Delil: “ O ki Resulünü hidayet ve hak dinle bütün dinlere üstün kılması için gönderendir velev ki müşrikler istemese de” ( Fetih-28 )
 
“Şahitlik ederim ki,
Şehadet , bir şey hakkında bilerek haber vermek, onun doğru olduğuna ve sabit olduğuna inanmak denir. Yani itiraf etmek ve haber vermek manasındadır. Kişinin şehadeti, dille söylemesine ve kalple de tasdik etmesine dayanır. Kişi dille söyleyip kalbiyle tasdiklemezse Münafıklardan olur. Kişi bu durumda şehadet etmiş olmaz.[4] Şehadet Şartları üçtür.   1-İman ettiğini İkrar etmek (dille söylemek ).  2-İman ettiğini kalben tasdiklemek. 3-İman ettiğine itaat etmek.
 
Allah’tan başka hiçbir İlah yoktur. Bir ve tektir, O’nun ortağı yoktur. Bunu ikrar ederek ve (O’nu) tevhid ederek (söylüyorum)”
La İlahe İllallah iki esasla bilinmelidir.
1-Nefy(Reddetmek) : Yani, Allah dışındaki tapılan, sevilen, hükmeden tüm ilahları-putları inkar etmek-reddetmek. Müslüman, Allah dışındaki tüm ilahları reddetmekle emrolunmuştur.
2-İspat etmek (Kabul etmek): Yani, yalnız Allah’ın hak mabud olduğunu kabullenmek-itiraf etmek-[5]
“Bir ve tektir, O’nun ortağı yoktur” denilirken,  Allah’ın hak mabud olduğu ve O’nun tek olduğu tekid (pekiştirme) edilmiştir.[6]
 
Ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın kulu ve Resulüdür. Allah’ın salatı ve artıp duran selamı ona, aile halkına ve ashabına olsun.
Rasulullah’ın ( sallallahu aleyhi vesellem)  kul olduğunu söylemenin maksadı; O bir İnsandır, İlah veya Rab değildir diye iman etmek ve şehadet getirmek içindir. Bu ise, Ümmetinin Rasulullah’a( sallallahu aleyhi vesellem)  Uluhiyyet hakkı vermesinin caiz olmadığını gösterir.  Kimsenin Rasulullah’ı (s.a.v.) aşırı sevgi göstererek Onu insan konumundan  İlah konumuna çıkarma hakkı yoktur.
1.Delil: “ Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı tazim ettikleri gibi, siz de beni tazim etmeyiniz. Ben ancak bir kulum. Bu sebeple, Allah’ın kulu ve Rasulu deyiniz. ” (İmam Buhari)
 
İmdi [7] bu (Risale) kıyametin kopacağı vakte kadar yardıma mazhar, kurtuluşa eren fırka olan ehl-i sünnet ve’l cemaat’in itikadına dairdir.
Akide Lüğatta: Düğümlemek, Bağlamak, manasındadır.
Akide Istılahta: Kalp ve vicdan ile tereddüt duymadan Allah ve Resulünün emrettikleri imani ilkelere inanmaktır.
 
Fırka:Topluluk demektir.[8]
1.Delil: “ Onların her bir topluluğundan bir kesim de dinde fakih olmak ve kendilerine döndükleri zaman kavimlerini uyarmak üzere (geri) kalmalı değil miydi ? Olur ki sakınırlar diye. (Tevbe, 122)
Naciye: Dünyada bidat yollardan uzak duran ve ahirette de cehennem ateşinden kurtuluşa eren demektir.
1.Delil: “ Bu ümmet yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri müstesna hepsi ateştedir, o ise bugün benim ve ashabımın üzerinde bulunduğumuz yolun benzeri üzerinde gidenlerdir.” (Tirmizi )
Bu hadiste kurtuluşa eren bir topluluk vardır, o ise Rasulullah ve Ashabının üzerinde olduğu cemaattir. Onlar dünyada bidatten uzak ahirette de ateşten beri olanlardır.[9]
Fırka Naciye demek; Yardıma mazhar(dünyada), kurtuluşa eren(cehennem ateşinden ahirette)  topluluk cemaat demektir.[10] Fırka Naciye olan topluluk ise,  Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’dır. Şeyhu’l İslam İmam İbn Teymiyye diyor ki; hadis ve sünnet ehli Fırka Naciye  olmayı hak edenlerdir. [11]Ahmed Bin Hanbel diyor ki: Eğer onlar Ehl-i Hadis değilse kimdir ?[12]İmam Buhari ve Tirmizi diyor ki: Onlar İlim ehli olan kimselerdir.[13] Fırka Naciye, Allah ve Resulüne savaş açanlara, dinde bidat çıkaranlara, batıl ve heva yollara davet edenlere, sapık akidelerle ümmeti saptıranlara, kuranla sünnetle, beyyineyle, hüccetle inşallah galip gelecektir.
 
Taifa Mansura, Fırka Naciye, Ehl-i Hadis, hepsi  de aynı topluluk mudur ? Taife Mansura ( İlahi yardıma mazhar), Fırka Naciye(kurtuluşa ulaşan), Ehl-i Hadis diye isimlenenlerin hepside aynı topluluktur. Bu Müslümanlar;  sağlam İtikadlı, bidatten uzak  sünnet  ehli Müslümanlardır. İman ve amel ilkelerine kuran ve sahih sünnetten deliller getirerek iman ederler.Dinin esaslarına ve fürularına; hüccet-delil-beyyineyle sarılırlar.O halde tüm bu ismi alanlar  aynı topluluk olup tek ismi Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’tir. Allah bizleri onlardan eylesin (Allahumme Amin.)
 
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat  ne demektir ? İtikadlarını, sözlerini, amellerini, Rasulullah ve ashabından alarak iman ve amel edenlerdir. Ehl-i Sünnet Rasulullah ve ashabının iman ettiği ve amel ettiği yol üzerinde gidenlere verilen bir isimdir.Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat  Rasulullah’ın, sözlerine, amellerine ve takrirlerine sarılan amel eden Müslümanlardır.[14]
Cemaat:İtikadlarını, sözlerini, amellerini Rasulullah ve Ashabına dayandıran, bir araya gelmiş topluluktur.
 
Fırka Naciye’nin üç sıfatı bulunur.
1-Kurtuluşa eren vasfı.
2-Zafere eren vasfı
3-Kıyamet bu akide mensubu üzerine kopmaması.
1.Delil: “ Ümmetimden bir kesim hak üzere yardıma mazhar olarak kalmaya devam edecektir. Onları yardımsız bırakanların, onlara zararı olmayacaktır. Allah’ın emri gelinceye kadar ” (İmam Buhari-Müslim)
2.Delil: “Yeryüzünde Allah Allah denildiği müddetçe kıyamet kopmaz.” (İmam Müslim)[15]
3.Delil: “ Allah, misk kokusunda, ipek yumuşaklığında bir rüzgar gönderir ve kalbinde bir hardal tanesi kadar imanı olan müminlerin ruhunu alır, ve geride insanların en şerlileri kalır ve kıyamet onların üzerine kopar.” (Hakim)
 
İman Allah’a, meleklerine, kitaplarına, resullerine, öldükten sonra dirilişe iman etmek ve hayrıyla, şerriyle kadere inanmaktır.
 
Allah’a iman:Allah’ın kesin olarak Rab, Malik, İlah olduğuna inanmak, zatına layık isim ve sıfatları ispat etmek, zatına yakışmayan isim ve sıfatlarını  nefy etmek,  ibadete layık tek ilah olduğunu kabullenmek ve birlemek, emrettiklerini yerine getirmek, yasakladıklarından uzak durmaktır.
Meleklerine iman:Allah’ın ismen bildirdikleri meleklerin varlığına, sıfatlarına, kulluklarına, itaat ettiklerine, evlenmediklerine, isyan etmediklerine iman etmektir.
Kitaplara iman:Allah’ın indirdiği kitaplara iman etmek, emirlerine tutunmak, yasakladıklarından uzak durmak, ismen kabullenmek, nur-hidayet- hak beyan ettiğine inanmak.
Resullere iman:Allah’ın onları kullarına gönderdiğine, bildirdiklerinin doğruluğuna, Allah’ın emrettiği risaleti ulaştırdıklarına, aralarında hiçbir fark olmadığına,kuran ve sünnette ismi geçenlere iman etmektir.
Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine iman:Zamanını ve mekanını Allah’ın  takdir ettiği başa gelen tüm hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır. Zira Allah ezeli ilmi ve yüce kudreti ile her şeyin kaderini belirlemiştir.
Öldükten sonra dirilişe inanmak; Allah’ın insanı öldürdükten sonra dirilteceğine inanmaktır.
Kadere iman [16] Kader Lüğatta: Bir şeyin miktarını kuşatmak, bilmek, anlamına gelir.
Istılahta: Allah’ın eşyanın miktarlarını ve zamanlarını ezelden Levh-i Mahfuz da yazmış olduğu sözler ve amellerdir.
Kaderin şerri ve hayrı takdir edilenlerden başka bir şey değildir. Üzerimize yazılan şer takdir edilendir ama Allah Fiili değildir. Yani Allah’ın kuluna yazdığı şer gibi gözüken şeyler, bir başka yönden hayır olabilmektedir.
1.Delil: “İster yeryüzünde, ister nefislerinizde meydana gelen her bir musibet mutlaka bizim onu yaratmamızdan önce o bir kitapta yazılmıştır.” (el-Hadid, 2)
2.Delil: “Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Ona Yaz dedi, O Ne yazayım? Deyince, olacak olan her şeyi yaz, diye buyurdu.” (Ebu Davud, Tirmizi, Müsned, sahih hadistir.)
3.Delil: “Allah yarattıklarının kaderlerini gökleri ve yeri yaratmadan elli bin yıl önce takdir etmiştir. Arşı da su üstünde idi.”(İmam Müslim-Tirmizi)
 
Gerek Allah aziz kitabında kendisini,
gerekse Resulü Muhammed(s.a.v.) O’nu ne ile nitelendirmiş ise bunlara tahrif, tatil, keyfiyetlendirme ve temsil (örneklendirme) söz konusu olmaksızın inanmak da Allah’a iman etmenin kapsamı içerisindedir.”
 
“Allah’ın Kuranda kendi zatı hakkında hangi isimleri ve sıfatları vermişse(sıfatlandırmışsa), o şekilde olduğu gibi, hakiki manada iman etmek, kabul etmek, itiraf etmek demektir. Allah zatını, işiten, gören, konuşan, Rahim, Rahman, Metin, Cebbar, gibi isim ve sıfatlarla tanıtır. Bizler bu isim ve sıfatlara Allah’ın dediği, Resulünün buyurduğu, Tahrif-Tatil, Tekyif-Teşbih etmeden zahir manaları üzerine iman ederiz.” şeklinde anlarız.
 
Allah’ın zatını,  Allah ve Resulünün sıfatlandırdığı gibi sıfatlandırarak aşağıda gösterilen  dört esas ile iman edeceğiz.[17]
1-Tahrif etmeden iman edeceğiz. Tahrif Lüğatta: Değiştirmek demektir Istılahta : Nassı (ayet ve hadisleri) lafız veya anlam olarak değiştirmektir. Tahrif üç çeşittir.
1-Anlamı değişen Lafız(söz, kelime) Tahrifi : Bazı sapık fırkalar(Muattıla) Allah’ın konuşma sıfatını inkar etmek için, “ ve Allah Musa ile konuştu.” Ayetinin Allah lafz-ı celalini üstün okuması(Allahe diyerek), aslında okunması gereken Allahu olarak idi. Bu tür okuma manayı-anlamı değiştirir ki kim böyle değiştirirse (bilerek) kafir olur.
2-Anlamı değişmeyen Lafız ( söz, kelime ) Tahrifi : Mesela Kişinin Elhamdu okuması gereken yerde Elhamde okumasıdır ki bu insanın hatasıdır.
3-Anlam Tahrifi: Delilsiz olarak bir lafzı(sözü-kelimeyi) açık anlamı dışına çıkarmaktır. Mesela; Allah’ın elinden maksat, nimet ve kudret demek. Bu söz hiçbir delile dayanmaz. Mesela yine İstiva manasının sapık fırkaların yanında İstila, egemenlik olarak  manasının doğru olarak kabul edilmesi.
 
2-Tatil etmeden iman edeceğiz. Tatil Lüğatta: Boşaltmak  ve terk etmektir.
Istılahta:Allah’u Teala için gerekli olan isim ve sıfatların tamamını veya bir kısmını inkar etmektir. Tatil iki kısımdır.
1-Tam (Külli) Tatil :Allah’ın sıfatlarının kökten inkar edenler. Cehmiyye gibi…
2.Kısmi(Cüzi) Tatil : Allah’ın bazı sıfatlarını kabul edip bazılarını inkar edenler. Eşariyye gibi…
 
Tahrif ve Tatil arasındaki fark nedir ?
Tatil Kitab ve Sünnetin delalet ettiği gerçek ve hak olan manayı kabul etmemek, Tahrif ise, nassları delalet etmedikleri batıl anlamlarla yorumlamaktır.
 
3-Tekyif etmeden iman edeceğiz. Tekyif: Allah’ın sahip olduğu sıfatların keyfiyetini (nasıllığını) soruşturmaktır. Allah’ın elinin, Allah’ın inmesinin, Allah’ın yüzünün niteliği, özelliği şu şekildedir diyerek konuşmaktır. Diyelim ki, Benim bir kalemim var, keyfiyeti şöyle şöyle demek gibidir.
 
4-Teşbih etmeden iman edeceğiz.[18]
Teşbih ise, Muhammedin bazı sıfatları veya tüm sıfatları Halid gibidir demektir. Eğer, tüm sıfatlarda benzetme olursa Teşbih ve temsil aynıdır. Bu yüzden Ehl-i Sünnet temsille teşbihi bu manada birbirinin aynısıdır diyerek kullanır.[19]
 
Temsil: Allah’ın sıfatlarının, yaratılmışların sıfatları gibi olduğuna inanmaktır. Diyelim ki, Kalemim tıpkı şunun kalemi gibidir demek Ehl-i Sünnet Allah’ın isimlerini temsilsiz ispat eder, derki Allah hay’dır, ama bizim hay’lığımız gibi değildir, Allah’ın yüzü vardır, ama yüzü bizim ki gibi değildir.[20]
1.Delil: Onun benzeri hiçbir şey yoktur.” Şura, 11 (Allah bu ayette temsili reddetmektedir.)
2.Delil:O’nun adıyla anılan bir kimse biliyor musun ? Meryem, 65 (Allah benzeri olmadığını ispat etmektedir.)
3.Delil: Kimse O’nun dengi değildir. İhlas, 4 (Allah dengi olmadığını söylemekle temsili olmadığını ispat etmektedir. )
4.Delil: Artık Allah hakkında örnekler bulmaya kalkışmayın. (Nahl, 74)
 
Temsil teşbihten farklıdır.
Temsil, bir şeyi olduğu gibi, her şeyde, her sıfatında  bir şeye benzetmektir. Örnek verelim: “Muhammed tıpkı Halid.” dediğimizde, Muhammedi Halid de bulunan tüm iyi veya kötü olsun ne bulunuyorsa o sıfatlarla benzetmiş oluyorum. Yani Muhammed cömertlikte tıpkı Halid gibi, cesarette tıpkı Halid gibi, ahlakta tıpkı Halid gibi diyerek…
Teşbih ise, Muhammedin bazı sıfatları veya tüm sıfatları Halid gibidir demektir. Eğer, tüm sıfatlarda benzetme olursa Teşbih ve temsil aynıdır. Bu yüzden Ehl-i Sünnet temsille teşbihi bu manada birbirinin aynısıdır diyerek kullanır.[21]
 
Mümessile (Temsilciler) neye dayanarak temsile yönelmişlerdir, delilleri nelerdir ? Mümessile,  Allah;  “kitabını anlayabileceğimiz, manalarını idrak edebileceğimiz açık ayetlerle bize bildirmiştir” der. Allah el, yüz, göz diyorsa bu bizim anladığımız, gördüğümüz, bildiğimiz el yüz gözdür. Bu sebeple Allah’ın eli yüzü gözü insanın eli ve gözü gibidir, tıpkı diyerek bu inanca yönelmişlerdir.. Delil olarak kendilerine el, yüz, göz kelimelerinin geçtiği ayetleri delil alırlar.
 
Bu sapık fırkaya verilecek en güzel cevap şudur,
Allah’ın yaratığı mahlukların hemen hemen hepsinde el, yüz, göz bulunmaktadır. Sıfatların ortaklığı bu ortak sıfatı taşıyanların tıpa tıp aynı benzerlikte ve aynı şekilde zatlardır demek değildir. Yani ortak sıfat taşıyanlar tıpa tıp birbirlerinin aynısıdır demek aklın ve şeriatın kabulleneceği bir ilke olmaz. Diyelim ki, yukarıda da beyan ettik, karıncanın eli, gözü yüzü insanın ki gibi midir ? Karıncada da el, göz, yüz bulunur, bu sıfatların insanda da olması demek aynı sıfatlar ve aynı özelliler taşırlar demek midir ? Karıncanın işitmesi ve görmesi ile insanın işitmesi aynı mıdır ? Filin ayakları ve insanın ayakları aynı mı, kuvvet ve ağırlıkta eşitler mi ? Peki Allah’ın eli, yüzü, gözü, hiç kullarının sıfatlarıyla isimlerde ortaklık taşısalar da aynı sıfatlar denilir mi ? denilmez. O halde Allah’ın ve insanın eli, yüzü aynı demek caiz değil, denilirse bu bir teşbihtir.
 
“Bilakis yüce Allah’ın: “Onun benzeri hiçbir şey yoktur ve O her şeyi işitendir, görendir.”(eş-Şura, 11) buyruğunda dile gerçeğe iman ederler.”
Müellif, Ehl-i Sünnet olan Müslümanların Allah’ı mahlukatına benzetmeden, zatına yakışır sıfatları ispat ederek ve zatına yakışmayan sıfatları da nefy ederek iman ederler demektedir. Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat Akidesinin sıfatlar hususunda ki düsturu şura 11. ayeti kerimeye dayanır. Allah ayetinde iki temel esası beyan ederek iman ve inkar edilmesi gerekenleri belirler.
1.Esas: Allah’a yaraşır kuran ve sünnetin ispat ettiği (kabullendiği) tüm isim ve sıfatları ispat eder.
2.Esas:Allah’a yaraşmayan Kuran ve sünnetin nefyettiği (reddettiği) tüm isim ve sıfatları nefy eder.
Ehli Sünnet bu iki esas üzerine bina ettiği sıfatlar konusunda; Hak yoldadır. Zira, diğer sapık fırkalar ve bidatçi itikadi akımlar kuranın ve sünnetin sınırını aşmışlardır. Fırkalardan kimileri Allah’ın sıfatlarını (Semi-Basir) ispat edersem Allah’ı beşere benzetmiş olurum diyerek inkara yönelmiş (Muattıla), kimileri de Allah’ı beşere benzeterek (Müşebbihe)[22] sapık şirk yola yönelmiştir. Hak yol ise, Allah’ın sıfatlarını 7 yola kaçmadan, Allah ve Resulünün ispat ve nefyettikleri gibi öylece kabul etmektir.
 
Şu gerçeği Unutma Kardeşim !
Allah şura 11. ayetinde beyan ettiği sıfatların varlığını “ispat etmek” için beyan eder. Allah zatına Semi ve Basir sıfatlarını layık görür. Allah bu sıfatlarını zatına verdiği gibi  kullarına da vermiştir. Fakat kullarının işitmesi ve görmesi asla Allah’ın işitmesi ve görmesi gibi değildir. Diyelim ki, bir sinekte, karıncada işitir, peki sinek ve karıncanın işitmeleri insanın işitmesi gibi denile bilinir mi ?  Asla denilemez. Sonra kim diyebilir insan ve karınca işitmesi birbirinin aynısıdır, işitmeleri tıpatıp birbirinin dengidir ?  Allah’ın işitmesinin insanın işitmesiyle aynı olduğu da söylene bilinir mi ? Allah işitme ve görmeyi ispat etmekle işitmenin ve görmenin zatına layıklığını ve benzeri olmadığın ispat etmiştir. Asla denk olduğunu, bir mahlukun kendi gibi işittiğini değil. Buradaki ispata “ispatu’l vucud denilir, ispatu’l musave” denilmez.
 
“Bu sebepten ötürü onlar yüce Allah’ın kendi zatını nitelendirdiği vasıfları ondan nefyetmezler, kelimeleri kullandıkları yerlerinden (açık anlamlarından) uzaklaştırmak yoluna gitmezler. Onlar Allah’ın isim ve ayetlerine ilhada sapmazlar. Onun sıfatlarını, yaratıklarının sıfatına benzetmezler ve keyfiyetlendirmezler.”
Öncelikle bilelim ki; Allah kendi zatına hangi isim ve sıfatları  ispat etmiş ve hangisi de layık görmeyip nefy etmişse öylece ispat etmek ve nefyetmek esastır. Zira bu yol Ehl-i Sünnetin akidede yoludur. Kim Allah ve Resulünün ispat ve nefyettiği isim ve sıfatları ispat etmeyerek ve nefyetmeyerek kelimeleri kullanılması gereken yerde kullanmazsa sapar. Bir kimse,  Allah’ın elini kudret, istivayı istila gibi tahrif ederek kullanılması bir sapıklıktır. Bu yüzden Ehl-i Sünnet Allah’ın isim ve sıfatları hususunda; Allah’ın ispat ettiğini ispat eder, nefyettiğini nefyeder, kelimeleri kullanılması, bilinmesi gereken manada kullanır, isim ve sıfatlarda inkara yönelmez, Allah’ın sıfatlarını mahluklara benzetmez, sıfatlar hususunda keyfiyetlendirmeye gitmez.
 
Şunu unutma Kardeşim !
Allah’ın sıfatını nefyetme iki türlüdür.
1-Sıfatı cüzi ve külli nefy (inkar) ki, mesela Allah elini, gözünü, inkar etmek ….
2-sıfatın manasını tahrif ederek nefyetmek (inkar etmek)istivayı istila-kuşatma olarak tahrif etmekle nefyetmek….
 
Aşağıdakini bilmen ey kardeşim zorunluluktur !
İlhad 5 çeşittir.
1-Allah’ı kendini isimlendirdiği gibi isimlendirmemek.(Zira, bu bir haktan meyletmek olup Allah’a karşı edepsizlik  ve büyük bir düşmanlıktır.  Allah ancak nassla sabit olan isimlerle isimlendirilir. Allah ismi tevkifidir (nassla bellidir) bir kişi seni sana layık olmayan bir isimle ansa ne düşünürsün bu sana haksızlık olmaz mı peki Allah hakkında ona layık olmayan isimler verilirse ?
2-Allah’ın isimlerini inkar etmek.(Cehmiyye  insana benzetme korkusundan Allah’ın isimleri yoktur demiştir.)
3-Allah’ın ismini kabullenip sıfatını inkar etmek.(Allah  işitmeden  Semi, bilmeden  Alim, kudreti olmadan  Kadir gibi iman etmek, onlara (Mutezile) göre, Allah isimleri sadece bir özel isim hükmündedir. İşitmesi, bilmesi, kudreti olmayan bir Allah  düşünürler. Kimileri tüm sıfatların tek bir sıfat olduğuna inanırlar. Bu ise doğru değildir. Allah’a iman ancak isimlerinin içerdiği sıfatları da ispat etmekle gerçekleşir.)
4-Allah’ın isim ve sıfatını mahluka benzetmekle (Allah gözünü insan gözüne benzetmekle..)
5-Allah ismini tapılan ilahlara vermek gibi..(İlah yerine Lat , Aziz yerine Uzza demek..) [23]
 
Şu soruyu sormalı ve cevabını mutlaka bilmelisin !
Nefiyciler (Muattıla) diye tanınan meşhur sapık fırkalar kimlerdir ?
Nefiyciler; Allah’ın isim ve sıfatlarını külli ve cüzi inkar eden Muattaladır ki onlar, Cehmiyye, Muteziledir. Bu sapık fırkalar Allah’ın sıfatlarını insana benzetiriz endişesi ile inkara yönelerek sapıklaşan fırkalardır. Oysa ki Allah ayetinde bir benzeri olmadığını beyan etmiştir. Mesela bu sapık fırka Rahman ismini  tevile yönelip ihsan demek yerine ( ki buda doğru değildir) inkara yönelmiş  ve sapmıştır. Ehl-i Sünnet göre, Rahman Allah’ın isimlerinden bir isim olup Allah’ın Celaline, Zatına layık, bir benzeri olmayan bir isimdir demektedir. Ehl-i Sünnet Rahman lafzını ve onun hakkında iman edilmesi gereken zahiri manayı ispat ederken, Nefiyciler inkar ederler. Unutma ki değerli müslüman ! Allah zatını,  Allah ve Resulünün nitelendirdiği bir şekilde(elini-gözünü-parmağını-gülmesini, sevmesini, gazaplanmasını, merhametini…) ispat ve nefyetmek, kesinlikle bu zatın hakkında keyfiyetlendirmek demek değildir. Çünkü, sıfatlara dair söz söylemek zat hakkında söz söylemenin bir ayrıntısıdır. Zatın ispatı varlığın ispatıdır. Bu yüzden Allah kendi hakkında hangi isimleri ve sıfatları vermişse kabul etmek iman etmek keyfiyetlendirme demek değildir.
 
Bu başlık altında şu soruları mutlaka bilmelisin.
Ehl-i Sünnet ve-l Cemaat:“ Allah’ın isim ve sıfatları hususunda bildirilenler olduğu gibi kabul edilmeli, keyfiyetine gidilmemelidir”  derken ne demek istemişlerdir ? Allah’ın isim ve sıfatları hususunda bildirilenleri olduğu gibi kabul eder, keyfiyetine gitmez demek; bildirilen isim ve sıfatların manalarını tevile-tahrife-teşbihe-temsile-keyfiyetlendirmeye kaçmadan kabullenmektir. Bu cümleden manaları da kabullenmemek anlaşılmaz. Bu ümmetin ilk asırda yaşayan alimleri, manaların üzerinden geçerken manalarını bilerek ve anlayarak keyfiyetlendirmeye kaçmadan iman eder, kabul ederlerdi.
1.Delil: İmam Ahmed : “Allah kendi zatını nitelendirdiği yahut Resulünün onu nitelendirdiği sıfatlarla vasfedilir. Bu hususta Kuran ve hadisin  sınırlarının dışına çıkılmaz ”
2.Delil: İmam Buhari’nin Hocası Nuaym bin Hammad: “Allah’ı yaratıklarına benzeten kafir olur. Allah’ın kendi zatını nitelendirdiği sıfatları inkar eden de kafir olur. Allah’ın kendi zatını nitelendirdiği vasıflarda da, Resulünün O’nu nitelendirdiği vasıflarda da ne teşbih söz konusudur, ne de temsil.”
 
Kelimelerin  kullanılması gereken yerde kullanmayarak İlhada ( eğriliğe) sapmanın hükmü nedir ? Kelimelerin kullanılması gereken yerde kullanılmaması ve böylece eğriliğe sapmak haramdır. Allah’ın bildirdiklerini hiçbir delil-hüccet-burhan olmadan tevil-tahrif etmek asla kabul edilir bir şey değildir. Bu sapma küfür, büyük günah, günah, sahibini özürlü kılacak bir hata olabilir. O zaman İlhadın hükmü çeşit çeşittir. Her tahrif küfür hükmünde değildir.[24]
 
Bazen alimler “nefiyden maksat kemalin  ispatıdır” derler bu ne demektir ? Bu sözden maksat, Allah’ın kendi zatı için nefyettiği bir sıfatın zıddının Allah için bir kemal sıfat olmasıdır. Mesela, Allah Bakara 255. ayette “O’nu ne bir uyuklama alır ne de bir uyku” buyurmaktadır. Allah bu ayette uyuklamayı ve uyumayı zatından nefyetmiştir. Bu nefy, Allah’ın Diri ve Kayyum olduğunu ve bu sıfatlarında Allah da kemal derecede olduğuna delildir. Buradaki uyuklama ve uyuma nefyi,  Allah’ın diri ve Kayyum sıfatını ispat eder. Diyelim ki “ Muhammed tembel ve asi değildir” dersek , biz Muhammed hakkında tembelliği ve asiliği nefyetmiş oluruz. Bu nefyin gereği de “Muhammedin Çalışkan ve itaatkar ” olduğunu, çalışkanlığı da kemal derecede bulunduğunu  söylemiş oluruz.
 
Allah ayetlerinden sapmak ne demek ve ilhada sapanları Allah ayetinde uyarmış mıdır ? Allah ayetinden sapmak iki türlüdür:
1-Kevni sapma: Allah’ın yaratan, öldüren, düzenleyen, meydana getiren olarak görmeyerek Nebilere-salihlere-şıhlara-velilere bu sıfatları vermektir ki bu bir sapmadır.(Yaratan Allah olduğuna ayetler:Fussilet, 37 / Rum, 20-22-23-24/Sebe, 22)
2-Şeri sapma:Allah ayetlerini inkar etme, yalanlama, tahrif etme, zıddına hareket etmedir.(Hac, 25)
 
Allah isim ve sıfatlarında sapanları uyarmıştır.
1.Delil : “En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na bunlarla dua edin. Onun isimlerinde eğriliğe sapanları terk edin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.” (Araf, 180)
2.Delil : “Ayetlerimiz hakkında doğru yoldan sapanlar, muhakkak onlar, Bize gizli kalmazlar.” (Fussilet, 40)
 
İsimler kaç hususa delalet ederler açıklayınız ? Üç hususa delalet eder.
1-Lafzın delalet ettiği uygun anlam: Lafzın delalet ettiği mana eğer Allah’a ait ise o isimle Allah isimlendirilir. Diyelim ki; Halık (yaratan) demektir kimdir o zat ? Allah’tır, buradaki yaratan lafzının  anlamı ancak Allah’a delalet eder.
2-Lafzın içerdiği anlam: Allah ismi yaratmayı, öldürmeyi, diriltmeyi içine alan bir isimdir.
3-Lafzın zorunlu kıldığı anlam: Allah yaratan, öldüren dediğimiz zaman Allah’ın  Alim,  Kadir olduğuna delalet eder ve bu sıfatları da kabullenmek zorunludur.
Diyelim ki; Bir kimse yaratan bir zat olduğuna inanırım fakat O zatın yaratan olduğuna inanmam derse bu Allah isminde sapmıştır.
Diyelim ki; Bir kimse yaratan Allah’ın zatı olduğuna ve yaratma sıfatının da Allah için olduğuna inanırım dese fakat  yaratma alim ve kadir  ismini veya sıfatını gerekli kılmaz derse sapmıştır.
Diyelim ki “ Ev” bu kelime üç mana taşır.1-Ev denince, her insanın aklına  gelen ilk  anlam bellidir, bu lafzın ilk anlamıdır.  2-Ev denince salon, hamam, mutfak  içermesi gerekir ki bu ise lafzın içerdiği anlamı açıklar. 3- Ev denince mutlaka onun duvarları, kirişleri, zorunludur, bu da lafzın taşıdığı zorunlu manayı açıklar.[25]
 
“Çünkü şanı yüce Allah’ın adaşı yoktur, dengi yoktur, eşi benzeri yoktur.”
O’nun ismi gibi bir isme layık, o ismi hak edecek bir benzeri yoktur. [26]Yani İbn Abbas’ın dediği gibi;Onun ismine benzer, aynı, tıpkı bir isim yoktur.[27] Allah’ın  benzeri, tıpkı aynı ismi ve dengi  yoktur. Onun sıfatlarından birini mahlukatın sıfatına benzetmek, dengi olduğunu söylemek, sıfatlarını taşıyan aynı isimde zat olduğunu söylemek, caiz değildir.[28]
1.Delil: “Onun adıyla anılan bir kimse biliyor musun ?”(Meryem, 65)
 
Onun dengi yoktur denince:Onun dengi, benzeri, eşit olanı yoktur demektir.
1.Delil: “Kimse de O’nun dengi değildir” (İhlas, 4)
 
Onun eşi benzeri yoktur denince:Onun benzeri, aynı sıfatları taşıyan, dengi yoktur.
1.Delil: “Artık Allah’a eşler koşmayınız” (Bakara, 22)
 
Allah’ın isminin aynısı yoktur demiştik fakat insanlardan kimileri Allah’ın bazı isimlerini(Aziz-Alim) taşımaktadırlar ne derseniz ? Bu isimlerdeki ortaklık sıfatlarında ortaklığını getirmez. Eğer Aziz Allah’a izafe edilirse bu aziz ismi ancak Allah’a verilir. Fakat aziz ismiyle insana izafe edilirse bu da ona verilir. Allah’ın azizliği ile insanın azizliği birdir demek de mümkün değildir.
 
“Şanı yüce Allah yaratıkları ile kıyas edilemez.”
Öncelikle bilelim ki Kıyas benzetmedir. Hiç Halık (yaratan) ile mahluk (yaratılan) bir midir ki kıyas olsun. Kıyas ancak iki aynı isim ve sıfatları taşıyan şeyler arasında olur.  Allah ile insan veya mahluk arasında kıyaslama asla doğru değildir. Mesela desek ki, Allah mevcut  (bulunmaktadır) insan da mevcut,  İnsanın mevcutluğu Allah’ın mevcutluğuna kıyas edilerek haktır. Bu cümle doğru değildir. Allah’ın mevcutluğu vaciptir, fakat insanın ki ise, mümkün (olabilir-olmayabilir)
Mesela şöyle  “ Ben İnsanın işitmesini  Allah’ın işitmesine kıyas ettim” denemez.  Zira Allah’ın işitmesi vacip, insanın ki ise mümkündür.
 
Kıyas  Üç çeşittir.
1-Şumuli Kıyas:
Külli bir şeyi cüzi olan bir şeye delil göstermektir. Külli verilen hüküm cüzi de içerir.
Mesela: Hayat (diri) diyelim.  Her canlı (külli) diridir diyerek bu sebeple Allah da diridir demek ki bu kıyaslama yolu yanlıştır, Zira Allah kulları ile kıyaslanmayacak kadar yücedir. Allah’ın diri olmasını insanın diri olması sebebiyle kıyaslamak  sapıklıktır.
 
2-Temsili Kıyas:
Büyük önerme ile küçük önerme arasındaki benzerliğin varlığına dayalı olan kıyastır.
Mesela: Allah’ın eli, gözü insanın eli gözü gibidir diyerek kıyaslamaya gitmektir.
Mesela: İnsanı sarhoş eden her şeyin içki olduğunu söylemek ki (esrar-eroin solunum yolları ile alınır ki bunlara içki demek doğru olur mu ) demek gibi kıyaslamaya gitmek.
 
3.Evla kıyas:
Yaratılmışlar için sabit olan her bir kemal sıfat,  Allah’a daha çok yakışır bir sıfattır diyerek yapılan kıyastır ki bu kıyas caiz, diğer ikisi asla caiz değildir.  İnsanda olan bilme-işitme-görme- kudret sahibi olma sıfatları yaratan şanı yüce olan  Allah için daha evladır.(daha layıktır) Yine insan yücedir, eğer insanın yüceliği söz konusu ise Allah daha yücedir.
İnsanda olan her bir sıfat Allah’ın verdiği kadarı ile bulunurken,  Allah için bu sıfat kemal derecede bulunur.İnsanda bulunan sıfatları, Allah’a kemal derece de isnad ederken, nassla sabit olan sıfatları ancak verebiliriz. [29]
 
Şüphesiz ki O hem kendi zatını, hem de başkasını en iyi bilendir. O’nun sözü yaratılmışların sözünden daha ve daha güzeldir. Diğer taraftan Allah’ın Resulleri de O’nun hakkında bilmedikleri şeyleri söyleyenlerin aksine hem doğru sözlüdürler, hem de doğrulukları tasdik edilmiş olanlardır.
Allah kendi zatını en iyi bilendir demek, Allah zatına en uygun isim ve sıfatları vermede en layık olandır, bu sebeple Allah zatına layık olan en güzel  isim ve sıfatları layık görmüştür demektir.  Bizler  o isim ve sıfatları 4 yola kaçmadan kabul etmeli, iman etmeli, Allah ve Resulünün layık gördükleri o güzel isim ve sıfatları Allah için layık görmeliyiz. Allah kendi zatına, kullarına, kainata neyin gerekli neyin layık olduğunu en iyi bilendir, bunda şüphe yoktur. Allah hakkında ve onun isim ve sıfatları hakkında kıyasa, benzetmeye, inkara gidenlere bu sözler bir reddiyedir. İmam İbn Teymiyye bu cümlelerle, Ehl-i Sünnet dışı fırkalara cevap vermekte ve Allah kendi zatına layık gördüğü isim ve sıfatları en iyi bilen olduğundan ona layık olan tüm isim ve sıfatları kabul etmeliyiz demektedir. Diyelim ki, bir üretici firmanın mühendisleri, patronları mı daha iyi bilir çıkarılan ürünü kapı önündeki bekçi mi ? Diyelim ki, Bilgisayar mühendisi bir kimse mi daha iyi bilir Bilgisayardan hiç anlamayan biri mi ?
1.Delil : “Rabbinin kelimesi doğru ve adil olarak tamamlandı.” (Ayette Allah ayetlerinin dosdoğru ve adil olarak bildirildiğini, tamamlandığını beyan ederek eksiksiz ve en layık olacak bir güzellikte beyan edildiğini bildirir.)
 
“O’nun sözü yaratılmışların sözünden daha ve daha güzeldir.” Sözünden maksad, İsim ve  sıfatları yüce olan  Allah, sözlerin, emirlerin, hükümlerin en güzelini söyler ve koyar. Allah ‘dan daha güzel sözlü kim olabilir ? Allah’tan daha güzel kim hüküm verebilir ? Allah’tan daha güzel kimin ismi olabilir ? O en güzel isim ve sıfatların sahibidir.
1.Delil: “Hiç şüphesiz en doğru söz Allah’ın sözüdür.” (İbn Mace, Tirmizi, Müsned, Tabarani, Beyhaki, Ebu Davud, Nesai)
 
“Diğer taraftan Allah’ın Resulleri de O’nun hakkında bilmedikleri şeyleri söyleyenlerin aksine hem doğru sözlüdürler, hem de doğrulukları tasdik edilmiş olanlardır.” Sözünden maksad, Allah Resulleri, Allah hakkında bildirdikleri isim ve sıfatlar hususunda bilmedikleri haberleri bildirmemişlerdir. Onlar doğru bilgilerle, en sadık haberlerle ümmetlerini bilgilendirmişlerdir. Allah onları sadıklar olduğunu teyid etmiştir. Rasulullah insanlara haber vermek istediği isim ve sıfatlar hususunda en iyi bilendir. Rasulullah’ın bildirdiği ve davet ettiği yol vahyin yolu olduğundan dolayı eksiklik olması mümkün değildir. O halde, Allah ve Resulünün bildirdikleri tüm isim ve sıfatlar haktır, iman edilmelidir ve ayrıca en güzel isimlerdir.
1.Delil : “Eğer bazı sözleri uydurup bize isnad etseydi, biz onu elbette kudretimizle alıverirdik. Sonra kalbinin damarını elbette koparırdık.” (Hakka, 44-45-46 )
 
Allah’ın isim ve sıfatlarına iman hususunda yapılması gereken temel vacip nedir ?
1-Allah’a zatını vasıflandırdığı gibi kabullenerek  inanmalıyız:
Allah’a iman onun isim ve sıfatlarına inanmayı gerektirir. Allah’ın zatı, isimler ve sıfatlarla vasıflıdır. Allah’ın zatının sıfatları olmadığına inanmak mümkün değildir. Kesinlikle bir zat sıfatla vasıflıdır, sıfatsız zat olmaz.[30]
2-Allah’ın sıfatları bizlere gaybidir. Bu yüzden nass(ayet ve hadis) da geldiği gibi nass dışına çıkmadan inanmalıyız:
Allah’ı Allah ve Resulünün sıfatlandırdığı gibi vasıflandırmak farzdır. Allah hakkında kuran ve hadise dayanmadan yapılan vasıflandırmalar caiz değildir.
1.Delil: “Bilmediğin bir şey ardına düşme.” (İsra, 36)
Ahmed Bin Hanbel: “Allah zatı Allah’ın ve Resulünün sıfatlandırdığı gibi sıfatlandırılmalı Kuran ve hadis dışına çıkmamalıdır.”
3-Allah kendi zatını  vasıflandırmadığı herhangi bir sıfatla vasıflandırılamaz.
Yani Allah’a yakışmayan, zatına vermediği herhangi bir sıfatı vermek asla caiz değildir.
4-Kuran ve sünnette gelen nasslara zahir üzerine bırakarak inanmalı.
Nassla gelen sıfatları zahiri anlamı üzerine kabullenmeli, herhangi bir tevil, tatil, teşbih, temsil, tekyife gitmeden geldiği gibi inanmalıdır.
5-Akıl, Allah’ın isim ve sıfatlarını kavramada ölçü değildir.
Mücerred akıl asla Allah sıfatlarını kavramada ölçü olamaz, Akıl nassı doğrulamak, manasını kabullenmek, inanmak zorundadır.
 
Bundan dolayı yüce Allah “İzzet sahibi olan Rabbin onların niteleye geldiklerinden münezzehtir. Gönderilmiş peygamberlere selam olsun, alemlerin Rabbi Allah’a da hamd olsun (es-Saffat, 180-182) buyurmaktadır.
 
“İzzet, şeref, yücelik sahibi Allah isim ve sıfatlarında eşi, benzeri, dengi, olmadığından dolayı, Ehl-i Sünnet dışı fırkaların niteleye geldikleri batıl tevillerden, inkarlardan, tahriflerden, teşbihlerden uzaktır. Yüce Allah, müşriklerin kendisine nispet ettikleri eşi bulunmaktan, çocukları olmaktan, her türlü eksiklik ve kusurdan uzaktır” demek istemiştir.
1.Delil: “Allah koştukları ortaklardan münezzehtir.” ((el-Haşr, 23)
2.Delil : “ Kendine isim olarak verdiğin yahut kitabında indirdiğin yada mahlukatından herhangi bir kimseye öğrettiğin yahut gayb ilminde kendi nezdinde kendin için mahfuz tuttuğun, sahip olduğun her bir isimle senden diliyorum.” (Müsned, Albani sahih demiştir.)
 
Bu başlıkta şu gerçekleri bilmelisin kardeşim !
Subhan Lüğatta: Uzak, beri manasına gelir. Subhanallah Istılahta: Allah’ı her tür eksik ve kusurdan uzak, beri görmek demektir.[31]
 
Müslüman Rabbini kaç yönde tenzih etmelidir ? Müslüman 5 yönde rabbini tenzih etmelidir.
1-Allah’ı Rububiyyette ortağı olmadığı hususta tenzih etmelidir. Zira bazı insanlar, yerde ve gökte velilerin yardımcılar olduğuna inanmaktadır.
2-Allah’ı Uluhiyyette ortağı olmadığı hususta tenzih etmelidir. Zira, müşrikler Allah’a ibadette ortaklar isnad ederler.
3-Allah’ı isim ve sıfatlarında zatına layık olmayandan tenzih etmelidir. Zira, Ehl-i Sünnet dışı fırkalar, Allah hakkında Allah’a layık olmayan isim ve sıfatları vererek,  inkar ederek, benzeterek sapmaktadırlar.
4-Allah’ı yarattığı mahlukatında hikmetle ve güzelce yaratma hususunda tenzih etmelidir. Zira, bazı fırkalar Allah’ın alemi, çeşitli varlıkları gereksiz, olarak yarattığına inanır.
5-Allah dinini, şeriatını, Rasulullah sünnetini her tür yanlışlıktan, çelişkiden, eksiklikten, ayıplılıktan tenzih etmelidir. Zira bazı düzenler ve batılı zihniyetler,  Allah’ın nizamını, şeriatını, dinini günümüz asrında yeterli görmemektedirler.[32]
1.Delil : “Allah onların niteleye geldiklerinden münezzehtir.”(Muminun, 91)
2.Delil : “Sen bizzat kendi zatını övdüğün gibisin” (Buhari-Müslim)
 
“Gönderilmiş peygamberlere selam olsun, alemlerin Rabbi Allah’a da hamd olsun (es-Saffat, 180-182)  sözünden ne anlamalıyız ?  Müellif İmam İbn Teymiyye, Resullerin  Allah’tan aldıkları vahiyleri, emirleri, hükümleri, isim ve sıfatları olduğu gibi saptırmadan, haksızlığa kaçmadan, batılla karıştırmadan, kullara duyurduklarından dolayı selamı hak ettiklerini, bu sebeple de onlara selam, esenlik, huzur, rahmet üzerlerine olsun demektedir. Yanı sıra, övülmeye, hamd edilmeye en layık olanın yalnız Allah olduğu gerçeğini de bildirmektedir.
 
Yüce Allah kendi zatını nitelendirdiği ve kendisine verdiği isimlerinde hem nefy, hem de ispatı bir arada zikretmiş bulunmaktadır.
Allah, zatını nitelendirirken ve zatına isim verirken, ispat ve nefy yolunu seçmiştir. Yani, Allah zatını nitelendirirken ispat ve nefy yolunu seçmiş yine zatına isimler ve sıfatlar verirken zatına layık olan ve olmayan isim ve  sıfatları zikretmiştir. Allah zatına ve kemal sıfatına layık olmayan her türlü isim ve sıfatları, ayıplıkları, noksanlıkları, zatından nefy etmiş, kemaline yakışır isim ve sıfatları da ispat etmiştir.
Diyelim ki, Allah zatını nitelendirirken eşi, benzeri, dengi, zıttı, ortağı, oğlu bulunmaktan cahillikten, acizlikten, unutmaktan, uyuklamaktan, uykudan, zatını nefy etmiştir.
Diyelim ki, Allah zatına isim ve sıfatlar verirken Rahman, Selam, Metin, Semi, Basir, Konuşan, gören istiva eden, el, yüz, gibi isim ve sıfatları ispat etmiştir.
 
Bu başlıkta aşağıdaki soruları ve cevapları mutlaka bilmelisin ! 
Allah’ın sıfatlar üç kısımdır.
1-Mutlak kemal ifade eden sıfatlar:
Kadir, Aziz, konuşan gibi…. Allah’ın kemal sıfatına işaret eden sıfatlardır.
1.Delil: “ O Allah’tır ki O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Meliktir, Kuddusdur, Selamdır, Mümindir, Müheymindir, Azizdir, Cebbardır, Mütekebbirdir, Allah koştukları ortaklardan münezzehtir.” (Haşr, 23)
2-Mukayyed kemal ifade eden sıfatlar:
Allah hakkında direk verilmesi layık olmayan fakat müşriklerin-kafirlerin yapması durumunda alınan sıfatlardır. Diyelim ki, Allah Mekir (tuzak kuran ) denilmez fakat Allah kendine bu sıfatı Kuranda vermiştir. Bu sıfatı Allah kafirlerin tuzaklarını başlarına geçiren manada almıştır. Yine Müstehzi (alay eden) ve Hadi (Hile kuran) gibi…Allah bu sıfatları Allah düşmanlarının oyunlarını, hilelerini kendi aleyhlerine çevirmek manasında layık görmüştür.
 
3-Mutlak noksanlık ifade eden sıfatlar:
Allah’ın zatı hakkında aciz, Kör, İşitmeyen, konuşmayan hain, alay eden, tuzak kuran gibi ona layık olmayan sıfatlardır.[33]
1.Delil: “Kimse de O’nun dengi değildir” (İhlas, 4)
 
Allah’ın Sıfatlarını ispat etmek Üç yolla olmaktadır.
1-İsmin delalet ettiği manayla sıfat ispat edilir(o sıfata iman edilir) Zira, her isim bir sıfata delalet eder.Bu yüzden Allah’ın isimlerinden her isim sıfattan türeyen Allah’ın zatına delalet etmektedir. Mesela: Rahman ismi Allah’ın rahmete sahibi olduğuna delalet eder…
2-Sıfatlar nassla ispat edilir..Mesela: Allah’ın eli, yüzü, iki gözü, ve benzeri sıfatlar, nassla sabit olan sıfatlardır.Yine Allah’ın intikam sahibi olması ”Şüphesiz Allah intikam sahibidir.” (İbrahim, 47)ayetinin nassıyla sabittir.Zira Müntakim (intikam alan) Allah’ın Esmau’l Husnasından değildir.
3-Sıfatlar Fiillerin delalet ettiği manalardan ispat edilir. Mesela, “Allah Musa ile konuştu”(Nisa, 164) ayetindeki “konuştu” fiilinden Allah’ın konuşan olduğu ispat edilmiştir.
Bilelim ki, sıfatlar isimlerden daha kapsamlıdır. Her isim sıfatı taşır fakat her sıfat ismi içermez.
 
Nefy’de icmal (toplu ve özlü )ne demektir ? Nefy’de icmal demek, Aziz ve Celil olan Allah’ı yüce kemaline yakışmayan ve  çelişen her türlü kusur ve eksiklikleri zatından beri kılmaktır. Kuran ve sünnet hangi sıfatları zatından nefyetmişse öylece nefiy etmeli, aklıdan ve hevadan sıfatlar nefyetmemelidir.
1.Delil: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şura, 11)
2.Delil: “O’nun adıyla anılan bir kimse biliyor musun ?” (Meryem, 65)
3.Delil:”Allah onların niteleye geldiklerinden münezzehtir.” (el-Müminun, 91)
 
Kuran ve sünnette sadece  nefyetme  mi bulunmaktadır ? Kuran ve sünnette sadece nefyetme bulunmamaktadır. Kuran ve sünnette Aynı zamanda ispatta söz konusudur. Ehli sünnet, Allah’ın isim ve sıfatları hususunda iki yol izlemiştir. Bu iki yol ispat ve nefy yollarıdır. Yani, Allah bazı sıfatlarını ispat etmiş, bazı sıfatlarını da zatından nefyetmiştir. Allah, ayetlerinde zatından uyuklamayı, ortağı olmayı, eşi olmasını, benzerinin bulunduğunu nefyetmiş, kimi ayetlerinde de zatını işiten, gören, eli olan, gözü olan sıfatlarla da ispat etmiştir.Bu durumda kuran ve sünnette sadece nefy değil ispatta bulunmaktadır. Şunu da unutma kardeşim ! Kuran ve sünnette en çok ispat bulunmaktadır. Kuran ve sünnette en tafsilatlı olan Allah sıfatlarının ispat edilmesidir. Nefy, ispata göre azdır.Bizler Allah’ın ispat ettiği, zatına layık gördüğü,zatı için sevdiği o güzel isimleri saymakla bitiremeyiz. Rahman, Rauf, Metin, Cebbar, Gaffar……………….
1.Delil :  Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır.”Seni tenzih ederiz. Biz sana övgü ifadelerin taamını sayıp dökemeyiz. Sen bizzat kendi zatını övdüğün gibisin.”(İmam  Müslim-Ebu Davud-Tirmizi)
 
 
 
Aşağıdaki soruyu ve cevabı mutlaka bilmelisin !
Ehl-i Sünnet dışı fırkaların alimleri eserlerinde nefy tafsili olarak geçer neden ? Bir önceki cevabımızda,“ispat kuran ve sünnette tafsili olarak beyan edilmiştir” demiştik.Bu görüş Ehl-i Sünnet ve’l cemaatin görüşüdür.Eli Sünnet dışı fırkaların eserlerinde(Bakillani’nin Temhid eserine bakınız.) nefy tafsilatlı olarak beyan edilir. Yani Kuran ve sünnette ispat edilerek vasıflandırılan Allah zatı bu eserlerde nefy yolu seçilerek “şu vasıf da değildir, şöyle değildir” denilerek vasıflandırılır. Diyelim ki,Allah’ın zatı hakkında “kanı, ruhu,  organları olmayan ve üstte-altta-kuzeyde güneyde-bir cihette-yer içinde-yer dışında olmayan ve benzeri  gibi, sürekli nefy yolu seçilerek vasıflandırma tercih edilir ve benimsenir.[34]Onların sıfatlar konusunda gittikleri bu yol Kuran ve sahih sünnet usul olarak izlediği bir  yol değildir. Fakat Ehl-i Sünnet Allah ve Rasulu neyi ispat etmişse Allah hakkında o sıfatları vererek tafsili olarak o vasıfları tanıtır ve benimser.
1.Delil: “Bize bir yorgunlukta dokunmaz”(Kaf, 38) not:: Allah ayetinde yorgunluğu zatından nefyederek kemal kuvvet ve kudretini ispat eder.
2.Delil: “Rabbin asla kimseye zulmetmez” (Kehf,49) not: Allah ayetinde zulmetmeyi zatından nefyederek kemal adaletini ispat eder.
3.Delil: “Allah onların yaptıklarından gafil değildir.”(Bakara, 85) not: Alalh ayetinde gafilliği zatından nefyederek kemal ilmini  ispat eder.
4.Delil: “Rabbim yanılmaz ve unutmaz” (Taha, 52) not: Allah ayetinde yanılmayı-unutmayı zatından nefyederek kemal ilmini ispat eder.
 
Ehl-i Sünnet ve’l cemaat resullerin getirdiklerinden başka tarafa sapmaz. Çünkü o (yol) yüce Allah’ın kendilerine nimetler ihsan etmiş olduğu peygamberlerin, sıdıkların, şehitlerin ve salihlerin yolu olan dosdoğru yol olan sırat-ı müstakimdir.
 
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat akidesi ve ehli, asla imamlar, önderler, muallimler olan Resuller yolundan ister itikadi olsun ister ameli boyutta olsun bir karış ayrılmazlar, uzaklaşmazlar. Ehl-i Sünnet yolu Resuller, sıdıklar, şehitler, salihler,  yoludur.İmam İbn Teymiyye’nin (r.h.) bu sözü Ehl-i Sünnetin yolunun resul yolu olduğuna delildir.[35]Ehl-i Sünnet dışı yola yönelmek resullerin yolundan ayrılmak olduğu ve bununda sapıklık olduğu açıkça bu cümlede beyan edilmektedir.Allah Rasulu Muhammed’in (s.a.v.) sıfatlar hususunda bildirdikleri haberler haktır, iman eder, doğrular ve o haberlere tabi oluruz. Zira Resul asla yalan söylemez ve bu hususlarda cahil olamaz.O halde bu cümleden  Ehl-i Sünnetin sıfatlar hususunda yolları  kitap ve sünnet olan resuller yoluna itikad  ettiğini ve dayandığını[36] öğrendik. Ehl-i Sünnetin yolu  sırat-ı müstakim olarak bilinen Resullerin yoludur. O yol ki, tertemiz sahih bir akide ve tahir bir sünnet yoludur. Şirk-küfür-dalalet ehli toplulukların yolundan uzak yoldur.Nasslara dayanan, hevayı-aklı bir kenara bırakan yoldur.
Bu başlıkta şunu bilmelisin !
Ehl-i Sünnet dışı fırkaların sapmalarına sebebiyet veren bu yolların ilk çıkış yeri neresidir ?
Bu sapık fırkaların çıkış yolu Müşriklerin-Yahudilerin-Hıristiyanların-Mecusilerin izledikleri yola dayanmaktadır. Zira müşrikler ve diğerleri Allah’ın ispat ettiği bir çok sıfatları nefyetmişler, sapık anlayışlarına uygun tahrif ederek, insana benzeterek, sapmışlardı.Müşrikler Allah hakkında Rahman sıfatını inkar ederek, Yahudiler Allah’ın fakir olduğunu söyleyerek, Hıristiyanlar İsa’nın Allah oğlu olduğunu söyleyerek Allah hakkında şirk ve küfür yollara sapmışlardır.Bu şirk ehli nasıl saptıysa, bir çok fırkalarda onlar gibi onların yollarını karış karış izleyerek batıl yollara kaymışlardır.İslam ümmetinin  bidatleri de bu cahiliye adetlerine yönelmekten dolayı meydana gelmiştir.[37]
 
Unutma kardeşim !
Bizlerin Allah hakkındaki bazı sıfatları Resullerden aldığımız doğrudur. Zira, Resuller Allah’ı en iyi bilen ve vasıflarını en güzel tanıyanlar ve tanıtanlardır. Resullerin yolu sıratu müstakimdir. Sıratu müstakim ise, Resullerin üzerinde oldukları, haber verdikleri, amel ettikleri yolun adıdır. Müslüman resullerin yolu olan ehl-i sünnet yoluna itaat eder. Bizler Allah haklında resullerin bildirdiklerini doğrular ve iman ederiz.
1.Delil: “Rabbim yanılmaz ve unutmaz” (Taha, 52) not:Bu söz Musa’nın (a.s.)Firavuna söylediği bir sözdür ve iman eder Allah hakkında yanılmadığına ve unutmadığına inanırız.
2.Delil: ”(Firavun) sizin Rabbiniz kimdir, ey Musa ? dedi. Musa rabbimiz bütün her şeye hilkatini[38] verip, sonra da doğru yolu gösterendir.” (Taha, 49-50) not:biz Musa’nın (a.s.) sözlerini doğrular Allah hakkında ne demişse iman ederiz.
 
Kuran-ı Kerim’in üçte birine denk düşen İhlas suresinde yüce Allah’ın kendi zatına dair belirttiği vasıfları da bu çerçeve içerisindedir. Yüce Allah bu surede şöyle buyurmaktadır :“Deki, O Allah’tır, tektir.  Allah’tır, Sameddir, doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Kimse de O’nun dengi değildir.” (el-İhlas 1-4)
Müellif(r.a.)  bu sözleri, ”Allah’ın kendi zatına ispat ettiği en güzel sıfatları ve zatından nefyettiği sıfatları İhlas suresinde çok belirgin bir şekilde görür  ve şahid oluruz ” demek için getirmiştir. İbn Teymiyye ispat ve nefy hususunda en belirgin sure olarak İhlas suresini getirmesi çok anlamlıdır. Zira İhlas suresi tevhidi, ispatı, nefyi, sıfatların taşıdığı o mükemmel anlamları en bariz bir güzellikle belirtir. İmam İbn Teymiyye’nin sözünün doğruluğuna dair sahih hadisler bulunmaktadır. İbn Kayyim, İhlas suresinin  Kuranın üçte birine denk olmasıyla alakalı hadislerin tevatür derecede olduğunu beyan eder.[39] İhlas suresi : Muattıl, Müşebbihe, Mücessime, Mümessile fırkalarına reddiye vererek, Allah hakkında ispat ve nefy edilmesi gereken isim ve sıfatları beyan eder.
1.Delil : Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur : “Nefsim elinde olana yemin ederim ki şüphesiz ki, O Kuran’ın üçte birine denktir.”(İmam Buhari, Tirmizi, Müsned, İbn Asım fi Sunne )
 
Şunu bilmen gereklidir kardeşim ! Allah’ın bazı sıfatları bazı sıfatlarından üstündür veya Kuran’ın bazı sureleri bazı surelerden daha üstündür cümlesi doğru mudur ?
Bu cümle Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat Akidesine göre doğrudur.Allah’ın bazı sıfatları bazı sıfatlarından üstündür.
1.Delil :”Benim rahmetim gazabıma galiptir.” (Buhari) Not : Allah rahmetinin gazabından daha çok ve üstün olduğunu söylemekle faziletini belirler.
2.Delil : “Öfkelenmenden rızana sığınırım.” (Buhari ) Not : Allah’ın rızası daha üstün ve güzel ki ona sığınıyoruz, bu da rıza sıfatının  üstünlüğünü beyan eder.
3.Delil : “Ebi Kab Kuranda en büyük ayet hangisidir diye Rasulullah’a sordu. Rasulullah (s.a.v.) :”Allah ondan başka ilah yoktur.Diridir, Kayyum’dur.” dedi. (İmam Müslim )
 
İhlas suresinde iki tür tevhid olduğu sabittir bunu çok iyi bilmelisin kardeşim !
1.İspat Tevhidi :İhlas suresinde Allah’ın varlığı, tekliği, samedliği, isim ve sıfatlarında eşi, benzeri, dengi, misli olmadığı ispat edilir. İşte bu ispat, “İspat Tevhididir.”
2.Tenzih Tevhidi :İhlas suresinde Allah’dan, doğurması, doğurulması, dengi, misli, muhtaçlığı, noksanlığı, veledinin olması,benzerinin bulunması  nefy edilir. İşte bu nefy, “ Tenzih Tevhididir.
 
Kuranın bazı sureleri (Fatiha-Ayete’l Kürsi gibi) diğer bazı surelere göre üstündür. Zira kelam iki boyutta nispet edilir.
Kuranın bazı sureleri bazılarından üstündür.
1-Kelamı konuşan : Diyelim ki Rasulullah’ın sözü ile Ebu Bekir’in konuşmaları birdir, aynıdır denilir mi Konuşanın kimliği üstünlüğü belli eder. Allah kelamı Kuran, bu sebeple üstündür. Zira Konuşan Allah’tır.
2-Konuşulan Kelam : Diyelim ki, Kişi Allah ayetlerini-Rasulullah hadislerini-Tevhid ilkelerini beyan eden bir konuşma yapsa sonrada belli bir müddet sonra havadan, sudan, tabiattan, konuşmuş olsa ilk konuşma ve son konuşma bir midir, aynı mıdır ? O halde Allah’ın İhlas suresinde beyan ettiği “ O Allah’tır, tektir, Allah’tır, Sameddir.” ayeti “İki eli kurusun “(Tebbet suresi ) ayetinden daha üstündür.[40]
Kitabında yer alan en büyük ayette kendi zatını nitelendirmesi de bu kapsam içersindedir ki, bu ayet-i kerime’de şöyle buyurmaktadır: ”Allah O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama alır, ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnız O’nundur.
Kuranda en büyük ayet olarak bilinen  Ayete’l Kürsinin doğruluğu sahih hadisle sabittir.Rasulullah (s.a.v.) Nebinin aşağıdaki sözü sözümüze delildir.
1.Delil : “ Ebi Kab, Kuranda en büyük ayet hangisidir diye Rasulullah’a sordu. Rasulullah (s.a.v.) :” Allah ondan başka ilah yoktur.Diridir, Kayyumdur.” dedi. (İmam Müslim )
 
Bu başlıkta aşağıdaki soru ve cevapları mutlaka bilmelisin.
Diridir ve Kayyumdur denince ne anlaşılmalıdır ? Diri ve Kayyum isimleri Allah’ın kemal derecede sahibi olduğu isimler ve sıfatlardır. Zira Allah’ın zatı isimleri sıfatlara da delalet eder.[41]Daha öncede söylemiştik, sıfat zattan bir ayrıntıdır. Ayrıca isimler hem zata hem de sıfata delalet ederler. Diyelim ki, Hayy ismi Allah ismidir. Bu isim Allah zatına delalet ettiği gibi Allah’ın hayat sıfatına da delalet eder. Diri demek, en kemal derecede Allah’ın hayat sahibi olduğunu beyan eder. Bu isim Allah’ın hayat sahibi olduğunun ispat eder. Hayat nassla gelen tüm Allah sıfatlarını zorunlu kılar.(İzzet, Kudret, İlim, Hikmet, Semi) Zira diri ismi sıfatların aslıdır.[42]Allah’ın Diri ismi zatı için lazım olan zati sıfatlardandır. Kayyum ise, kendi zatıyla kaim olan, kimseye muhtaç olmayan, her dilediğini bir şeye dayanarak yapmayan, baki kalan, varlığının ortadan kalkması mümkün olmayan[43] demektir.Allah Kuranda üç defa peşpeşe hay ve Kayyum diyerek önemini beyan etmiştir. Bu sebeple müslüman Rabbine duada bu güzel isimlerle tevessül edebilir ki bu sünnettir.(Al-i İmran 2 /Taha 11 /bakara 255)[44]
1.Delil : ” Allah O’ndan başka İlah yoktur. O diridir. Kayyum’dur.” (Ali-İmran 2)
2.Delil : Rasulullah (s.a.v. ) :“Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım, rahmetinle yardımını diliyorum.”(Hasen Hadis, Tirmizi )
 
Allah’ın diri olması ile alemin ve insanın diriliği bir midir ? Allah’ın diriliği ile yerlerde ve gökte olan canlı ve cansız varlıkların diriliği asla bir değildir. Zira Allah kemal derecede diri sıfatını taşırken,  diğer sayılan varlıklar bu sıfatı  eksik taşımaktadırlar. Allah’ın dirilik sıfatı hiçbir kimsenin hiçbir varlığın desteği olmadan sahip olduğu bir sıfattır. Fakat, diğer varlıkların diriliği Allah’ın emri gereği devamda edebilir sona da erebilir. Bu sebeple nasıl olurda Allah’ın diriliği ile diğer varlıkların diriliği aynı denebilir ? Allah kemal derecede hayat sahibi ve dirilik sıfatına sahip olduğu için dinlenme, uyuklama, unutma, yanılma gibi sıfatları asla zatında bulundurmaz. Fakat diğer canlılar ve cansız varlıklar uyuklamayı, unutmayı, dinlenmeyi,fani olmayı, ölmeyi yaşarlar. Allah’ın laneti üzerlerine olsun Yahudiler Allah’ın yerleri ve gökleri yarattıktan sonra yorulduğunu sonra da dinlendiğini söylemişler, şanı ve şerefi yüce Allah’a  dinlenme isnad ederek noksan bir sıfat verip küfre sapmışlardır.Allah kainatta çeşitli varlıklara dirilik verdiği bir gerçektir.İnsanın, dağların, meleklerin, cinlerin, taşların diriliği söz konusudur.Tüm bu sayılan varlıkların diriliği varlıklarına has bir diriliktir.Sizce İnsanla meleklerin diriliği bir midir ? Sizce taşlarla insanın diriliği bir midir? Hepsi kendine has bir diriliktir.
1.Delil :Rasulullah Uhud dağı hakkında :“Uhud bizi sever bizde onu severiz.” demesi dağların diri olduğuna delildir.(Onların diriliğinin nasıllığını anlamakta  mümkün değildir.)
2.Delil :Rasulullah’ın minbere çıktığında dayandığı hurma kütüğü Rasulullah ona dayanamayınca inilti sesinde bir ses çıkarmıştı ki bu ağaçların diriliğine delildir.
3.Delil :“Hiçbir taş yoktu ki Rasulullah’a selam vermemiş olsun” sözü de taşların diriliğine delildir. Tüm bu diri olan varlıkların diriliği kendi varlıklarına has bir diriliktir.[45] Ayrıca, Buhari’nin rivayet ettiği Abdullah bin Mesud’un (r.a.) şu sözü ;“Rasulullah döneminde yemeğin tesbihini duyardık” sözü yemeğin diriliğine delildir.
 
“ O’nu ne bir uyuklama alır, ne de bir uyku ” ayetini nasıl anlamalıyız ? “ O’nu ne bir uyuklama alır, ne de bir uyku ” ayeti Allah’ın kemal derecede ki hayat sıfatını ispat eder. Allah, bu ayette zatından uyuklamayı ve uykuyu nefyederek bu sıfatların zıddı olan hayat sıfatını en kemal güzellikte ispat eder. Allah’ın kemal derecede sahibi olduğu hayat sıfatı uyku ve uyuklamayı nefyetme zorunluluğu getirir. Nasıl olurda En güzel derecede ve en kemal düzeyde hayat sahibi olan uyuyabilir, uyuklayabilir ? Uyuklama uykudan daha hafif, uyku ise daha şiddetlidir. Bu iki sıfat noksan sıfatlardır.Bu iki sıfat zayıflıktan, yorulmaktan, acziyetlikten, meydana gelen bir sıfattır.Allah yorulmaktan, zayıflıktan, acizlikten, dinlenmekten, uyumaktan, uyuklamaktan münezzehtir. Zira tüm bu sıfatları kullarında sıfat olarak bulunmasını dileyen ve onları yaratan Allah’tır. Nasıl olurda en üstün sıfat ve isimlere layık olan Allah zatına noksan sıfatlar verir ?
Allah uyku ve uyuklamayı zatından nefyetmiştir.Bu nefyetme ise Allah’ın kemal derecede hayat sahibi olduğunu ispat eder.
1.Delil: Rasulullah (s.a.v.) “Allah uyumaz uyku ona yakışmaz. “ (İmam Müslim )
 
Allah’ı övmek için“ O’nu ne bir uyuklama alır, ne de bir uyku ”demiş olsak kemal bir övgü olur mu ? Allah’ı zatından nefyetmiş olduğu sıfatlarla övmek övgü sayılmaz. “Allah’ı zatına layık olmayan sıfatlarla övmek medh sayılmaz.”ilkesine göre nefy sıfatları övgü taşımaz. Ancak zıddını söyleyerek ispat edersek o zaman övgü niteliği kazanır.
 
O’nun izni olmaksızın nezdinde kim şefaat edebilir!
O, yaratıkların önlerindekilerini, arkalarındakini bilir. O’nun ilminden kendisinin dilediğinden  başka hiçbir şeyi kavrayamazlar.
Şefaat Lüğatta : Çift kılmaktır.
1.Delil : “Hem çifte, hem teke.” (Fecr, 3)
Istılahta : Bir başkasının zararını  defeden ve  yardım eden aracı demektir.Örnek verecek olursak; Rasulullah’ın kıyamet günü günahkar Müslümanların bağışlanması için Rabbine dua ederek  azaptan kurtarmak istemesi, cennet ehli içinde dua ederek fayda-yarar sağlaması bir şefaattir.[46] Şefaat, ihtiyacın giderilmesini talep etmektir. Dua ile talepte bulunmaktır.[47] Bu konu ile alakalı şunu da unutmayalım, dünyada şefaat hakkı sadece Allah’ındır. Yani dünyada insanlara yardım eden ancak Allah’dır.Rasulullah (s.a.v.) kıyamet günü Allah izin verdiği takdirde şefaatçi olacaktır.Rasulullah’ın şefaatçiliği de Allah’tan yardım istemek ve zararı müminlerden gidermek için yaptığı duadır.
 
Bu başlıkta aşağıdaki soru ve cevapları mutlaka bilmelisin.
Allah katında kimsenin şefaatçi olmaması demek ne demektir ?
Allah, kullarının zararını,acısını, sıkıntılarını defeden, onlara rahmetini, yardımını, nusretini inirdendir. Allah’tan başka zararı gideren  ve fayda veren kimse yoktur. Kulların yardıma ihtiyacı varsa zararın onlardan giderilmesi lazımsa bunları yapacak ancak Allah’tır. Zira Allah’ın şanı, şerefi, sıfatları yücedir. Allah dünyada aciz olan, zayıf olarak yaşayan insanlara yardım etmeye en layık olan izzet sahibi, kuvvet sahibi zattır.İnsan yardım hususunda muhtaçtır. İnsanın insana yardımı kemal derecede olmaz. Fakat Allah’ın insana yardımı kemal derecede gerçekleşir. Bu yüzden nasıl olurda Allah varken bir kimse yardım edebilir ? Bu yüzden Allah izin verdiklerine dua yoluyla  yardım isteme hakkı verir. Allah izin vermeden kimse kimseye şefaatçi olamayacaktır.
1.Delil :Göklerde nice melek vardır ki, Allah’ın dileyip razı olduğu kimseye izin vermedikçe şefaatleri hiçbir işe yaramaz.” (Necm, 26)
2.Delil : “Ancak katında razı oldukları şefaatçi olur.” ( Enbiya, 28)
3.Delil : “O günde Rahmanın izin vereceği ve sözden razı olacağı kimseninki müstesna, şefaatin hiçbir faydası olmayacaktır.” (Taha, 109)
Allah’ın şefaat için  izin verdikleri kimseler kimlerdir ? Onlar,Tevhid, sünnet, iman, salih amel sahibi Allah’ın sevdiği ve razı olduğu muttaki kullardır. Allah ancak bu kimselere izin verecektir. Müşriklerin, kafirlerin, zalimlerin şefaatçi olma hakları yoktur.
 
Allah’ın şefaat etme hakkı tanıması neyi ispat eder ? Şefaatin hak olduğuna, şefaat edeceklerin (ancak tevhid ehli) Allah’ın razı olduğu kullar olduğuna, kafirlerin Mekke’de iddia ettikleri putlarının şefaatçiler olmadığına delalet eder ve  ispat eder.
 
“O, yaratıkların önlerindekilerini, arkalarındakini bilir. “ Bu cümlede Allah’ın alim sıfatı açık bir ifade ile ispat edilir. Allah’ın ilmi, ezeli, ebedi, geçmiş ve gelecek tüm her şeyi içine alan bir ilimdir.Allah alemde olan, olmayan,olacak her şeyi ezeli ilmi ile bilir Allah’ın ilmi küçüğü, büyüğü,görünmeyeni içine alan şümullü bir ilimdir. Allah için geçmiş ve gelecek hiçbir şey gizli kalmaz, zira Allah’ın ilmi geniş ve kuşatıcıdır. Allah kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir.
 
“ O’nun ilminden kendisinin dilediğinden  başka hiçbir şeyi kavrayamazlar.” Allah, kullarına neyi bildirmiş, öğretmiş, dilemişse ancak onu bilirler. Allah’ın gaybla alakalı ilmine kullarının asla sahip olması mümkün değildir. İlim, şeri ilim, gaybi ilim, tecrübe yoluyla elde edilen ilim olmak üzere üç çeşittir. Gaybi ilmi ancak Allah,  diğerlerini de kulları bilir. İnsan tecrübe ve çalışma yoluyla tecrübe ve şeri ilimleri elde edebilir. Fakat, Gaybla alakalı, ilimleri asla bilemez. İşte bu yüzden İnsanlar, Allah’ın ilmini kuşatamazlar, öğrenemezler, bilemezler. Kullar Allah’ın dilediği kadarı ile bilirler.Yukarıdaki cümlede, Allah’ın öğrettiklerinden başka  bir ilimleri olmadığına delil vardır.Allah nasıl yaratma ve yoktan var etmede tekse,  hidayet vermede  ve öğretme hususunda da tek hak sahibidir.
1.Delil :Allah sizi analarınızın karınlarından kendisiniz hiçbir şey bilmediğiniz bir halde çıkardı.” (Nahl, 78 )
2.Delil : Senin öğrettiğinden başka bir şey bilmeyiz.” (Bakara, 32 )
3.Delil : İmam İbn Teymiyye :“Kullar ancak Allah’ın öğrettiğini bilirler.”[48]
4.Delil : İbn Useymin : “ Bizler Allah’ın zatını, sıfatını, isimlerini, ve şeri ahkamlarını ancak o öğrettiği kadarı ile biliriz. İnsan ilmi Rabbinin katında çok az bir ilimdir. ”
 
O’nun kürsisi gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruması O’na ağır gelmez, O çok yücedir, çok büyüktür.”(Bakara, 255)
Kürsi ne demektir ?[49]
Lüğatta : Döşek ve üzerine oturulan her şeydir.
Istılahta :Kürsi, Arş’tan ayrı olan Allah’ın iki ayağını koyduğu yerin adıdır. Kürsi Arş’ın içerisinde bir düzlüğe bırakılmış bir halka gibi olduğu sahih hadisle gelmektedir. Arş kürsi’den büyüktür.[50]
1.Delil : “ Andolsun biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtanın üstüne bir ceset bırakıverdik, sonra O, yine eski haline döndü.”
2.Delil : İbn Abbas : “ Kürsi Allah’ın iki ayağını koyduğu yerdir.”[51]
3.Delil : Rasulullah (s.a.v.) : “ Yedi kat gök ve yedi kat yer, Allah’ın kürsüsü yanında, ancak geniş çöl bir yere bırakılmış bir halka gibidir. Arşın kürsüye üstünlüğü ise geniş çölün bu halkaya üstünlüğü gibidir.” (Ahmed-Nesai-Bezzar ibn Ebi Şeybe )[52]
 
Kürsinin Arş veya İlim olduğunu söylemek sahih delillerle gelmekte midir ? Kürsünün Arş ve ilim olduğunu söylemek sahih değildir. Zira sahih delille sabit değildir. İbn Abbas’ın Kürsiyi ilim diye tefsir etmesi şaz bir rivayetle gelen bir delildir. Arap dilinde buna dair bir delil getirmekte mümkün değildir. Ebu Mansur el-Ezheri ise çok daha mükemmel bir söz söyleyerek “ İbn Abbas’ın “Kürsi Allah’ın  iki ayağının koyduğu yerdir ” rivayetinin sahih olduğunu ilim ehli ittifakla kabul etmişlerdir. Kürsinin ilmi olduğuna dair ondan rivayet yapan kimse bu sıfatı iptal etmiş olur.” [53] Kürsünün ilim ve arş olarak tevil edilmesi batıldır. Ehl-i Sünnet ve’l cemaat ittifakla Kürsünün Allah’ın iki ayağını koyduğu yer olduğunu söyler.[54]
 
Kürsünün arş olduğunu söyleyen fırka kimdir ? Eşariler; Kürsinin ve arşın bir olduğunu söyleyerek batıl bir tevil yolunu seçmişlerdir. Kimi Eşariler’e göre ise; Kürsi ilimdir. Eşariler henüz Kürsinin ilim ve arş olup olmadığı hususunda ittifak etmiş değillerdir. Bir akidede aynı anda iki ayrı ayrı tevil olur mu ? Kendi aralarında farklı görüşler ileri sürenler, sahih delile dayanmadan itikad edenler, nasıl bir itikada inanmaktalar ? Ehl-i Sünnet Kürsi hususunda ittifakla tek bir görüş söyler (ki beyan ettik)
 
“ Allah’ın kürsisi yerleri ve gökleri kuşatmıştır.” ayeti bize neyi ispat eder ? Kürsünün, gökleri ve yeri kuşatması Allah’ın zatının ve kürsünün büyüklüğünü ispat eder. Bu ayet yüce Allah’ın kudretini, azametini, kuvvetini, kemal derecede ispat eder. Ayet, Kürsünün Kuranla sabit olduğunu ortaya koyar.
 
“ Onları koruması O’na ağır gelmez“ ayetini açıklar mısınız ? Allah için yerleri ve gökleri korumak ağır gelmez. Yerleri ve gökleri korumak Allah’ı sıkıp yormaz. Allah gökleri ve yerleri emriyle korur. Allah için yerde ve gökte korunmayacak bir zerre olabilir mi ? Yerlerin ve göklerin sahibi olan Allah yarattığını korumakta aciz midir ? Asla Allah aciz değildir . Ayet bize yerlerin ve göklerin korunmasının Allah’a ağır gelmediğini beyan ederek Allah’ın azametini ve yüce kudretini ispat eder.
 
O çok yücedir, çok büyüktür.” ayetini açıklar mısınız ? Ayet,  bize Allah’ın iki yüce ismi El-Ali ve el-Azimi beyan eder. El-Ali; Allah’ın kemal derecede ve mutlak yüceliğe sahip olduğunu, Arş’ın üzerinde olduğunu,bütün mahlukları üstünde bulunduğunu  ispat eder ve açıklar.[55] El-Azim ise, Allah’ın azametini, yüce üstünlüğünü, ve büyüklüğünü  ispat eder. El-Azim Allah’ın isimlerinde, sıfatlarında, isim ve sıfatlarında yüceliğini, büyüklüğünü beyan eder. Allah kullarından Azimdir. Allah kulları üstünde el-Alidir. Allah, Ayete’l Kürsiyi iki güzel isimle bitirir, bu iki isim Allah’ın uluvluğunu ve azametini ispat eden isimlerdir.[56] Ayet  bize Allah’ın zatının, kudretinin, kulları üstünde yüceliğinin çok açık bir şekilde ispat eder.
 
Allah’ın uluvluğu (yüceliği) kaç kısımdır ? İki kısımdır.
1-Allah’ın zati olarak uluvluğu : Allah’ın zatıyla her şeyin üstünde olduğunu, arşın üzerinde bulunduğunu beyan eder.
2-Allah’ın  sıfatlarının uluvluğu : Allah’ın güzel sıfatlarının yüceliğini, sıfatlarının noksan olmadığını  beyan eder. [57]
1.Delil :  “ Kullarının üstünde kahir olandır. ” (Enam, 18)
2.Delil :  “ En yüce örnek ise Allah’ındır.” (Nahl, 60)
 
“ Bundan dolayı bir gecede bu ayet-i kerime’yi  okuyan kimseyi yüce Allah muhafazası altına alır ve sabaha kadar şeytan ona yaklaşamaz.”
İbn Teymiyye (r..h) İmam Buhari’nin rivayet ettiği hadisin bir bölümünü delil getirerek, bu ayet okunduğu takdirde Allah okuyanı koruyacağını ve sabaha kadar şeytanın musallat olmayacağını söyler.
1.Delil : Rasulullah’ın (s.a.v.) Ebu Hureyre’ye şeytandan korunması için söylediği söz, “ yatağına girdiğinde Ayete’l Kürsü oku, Allah’tan başka koruyanın olmaz ve sabaha kadar şeytan sana zarar vermez. ” (İmam Buhari)
Yüce Allah’ın şu buyrukları da bu kabildendir : O hem ilktir, hem ahirdir, hem zahirdir, hem batındır. O, her şeyi en iyi bilendir.” (Hadid, 3)
Rasulullah (s.a.v.) bizlere bu güzel isimleri çok açık bir dille tefsir etmiştir. Hep birlikte o güzel isimleri Rasulullah’ın yaptığı tefsirlerle manalarını anlayalım.
Evvel :  kendinden önce hiçbir şeyin bulunmadığı manasına gelir.
1.Delil :Rasulullah (s.a.v.) : “ Sen ilksin, senden önce hiçbir şey yoktur.” (Müslim )
 
Ahir : Kendinden sonra hiçbir şeyin bulunmayacağı manasına gelir.
1.Delil : Rasulullah (s.a.v.) : “ Sen Ahirsin, senden sonra hiçbir şey yoktur.” (Müslim )
 
Zahir : Her şeye üstün galip gelen zahir olan  manasındadır.
1.Delil : Rasulullah (s.a.v.) : “ Sen Zahirsin, senin üstünde hiçbir şey yoktur.” (Müslim )
 
Batın : Kendisinden ötede kimsenin olmadığı, yakın manasındadır.
1.Delil : Rasulullah (s.a.v.) : “ Sen Batınsın, senden ötende hiçbir şey yoktur.” (Müslim )
 
“ O, her şeyi en iyi bilendir.”  Ayetini açıklar mısınız ?
Allah’ın ilmi aşağıdaki maddeleri içerir.
1-Allah’ın kemal derecede  ilim sahibi alim olduğunu ispat eder.
2-Allah kullarının, yerlerin, göklerin her şeyini bilir.
3-Allah olan, olmayan, olacak her şeyi ezeli ilmi gereği bilir.
4-Allah’tan herhangi bir şeyin ilmi saklı kalmaz.
5-Allah hem zatını, isimlerini, sıfatını ve hem de alemdeki her şeyi en iyi bir şekilde bilir. Zira Allah’ın alimliği kemal derecededir.[58]
1.Delil : “ Yeryüzünün karanlıklarında (düşen) tek bir tane (bile olsa onu bilir) yaş ve kuru müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir  kitaptadır.” (Enam, 59)
Açıklama :Allah bu ayette yerde, gökte ne oluyorsa,  bildiğini beyan eder.
 
2.Delil : “Eğer geri döndürülürlerse yine kendilerine yasaklanan şeylere geri dönerler.” (Enam, 28)
Açıklama : Allah gelecekte bile kullarının ne yapacaklarını bilir sözümüze delildir. Allah kafirlerin gerisin geri dünya döndürülseler yine küfür-şirk-haram yoluna gideceklerini beyan eder.
 
3.Delil : “Eğer göklerle yerde Allah’dan başka ilahlar olsaydı, ikisinin de düzeni bozulup gitmişti.” (Enbiya, 22)
Açıklama: Allah  eğer olacak olsaydı demekle mümkün olacakları da bilir sözümüze delildir. Allah mümkün olacakları da bilir. Zira Allah ezeli ilme sahiptir. Allah, eğer yeryüzünde iki ilah olsaydı düzeni biterdi demekle geleceği, olması mümkün olmayan şeyleri  ve olmayacak şeyleri de bildiğini ispat eder.
 
4.Delil : “ Onların önündekini de arkalarındakini de bilir. ” (Enbiya, 28)
Delil Cümlemiz : Ayetin tümü delil cümlemizdir.
Açıklama :Allah’dan hiçbir ilmin saklanmadığı sözümüze açık bir delildir. Allah her şeyi kemal derecedeki ilmiyle bilir.
 
Rasulullah (s.a.v.) : “ Sen ilksin, senden önce hiçbir şey yoktur. Sen Ahirsin, senden sonra hiçbir şey yoktur. Sen Zahirsin, senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen Batınsın, senden ötende hiçbir şey yoktur ” (Müslim )
Evvel Allah’ın Kadim ve ezeli olduğuna, Ahir Allah’ın baka, kalıcı ve ebedi olduğuna, Zahir Allah’ın yüceliğine ve azametine, Batın ise Allah’ın yakın ve beraber oluşuna  delalet eder. Allah bu isimlerinde Evvel ve Ahir Allah’ın zamanı kuşattığını, Zahir ve Batın ise Allah’ın mekanı kuşattığını ispat eder.
 
Asla ölmeyen ve Hayy olana tevekkül et.” (Furkan, 58)
İmam İbn Teymiyye (r.h.)  bu ayet ve diğer getireceği ayetleri Allah’ın  zatına ispat ettiği isim ve sıfatları beyan etmek, ispatın tafsilatlı olarak geldiğini delillendirmek amacıyla getirmiştir. Ayette Allah zatına “ölmeyen” demekle zatından ölmeyi nefyeder, Hayy denekle diri olduğunu ispat eder. Ayrıca ayette Allah’a dayanmanın farz olduğuna açık delil bulunmaktadır. Bizler, Allah ölmeyen dediği için  Allah ölmeyen demeli ve zatına layık olmayan bu sıfatı nefyetmeli ve zatına layık gördüğü diriliği de ispat etmelidir.
Tevekkül et ; Müslüman ölmeyen ve diri olan kudret ve kuvvet sahibi Allah’a dayanmak, emrine tutunmak, dini uğranda çilelere sabretmek zorundadır. Allah’a tevekkül etmek her şeyde olmalıdır. Korkuda, dönemde, yardımda, zararı  defetme ve faydayı elde etmede dayanmayı içine alır. Allah’a dayanmayarak nefsine dayananlar  kaybederler. Ashab’ın Huneyn  günü çokluklarına güvenerek kaybetmeleri buna örnektir. Kim Allah’a tevekkül ederken sebeplere sarılmazsa bu aklı eksik, dini nakıs kimsedir.[59] Ayette; “ Ey Muhammed fayda ve zarar vermeyen, yerde ve gökte zerre miktarı güçleri bulunmayan, ölen ve diri olmayan putlara değil de Allah’a tevekkül et denilmektedir.
 
Yüce Allah’ın şu ayetleri de böyledir :
“ O en iyi bilendir. Hakimdir.” (Tahrim, 2)
“O hakimdir, her şeyden haberdardır (habirdir.) yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ve orada yükseleni bilir.” (Sebe, 1-2)
“yaş ve kuru müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Enam, 59)
“O’nun bilgisi dışında hiçbir dişi ne gebe kalır, ne de doğurur. (Fussilet, 47-  Fatır, 11)
Allah’ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve muhakkak Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu kesinlikle bileseniz diye.” (Talak, 12)
Hakim ne demektir açıklar mısınız ?
Allah’ın alim olduğunu beyan etmiştik. Biz ayette hakim olan Allah’ın ismini anlamaya çalışalım. Hakim ismi hikmetten alınmadır. Hakim ; doğrudan başka bir şey söylemeyen ve yapmayan  anlamındadır. Allah’ın her söylediği, yaptığı en mükemmel manada meydana gelir. O’ndan abes ve batıl bir şey sadır olmaz. Her yaratılan şey Allah’ın hikmetine tabidir. Allah’ın  yaratmasında tutarsızlık ve bir eksiklik bulunmaz. Allah bu mükemmel derecede sıfatı ile Hakimdir. Allah’ın hikmeti iki kısımdır.
1-Şeri Hikmeti : Resullerinin getirdikleri ve dinin emrettikleri hikmetlerdir.
1.Delil : “ Bunlar Allah’ın hükümleridir. Aralarınızda O hükmeder, Allah en iyi bilendir. Hakimdir.” (Mümtehine, 10)
Açıklama : Allah ayetinde şeri hikmetini Allah’ın hükümleri olarak beyan eder.
 
2-Kevni Hikmet : Allah’ın kulları üzerindeki kazası, yaratma, rızık verme, hayat ve ölüm verme gibi hikmeti.
1.Delil : “ Artık ya babam izin verinceye yahut benim için Allah hükmedinceye kadar, katiyen bu yerden ayrılmam. O, hükmedicilerin en hayırlısıdır.” (Yusuf, 80)
Açıklama :  Allah ayetinde Yusuf’un (a.s.)  kardeşinin Allah hakkımızda hüküm verinceye kadar demesi hakkımızda olması gereken hikmetini verinceye kadar demesidir ve buda Allah’ın kevni hikmetine delildir. Ayet kulları üzerinde hükmeden sözümüze açık bir delildir.
 
Allah’ın alim olduğunu delille ispat ediniz ? Allah zatıyla bilir. Allah’ın alimliği bildiğine delalet eder. Allah alimdir ve ilim sahibidir. Alimliği ilim sıfatından ayrı değildir. Mutezile Allah alim fakat bilmeden diyerek ve sadece Mücerred ismi kabullenmişler ve sıfatını inkar etmiştir. Onlardan kimileri de Allah’ın alimliğini ispat etme yolunu tercih etme yerine Allah cahil değildir diyerek inanmıştır. Allah ancak ispat edilen isim ve sıfatlarla övülür ilkesine göre iman etmeyi düşünmemişlerdir
1.Delil : “ O hakimdir, her şeyden haberdardır (habirdir.) yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ve orada yükseleni bilir.” (Sebe, 1-2)
Açıklama : Ayet Allah’ın alimliğini ve bilen olduğunu ispat eder.
 
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır. :
“Çünkü şüphesiz ki Allah’tır hem rızkı veren, hem pek çetin kudret ve kuvvet sahibi olan.” (Zariyat, 58)
Rezzak, ismi rızk kökünden gelen bir mübalağa ismidir. Rezzak; Kullarına çokça ve bol bir şekilde ardı arkasına rızık veren demektir. Kullar Allah’ın rızkına muhtaçlardır. Allah kullarından rızık istemez.
1.Delil : Şüphesiz ki Allah’tır hem rızkı veren, hem pek çetin kudret ve kuvvet sahibi olan” (Zariyat, 58)
Açıklama : Ayet Allah’ın rızık veren olduğunu açıkça beyan eder.
 
2.Delil : “ Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu ezaya(isnada-iftiraya) Allah’tan daha sabırlı değildir. Kafirler ve müşrikler Allah’a oğul isnad ederler de sonra Allah yine onları illetler ve afetlerden selamette kılar ve onları türlü nimetlerle rızıklandırıp yaşatır.” (Buhari)
Delil Cümlemiz : “………………………nimetlerle rızıklandırıp yaşatır.”
Açıklama  : Hadis Allah’ın rızıklandıran olduğunu beyan etmektedir.
 
Rızık iki kısımdır.
1-Genel Rızık : Helal veya haram olsun kafir veya müslüman bir bedenin faydalandığı rızıktır. Bu çeşit rızık ise haram ve helal olmak üzere iki çeşittir. Allah alemde helal ve haram rızıklar yaratmış kullar bunları seçmekle imtihan olur.
1.Delil : “Yeryüzünde yürüyüp de rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur.” (Hud,6)
Açıklama : Ayet her canlının rızkını verenin kafir olsun müslüman olsun ister helal ister haram olsun Allah’a aittir.
 
2-Özel Rızık : İnsana verilen iman, salih amel, faydalı ilim, helal kazanç, Allah’a itaat gibi rızıklar…
1.Delil :  “ Onun rızkından  yeyin ve dönüş yalnız O’nadır. ”
Açıklama : Ayet Allah’ın verdiği rızıktan yemeyi emretmektedir. Allah kullarına helal rızıkları yemeyi ve haramlardan da kaçınmayı emreder.
 
Zu’l kuvveti’l metin demek ise, kuvvete sahip olan demektir. Zu’l kuvve’l metin Allah’ın kuvvetinde herhangi bir eksilmenin söz konusu olmadığını, zamanla gücünün azalıp, bitmesinin düşünülemeyeceğini ortaya koyar.
 
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır :
“Onun benzeri hiçbir şey yoktur ve o her şeyi işitendir, görendir.” (Şura, 11)
Gerçekten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor ! Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa, 58)
Yukarıdaki iki ayet, Allah’ın benzerinin olmadığını, celaline layık olmayan sıfatların nefy edilmesi gerektiğini, işiten ve gören olduğunu ispat etmeyi beyan eder.
 
Sana aşağıdaki soru sorulsa nasıl cevaplarsın !
Rasulullah (s.a.v.) Yüce Allah’ın : “ Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir hakkıyla görendir” ayetini okumuş ve başparmağını kulağının üzerinde, ona bitişik olan şehadet parmağını da gözlerinin üzerine koymuştur.” (Ebu Davud) bu bir teşbih olur mu ?
Cevap : Bu teşbih olmaz. Zira, Rasulullah (s.a.v) bu fiiliyle işitme ve görme fiiline işaret etmiştir. Rasulullah asla uzuvları benzetme yoluna gitmemiştir.  Hepimiz de biliyoruz ki, Allah’ın sıfatları kullarının sıfatlarına benzemez, bu hususta kıyasa da gidilmez. Bu konuda İbn Useymin der ki : Rasulullah’ın (s.a.v.) başparmağını gözüne ve kulağına koymasından maksat; işitme ve görme sıfatlarını ispat etmek için olup göz ve kulağı (organ olarak) ispat etmek için değildir.[60]
 
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır.
“Bağına girdiğin zaman maşallah (bu Allah’ın dileğidir.) Allah’ın yardımı olmadan (hiçbir şeye ) güç yetirilemez, demeli değil miydin ?” (El-Kehf, 39)
“Eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler de kimi iman etti, kimi de kafir oldu. Eğer Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat Allah dilediği şeyi yapar. (el-Bakara,253)
“İhramda iken avlanmayı helal saymamak şartı ile ve size okunanlar hariç olmak üzere size dört ayaklı hayvanlar helal kılındı. Şüphesiz Allah dilediği hükmü koyar. (el-Maide,1) “ Allah kimi doğru yola iletmeyi
dilerse , göğsünü İslam’a açar. Kimi de saptırmayı dilerse, onun da göğsünü –gökyüzüne
tırmanıyormuş gibi –daraltır, sıkıştırır…” (el-Enam, 125)
 
İmam İbn Teymiyye; yukarıdaki ayetleri Allah’ın irade ve meşiet sıfatlarını ispat etmek için getirmiştir. Allah yarattığı tüm varlıklar üzerinde irade ve meşiet sıfat taşıyan zattır.Ayetler Allah dilemeden , irade etmeden kainatta hiçbir şeyin olmadığını da beyan eder.
 
“Bağına girdiğin zaman maşallah (bu Allah’ın dileğidir.) Allah’ın yardımı olmadan (hiçbir şeye ) güç yetirilemez, demeli değil miydin ?” (El-Kehf, 39) : Allah bu ayetinde, iki bahçe sahibi hakkında beyanda bulunur. Bu iki bahçe sahibinin biri mümin biri de kafir idi. Mümin olan, kafire “ sana bahçeyi verenin Allah olduğunu, onun dilemesi ile elde ettiğini ifade eden Maşallah diyerek girmeli değil miydin ” demişti. Mümin bu sözleri; “ Allah’ın dilemesi ile bahçe sahibi olduğunu bildirmek, bu gerçeği kabul etmeye davet etmek, verilen her şeyin Allah’ın dilemesi ile olduğunu öğretmek, insanın bu hususta güç ve kuvveti olmadığını anlatmak için ” söylemiştir.
 
“Eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler de kimi iman etti, kimi de kafir oldu. Eğer Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat Allah dilediği şeyi yapar. (el-Bakara,253)
Ayet, Resuller sonrası gelen ümmetlerin tevhid yolundan saparak birbirlerine haksızlıklar yaptıklarını, küfür yolu seçtiklerini, birbirlerini öldürmek için çabaladıklarını fakat tüm bu olan hadiselerin Allah’ın dilemesi ile olduğunu ispat etmektedir. Allah dilemeseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Allah dilediğini yapar.
 
“ Allah kimi doğru yola iletmeyi dilerse , göğsünü İslam’a açar. Kimi de saptırmayı dilerse, onun da göğsünü gökyüzüne tırmanıyormuş gibi –daraltır, sıkıştırır…” (el-Enam, 125)
Ayet, sapıklığın ve hidayetin yüce Allah’ın yaratması ile meydana geldiğini ispat eder.Allah kime hidayet vermek isterse, o kimsenin kalbine bir nur indirir, onun kalbini İslama doğru meylettirir ve müslüman eder. Kimin de sapmasını-küfre girmesini isterse o kimsenin kalbine de son derece bir darlık ve sıkıntı verir ve kafirlerden eder. Bu üç ayette Allah’ın kuvvet, irade, Uluhiyyet sıfatları ispat edilir.
 
Bu başlıkta şunları bilmelisin !
İrade iki çeşittir.
1-Kevni İrade(Meşiet) : Bu irade, yüce Allah’ın yapmayı ve meydana getirmeyi dilediği her bir şeye taalluk eder.
Allah neyi murad veya meşiet ederse, o şey hemen meydana gelir. Bu iradede Allah’ın ol demesi ile oluveren, dilemesi ile gerçekleşen her şeyi içine alan iradedir.
1.Delil : Bir şeyin olmasını istediği zaman, onun işi, ona ol demekten ibarettir., o da hemen oluverir.” (Yasin, 82)
Açıklama : Ayet, Allah’ın kevni iradesini belirleyen açık bir ayettir.
 
2-Şeri İrade : Allah’ın sevdiği ve razı olduğu şeylere ait kullarına vermiş olduğu emirlerle ilgili şeri iradedir. Allah kulları için imanı, salih ameli, iyiliği emretmiş yapmalarını istemiştir. Kim bunları yapmak istemez ve isyan ederse, iradesini batılda kullanmış olur ki bu istediği yolu yaratanda yine Allah’tır.
1.Delil : “ Allah tövbelerinizi kabul etmek ister.” (Nisa, 27)
Açıklama : Allah kullarından tevbe etmelerini, imanlı olmalarını ister ayet Allah’ın kullarına sevdiğini istediğini beyan eder.
Hatırlatma : Müminin itaat etmesinde, salih amel işlemesinde, cihad etmesinde, hakkı söylemesinde hem kevni hem de şeri irade bulunur. Fakat; kafirin şirke-küfre-isyana gitmesinde sadece kevni irade bulunur, zira Allah bu haram fiilleri emretmez, kulları için sevmez.[61]
 
Kevni ve şeri irade arasındaki farkı biraz daha açık beyan edecek olursak,
Salih Fevzan el-Fevzan’ı  dinleyelim :
1-Kevni irade, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu irade olabileceği gibi, sevmediği ve razı olmadığı iradede olabilir. Fakat Şeri irade ise, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu iradedir. Zira Allah günahı kevni iradesi ile ister (kul istediği ve yapmaya niyet ettiği için) ama şeri iradesi ile razı olmaz. (Diyelim ki bir insan küfür veya günah bir amel etmek isterse, Allah onu kevni iradesi ile yaratır, fakat Allah bu amelden asla razı olmaz ve bunu emretmez. )
2-İblisin ve şirkin yaratılması, tevhidin ve imanın yaratılması hepside kevni iradeyi içerir. Fakat Allah asla şirki küfrü emretmez, hakkı ve güzeli emreder.
3-Kevni irade mutlaka meydana gelir. Fakat, şeri irade meydana gele de bilir gelmeye de bilir.[62]
 
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır. :
“ ve ihsan edin, muhakkak Allah ihsan edenleri sever. (el-Bakara, 195) “ ve adaletli olun, çünkü Allah adaletli olanları sever.” (el-Hucurat, 9) “ O halde onlar size karşı doğru davrandıkları sürece siz de onlara doğrulukla davranın. Şüphesiz ki Allah sakınanları sever.” (et-Tevbe,7)  “ gerçekten Allah çokça Tevbe edenleri de sever. Çok temizlenenleri de sever.” (el-Bakara,222)
“deki eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin. (Ali-İmran,31) “ Allah …kendisinin onların da kendisini seveceği bir topluluk getirir. (el-Maide,54) “Gerçek şu ki Allah kendi yolunda birbirine kenetlenmiş bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.
İmam İbn Teymiyye (r.a) bu ayetleri Allah’ın muhabbet (sevme) sıfatını ispat etmek için getirmektedir. Allah’ın sevmesi haktır, ayet ve hadislerle sabittir, sevmesi celaline layık bir sevmedir, asla kullarının sevgisi gibi değildir. Bu Ehl-i Sünnet akidesidir. Fakat Eşariler ve Mutezile; Allah’ın tüm sıfatlarını inkar ettikleri için veya tevile yönelerek saptırdıkları için bu sıfatları  “ ikramda bulunmak veya mükafat vermek ” tevil etmişlerdir. Onlara göre bu sıfat bir eksikliktir. Zira kulların sevmesi kendilerine münasip bir sevgidir demişlerdir.
Ehl-i Sünnet  Allah’ın sevmesini hangi delillerle ispat eder ? Yukarıda beyan ettik, Allah’ın sevmesi hak olup celaline layık bir sıfattır.
1.Delil : “De ki eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin. (Ali-İmran,31)
Açıklama : Ayet açıkça Allah’ı sevdiğini beyan eder.
 
2.Delil : Rasulullah (s..a.v) : “Şüphesiz Allah bir kulu sevdiği takdirde Cibril’e : Ben filanı seviyorum, sen de onu sev der. Bunun üzerine Cibril’de semavattakilere şöyle der. : Şüphesiz sizin aziz ve Celil olan Rabbiniz filan kimseyi sever, siz de onu seviniz. Bunun üzerine semadakiler o kimseyi sever.” (Buhari-Müslim)
Delil Cümlemiz : “ …………Ben filanı seviyorum,……………………………….”
Açıklama : Hadis, Allah’ın sevdiğini, bunu da Cibril’e söylediğine, sevdiği kulunda sevilmesini istediğin hususlarına delildir.
 
İhsan ne demektir delille açıklayınız ?
Ayette ihsan edinden maksad Allah yolunda infak edin manasınadır. İnfakta ihsan, savurganlıkla kısmak arasında bir vermektir.
1.Delil : “Ve Onlar ki, mallarını infak ettiklerinde israf da etmezler, cimrilik de etmezler. Bunun arasında orta bir yol tutarlar.” (el-Furkan, 67)
Açıklama : Ayet infakta ihsanı beyan eder. İhsanın cimrilikle israf arasında olması gerektiğini de beyan eder.
 
2.Delil : Rasulullah (s.a..v) : “Muhakkak Allah her şeye ihsanı yazmıştır. O bakımdan öldürdüğünüz takdirde güzelce öldürünüz, boğazladığınız vakit güzelce boğazlayınız. Sizden (boğazlayacak) kimse bıçağını iyice bilesin ve keseceği hayvanı rahatlatsın.” (Müslim)
Açıklama : Hadis, ihsanın her şeyde olduğunu, yapılan bir amelde ve söylenen bir sözde ihsan ehli olmayı emreder.
 
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır.
“O çok mağfiret edendir. Pek sevendir.” (el-Buruç, 14) “Rahman ve Rahim Allah’ın adı ile ” (en-Neml,30) “Rabbimiz rahmetin ve ilmin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır.” (el-Mümin,7) O müminlere çok merhametlidir.” (el-Araf, 156) “Rabbimiz kendi üzerine rahmeti yazdı.” (el-Enam, 54) “ O mağfiret edendir, O merhametlilerin en merhametlisidir.” (Yusuf, 64)
İmam İbn Teymiyye; bu ayetleri Allah’ın merhamet sıfatını ispat etmek için getirmiştir. Allah’ın merhameti Kuran ve sünnetin nassları ile sabittir. Allah’ın merhameti zatına ve celaline layık bir merhamet olup hak bir sıfat olduğuna iman ederiz.
 
Allah’ın iki sıfatı olan el-Gafur ve el-Vedud’un manaları nelerdir ?
Bu iki isim Allah’ın Esma’ul Husnasından iki isimdir.
 
el-Gafur : Günahkar kullarının günahlarını çokça örten ve onları sorgulamayıp affeden demektir.
el-Vedud : Kendisine itaat edenlere çokça sevgi besleyen ve onlara yardım ve verdiği zaferleriyle onlara yakın olan demektir.
 
Yine yüce Allah buyurmaktadır. “ Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır.” (Maide, 119) (Tevbe,100) “ Kim de bir mümini kasten öldürürse, cezası orada ebediyen kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, ona lanet etmiştir.”  (Nisa,93) “Bu böyledir. Çünkü onlar Allah’ı gazablandıran şeylere uydular. O’nun rızasını hoş görmediler.” (Muhammed, 28)
İmam İbn Teymiyye bu ayetleri Allah’ın rıza, gazab, lanet, hoşlanmamak, kızmak(saht), öfkelenmek, öfke duymak sıfatlarını ispat etmek için getirmiştir. Bu sıfatlar, Allah’ın celaline yakışan sıfatlar olup bunlar yaratılmış varlıkların sıfatlarına asla benzemez. Eşariler ve Mutezile fırkaları bu sıfatları kabul ettikleri takdirde kullara benzer korkusu ile inkar etmişlerdir. Onların bu sıfatları inkar etme konusunda şeri delilleri bulunmamaktadır.
 
Aşağıdaki sıfatların manalarını açıklayınız ?
Rıza : Allah’ın rızası demek; kulların emrettiklerini yapınca onların amellerinden razı olmasıdır.
Gazab : Cezalandırarak cehenneme atması.
Lanet : Allah’ın rahmetinden kovulmak ve uzaklaşmaktır.
 
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“ Onlar buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin kendilerine gelivermesinden ve işlerin bitirilivermesinden başkasını mı bekliyorlar ? ” (Enam, 158)
“Hayır yer dağılıp zerler gibi parça parça edildiğinde Rabbin gelip melekler de saf saf dizildiğinde”(el-Fecr, 21-22) “ ve o günde gökyüzü bulutla yarılacak, melekler ardı arkasına indirileceklerdir.”
İmam İbn Teymiyye bu ayetleri Allah’ın ityan ve meci (gelmek-geliş)sıfatlarını ispat etmek için getirmiştir. Bu sıfatlar, Allah’ın celaline yakışan sıfatlar olup bunlar yaratılmış varlıkların sıfatlarına asla benzemez. Bu sıfatları tatil, tevil, tekyif etmek kesinlikle caiz değildir. Allah’ın gelişi kıyamet günü kullarının hükmünü vermek amacıyla olacaktır. Bu sıfatlar gerçek sıfatlar olup mecaz değildir.
 
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır :
“ Ancak celal ve ikram sahibi Rabbinin yüzü baki kalacaktır. ”(Rahman, 27)
“Onun vechinden başka her şey helak olacaktır.” (Kasas, 88)
Ancak “Celal ve ikram sahibi Rabbinin yüzü baki kalacaktır.” ayeti ile diğer ayet-i kerime yüce Allah hakkında vech (yüz) sıfatını tespit etmektedir.
İmam İbn Teymiyye bu ayetleri Allah’ın vech/yüz sıfatını ispat etmek için getirmiştir. Allah’ın yüzü kuran ve sünnetten gelen delillerle sabittir. Allah’ın yüzü asla yaratıklarının yüzüne benzemez.Allah’ın yüzü celaline layık yüz olup her tür tevil, teşbih, tatil, tekyif, tahriften uzak bir şekilde gerçek bir sıfattır.
1.Delil : “ Ancak celal ve ikram sahibi Rabbinin yüzü baki kalacaktır. ”(Rahman, 27)
Açıklama : Ayet,  Allah’ın yüzü olduğunu çok açık bir ifade ile belirlemektedir.Yüz hakiki bir sıfat olup, sapık fırkaların her tür tevil ve tahriflerinden uzaktır.
 
2.Delil :“Onun vechinden başka her şey helak olacaktır.” (Kasas, 88)
Açıklama : Allah ayetinde yüz olduğunu beyan eder.
 
3.Delil : Rasulullah (s..a.v.) : “O’nun hicabı nur yahut nardır. Eğer hicabını açacak olur ise vechinin parıltıları yarattıklarından  gözünün ulaştığı her bir şeyi muhakkak yakardı.” (Müslim)
Açıklama : Hadis, Allah’ın yüzü olduğunu beyan etmektedir.
 
4.Delil : Rasulullah (s.a.v.) : “ Kendisi sebebiyle karanlıkların aydınlatıldığı, vechinin nuruna sığınırım.” (İbn İshak siyerinde zikreder, Albani zayıftır.)
Açıklama : Hadis, Allah’ın yüzü olduğunu ispat eder.
 
Bu başlıkta aşağıdaki soruyu ve cevabını mutlaka bilmelisin !
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat Vech/yüz hakkında, :Allah’ın vechi/yüzü celaline, keremine yakışan bir sıfattır. Allah’ın yüzü tatilden, tekyiften, teşbihten, temsilden, tekyiften uzak bir şekilde yüzdür.
Cehmiyye : Allah’ın yüzünü nefyedenler ve tahrif  edenler olarak iki grupturlar. Tahrif edenler yüze  4 mana (Zat-Kıble-Sevap-Salih Amel) verirler. Böylece Allah hakkında sabit olan yüzü inkar ederler.
Müşebbihe ve Mücessime : Allah yüzünü insanın yüzüne benzetirler.
Maturidiyye : Allah’ın yüzünü nefyederek ispat etmezler. Cehmiyyenin tahrif ettikleri gibi tahrif ederler. Allah’ın yüzüne;  Zat, Kıble, Sevap olarak mana verirler.
Eşariyye : Allah’ın yüzü hakkında iki gruptur. Ebi Hasan el-Eşari ve Bakalani Allah’ın yüzünü ispat ederken diğerleri tahrif yolunu seçerek yüze Zat, Sevap, Ceza, Salih amel ve rıza manalarını verirler.
 
"Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Kendi ellerimle yarattığıma secdeden seni ne alıkoydu?" (Sâd, 38/75);
"Yahudiler: Allah’ın eli bağlıdır, dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlandı ve onlara lanet edildi. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır. O, nasıl dilerse öyle infak eder." (el-Maide, 5/64)
İmam İbn Teymiyye yukarıdaki ayetleri Allah’ın elini ispat etmek için getirmiştir. Allah’ın eli haktır, kuran ve sünnetle sabittir, el asla nimet ve kudret manasında değildir, hiçbir ehli sünnet alimi eli inkar etmemiş, elin Allah’ın celaline layık bir sıfatı olduğunu söylemişlerdir.
 
Allah’ın el sıfatını Kuran ve sünnet nassları ile ispat ediniz ?
1.Delil : " Kendi ellerimle yarattığıma secdeden seni ne alıkoydu? " (Sâd, 75)
Açıklama : Ayet Allah’ın iki eli olduğunu ispat eder. Allah ayetinde iblis azarlayarak “ iki elimle yarattığıma neden secde etmiyorsun ” demektedir.
 
2.Delil : “ Allah’ın eli dopdoludur. O gece gündüz durmadan infak eder. Hiçbir harcama onda bulunmaz.”(Buhari Müslim )
Açıklama : Hadis Allah’ın eli olduğunu ispat ettiği gibi,  Yahudilerin asılsız olarak söyledikleri Allah’ın eli cimridir sözüne reddiyedir.
 
3.Delil : Allah Rasulu çeşitli hadislerinde Allah’ın parmağı olduğunu, ellerinin  yakaladığını ve açtığını söylediği hadisler bulunmaktadır.Bu hadisler,  açıkça elin hakiki bir el olduğunu ve mecaz taşımadığını ve nimet ve kudret manası asla verilemeyeceğini ispat eder.[63]
"Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Rabbinin hükmü (gele)ne kadar sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin." (et-Tûr, 52/48);
"Onu levhaları ve çivileri olan (gemi) üzerinde taşıdık. Gemi gözlerimizin önünde akıp gidiyordu."
(el-Kamer, 54/13, 14);
"Ve Ben tarafımdan senin üzerine bir muhabbet bıraktım. Benim gözetimim altında yetiştirilesin diye." (Tâ-hâ, 20/39)
İmam ibn Teymiyye yukarıdaki ayetleri Allah’ın iki gözü olduğunu ispat etmek için getirmektedir.Allah’ın iki gözü hakiki gözdür, kuran ve sünnetle  sabittir, gözden maksad asla görmek, korumak ve muhafaza etmek (Muattıla böyle demektedir) değildir, göz asla kulların sıfatı gibi olmayan, Allah’ın zatına layık bir sıfattır.
 
"Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Kocası hakkında seninle mücadele eden ve Allah’a şikâyet etmekte olan kadının sözünü elbetteki Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı da zaten işitiyordu. Çünkü Allah en iyi işitendir, en iyi görendir." (el-Mücadele, 58/1);
"Andolsun Allah: Muhakkak Allah fakirdir ve biz zenginiz, diyenlerin sözlerini işitmiştir." (Al-i İmran, 3/181);
"Yoksa onlar gizlediklerini ve fısıltılarını işitmez miyiz sanırlar? Öyle değil, hatta elçilerimiz de yanlarındadır yazıp duruyorlar." (ez-Zuhruf, 43/80);
"Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm." (Ta-ha, 20/46);
"Allah’ın muhakkak gördüğünü hiç bilmez mi?" (el-Alak, 96/14);
"O, seni kalkınca da görür, secde edenler arasındaki dolaşmanı da. Muhakkak O, her şeyi işitendir, bilendir." (eş-Şuara, 26/218-220);
"Deki: Haydi amel edin. Allah, Rasulu ve mü’minler de işlediğinizi görecektir."
(et-Tevbe, 9/105)"
İmam ibn Teymiyye yukarıdaki ayetleri Allah’ın semi’ (işitme), basar (görme) ve ru’yet (görme) sıfatlarına sahib olduğunu ortaya koymak için zikretmiş bulunmaktadır. Allah işitme sıfatı ile sesleri idrak eder. Allah’ın basar sıfatı kendisi vasıtası ile kişileri ve renkleri her şeyi idrak ettiği, gördüğü bir sıfatıdır. Allah’ın bu sıfatları diğer sıfatlar gibi hakiki olup mecaz değildir ve asla kullarının sıfatına benzemeyen zatına layık bir sıfattır.
 
Kuran ve sünnetten delillerle yukarıdaki sıfatları ispat ediniz ?
1.Delil : " Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm." (Ta-ha, 20/46)
Delil Cümlemiz : “…………………….işitir ve görürüm."
Açıklama : Ayet, Allah’ın işittiğini ve gördüğünü ispat eder.
 
2.Delil : " Ey insanlar, kendinize acıyınız. Siz ne sağır olan bir kimseye ne de hazır olmayan bir kimseye dua ediyorsunuz. Aksine sizler semî’ ve basîr (herşeyi işiten ve herşeyi gören)e dua ediyorsunuz.  Hiç şüphesiz kendisine dua ettiğiniz (o yüce zat) sizden herhangi birinize devesinin boynunun yakınlığından daha yakındır. " (Buhari-Müslim )
Delil Cümlemiz : “………….semî’ ve basîr (herşeyi işiten ve herşeyi gören)e dua ediyorsunuz…..”
Açıklama : Hadis Allah’ın işiten, Basir sıfatlarını çok açık ispat eder.
 
"Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"O kudret ve azabı çetin olandır." (er-Râd, 13/13); "Onlar hile yaptılar, Allah da hilekârlıklarına karşılık verdi. Allah hileye karşılık verenlerin en hayırlısıdır." (Âl-i İmran, 3/54);
"Onlar tuzak kurdular, biz de -onlar fark etmeksizin- bir tuzak kurduk." (en-Neml, 27/50
"Gerçekten onlar oldukça hile yapıyorlar. Ben de bir hile yaparım." (et-Târık, 86/15-16)
 
İmam ibn Teymiyye yukarıdaki ayetleri Allah’ın mekr ve keyd sıfatlarını ispat etmek için getirmiştir. Bu sıfatlar fiili sıfatlardır. Şu kadar var ki bu iki sıfattan onun hakkında isim türetilerek o mâkirdir (hilekârlık yapandır) ve o kâid’dir (hile yapan, düzen kuran) denilmez. Aksine nass’ın tesbit ettiği şekilde o mâkirlerin en hayırlısıdır ve o kâfir düşmanlarına keyd yapar (hile yapar, düzen kurar) denilir.
 
"Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü affeder iseniz, şüphesiz Allah affedicidir, her şeye gücü yetendir." (en-Nisâ, 4/149);
"Affetsinler ve görmezlikten gelsinler, Allah’ın size mağfiret etmesini sevmez misiniz? Allah çok bağışlayandır, bol bol rahmet edicidir." (en-Nur, 24/22)
Bu âyet-i kerîmeler yüce Allah’ın çok affedici (afuvv), kudret, mağfiret, rahmet ve izzet, şanının yüceliği (tebârek), celâl ve ikram sahibi oluşu sıfatlarını ispat eder.
 
Yukarıdaki sıfatların manalarını delillerle ispat ediniz ?
Afuvv, yüce Allah’ın ismi olup kendisine tevbe edip yöneldikleri takdirde kullarını cezalandırmayan demektir.
1.Delil : " O kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden...dir." (eş-Şûrâ, 42/25)
Açıklama : Ayet Allah’ın affeden olduğunu ispat eder.
 
Kudret ise; var etmek ve yok etmek bakımından mümkün olan varlıklar ile ilgisi bulunan bir sıfattır. Meydana gelen ve var olan her bir varlık ve oluş, yüce Allah’ın dilemesi ve kudreti ile ortaya çıkar.
1.Delil : "Allah’ın dilediği olur ve dilemediği olmaz." (Ebu Davud, Nesai )
Açıklama : Hadis, her şeyin Allah’ın kudreti ve dilemesi ile meydana geldiğini ispat eder.
 
"Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Halbuki izzet Allah’ındır, Resûlünündür ve iman edenlerindir."
(el-Münafikun, 63/8)
Yüce Allah İblis’in şöyle dediğini de nakletmektedir: "İzzetin hakkı için hepsini mutlaka azdıracağım." (Sad, 38/82)
İmam İbn Teymiyye bu ayetlerle izzet sıfatını ispat etmek için getirmiştir.Allah’ın izzeti celaline layık bir sıfattır. İzzet galib olmak ve kahretmek anlamına gelir.
1.Delil :"İzzetin hakkı için hepsini mutlaka azdıracağım. Aralarından ihlâsa erdirilmiş kulların müstesna." (Sad, 38/82-83)
Açıklama : Ayet Allah’ın izzet sıfatını açıkça ispat etmektedir. İblis Allah’a karşı bu sözü söylemişti.
 
2.Delil : " İzzetim, büyüklüğüm ve azametim hakkı için yemin ederim ki, ben oradan (cehennemden) lâ ilahe illallah diyen herkesi çıkartacağım." (Müslim )
Açıklama : Hadis, Allah’ın celaline layık olan izzet sıfatını ispat eder.
 
"Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Celal ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!" (er-Rahman, 55/78)"
İbn Teymiyye Allah’ın celalliğini ve ikram sıfatını ispat etmek için getirmiştir. "İkrâm" ise kendisine yakışmayan şeylerden mükerrem olan yani münezzeh olan demektir. Salih kullarına dünya ve âhirette türlü lütuflarla lütufta bulunarak onlara ikramda bulunan demektir.
 
"Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"O halde O’na ibadet et ve O’na ibadetinde sabır göster. O’nun adıyla anılan bir kimse biliyor musun?" (Meryem, 19/65); "Kimse de O’nun dengi değildir." (el-İhlâs, 112/4);
"Artık siz de bildiğiniz halde Allah’a eşler koşmayınız." (el-Bakara, 2/22);
"İnsanlar içinde Allah’tan başkasını eş edinen kimseler de vardır. Onları Allah’ı sever gibi severler." (el-Bakara, 2/165); "Ve de ki: Çocuk edinmemiş, mülkte hiçbir ortağı olmayan, âcizliğinden ötürü velisi (yardımcısı) da bulunmayan Allah’a hamd olsun. Onu tekbir ettikçe et." (el-İsra, 17/111);
"Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih eder. Mülk de yalnız O’nun, hamd de yalnız O’nundur ve O her şeye kadirdir." (et-Teğâbun, 64/1);
"Hak ile batılı ayıranı (furkanı) âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna indiren (Allah) ne yüce, ne mübarektir ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur ve O hiçbir evlat edinmemiştir. Mülkünde de ortağı yoktur. Herşeyi yaratıp, onu inceden inceye takdir ve tayin etmiştir."
(el-Furkan, 25/1-2);
"Allah hiçbir evlat edinmedi. Onunla birlikte herhangi bir ilah da yoktur. Eğer olsaydı, bu takdirde her bir ilah yarattığını alır, elbette kimisi kimisine üstünlük sağlardı. Allah onların niteleye geldiklerinden münezzehtir. O gizliyi de, açığı da bilendir. Ortak koşmalarından yücedir O." el-Mu’minûn, 23/91-92);
"Artık Allah hakkında örnekler bulmaya kalkışmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz." (en-Nahl, 16/74);
"Deki: Rabbim ancak hayasızlıkları, onların açık olanını, gizli olanını, bununla beraber günahı, haksız isyanı, Allah’a -hakkında asla bir delil indirmediği- herhangi bir şeyi ortak koşmanızı ve Allah’a bilmediğiniz şeyleri isnad etmenizi haram kılmıştır." (el-A’raf, 7/33)
Yukarıdaki ayetler bizlere :
1-Allah’ın aynı ismini, sıfatlarını, taşıyan bir varlığın olmadığını ispat eder.
2-Allah’ın eşinin, denginin, mislinin asla olmadığını ispat eder.
3-Müminlerin sevgileri Allah’a  şiddetli, müşriklerin ise putlarına şiddetli olduğunu beyan eder.
4-Allah’ın evlad edinmediğini ve evlad edinmenin ona yakışmadığına deliller bulunmaktadır.
5-Göklerde ve yerde her şeyin Allah’ın olduğunu ispat etmektedir.
6-Cansız varlıkların dilerli olduğunu ve kendi lisani halleri ile Allah’ı tesbih ettiklerini ispat eder.
7-Allah, isimleri-sıfatları-filleri-dini ve şeriatı hususunda bilgisizce söz söylemeyi yasaklamaktadır.
 
Yüce Allah’ın :
“ Rahman arşa istiva etti ’’ buyruğu yedi yerde geçmektedir: (el-Araf) :’’Şüphesiz Rabbiniz O Allah’tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı,sonra arşa istiva etti.’’(el –A’raf,7/54)
Yunus (a.s)süresinde şöyle buyurmaktadır:’’Şüphesiz ki sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan,sonra da arş üzerine istiva eden Allahtır.’’(10/3)
er-Rad süresin de şöyle buyurmaktadır:
’’Allah O’dur ki gökleri gördüğünüz şekilde direksiz
yükseltmiştir.Sonra da arş üzerine istiva etmiştir.’’(er-Rad, 13/2)
Ta-ha süresin de şöyle buyurmaktadır:’’Rahman arşa istiva etti.
El-Furkan süresin de şöyle buyurmaktadır:’’Sonra arş üzerinde istiva edendir.Rahmandır.’’(el-Furkan,25/59)
Elif.Lam.Mim es-Secde süresin de şöyle buyurmaktadır:’’Allah göklerle yeri ve onların aralarında olanları altı günde yaratan  sonra arşa istiva edendir.’’(es-Secde,32/4)
El-Hadid süresin de şöyle buyurmaktadır:’’O, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra da arş’a istiva edendir.’’(el-Hadid,57/4)
İbn Teymiyye Allah’ın istiva sıfatını ispat etmek için getirmiştir. Ehl-i sünnet ve’l-cemaate göre istiva, yüce Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği şekilde arşı üzerinde kendi yüce zatının bildiği bir keyfiyet ile yarattıklarından ayrı olmak üzere istiva etmesidir.(yerleşmesi-üstte olması-yükselmesi-oturmasıdır.) Nitekim İmam Malik ve başkaları da: " İstiva"nın ne demek olduğu ( anlam olarak ) bilinmektedir, ancak keyfiyeti meçhuldür
 
Bu başlıkta çağdaş Eşarilerin önderi olan Kevseri’nin batıl tevilini bilmelisin !
İstivayı, Kevseri[64] ve onun yolunda gidenler,Onlar, istivayı,  istila-kastetmek gibi anlamlar vererek ehl-i sünnet yolundan ayrı bir yola kaymışlardır.
Allah nerededir ?
Allah semanın üzerindedir. Allah’ın ayetleri ve Rasulullah’ın hadisleri çok açıktır. Allah’ın her yerde veya kalpte olduğunu söylemenin Kurandan, sünnetten-Ashabdan- müçtehit imamlardan gelen asla bir delili yoktur. Böyle inanmak Kuranın-sünnetin-ehli sünnet itikadının zıddına inanmaktır ki bunun da sapıklık olduğunda şüphe yoktur. Ayetler açıkça yukarıda verilmiştir.
1.Delil : Rasulullah, cariye’ye Allah hakkında: " Nerede " diye soru sormuştu. Cariye de: "Allah nerededir?" diye sormuş ve: " semadadır " diye cevap vermesini de beğenmişti.(  Müslim ve diğerleri)
 
 
 
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
’’Ey İsa! Muhakkak ben seni öldüreceğim ve seni kendime yükselteceğim.’’(Al-i İmran,3/55)
Bilakis Allah onu kendi katına doğru kaldırmıştı (en-Nisa,4/158);
Güzel söz yalnız O’na yükselir,onu da Salih amel yükseltir’’(Fatır,35/10);
Ey Haman ! Benim için yüksek bir köşk yap.Belki o yollara ulaşırım,göklerin yollarına.Sonunda belki Musa’nın ilahının yanına çıkarım.Doğrusu şu ki ben onu yalancı sanıyorum.’’(el-Mümin, 40/36-37);
Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman onun durmadan çalkalanmakta olduğunu göreceksiniz. Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz.Hem benim korkutmamın nasıl olduğunu bileceksiniz.’’(el-Mülk,67/16-17)
 
Yukarıdaki ayetler, Allah’ın uluvluğunu, semada oluşunu, Sema üzerinde bulunduğunu ispat eder. Aşağıdaki ifadeler Allah’ın uluvluğunu ispat eder.
Seni kendime yükselteceğim  (Ayet, Allah’ın sema üzerinde olduğunu ispat eder.)
Allah onu kendi katına doğru kaldırmıştı – (Allah’ın katı semanın üzeridir.)
Güzel söz yalnız O’na yükselir (Allah semada olduğu için ameller ona ve güzel sözler yükselir.)
Göktekinin-(Allah gökte olduğu için  denilmiştir. Melek olarak tevil etmek cehmiyyecilik etmektir.)
göktekinin üzerinize taş yağdıran …..(Taş yağdıran Allah’tır o ise semanın üzerindedir.)
 
O, gökleri ve yeri altı günde yaratan,sonra da Arş üstüne istiva edendir.O yere gireni de, ondan çıkanı da,gökten ineni de oraya yükseleni de bilendir. Nerede olursanız O, sizinle beraberdir.Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.’’(el-Hadid, 57/4);
Üç kişi fısıldaşmayı versin,muhakkak O,onların dördüncüleridir.Beş kişi olmayıversinler,mutlaka O, onların altıncılarıdır. İster bundan daha az veya daha çok olsunlar,nerede bulunurlarsa bulunsunlar,O mutlaka onlarla beraberdir.Sonra kıyamet gününde kendilerine yaptıklarını haber verir.Gerçekten Allah her şeyi çok iyi bilendir.’’(el-Mücadele,( 58/7);
Tasalanma şüphe yok ki Allah bizimle beraberdir.’’(et-Tevbe, )
Çünkü Ben sizinle beraberim işitir ve görürüm.’’(TA-Ha,20/46)
Allah sakınanlarla ve daima iyi davrananlarla beraberdir.’’(en-Nahl16/128)
Bir de sabredin.Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir,’’(el-Enfal,8/46)
Nice az bir topluluk,daha fazla bir topluluğu  Allah’ın izniyle yenmiştir.Allah sabredenlerle beraberdir.’’(el-Bakara,2(249)
İbn Teymiyye Allah’ın kulları ile beraber olduğunu ispat etmek için bu ayetleri delil getirmiştir. Allah’ın beraberliği zatı ile değil sıfatlarıyla beraber oluşudur. Bu beraber oluş da iki türlüdür:
1-Genel olarak beraber oluş : Bu bütün mahlukatı kapsar. Şanı yüce Allah, ilmi, kudreti kahr-u galebesi ve kuşatıcılığı ile her şeyle beraberdir. Hiçbir şey O’ndan gizli değildir, hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz. İşte âyet-i kerîmede söz konusu edilen beraber oluş budur.
2-Geri kalan âyet-i kerîmelerde ise O’nun resûlleriyle, dostlarıyla, yardımı, desteklemesi, muhabbeti, tevfıki ve ilhamı ile birlikte oluşunu ifade eden özel bir birlikte oluşudur.
1.Delil : “ Nerede olursanız O, sizinle beraberdir.Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.’’(el-Hadid, 4)
Açıklama : Ayet, Allah’ın kulları ile ilmiyle, işitmesiyle beraber olduğunu ispat eder.
 
2.Delil : “ Tasalanma şüphe yok ki Allah bizimle beraberdir.’’(et-Tevbe, )
Açıklama : Ayetteki Allah’ın Rasulullah ve Ebu Bekir’le beraberliği yardım ve desteğiyle olan beraberlik olup zatının beraberliği değildir.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
’’Allah’tan daha doğru sözlü kimdir ? ’’en-Nisa,4/87);
Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir ’’(en-Nisa,4/122);
Allah: Ey Meryem oğlu İsa…diyeceği zaman’’el-Maide,57116);
Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından eksizdir.’’ (el-En’am,6/115);
Ve Allah Musa ile konuştu.’’en-Nisa, 4/164);
Allah onlardan kimisi ile söyleşmiş…!!(el-Bakara,2/253);
Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip ve Rabbi de onunla konuşunca..’’(el-A’raf, 7/143);
Biz ona Tur’un sağ tarafından seslendik ve onu kendimize yaklaştırarak özel bir şekilde konuştuk’’(Meryem, 19752);
Hani Rabbin Musa’ya şöyle seslenmişti: Git, o zalimler topluluğuna…’’(eş-Şuara,26/10);
Rableri her ikisine:Ben size bu ağacı yasak etmedim mi?...diye seslendi.’’(el-Araf,7/22);
O gün onları çağırıp buyuracak ki: Peygamberlere ne cevap verdiniz?’’(el-Kasas,28/65)
İmam İbn Teymiyye yukarıdaki ayetleri Allah’ın kelam sıfatını ispat etmek için getirmiştir. Allah’ın kelamı Allah’ın zatı ile kaim (birlikte) bir sıfattır. Allah dilemesi ve iradesi ile konuşur. O her zaman dilediği an konuşur. Allah’ın kelam sıfatı ondan ayrı yaratılmış değildir. Allah, kullarından Adem, Havva, Musa (a.s.) ile  kendine layık bir sesle, harfle konuşmuştur. Allah’ın sesi ve ses anında gelen harfi, asla mahluk (yaratılmış) değildir. Allah’ın sesi kullarının sesi gibi de değildir. Allah’ın tüm sıfatları Allah ile nasıl kaim ise konuşması da zatı ile kaimdir.
1.Delil : Allah Musa ile konuştu.’’(en-Nisa, 164)
Açıklama  : Allah Musa (a.s.) ile vasıtasız, sesle ve harfle  konuşmuştur. Alalh asla kalbine sesini indirmeyip celaline layık bir sesle konuşmuştur.
 
2.Delil : “ Biz ona Tur’un sağ tarafından seslendik.” (Meryem 52)
Açıklama : Allah, ayetinde Musa (a.s.)’a seslendik demekle sesi olduğunu ispat eder.
 
Bu başlıkta aşağıdaki soru ve cevabı çok iyi bilmelisin !
Ehl-i Sünnet dışı fırkalar Allah’ın kelamı hakkında ne düşünürler ?
1.Mutezile : Allah’ın kelamını zatından ayrı ve bir mahluk olarak kabul etmişler, Mütekellim demenin, kelamın yaratıcısı olması demektir diye inanmışlardır.
2.Kullabiye-Eşariler : Allah’ın kelamı ezelde ve ebede zatından ayrılmaz. Onun meşiet ve kudreti ile ilgisi bulunmayan bir sıfat olarak kabul etmişler, harf ve sesinin olmadığına inanmışlardır.
3.Kerremiyye :Allah ezelden beri konuşan değildir, konuşması sonradan yaratılmıştır diye inanalar.[65]
 
Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse,ona eman ver;ta ki Allah’ın kelamını dinlesin.’’(et-Tevbe,9/6);
Halbuki onların bir zümresi vardır ki Allah’ın kelamını dinlerlerdi de onu anladıktan sonra bile bile onu tahrif ederlerdi.’’(el-Bakara,2/75);
Allah’ın sözünü değiştirmek isterler.De ki Sizler asla peşimizden gelemezsiniz.Allah daha önceden böyle buyurmuştur.’’(el-Feth, 48/15);
Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku!
O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur.’’(el-Kehf,18/27);
Gerçekten bu Kur’an İsrail oğullarına hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeylerin çoğunu anlatır.’’(en-Neml,27/76);
Bu ise indirdiğimiz bir kitaptır,mübarektir.’’(el-Enam,92/155);
Şayet biz bu Kur’an’ı bir dağa indirse idik, muhakkak ki Allah’ın korkusundan onun,başını eğerek dağılıp parça parça olduğunu görürdün.’’(el-Haşr,59/21);
Biz bir ayeti diğer bir ayetin yerine getirip değiştirdiğimizde-Allah neyi indireceğini en iyi bilen olduğu halde- : Sen ancak bir iftiracısın dediler- Hayır,onların çoğu bilmezler. Deki:Onu Ruhu’l-Kudüs(Cebrail) iman edenlere tam bir sebat vermek, Müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinden hak olarak indirmiştir. Andolsun ki onlarım: Ona muhakkak bir insan öğretiyor, dediklerini biliyoruz. İnkara saparak kastettikleri o kimsenin dili yabancıdır. Bu ise apaçık bir arapçadır.’’
(en-Nahl. 16/101-103)
Kuranın Allah’ın kelamı olduğunu ispat etmek için getirmiştir.
Ehl-i Sünnet Kuran Allah’ın kelamı demek derken şunları amaçlar,
1-Kuran Allah’ın kelamı olup, Allah’ın kelamı zatı ile kaimdir.
2-Allah kuranı Cebrail’e işittiği bir sesle indirmiştir, Cebrail de Kuranı Rasulullah’a şanı yüce Allah’dan işittiği gibi ulaştırmıştır.
3-Allah kelamı mahluk değildir.
4-Kuran Allah’dan bize geldiği gibi yine ona döner.
5-Kuranın mushaflara yazılması Kuranı Allah’ın kelamı olmasından çıkarmaz. Çünkü kelam gerçek mana ile ilk olarak onu söyleyene izafe edilir. Aldığı kelamı başkasına tebliğ eden kimseye değil.
6-Kurandaki tüm ayetler Allah’ın kelamı olup, Muhammedin, Musa’nın kelamı değildir. 7-Kuran Allah’ın kelamı olduğu için Allah kendi sesi işle konuşmuştur. Fakat insanlar Allah’ın kelamını okurken Allah sesi ile değil kendi sesleri ile konuşmuş olurlar.
(Mesela Kur’ân okuyan kimse: "Elhamdu lillahi Rabbi’l-alemiyn" diyecek olursa, ondan söylediği işitilen bu söz Allah’ın sözüdür. O kimsenin bizzat kendi sözü değildir. Onu okuyan şahıs ise Allah’ın sesi ile değil, kendi sesiyle okumuş olur.)
 
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
’’O günde yüzler var ki apaydınlıktır. Rablerine bakıcıdırlar.’’
(el-Kıyamet. 75/22-23);
Tahtlar üzerinde seyrederler.’’(el-Mutaffifin,82/23 ve 35);
İhsanda bulunanlara daha güzel ve daha da fazlası vardır.’’(Yunus,10/26);
Orada onlara diledikleri her şey var,yanımızda fazlası da var.’’(Kaf,50/35);
Yüce Allah’ın kitabında bu kabilden ayet-i kerime’ler pek çoktur . Kur’an üzerinde, hidayeti Kuran’dan isteyerek iyice düşünen kimse içi hak yolun hangisi olduğu açıkça  ortaya çıkar.!
Şeyhu’l İslam (r.h.) yukarıdaki ayetleri, kıyamet gününde cennette müminlerin Allah’ı göreceklerine  delil olarak getirmiştir. Allah’ın cennette görüleceğine dair delillerimiz :
1.Delil : ’’O günde yüzler var ki apaydınlıktır. Rablerine bakıcıdırlar.’’(Kıyamet, 22-23)
Açıklama : Ayet, cennette müminlerin Allah’ı göreceklerine delildir.
 
2.Delil : “ Tahtlar üzerinde seyrederler.’’(el-Mutaffifin 23 ve 35)
Açıklama : Ayet, cennette müminlerin Allah’ı seyredeceklerine delildir.
 
3.Delil : İhsanda bulunanlara daha güzel ve daha da fazlası vardır.’’(Yunus, 26)
Açıklama : Rasulullah buradaki daha fazlası vardır ayetini “Allah’ı cennette görme ile “ tefsir etmiştir. (Müslim-Tirmizi-İbn Mace, Müsned)
 
4.Delil : Rasulullah (s.a.v.) : (Yüce Allah) hicâbı açar. Rablerine bakmaktan daha çok sevdikleri herşeyi onlara verilmiş olmayacaktır. Sonra da: “ İhsanda bulunanlara daha güzeli ve daha fazlası var” (Yunus, 10/26) buyruğunu okudu.” (Müslim-Tirmizi-İbn Mace, Müsned)
Açıklama : Ayet, açıkça Allah’ın cennette müminlere görüleceğine delildir.
 
Bu başlıkta aşağıdaki soru ve cevabı çok iyi bilmelisin !
Ehl-i Sünnet dışı fırkalar Allah’ın görüleceğine inanırlar mı ?
1-Mutezile : Allah hakkında ciheti kabul etmedikleri için ( onun bir yönde olmasını kabullenmediklerinden dolayı ) görülmeyeceğine inanırlar. Mutezile (Gözler O’nu idrak edemez /En’am,103-Beni asla göremezsiniz /Araf, 143) ayetini delil olarak almıştır.
Fakat ayetler; aleyhlerine delildir.
En’am,103 ayeti; Allah’ı gözler görecektir ama onu kuşatamayacaktır olarak anlaşılmalıdır. Nitekim akıllar onu bilirler amma bilgileriyle onu kuşatamazlar. Çünkü idrak etmek kuşatmak suretiyle görmek demektir.
Araf, 143 ayeti; Beni asla dünyada göremezsin demektir. Çünkü insanların dünyada yüce Allah’ı görme güçleri yoktur. Eğer bizatihi görmek imkânsız bir şey olsaydı, yüce Allah’ın: Ben görülmem yahut ta benim görülmem mümkün değildir ya da ben görülen bir varlık değilim gibi bir ifade ile cevap vermesi gerekirdi. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
 
Sıfat ayetleri ile alakalı bilinmesi gereken esaslar nelerdir ?
1-Birinci Esas: Ehl-i Sünnet alimleri; Esmâ-i Hüsnâ’ya, bu güzel isimlerin delâlet ettiği sıfatlara ve bunlardan ortaya çıkan fiillerin tümüne iman etmenin vacib olduğunu ittifakla kabul etmiştir. (Buna kudreti örnek gösterebiliriz. Yüce Allah’ın herşeye kadir olduğunu, O’nun kudretinin mükemmel olduğuna ve bütün kainatın kudreti ile meydana geldiğine iman etmek vacibtir.)
2-İkinci Esas: Bu Kur’ânî nasslar yüce yaratıcının sıfatlarının iki kısım olduğunu göstermektedir:
a- Zatî Sıfatlar:
Bunlar Allah’ın zatından asla ayrılmazlar. Aksine bu sıfatlar ezelde ve ebedde O’nun zatından ayrı olmadığı gibi, yüce Allah’ın meşîet ve kudreti de bunlara taalluk etmez. Hayat, ilim, kudret, kuvvet, izzet, mülk, azamet, kibriyâ, mecd, celâl... sıfatları gibi.
 
b- Fiilî Sıfatlar: Bunlara da yüce Allah’ın meşîet ve kudreti her zaman ve her an taalluk eder. Bu fiilî sıfatların ayrı ayrı tecellileri O’nun meşîet ve kudreti ile meydana gelir. Şanı yüce Allah ezelden beri dilediğini yapandır. Şimdi de böyledir, ebediyyen de böyle olacaktır. Her zaman için O, söyler konuşur, yaratır, işleri çekip çevirir, idare eder. O’nun fiilleri hikmet ve iradesi bağlı olarak kısım kısım meydana gelir.
 
3-Üçüncü Esas: Yalnızca şanı yüce Rabbimizin kemal sıfatlarına sahib olduğunu bilip, kabul etmek bu sıfatların hiçbirisinde O’nun hiçbir ortağının yahut benzerinin bulunmadığına inanmak.
 
4-Dördüncü Esas: Kitab ve sünnette varid olmuş bütün sıfatları kabul etmek, bunların ilim, kudret, irade, hayat, semî’, basar ve buna benzer zatî olanları ile rıza, muhabbet, gazab ve hoşlanmayış gibi fiili sıfatlar arasında hiçbir fark gözetmemek yine Allah’ın sahib olduğu belirtilen vech, eller ve buna benzer sıfatlar ile Arşın üzerine istiva etmek ve nüzul (inmek) gibileri arasında da hiç fark gözetmemek.
Not : Cehmiyye; (isim ve sıfatları inkar eder)Mutezile (isimleri kabul ederken sıfatları inkar ) eder, Eşariler ise (hayat, ilim, kudret, irade, semî’, basar ve kelâm) sıfatlarını kabul eder diğer sıfatları tevil-tahrif-tatil eder.
 
"Diğer taraftan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın sünnetinde (de bu sıfatlar varid olmuştur.) Çünkü sünnet Kur’ân’ı tefsir eder, açıklar, ona delâlet eder, onu yorumlar. Allah Rasûlünün Rabbini kendileri ile vasfetmiş olduğu ve bu hususta bilgi sahibi kimselerin kabul ile karşılamış olduğu sahih hadislerde yer alan sıfatların tümüne de aynı şekilde iman etmek vacibtir."
Sünnet; Allah’ın ayetlerini, sıfatlarını beyan eden, onları açıklayan, iman edilmesi gerekenleri bildiren ikinci esastır. Sünnet vahiydir ve onunla amel etmek ise farzdır.
1.Delil : “Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiştir.” (Nisa, 113)
Açıklama : Hikmetten maksad sünnettir, İmam Şafi bu şekilde beyan eder.
 
2.Delil : "Peygamber size ne verdi ise onu alın, neyi de yasak etti ise ondan sakının."  (el-Haşr, 7)
Açıklama : Ayet, Allah Rasulunun emrettiğini yapmanın ve yasakladıklarını da yapmamak gerektiğini beyan eden farz bir emirdir.
 
3.Delil : " Dikkat edin gerçek şu ki bana Kur’ân-ı Kerîm ve onunla birlikte de onun bir benzeri verilmiştir." (Sahih bir hadistir. Ebû Dâvûd, Ahmed, Müsned, )
 
Aşağıdaki soruların cevabı çok önemlidir ! lütfen okuyunuz,
Bidat ehlinin sünnete karşı tutumu nasıldır ?
Sahih sünnete karşı bidat ve hevâ ehli kimseler sünnete karşı tutumlarına göre ikiye ayrılırlar:
1- Kendi mezhebine muhalif olarak varid olduğu takdirde sünneti red ve inkâr etmekten çekinmeyen bir kesim.(İki elin rukudan önce ve sonra kaldırılmasını inkar etmek, iki eli göğüs üzerine koymayı red etmek , teşehhüdde şehadet parmağını hareket ettirmeyi reddetmek, Allah’ın semada olmasını beyan eden sahih hadisleri tevil ederek, Allah’ın her gece dünya semasına inmesini rahmeti inmesidir diyerek tatil etmek  gibi) Bunu yaparken de bu sünnetin zannın dışında bir şey ifade etmeyen âhâd hadisler olduğu iddiasını ileri sürerler. Onlara göre itikad bahislerinde yakîn gerekir. Böyle diyenler Mutezile ve Felsefecilerdir.
2- Sünneti kabul edip, naklinin sıhhatine inanmakla birlikte kitabın âyetlerini te’vil ile uğraştığı gibi sünneti de te’vil etmeye (Allah’ın her gece dünya semasına inmesini rahmeti inmesidir diyerek tatil etmek, Allah’ın vechinden maksad rıza, salih amel, kıble, zat gibi demeleri) çalışan kimseler; ta ki bunları zahir manalarından çıkartıp, sapma ve tahrif türünden istediği anlama göre (mesela, istivaya istila – ele minnet ve kudret manaları vererek, )yorumlayabilsinler. Bunlar ise Eş’arî mezhebine mensub müteahhir kimselerdir. Bu hususta en ileri derecede yorumu genişleten kimseler ise el-Gazzali ile er-Razî dirler.
 
Allah her gece dünya semasına iner mi sünnetten delile ispat ediniz ?
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat nüzulün yüce Allah’ın gerçek anlamda ve O’nun dilediği keyfiyette olmak üzere hakiki bir sıfatı olduğuna iman ederler. Onlar kitab ve sünnette sabit olan bütün sıfatları kabul ettikleri gibi nüzulü de kabul ederler ve burada dururlar. Herhangi bir keyfiyetlendirme ve temsile gitmezler. Böyle bir sıfatı reddetmez ve ta’til etmezler. Şöyle derler: Allah Rasûlü bizlere Rabbimizin indiğini haber vermiş, ancak nasıl indiğini bize haber vermemiştir. Ayrıca biz yüce Allah’ın dilediğini yapan olduğunu ve herşeye de kadir olduğunu biliyoruz.
1.Delil : "Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri geriye kaldığında dünya semasına iner ve: Yok mu bana dua eden, duasını kabul edeyim. Yok mu benden istekte bulunan, ona vereyim. Yok mu benden mağfiret dileyen ona mağfiret edeyim, der.” (Buharî ve Müslim)
Açıklama : Hadis Allah’ın indiğini açıkça beyan eder.
 
Allah’ın sevinmesi olduğunu sünnetten delillerle ispat ediniz ?
Allah’ın sevinmesi dilemesi olan fiili sıfatlarındandır. Allah’ın sevinmesi diğer sıfatları gibi açıklanan bir şekilde bilinmelidir. Allah’ın Sevinmesinin, rıza ile yorumlanması, rızanın da ona mükafat verme iradesi ile yorumlanmasına gelince, bütün bunlar yüce Allah’ın sevinme ve rızasını nefyetmek ve ta’til etmektir. (Yaratılmışın sevinmesi çeşitli şekillerde olduğuna göre kimi zaman bu sevinç duyulan bir hafiflik, neşe ve zevk dolayısıyla olabilir. Kimi zaman bu sevinç şımarıklık ve azgınlık dolayısıyla olabilir. Ancak şanı yüce Allah bütün bunlardan münezzehtir.)
1.Delil : "Sizden herhangi birinizin üzerinde yükünün bulunduğu devesini bulmasından daha çok, yüce Allah tevbe eden mü’min kulunun tevbesinden ötürü sevinir." (Buharî ve Müslim)
Açıklama : Hadis, Allah’ın sevindiğini beyan eder ve iman ederiz.
 
Allah’ın gülmesini sünnetten delillerle ispat ediniz ?
Allah’ın gülmesi fiili sıfatlarındandır. Allah’ın gülmesi diğer sıfatları gibi açıklanan bir şekilde bilinmelidir.
1.Delil : "Yüce Allah her ikisi de cennete girecek olan ve biri diğerini öldürmüş iki adamın bu halinden ötürü güler." (Buharî ve Müslim)
Açıklama : Hadis, bir kafirin bir müslümanı öldürdükten yıllar sonra İslam’a girmesi neticesinde cennete girmesini ve bu ikisi cennete girerken, Allah’ın güldüğünü beyan eder. Bu da şanı yüce Allah’ın rahmetinin ne kadar geniş olduğunu ispat eder.Allah’ın gülmesi haktır ve iman ederiz.
 
Allah hayret eder mi sünnetten delille ispat ediniz ?
Allah’ın hayret etmesi fiili sıfatlarındandır. Allah’ın hayret etmesi diğer sıfatları gibi açıklanan bir şekilde bilinmelidir. Hayret etmesi zatına layık bir sıfattır.
1.Delil : “ Rabbimiz hayrının yakınlığına rağmen, kullarının ümit kesmelerinden hayret eder. O sizin darlık ve sıkıntı içerisinde halinize bakar ve sizin ümit kestiğinizi görür. Sizin kurtuluşunuzun pek yakın olduğunu bilerek gülmeye devam eder.”(Oldukça zayıftır. İbn Mace, Musned, Tabarani, Beyhaki)
Açıklama : Allah kullarının darlık ve sıkıntı anında ümit kesmelerine ve yağmur yağmayıp da her yer kurak olduğunda ümitlerini yitirmelerine hayret eder.
 
2.Delil : “Allah zincirlerle cennete girecek bir topluluğun haline hayret eder” (Buhari)
3.Delil : “Allah filan kişi ile filan hanımdan dolayı hayret etmiştir.” (Buhari)
Açıklama : Hadisler Allah’ın hayret ettiğini ce bu hayret etmenin şanına yakışan olduğunu ispat eder, iman ederiz.
 
Allah’ın ayağı olduğunu sünnetten delille ispat ediniz ?
Allah’ın ayağı diğer sıfatları gibi açıklanan bir şekilde bilinmelidir. Ayağı celaline layık olan bir sıfattır.
1.Delil : "Cehennem izzetin Rabbi oraya ayağını (ricl) -bir rivayette ise: kademini- koyuncaya ve bunun sonucunda biri birinin içine geçinceye ve nihayet: Artık yeter, artık yeter deyinceye kadar, içine (cehennemlikler) her atıldıkça o : Daha var mı? deyip durur." (Buharî ve Müslim)
Açıklama :Hadis, Allah’ın ayağı olduğunu ispat eder ve keyfiyetsiz bir şekilde iman ederiz.
 
 
Allah seslenir mi- nida eder mi sünnetten delille ispat ediniz ?
Allah’ın seslenmesi, nida etmesi, konuşması haktır ve daha önceden de değindik.
1.Delil : "Yüce Allah ey Adem diye buyuracak, Adem emret Rabbim emrine hazırım diyecek. Ona şöyle bir sesle nida edilecek: Şüphesiz Allah sana soyundan gelenler arasından cehennem ateşine gidecekleri çıkartmanı emretmektedir..." (Buhari-Müslim)
Açıklama : Hadis Allah’ın Adem’e (a.s.) seslendiğini ispat eder.
 
2.Delil : "Kişinin kendisi ile Rabbi arasında herhangi bir tercüman bulunmaksızın, aranızda Rabbinin kendisi ile konuşmayacağı hiçbir kimse yoktur." (Buhari-Müslim)
Açıklama : Hadis, Allah’ın konuştuğuna açık bir delildir.
 
Allah’ın üstte-yukarda (semada) oluşunu ispat eder misiniz ?
Allah sema üzerindedir. O, arşına istiva etmiştir. Aşağıdakiler delillerimizidir.
1.Delil : "Ey semada olan Rabbimiz Allah, ismin pak ve münezzehtir. Emrin hem semada, hem yerde geçerlidir. Nasıl ki semada rahmetin varsa, yeryüzünde de rahmetini ihsan et. Günahımızı bağışla, hatalarımızı bağışla. Sen iyilerin Rabbisin. Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifayı bu ağrıya indir. (Ebu Davud, zayıftır.)
Açıklama : Hadis Allah’ın semada olduğunu ispat eder.
 
2.Delil : " Semada bulunanın emini olduğum halde bana güvenmez misiniz? (Buhari-Müslim)
Açıklama : Hadis Allah’ın semada olduğunu ispat eder.
 
3.Delil : Peygamber cariye’ye: "Allah nerede?" diye sormuş, o: Semadadır, diye cevap vermiş. Bu sefer: "Ben kimim?" diye sormuş, yine cariye: Sen Allah’ın Resûlüsün deyince, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Sen bunu azad et, çünkü o mü’min birisidir." demiştir. (Müslim)
Açıklama : Hadis Allah’ın semada olduğunu ispat eder.
Yine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
"İmanın en faziletlisi nerede olursan ol, Allah’ın seninle beraber olduğunu bilmendir."
(Tabarani-Beyhaki hasen bir hadistir.)
Bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi bir kimse namaza kalktığında yüzünün döndüğü tarafa doğru ve sağına sakın tükürmesin. Çünkü yüce Allah onun yüzünü döndüğü taraftadır, ama soluna yahut ta ayağının altına (tükürebilir.) (Buharî ve Müslim[66])
Bir başka hadisinde şöyle buyurmaktadır:
"Yedi semavatın [ve arzın] Rabbi! Büyük arşın Rabbi olan Allah’ım!  Bizim Rabbimiz ve her şeyin Rabbi, taneyi ve çekirdeği yaran, Tevrat’ı, İncil’i ve Kur’ân’ı indiren. Ben [nefsimin şerrinden]] ve alnından yakaladığın her bir canlının şerrinden sana sığınırım. Sen ilk olansın, senden önce hiçbir şey yoktur. Sen ahirsin, senden sonra da hiçbir şey yoktur. Sen zâhirsin, senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen batınsın, senden öte bir şey yoktur. Benim borcumu öde ve fakirlikten, muhtaçlıktan beni kurtar." (Müslim)
Yine [ashab-ı kiram] zikrederlerken seslerini yükselttiklerinde Peygamber şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar, kendinize acıyınız. Çünkü sizler ne sağır olan birisine, ne de gaib (hazır olmayan) birisine dua ediyorsunuz. Sizler herşeyi işiten [herşeyi gören] ve çok yakın olan birisine dua ediyorsunuz. Sizin kendisine dua ettiğiniz sizden herhangi birinize devenizin boynundan bile daha yakındır."  (Buharî ve Müslim)[67]
Yukarıdaki hadisler; Allah’ın kulları ile beraber oluşuna açık delillerdir. Allah’ın kulları ile olan  beraberliği  sıfatlarıyla olan birlikteliktir. Daha önceden işlenmişti.
 
MÜ’MİNLERİN KIYAMET GÜNÜNDE RABLERİNİ GÖRMELERİ:
 
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Sizler ondördünde ay’ı onu görmek için herhangi bir sıkıntı çekmeden gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksinizdir. Bundan dolayı eğer güneş doğmadan önceki bir sabah namazını cemaatle kılmak ve batmadan önceki bir ikindi namazını geçirememek (vaktinde eda etmek) gücünüz varsa, bunu yapınız."
(Buharî ve Müslim)
Sahih ve mütevatir olan bu hadis-i şerif daha önce mü’minlerin cennette Allah’ı göreceklerine ve onun kerim zatının, kerim vechine bakmakla nimetleneceklerine delil teşkil etmektedir. Ayrıca; Hadis Allah’ın üstte oluşuna delildir.Alalh ahirette müminlere görülecektir. Bu ise en güzel ihsan ve nimet olacaktır.
 
EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT DİĞER FIRKALARIN ORTASINDADIR
 
"... ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın Rabbi hakkında bize haberler verdiği benzeri daha başka hadisler de vardır.Şüphesiz ki Fırka-i Nâciye (kurtulmuş fırka) olan ehl-i sünnet ve’l-cemaat Allah’ın kitabında haber verdiği şeylere iman ettikleri gibi, bunlara da herhangi bir tahrif ve ta’til, herhangi bir keyfiyetlendirme ve misillendirme söz konusu olmaksızın iman ederler. Aksine onlar ümmetin fırkaları arasında vasattırlar. Tıpkı bu ümmetin diğer ümmetler arasında vasat ümmet oluşu gibi."
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat; sahih sünnette varid olmuş sıfatlara inanırlar. Tıpkı yüce Allah’ın Kitab-ı Kerîm’inde haber verdiklerine inandıkları gibi, herhangi bir tahrif, ta’til, keyfiyetlendirme ve temsil yoluna da gitmezler. Ayrıca bu cümleler  Ehl-i Sünnet’in  vasat bir yoldadır yani adil ve tertemiz nebilerin ve resullerin yolunda.
Vasat ne demektir ?
Rasulullah’ın şu hadisiyle tefsir edelim :“Kıyamet gününde Nuh çağırılacak, o: Buyur Rabbim, emrine hazırım diyecek. Yüce Allah ona: Tebliğ ettin mi? diye soracak. O da: Evet, diyecek. Bu sefer onun ümmetine: Size tebliğ etti mi? diye sorulacak, onlar: Bize uyarıcı diye bir şey gelmedi, diyecekler. Bu sefer yüce Allah ona: Senin lehine kim şahitlik eder diye soracak, o da: Muhammed ve onun ümmeti, diyecek. Onun tebliğ ettiğine şahidlik edecekler. Rasûl de size karşı şahid olacak. İşte şanı yüce Allah’ın: “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. İnsanlara karşı şahidler olasınız, rasûl de size karşı şahid olsun diye buyruğu bunu anlatmaktadır.” Vasat ise: adaletli demektir.” Ehl-i sünnet ve’l-cemaat de böyledirler. Onlar sırat-ı müstakim’den sapmış bulunan ümmetin bid’atçi fırkaları arasında orta yolu tutturmuş vasat fırkadır. Diğer ümmetler Allah’a şirk koşmuş, emirlerini dinlememiş, nebilerini yalanlamış, Allah’a yakışmayan isimler ve sıfatlar vermişlerdir. Bu yüzden onlar saparak delalete sürüklenmişlerdir.
 
CEHMİYE VE MÜŞEBBİHE:
"Onlar şanı yüce Allah’ın sıfatları bahsinde ta’til ediciler olan Cehmiyye[68]  ile temsil ehli olan Müşebbihe[69] arasındadır (vasattır)lar."
Cehmiyye Allah’ın isim ve sıfatlarını inkar etmiş, Müşebbihe ise Allah’ın sıfatlarını kullarının sıfatlarına benzetmiştir. Ehl-i Sünnet bu iki sapık fırkanın arasındadır. Yani vasattır o, Allah’ın isim ve sıfatlarını celaline layık olarak kabul eder ve 7 yoldan kaçınarak iman eder.
 
CEBRİYE VE KADERİYE:
"Onlar aynı şekilde yüce Allah’ın fiilleri hususunda da Cebriye[70] ile Kaderiye[71] [ile başkaları arasında] vasattırlar."
Allah’ın fiilleri hususunda ehl-i sünnetin ve sapık fırkaların görüşleri nelerdir ?
Kulların fiilleri hususunda ileri sürülen görüşler aşağıda verilmiştir.
Ehl-i Sünnet : Kullar işledikleri fiilleriyle Allah’a itaatkâr ya da isyankâr olurlar. Bunlar yüce Allah tarafından yaratılmışlardır. Şanı yüce Allah bütün mahlukatı tek başına yaratır, O’ndan başka mahlukatın yaratıcısı yoktur.
1.Delil : Allah: "Halbuki sizi de, yapıp ettiklerinizi de Allah yaratmıştır." (es-Sâffât, 96) diye buyurmaktadır."
Delil Cümlemiz : “….. yapıp ettiklerinizi de……”
Açıklama : Allah, kullarının hayır olsun şer olsun yaptıklarını yaratandır. Allah asla kullarına şerri-batılı emretmez.
Eşariler : fiillerde kul etki sahibi değil, Allah etki sahibidir.
Mutezile ve Kaderiye : Allah, kulun kudreti ile yaptığı şeyin bizatihi kendisine kadir değildir.Bu görüş kulların Allah ile yaratıcı olduğunu söylemektir ki bu küfürdür. Bu görüşlerinden dolayı bunlara ümmetin Mecusileri denilmiştir.
Cebriyye : kulun fiillerinde asla hiçbir etkisi yoktur diyerek hangi fiil olursa olsun onu yapmak zorundadır (kaderine göre) demiştir.
 
MÜRCİE VE VAÎDİYE:
"Allah’ın vaîdi (tehdidi) hususunda da Mürcie[72] ile Kaderiye’ye ve başkalarına mensub Vaîdiye [73] [arasında] dırlar."
Allah’ın vaidi demek; Allah’ın büyük günah işleyen (şirk dışında) kimseye vaad ettiği tehdit ve azabın nasıllığıdır.
Ehli sünnet mezhebi : Mürcie’den olup vaidi (tehdidi) kabul etmeyenler ile vaidi gerekli gören Kaderiye mensupları arasında orta bir yoldur. Ehl-i sünnete göre büyük günah işleyerek ölen kimsenin durumu Allah’a kalmıştır. Dilerse onu cezalandırır, dilerse onu affeder. Az önceki âyetin delâlet ettiği gibi. Bu günahı dolayısıyla kulu cezalandıracak olursa, elbetteki kâfirler gibi orada ebedi kalmaz. Aksine cehennemden çıkar ve cennete girer.
Mürcie : Nasıl ki küfür ile birlikte itaatin faydası söz konusu değilse, iman ile birlikte günahın da hiçbir zararı olmaz. Bunların iddialarına göre iman sadece kalb ile tasdikten ibarettir. İsterse dil ile bunu söylemese, amel etmese bile.
Ebu Hanife gibi Kufe’lilerin önder ilim adamları :Ameller imandan değildir. Ancak bununla birlikte onlar da ehl-i sünnet gibi yüce Allah’ın büyük günah işleyen kimselerden dilediği kimseleri cehennem ateşinde azablandıracağını kabul etmektedirler.
Vaîdiye’ye gelince, bunlar aklen Allah’ın isyankâr kimseyi cezalandırması gerektiğini kabul ederler. Tıpkı itaat eden kimseyi mükâfatlandırması vacib olduğu gibi. Onlara göre büyük günah işleyip, tevbe etmeden ölen kimseye Allah’ın mağfiret etmesi caiz değildir. Ancak mezhebleri bâtıldır, kitab ve sünnete muhaliftir.
 
HARURÎLER:
"İman[ın isimleri] ve din hususunda ise Harurîler [74] ile Mutezile  arasında ve Mürcie ile Cehmiye arasındadırlar."
İslam tarihinde ilk itikadi fırkalaşma Ali (r.a.) ve Muaviye (r.a.) arasında meydana gelen savaşın ardından çıkmıştır. Bu savaş sonrası Hariciler, Rafiziler, Kaderiler, Haruriler oluşmuştur. Onlar büyük günah işleyen bir hakkında şu görüşleri ileri sürmüşlerdir.
Hariciler-Haruriler-Mutezile : kalbiyle tasdik edip, dili ile ikrar eden ve bütün farzları yerine getirmekle birlikte bütün günahlardan kaçınan kimseler dışında kimse iman ismine layık değildir, derler. Onlara göre büyük günah işleyen (murtekib-i kebire)ye her iki kesimin ittifakı ile mü’min adı verilmez. Bu insan kafir adı verilir mi verilmez mi bu hususta farklı farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Hariciler; bu adama kafir deyip malını-kanını-canını helal saymışlardır. Mutezile ise bu adam iki menzil arasındadır diyerek imandan çıkmıştır fakat kafir denilmez demiştir !
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in mezhebi ise bu iki mezheb arasında vasat bir mezhebdir. Onlara göre büyük günah işleyen bir kimse imanı eksik bir mü’mindir. İşlediği masiyet kadarıyla imanı eksilmiştir. Haricilerle Mutezile gibi, asla imanı yoktur, demezler. Mürcie ile Cehmiye gibi imanı kâmildir, de demezler. Allah günahının cezasını çektirir ve cennetine kor isterse affeder cennete koyar.
 
RAFIZÎLER:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın ashabı hususunda da Râfızîler  ile Hariciler [arasında]]arasında yer alırlar."
Rafiziler : Ashaba dil uzatırlar, Hasan ve Hüseyni ilahlaştırırlar, Ali’ye ilah gibi bakarlar, Kuranın eksikliğine inanırlar, Aişe animize küfrederler, ona habis derler, 5 sahabi dışındakileri kafir görürler, yalan haber ve nakilde onlar gibi sapık ve yalancı yoktur, ölülerden medet beklerler, ölülerin fayda verdiklerine işittiklerine inanırlar, 12 imamlarına masumluk verirler, takiyyeyi şeri görürler, halifeleri suçlarlar, Ebu Bekir ve Ömer hakkında lanet okurlar, her sözleri ali-hasan-Hüseyin şöyle şöyle diye başlar hadislerle konuşmazlar, sünnet ehline buğz ederler, sünnet eserlerimizi kabullenmezler, Kuran hakkında farklı farklı görüşler ileri sürerler. Kelamcıdırlar . İslam ümmetinin fitnecilerdirler. Ümmeti ıslah değil yıkmak isteyenlerdir.
Hariciler : Bunlar ashabın savaşa katılanlarına kafirler demişlerdir.
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’e gelince, onlar da bir kesimin aşırıya gitmesi ile öbürlerinin kusurlu davranması arasında vasat bir yoldadırlar. Yüce Allah peygamberlerinin ashabının faziletini kabul etmek, onların iman, İslam, ilim ve hikmet bakımından bu ümmetin en mükemmelleri olduğunu söylemek hususunda hidayete iletmiştir. Ancak onlar hakkında aşırıya kaçmazlar. Onların masum (günahsız) olduklarına da inanmazlar. Aksine onların haklarını yerine getirmişler, geçmişteki büyük işleri dolayısıyla İslam’ın zafere kavuşması ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cihad etmeleri hususundaki güzel sınavları dolayısıyla onları sevmişlerdir.
 
"Daha önce sözünü ettiğimiz Allah’a ve Allah’ın kitabında haber verdiği hususlara iman etmek ile rasûlünden mütevatir olarak nakledilip, ümmetin selefinin icma ile kabul ettiği şanı yüce Allah’ın semavatının üzerinde, arşının üstünde, mahlukatına âlî
yüce oluşuna iman etmek de sözünü ettiğimiz bu hususların kapsamı içerisine girmektedir. O şanı yüce Allah nerede olursa olsunlar, kulları ile birliktedir. Onların neler yapmakta olduklarını bilir. Nitekim bu hususları şu buyruğunda bir arada zikretmiş bulunmaktadır:
"O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arş üstüne istivâ edendir. O yere gireni de, ondan çıkanı da, gökten ineni de, oraya yükseleni de bilir. Nerede olursanız O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir."  (el-Hadid, 57/4)
Yüce Allah’ın: "O sizinle beraberdir" buyruğu yaratılmışlar ile karışık ve içiçedir demek değildir. Dil böyle bir anlamayı gerektirmez. [75][Ayrıca bu ümmetin selefinin icma ile kabul ettiğine muhaliftir. Yüce Allah’ın mahlukatı üzerinde yaratmış olduğu fıtrada da aykırıdır.] [76]Aksine (mesela) ay Allah’ın âyetlerinden ve yarattıklarının en küçüklerinden olan bir âyettir. O semada yerleştirilmiştir. Bununla birlikte o yolcu nereye giderse gitsin, onunla beraberdir, fakat ondan başka bir şeydir.
Şanı yüce Allah arşının üstündedir. Mahlukatının üzerinde rakib (gözetleyici)dir. Onların üzerinde egemendir ve onlara muttalidir... ve buna benzer O’nun rububiyetinin diğer hususiyetlerine de sahiptir.
"Yüce Allah’ın söz konusu ettiği arşının üzerinde olması, O’nun bizimle birlikte olması gibi bütün bu hususlar gerçektir ve hakikati üzeredir. Herhangi bir tahrife ihtiyacı yoktur. Bununla birlikte yalan zanlardan korunması gerekir. Mesela "gökte" (el-Mülk, 67/7) buyruğunun zahiri kabul edilerek semanın onu gölgelediği yahut ta onu taşıdığı söylenemez. Bu ilim ve iman ehlinin icmaı ile batıldır. "Şüphesiz Allah’ın Kürsîsi gökleri ve yeri kuşatmıştır." (el-Bakara, 2/255) "İzni ile olması dışında Allah gökleri ve yeri zeval bulmasınlar diye (Fâıır, 35/42) ve semada yerin üzerine düşmesin diye tutar. (el-Hacc, 22/65); Göklerin ve yerin emri ile ayakta durması da O’nun âyetlerindendir."
Ayetler Allah’ın uluvluğunu, üstte oluşunu ,sıfatları ile kulları ile beraber oluşunu ispat etmektedir.
 
Yüce Allah’ın Yakınlığı ve Birlikte Oluşu (Maiyeti):
"Yine bunun kapsamına yüce Allah’ın [yarattıklarına] [77] yakın ve dualarını kabul edici olduğuna iman etmek de girer. Nitekim yüce Allah bu hususları şu buyruğunda bir arada söz konusu etmektedir: "Kullarım sana Beni sorarlarsa, işte muhakkak ben pek yakınım..." (el-Bakara, 2/186); "Şüphesiz sizin kendisine dua ettiğiniz zat sizden herhangi birinize devesinin boynundan daha yakındır." [78] Yine kitab ve sünnette söz konusu edilmiş O’nun yakın ve birlikte oluşu, ayrıca söz konusu edilen olan yüceliği ve yukarda oluşuna da aykırı değildir. Çünkü bütün sıfatlarında şanı yüce Allah’a benzer bir şey yoktur. O yakın oluşunda da yücedir, yüceliğinde de yakındır."
Ayetler bizlere Allah’ın kulları ile beraberliğine ve yakınlığına değinmektedir.
 
Kur’ân Allah’ın Kelâmıdır: "Allah’a ve kitaplarına imanın kapsamı içerisinde Kur’ân-ı Kerîm’in Allah’ın kelâmı olduğuna iman etmek de girmektedir. Şöyle ki: Kur’ân-ı Kerîm Allah tarafından indirilmiş olup, mahluk değildir. O’ndan gelmiştir, O’na gidecektir. Allah Kur’ân-ı Kerîm’i gerçek anlamı ile konuşmuştur. O’nun Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’a indirmiş olduğu bu Kur’ân Allah’ın gerçek manasıyla kelâmıdır, başkasının kelâmı değildir.
Kur’ân-ı Kerîm’in Allah’ın kelâmının nakledilmesi (hikayesi) yahut onun tabiri (ifadesi) olduğunu söylemek caiz değildir. Aksine insanlar onu mushaflarda okuyup yahut yazdıkları takdirde, bu bile Kur’ân-ı Kerîm’in gerçek anlamıyla Allah’ın kelâmı olmamasını gerektirmez. Çünkü kelâm gerçek anlamı ile onu ilk olarak söyleyene izafe olunur. Onu tebliğ eden veya ulaştıran olarak söyleyen kimseye izafe olunmaz.
Harfleri ve manaları ile o Allah’ın kelâmıdır. Manalar bir yana sadece harfler Allah’ın kelâmıdır denilemeyeceği gibi, harfler bir yana sadece manalar Allah’ın kelâmıdır da denilmez.
Bu ayetler daha önce işlenmiştir.
 
"Yine Allah’a, kitaplarına, meleklerine ve resûllerine iman ile ilgili olarak yaptığımız açıklamaların kapsamı içerisine şunlar da girmektedir: Mü’minler kıyamet gününde Rablerini gözleri ile göreceklerdir. Tıpkı bulutun olmadığı, havanın açık olduğu bir zamanda güneşi gördükleri gibi ve tıpkı ondördünde ay’ı herhangi bir sıkıntı çekmeksizin (ya da birbirleri üzerine çıkmak gereğini duymadan yahut izdiham olmaksızın) gördükleri gibi göreceklerdir.
Yüce Allah’ı kıyamet arasât’ında bulundukları sırada görecekleri gibi, cennete girmelerinden sonra da -yüce Allah’ın dilediği şekilde- Allah’ı göreceklerdir."
Bu ayetler daha önce işlenmiştir.
 
Kabir Fitnesi (Suali) ve Azabı:
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın ölümden sonra olacağına dair haber verdiği bütün hususlara iman etmek de âhirete imanın kapsamı içerisindedir. O bakımdan mü’minler kabir fitnesine (sualine) kabir azab ve nimetine de inanırlar.
Kabir fitnesine gelince, insanlar kabirlerinde sınanırlar. Kişiye: Rabbin kim? Dinin ne? Peygamberin kim? Diye sorulur.
Yüce Allah iman edenlere dünya hayatında da, ahiret hayatında da sabit (sağlam) söz üzerinde sebat verir. O bakımdan mü’min Rabbim Allah’tır. İslam dinimdir. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- de peygamberimdir, diye cevab verir.
Şüphe içerisinde olan şahıs ise: "Hı, hı bilmiyorum. Ben insanların birşeyler söylediklerini duymuştum, onu söyledim, der. Bunun üzerine demirden bir balyoz ile vurulur. Öyle bir feryat basar ki insan dışında herşey o feryadını duyar ve eğer insan o feryadı duyacak olsa, mutlaka bayılır.
Bu sorgulamadan sonra ya nimet vardır ya da azab. Bu da büyük kıyametin kopacağı vakte kadar devam eder. İşte o vakitte de ruhlar cesetlere geri döndürülür."
Kabir azabının delillerini ispat eder misiniz ?
1.Delil : "Ateştir o, onlar sabah akşam ona arz olunurlar."  (el-Mu’min, 40/46)
Açıklama : Ayet, firavun halkını sabah akşam azaba düşeceklerini ispat eden bir ayettir.
 
2.Delil :Rasulullah (s.a.v.)“ Kabir azabından sakının” (Müslim)
Açıklama :Hadis açıkça kabir azabının hak olduğunu dile getirmektedir.
Not : Mutezile bunlar kabir suali, kabrin nimeti, azabı, sırat, mizan ve buna benzer hususları inkâr ederler. Bu husustaki iddiaları ise bunların akıl ile sabit olmadıklarıdır. Çünkü onlara göre akıl, onun yolu ile olmaksızın imanın caiz olamayacağı birinci derecede hüküm koyucudur. Onlar bu hususta varid olmuş hadislerin de ayrıca bunların itikad hususlarında kabul edilmeyecek türden olan âhâd hadisler olduklarını iddia etmeleridir. Bu husustaki âyetlere gelince, onlar bu âyet-i kerîmeleri gerçek manalarından uzaklaştıracak şekilde te’vil ederler.
 
Kıyametin Kopacağına İman Etmek:
"Yüce Allah’ın kitabında ve rasûlü vasıtası ile haber vermiş olduğu, müslümanların da icma ile kabul ettikleri kıyamet kopacaktır.
İnsanlar kabirlerinden âlemlerin Rabbinin huzuruna gelmek üzere çıplak ayaklı, elbisesiz ve sünnetsiz olarak kalkacaklar. Güneş onlara oldukça yaklaşacak ve terden adeta gemlenmiş gibi olacaklardır.
Teraziler kurulacak ve bu terazilerde kulların amelleri tartılacaktır."Kimlerin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar kendilerine zarar verenlerdir. Cehennemde ebedi kalıcıdırlar."  (el-Mu’minun, 23/102-103)
Divanlar yani amel sahifeleri yayılacaktır. Kimisi kitabını sağından, kimisi solundan yahut arka tarafından alacaktır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Her insanın amelini kendi boynuna ayrılmayacak şekilde doladık. Kıyamet günü de onu yayılmış bir halde karşısında bulacağı bir kitab çıkarırız: Oku kitabını bugün kendine karşı iyi hesablayıcı olarak kendin yetersin (denir.)"  (el-İsra, 17/13-14)
O vakit göklerde bulunanlar ile yerde bulunanların hepsi -Allah’ın diledikleri müstesnâ- baygın düşeceklerdir. Yeryüzü de dümdüz bir alan haline dönüşecek, dağlar darmadağın ve yumuşacık kum tepeleri haline dönüşecektir. Daha sonra yüce Allah semaya emir verecek, sema da kırk gün süreyle erkeklerin menilerini andıran bir yağmur yağdıracaktır. O yağmur sonunda insanlar kabirlerinden "acbu’z-zeneb" denilen küçük parçacıktan ekin gibi bitip yetişeceklerdir. Çünkü Âdemoğlu bütünü ile çürüdüğü halde acbu’z-zeneb çürümez. Sonra melekler onları ayakkabısız, çıplak ayaklı, elbisesiz, çıplak olarak ve sünnetsiz olarak Mevkıf diye bilinen duracakları yere haşredecektir (toplanmalarını sağlayacaklardır.) Mevkıf (denilen hesab için durulacak yer)’de güneş insanların başına doğru oldukça yaklaşacak, ter her taraflarından boşanacak. Kimisi topuklarına kadar, kimisi diz kapaklarına kadar, kimisi göğsüne kadar, kimisi de gırtlağına kadar tere gömülecek, herkes ameline göre. Bir takım kimseler de yüce Allah’ın gölgesinde bulunacak.
 
Teraziler hakkında neler söyleyebiliriz ?
Bu teraziler gerçek anlamda terazidir. Her bir terazinin bir dili ve iki kefesi bulunacaktır. Yüce Allah araz olan kulların amellerini, ağırlıkları bulunan cisimlere dönüştürecektir. Hasenât bir kefeye, seyyiât bir diğer kefeye konacaktır. Sonra amel sahifeleri ile aynı şey olan divanlar yayılacaktır. Kitabı sağ tarafından verilecek olan kolay bir şekilde hesaba çekilecek ve yakınlarının yanına sevinçle geri dönecektir. Kitabı sol tarafından yahut arka tarafından verilen kimse ise[79] helak olmayı temenni edecek ve cehenneme atılacak, keşke bana kitabım verilmeseydi, keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim, diyecektir.
 
Hesaba İman:
"Allah (mükellef) mahlukatı hesaba çekecektir. Mü’min kulu ile başbaşa kalacak ve kitab ve sünnette belirtildiği şekliyle günahlarını ona tek tek söyletecektir.Kâfirlere gelince; onlar iyilikleri ve kötülükleri tartılacak kimseler gibi hesaba çekilmeyeceklerdir. Çünkü onların iyilikleri yoktur. Ancak amelleri sayılıp, tesbit edilecek ve amellerinden haberdar edilecekler, onları yaptıkları kendilerine söyletilecektir [ve bu amelleri dolayısıyla rezil edileceklerdir.
Hesaba dair delilleriniz nelerdir?
1.Delil : "Nihayet dönüşleri yalnız Rablerinedir. O da kendilerine yaptıklarını haber verecektir."  (el-En’âm, 6/108)
Açıklama : Ayet açıkça kulların yaptıkları her amelin onlara haber verileceğini ispat etmektedir.
 
2.Delil : "İnceden inceye hesaba çekilen kimseye azab edilir." Bunun üzerine Aişe -Radıyallahu anh- dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlu yüce Allah: "O kolay bir hesap ile hesaba çekilecek." (el-İnşikak, 84/8) diye buyurmuyor mu? Bunun üzerine Rasûlullah -Sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "O, arz halindedir. Fakat inceden inceye hesaba çekilen kimse helâk olur." (Buhari-Müslim)
Açıklama : Ayet çok açıktır.
Not : Allah müminleri  yanına yaklaştırır hesaba çeker. Ona filan filan ameli işlemedin mi, filan günahı yapmadın mı diyerek ona her amelini hayır olsun şer olsun söyletir ve varsa günahlarını bağışlar. Kafirlere gelince, dünyada hep karşılığını aldıklarından ahirette onlara bir nasip kalmaz ve sahifeleri bomboş olarak cehenneme atılırlar.
 
Havz:
"Kıyamet arasat’ında Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın susuzluğu gidermek için başına gelinecek olan Havz’ı (el-Havdu’l-Mevrûd) vardır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Etrafındaki kapları semadaki yıldızlar kadardır. Boyu bir aylık, eni bir aylık mesafedir. Ondan bir defa içen, ondan sonra bir daha ebediyyen susamayacaktır.
Havuz haktır, her peygamberin havuzu bulunmaktadır, iman etmek farzdır, inkarı ise tevatür derecede olan bir hadisi inkar etmektir ki çok büyük bir günahtır.
Sırat:
"Sırat da cehennem üzerinde kurulmuştur. Sırat cennet ile cehennem arasındaki köprüdür. İnsanlar onun üzerinden amelleri ölçüsünde(ki bir hızla) geçerler. Kimisi bir göz açıp kapayacak kadar hızlı, kimisi şimşek gibi hızlı geçecektir. Kimisi rüzgar gibi geçecek, kimisi asil bir at gibi geçecektir. Kimisi de binek olarak kullanılan deve gibi geçecektir. Kimisi koşarak geçecek, kimisi yürüyerek geçecektir. Kimisi sürünerek geçerken, kimisi de iyice yakalanıp cehenneme atılacaktır. Çünkü köprünün üzerinde insanları amellerine göre alıp yakalayan kancalar vardır. Sırat’ın üzerinden geçebilen kimse cennete girer.
Sırat’ın üzerinden geçtikten sonra cennet ile cehennem arasındaki bir köprünün başında dururlar. Bu sefer birinden ötekinin lehine kısas yapılır. Nihayet tertemiz edilip, arındırıldıktan sonra cennete girmeleri için kendilerine izin verilecektir."
Sırat, usturadan daha keskin, kıldan ince bir kılıç gibidir, iman etmek farzdır, inkar etmek ise küfürdür.
 
CENNETE İLK GİRECEK KİMSE:
"Cennetin kapısının açılmasını isteyecek ilk kişi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’dır. Cennete girecek ilk ümmet de onun ümmetidir."
1.Delil : "Öğünmek için söylemiyorum ama kıyamet gününde Âdemoğullarının efendisi benim. Yine öğünmek için söylemiyorum ama (diriltilmek için) yerin üzerinden ayrılacağı ilk kişi benim. Cennetin (kapısının) halkalarını hareket ettirecek ilk kişi benim. Oraya ben gireceğim ve benimle birlikte de ümmetimin fakirleri girecektir." (Tirmizi senedi zayıftır.)
 
ŞEFAAT TÜRLERİ:
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimizin kıyamette üç şefaati olacaktır:
1- Birinci şefaat: Aralarında hüküm verilmek üzere Mevkıf’te bulunan kimselere yapacağı şefaattir. Adem, Nuh, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu İsa peygamberler, bu şefaati biribirlerine havale edecek ve sonunda ona ulaşılacaktır.
2- İkinci şefaat: Cennetliklere cennete girmeleri için şefaatte bulunacaktır.
Bu iki şefaat sadece ona mahsustur.
3- Üçüncü şefaat: Cehennem ateşine girmeyi haketmiş kimselere yapacağı şefaattir. Hem onun, hem diğer peygamberlerin, sıddîkların ve başkalarının bu tür şefaat hakları vardır. Cehennem ateşine girmeyi haketmiş kimselere girmemesi için, oraya girmiş kimselere de oradan çıkartılması için şefaatte bulunacaktır.
Ayrıca yüce Allah birtakım kimseleri şefaatsiz olarak kendi lutfu ve rahmeti ile cehennem ateşinden çıkartacaktır. Dünya ehlinden olup, cennete giren kimselerin cennete girmesinden sonra da cennette bir fazlalık kalacaktır. Yüce Allah bunun için birtakım kimseleri var edecek ve onları cennete girdirecektir."
Şefaat türlerini açıklar mısınız ?
Birinci şefaat:
Aralarında hüküm verilmek üzere Mevkıftekilere şefaatte bulunacaktır" ifadelerinde sözkonusu edilen şefaat, Şefaat-i Uzmâ’ (Büyük Şefaat)dır. Bütün peygamberlerin kendisi sebebiyle gıbta edecekleri Makam-ı Mahmuddur.
1.Delil : "Umulur ki Rabbin seni öğülmüş bir makama gönderir" (el-İsra, 17/79)
Açıklama : Ayet büyük şefaati ispat eder.
 
2.Delil : Rasulullah (s.a.v.) : “ Ey bu eksiksiz davetin, kılınacak olan namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi, fazileti ver; onu kendisine vaadetmiş olduğun makam-ı mahmud’a ulaştır." (Buhari—Tirmizi-Ebu Davud)
Açıklama : Hadis, makam-ı  mahmudu ispat etmektedir.
 
İkinci Şefaat :
Cennetliklerin cennete girmeleri için şefaat edecektir." Yani onlar cennete girmeyi hak kazanmış olmakla birlikte, ancak onun şefaatinden sonra cennete girmeleri için kendilerine izin verilecektir.
1.Delil : “Şanı yüce ve mübarek olan Allah insanları toplar. Mü’minler ayağa kalkar; ta ki cennet onlara çokça yakınlaştırılır. Adem’e giderler, ey babamız derler. Bizim için kapıların açılmasını iste...” (Müslim)
Açıklama : Hadis Rasulullah’ın  cennete girecek olan müminlerin girmeleri için dua edeceğini ispat eder.
 
2.Delil : “Belki kıyamet gününde şefaatimin ona faydası olur...” (Buhari-Müslim)
Açıklama : Rasulullah bu sözü,  Ebu Talib için söylemektedir. Cehenneme girecek olan Ebu Talib’in  azabının hafifletilmesi için yapacağı şefaattir.
 
Üçüncü şefaate gelince:
Cehenneme girmeyi haketmiş kimseler hakkında... şefaatte bulunacaktır." İşte Haricilerle, Mutezile’nin kabul etmediği şefaat budur. Onların görüşlerine göre cehennemi haketmiş bir kimsenin cehenneme girmesi kaçınılmaz bir şeydir. Oraya giren bir kimse de ne şefaat ile ne de başka bir yolla oradan bir daha çıkamaz.
1.Delil : “Muhammed -sallallahu aleyhî ve sellem-’ın şefaati ile birtakım kimseler cehennem ateşinden çıkıp cennete gireceklerdir. Onlara “el-cehennemiyyun: cehennemliler” adı verilecektir.” (Buhari-Müslim)
Açıklama : Hadis çok açıktır.
 
KADERE İMAN:
"Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’ten olan Fırka-i Nâciye (kurtuluşa eren kesim) hayrı ile şerri ile kadere de iman eder.
Kadere iman da iki derecedir. Her bir derece de iki şeyi ihtiva eder."
Hayrı ile şerri ile kaderin şanı yüce ve mübarek olan Allah’tan olduğuna iman etmek, iman yörüngesinin etrafında döndüğü altı esastan birisidir.
"Birinci derece”
yüce Allah’ın yarattığı varlıkların ne ameller işleyeceklerini ezel ve ebed olarak sıfatı bulunan kadim ilmi ile bildiğine iman etmektir. Ayrıca yüce Allah itaat, masiyet, rızık ve ecel gibi bütün hallerini de bu ilmiyle bilir. Sonra yüce Allah levh-i mahfuz’da mahlukatın kaderlerini yazmıştır.
Allah’ın ilk yarattığı kalem’dir, ona: Yaz dedi, o: Neyi yazayım? Deyince, şöyle buyurdu: Kıyamet gününe kadar olacak şeyleri yaz.
İnsana isabet eden bir şeyin isabet etmeyeceği düşünülemez. Ona isabet etmedik bir şeyin de isabet etmesi düşünülemez. Çünkü kalemler kurumuş, sahifeler dürülmüştür. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:"Bilmez misin ki Allah gökte ve yerde olan herşeyi bilir. Şüphesiz ki bütün bunlar bir kitabtadır. Gerçekten bu Allah’a çok kolaydır." (el-Hac, 22/70);"İster yeryüzünde ister nefislerinizde meydana gelen herbir musibet mutlaka bizim onu yaratmamızdan önce o bir kitabta (yazılmış)dır. Şüphesiz ki bu Allah’a çok kolaydır." (el-Hadid, 57/22)
Şanı yüce Allah’ın ilmine tabi olan bu takdir kimi yerde icmali olarak (bütün yaratıklar için), kimi yerde de tafsilî olarak bulunur:
Yüce Allah levh-i mahfuz’a dilediğini yazmıştır.
İçine ruhun üflenmesinden önce cenini yarattığı vakit de yüce Allah ona bir melek gönderir. Bu melek dört kelime yazmakla emrolunur. Ona: Rızkını, ecelini, amelini, mutlu mu yoksa bedbaht mı olduğunu yaz -ve buna benzer şeyler- denilir.
Bu anlamdaki takdiri önceleri kaderiye’nin aşırı gidenleri inkâr ediyor idi. Ancak günümüzde onun inkârcıları azdır."
1-Yüce Allah’ın her şeyi kuşatan kadim ilmine ve yüce Allah’ın ezelden ebede kadar sıfatı bulunan bu kadim ilmi ile yarattıkların neler yapacaklarını bilmiş olduğuna, bu ilmiyle onların itaat, masiyet gibi halleri ile rızık ve ecellerini bütünüyle bildiğine iman etmektir.
2-Yüce Allah bütün bunları Levh-i Mahfuz’da yazıp tesbit etmiştir.
3-Kalem olup biten ve bitecek her şeyi yazmıştır.
 
 
 
"İkinci dereceye gelince:
Allah’ın geçerli ve etkin meşîeti ile kapsamlı kudretidir. Bu da Allah’ın dilediğinin olduğuna, dilemediğinin olmadığına, göklerde ve yerde hareket ve durgunluk türünden ne varsa mutlaka O’nun meşîeti (dilemesi) ile olduğuna [mülkünde istemediği hiçbir şeyin olmadığına] var olan ve olmayan herbir şeye kadir olduğuna, yerde ve gökte ne kadar yaratık varsa mutlaka Allah tarafından yaratılmış olduğuna, O’ndan başka bir yaratıcı, O’ndan başka bir Rab olmadığına iman etmektir.
Bununla birlikte O kullarına kendisine ve rasûllerine itaat etmelerini emretmiş ve kendisine karşı gelip, isyan etmelerini yasaklamıştır.
O, takva sahiblerini, ihsan edicileri, adaletli olanları sever. İman edip salih amel işleyenlerden razı olur. Kâfirleri sevmez, fasıklar topluluğundan razı olmaz. Hayasızlıkları emretmez, kullarının kâfir olmalarına razı olmaz, fesadı sevmez."
1-Yüce Allah’ın meşîetinin genel olduğuna, O’nun dilediği herşeyin olduğuna, dilemediği hiçbir şeyin olmadığına, mülkünde O’nun dilemediği hiçbir şeyin meydana gelmediğine, kulların itaat olsun, masiyet olsun bütün fiillerinin, hiçbir varlığın dışında kalmadığı bu genel meşieti ile olduğuna -ister Allah’ın sevip, razı olduğu şeylerden olsun, ister öyle olmasın- iman etmektir.
2-Herşey yüce Allah’ın kudreti ile meydana gelir. Herşey O’nun tarafından yaratılmıştır. O’ndan başka hiçbir yaratıcı yoktur. Bu hususta kulların fiilleri ile başkaları arasında herhangi bir fark yoktur.
1.Delil : "Aranızdan dosdoğru yolda gitmek isteyenlere, âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz de dileyemezsiniz."  (et-Tekvir, 81/28-29)
Açıklama : Allah ayeti çok açıktır.
 
"Kullar gerçek manada faildirler. Allah da onların fiillerini [yaratmıştır.]
Kul mü’min, kâfir, iyi, günahkâr, namaz kılan, oruç tutandır.
Kulların kendi amellerini yapabilme kudretleri vardır. [Onların bir iradesi de vardır. Onların, kudretlerinin ve iradelerinin yaratıcısı da Allah’tır.]
Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:"Aranızdan dosdoğru yolda gitmek isteyenlere(bir öğütten başka bir şey değildir, şu da bir gerçektir ki), alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz." (et-Tekvir, 81/28-29)
İbn Teymiyye, kulun yaptığı fiilleri kendisinin yaptığını beyan eder.Bu konuda Büyük ilim adamı Şeyh Abdu’r-Rahman b. Nasır es-Sa’dî yüce Allah günahlarını bağışlasın, bol bol mükâfatlandırsın- şöyle demektedir: "Kul namaz kılıp, oruç tuttuğunda, hayır işlediğinde yahut herhangi bir masiyet işleyecek olursa, bu salih ameli de o kötü fiili de yapan kendisidir. Sözü geçen bu işi de hiç şüphesiz onun tercihi ile meydana gelmiştir. Ayrıca o, kaçınılmaz olarak bu fiili işlemeye ya da terketmeye mecbur olmadığını da hisseder. Dilediği takdirde o işi yapmayacağını fark eder, vakıa budur. İşte kitabında yüce Allah’ın ve O’nun Resûlünün iyisiyle, kötüsüyle amelleri kullara izafe edip, bu işleri yapanların onlar olduklarını haber verince, salih oldukları takdirde bu amelleri dolayısıyla öğülüp, mükâfat kazanacaklarını, kötü olmaları halinde ise bunlardan ötürü kınanıp cezalandırılacaklarını belirtirken söyledikleri de budur.
1.Delil :"Mutlu kimselerden olana ise, mutlu insanların amelini işlemesi kolaylaştırılır” (Buhari )
Açıklama : Hadis, kulun amelini kendisi işlediğini, amelleri yaratanın da Allah olduğunu ispat eder.
 
"Bu aşamadaki kaderi Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın: "Bu ümmetin mecusileri" diye adlandırdığı kaderiye genel olarak yalanlamaktadır. Kabul edenlerin bir kesimi de bu hususta aşırıya gitmekte, öyle ki kulun kudret ve ihtiyar (seçme) sahibi olduğunu kabul etmemekte, bunların hüküm ve maslahatlarını Allah’ın fiillerinden ve hükümlerinden çıkartmaya kalkışmaktadırlar."
 Ümmetin Mecusileri olarak isimlendirilen Kaderiye ve Cebriye’nin kader hakkındaki görüşlerini açıklar mısınız ?
Kaderiye : Bu sapık itikada göre, kullar kendi kudret ve iradesiyle fiillerinin (namaz-dua-adam öldürme-içki içme) yaratıcısıdır demişlerdir. Bu görüşle, hem Allah’ı hem de kulları yaratıcı görmektedirler. Onlara göre, şeytan tüm kötü ve rahatsız edici şeyleri yaratmıştır, bu ise şeytanın yaratıcı olduğunu kabullenmektir.
Cebriye : Bunlar da kaderi kabul etmekte o kadar aşırı gittiler ki, sonunda kulun gerçek anlamda bir fiilinin olmasını inkar edecek hale geldiler. Hatta onların kanaatlerine göre kulun ne bir hürriyeti, ne bir tercihi, ne de bir fiili vardır. Tıpkı esen rüzgarın önündeki bir tüy gibidir. Fiillerin kula isnad edilmesi; mecazidir. Namaz kıldı, oruç tuttu, öldürdü, hırsızlık yaptı denilmesi tıpkı güneş doğdu, rüzgar esti, yağmur yağdı demek gibidir.
 
İMANIN TARİFİ:
[Ehl-i sünnet ve’l-cemaat] in inandığı esaslardan birisi de şudur: Din ile iman kavl ve ameldir. Kalbin ve dilin  kavli ile kalbin, idilin ve azaların  amelidir."İman itaat ile artar, masiyet dolayısıyla eksilir."
İman : Dile söylemek, kalple tasdiklemek, amelle de uygulamaktadır.Ebu hanife dışında diğer üç imam imanın bu tarifinde ittifak etmişlerdir. Ebu Hanife’nin tanımı ise, lafzı olarak farklı olduğu için lafzi ihtilaftır.
 
İman artar ve eksilir mi ?
Ehl-i Sünnet imanın artma ve eksilme konusunda ittifak eder. İman Allah’a ve Resulüne itaatlerle artar ve günah işlemekle de eksililir.
Müminlerin Allah karşısındaki amellerinin zaman zaman artması ve eksilmesi gibi artar ve eksilir.
1.Delil : "İman yetmiş küsur şubedir. En yükseği lâ ilâhe illallah sözü, en aşağısı ise yoldan gelip, geçenleri rahatsız edici şeyleri kaldırmaktır." (Buhari-Müslim)
Delil Cümlemiz : . ……..En yükseği lâ ilâhe illallah sözü, en aşağısı ise yoldan gelip, geçenleri rahatsız edici şeyleri kaldırmaktır."
Açıklama : Rasulullah imanın en aşağısını ve en üstününü söylemekle imanın arttığını ve eksildiğini beyan eder.
 
"Bununla birlikte onlar mutlak masiyetler ve büyük günahlar sebebiyle -Hâricîlerin yaptıkları gibi- kıble ehlini tekfir etmezler. Aksine masiyetlerle birlikte iman kardeşliği sabittir (derler). Nitekim yüce Allah [kısas âyetinde] [80][255]şöyle buyurmaktadır: "Fakat kime kardeşi tarafından bir şey affolunursa, artık (diyet alan) örfe uyarak istesin."  (el-Bakara, 2/178) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Eğer mü’minlerden iki grub birbirleri ile çarpışırlarsa, onların aralarını düzeltin. Eğer onların biri diğerine karşı tecavüz ediyorsa, o tecavüz eden grubla Allah’ın emrine dönünceye kadar çarpışın. Eğer dönerse ikisinin arasını adaletle düzeltin ve adaletli olun. Çünkü Allah adaletli olanları sever." (el-Hucurat, 49/9);"Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını düzeltin." (el-Hucurat, 49/10)
İmam İbn Teymiyye, kişi dinin iman edilmesi  Gereken zaruri esaslarını inkar etmediği müddetçe günahından dolayı kafir denilemeyeceğini ispat için getirmektedir. Bir kimse küfre düşüren söz ve ameli yapmadığı müddetçe, günahından dolayı tekfir edilemez.
 
"İslam dini üzere bulunan fâsık kimseden [İslam]]adını büsbütün kaldırmazlar. Mutezile’nin söylediği gibi de ebediyyen cehennemde olduğunu söylemezler.
Aksine fâsık da iman adının kapsamı içerisindedir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:"...O zaman (katilin) mü’min bir köle azad etmesi gerekir." (en-Nisa, 4/92)
Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi bazan mutlak olarak iman adı kapsamı içerisine de girmeyebilir: "Gerçek mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Âyetleri karşılarında okunduğu zaman (bu) onların imanını arttırır." (el-Enfal, 8/2) Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın şu buyruğunda da bu kabildendir: "Zinakâr, zina ettiği vakit mü’min olarak zina etmez. Hırsız, hırsızlık yaptığı vakit mü’min olarak hırsızlık yapmaz. İçki içen, içki içtiğinde mü’min olarak içki içmez. İnsanların değer verdiklerinden ötürü başlarını kaldırıp, kendisine bakmalarına sebeb teşkil edecek herhangi bir malı haksızca alacak olursa, mü’min olarak almaz."
"[Biz diyoruz ki]]: Böyle bir kimse imanı eksik bir mü’mindir. Yahut imanı ile mü’min, işlediği büyük günah dolayısıyla fasıktır. Bu durumda ona ne mutlak olarak (iman) ismi verilir, ne de mutlak olarak bu (iman) ismi ondan alınır."
İbn Teymiyye imanlı olan günahkar bir müslümanın  ebedi cehennem ehli görülemeyeceğini, kişi günah amel işleyebileceğini ve bu günahnın da onu iman dairesinden dışarı çıkartmayacağını, kalplerinde ürperti olmadan yaşayanlarında aynı şekilde iman ehli olabileceklerini, hırsızlık-zina-içki içme gibi günah amelleri işleyenden asla imanın gitmeyeceğini, günahkar birinin günahı anında imanın eksik olduğunu ispat etmek için bu cümleleri getirmiştir. İslam dini üzere bulunup ta haram olduklarına inanmakla birlikte birtakım günahları işleyen fâsıka gelince, ehl-i sünnet ve’l-cemaat böyle bir kimseden iman adını büsbütün kaldırmazlar ve Mutezile ile Hârîcilerin dedikleri gibi, onun ebedi olarak cehennemde olduğunu söylemezler. Aksine ehl-i sünnet’e göre böyle bir kimse imanı eksik bir mü’mindir. Masiyeti kadarı imanından eksilme olmuştur yahut böylesi fasık bir mü’mindir. Ona mutlak olarak iman adını vermedikleri gibi, mutlak olarak iman adını da ondan kaldırmazlar.
1.Delil : "Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler (dostlar) edinmeyin."  (el-Mumtehine, 60/1)
Açıklama : Allah ilk dönem Allah düşmanlarını bilmeden düşman edinen müslümanlara ey müminler diyerek onların imanlı olduğunu söylüyor.
 
İMAN VE İSLÂM:
İman ve İslam nedir ?Şeri anlamda İman ve İslam bir arada söz konusu edildiği takdirde; İman ile tasdik ve itikad, İslam ile dil ile ikrar, azalarla amel gibi zahiri inkıyat ve itaat kastedilir. Fakat mutlak iman ve mutlak İslam deyince bazen birbirinden ayrı olabilir. Hani bedeviler demişlerdi ki biz iman ettik Allah ise onlara iman ettik değil İslam olduk buyruğunda olduğu gibi. "Bedevi Araplar: İman ettik, dediler. De ki: Siz iman etmediniz, fakat İslâm olduk, deyiniz..."  (el-Hucurat, 49/14)
 
ASHAB-I KİRAM’I SEVMEK:
"Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in esaslarından birisi de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın ashabına karşı kalblerinde herhangi bir kötü duygu beslememeleri, dilleriyle de onlardan kötü bir biçimde söz etmemeleridir. Onlar yüce Allah’ın şu buyruğunda nitelendirdiği şekilde davranırlar:"Onlardan sonra gelenler derler ki: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi mağfiret eyle. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz şüphesiz ki sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin." (el-Haşr, 59/10) Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın: "Ashabıma sövmeyiniz. Nefsim elinde olana yemin ederim ki sizden herhangi bir kimse Uhud dağı kadar altın infak edecek olursa, onlardan herhangi bir kimsenin bir müd yahut onun yarısı kadar yaptığı harcamasına (mükâfat ve faziletine) ulaşamaz." [81][260] buyruğunda belittiği şekilde peygambere itaat ederler.
Ayrıca onlar kitab, sünnet ve icma ile tesbit edilen şekliyle onların fazilet ve mertebelerini de kabul ederler."
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in kendilerinin dışında kalan hak yoldan uzaklaşmış ve sapmış kimselerden ayrıldıkları esaslardan birisi de şudur: Onlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın ashabından hiçbir kimseyi küçük görmezler ve hiçbir kimsenin aleyhine dil uzatmazlar. Kimseye karşı kin, düşmanlık ya da küçümseyici duygular beslemezler. Onların kalbleri de, dilleri de bütün bunlardan uzaktır.[82]
 
ASHAB-I KİRAM ARASINDA FAZİLET FARKI:
"Hudeybiye barışı demek olan Fetih’ten önce Allah yolunda infakta bulunup savaşmış olan kimselerin,daha sonradan infakta bulunup savaşanlardan daha faziletli olduğunu kabul ederler.Muhacirleri, Ensar’dan önde bilirler.
Yüce Allah’ın Bedir’e katılanlara -ki üçyüzon küsur kişi idiler-:
"Dilediğinizi yapınız, ben size (günahlarınızı) bağışladım." dediğine inanırlar.Ağacın altında Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın haber verdiği gibi] bey’at eden kimselerden hiçbirisinin cehenneme girmeyeceğine, aksine yüce Allah’ın kendilerinden razı olup onların da yüce Allah’ın mükâfatından hoşnut olacaklarına da inanırlar. Bunla, 1400 kişiden daha fazla idiler."Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın cennetlik olduklarına tanıklık ettiği kimselerin, cennetlik olduklarına onlar da tanıklık ederler. Aşere-i mübeşşere, Sabit b. Kays b. Şemmâs ve diğer ashab-ı kiram gibi."
İbn Teymiyye,fazilet bakımından  muhacirlerin Ensar’dan önde olduğunu, bedir ehlinin , ağaç altında beyat edenlerin,  Aşare- i Mübeşşire’nin faziletli olduğunu ispat etmektedir.
 
RAŞİD HALİFELER:
"Mü’minlerin emiri Ali b. Ebi Talib -radıyallahu anh-’dan mütevatir nakil ile gelmiş olan: Bu ümmetin peygamberinden sonra en hayırlıları Ebu Bekir, sonra Ömer’dir, şeklindeki naklin gereğini ikrar ve kabul ederler.
Üçüncü olarak Osman ve dördüncü olarak Ali (r.anhum)’in faziletli olduğunu söylerler. Nitekim rivayetler de buna böylece delâlet ettiği gibi ashab-ı kiram’da (halifeliğe) bey’at hususunda Osman -radıyallahu anh-’ın öncelenmesini icma ile kabul etmişlerdir.
Bununla birlikte bazı ehl-i sünnet mensubu kimseler Ebu Bekir ile Osman -radıyallahu anh-’ın öne geçirilmelerini -ittifak ile kabul etmekle birlikte- Osman ile Ali -radıyallahu anh-’den hangisinin faziletli olduğu hususunda ihtilaf etmiş bulunuyorlar. Kimileri Osman’ı öncelemiş ve başka bir şey söylememiş yahut ta dördüncü olarak Ali’yi saymışlar, kimileri de Ali’yi öncelemiş, kimileri ise bu konuda bir şey söylememişlerdir.
Fakat nihayette ehl-i sünnet Osman -radıyallahu anh-’ın efdal olduğuna, ondan sonra da Ali’nin geldiğine karar kılmışlardır.
Bununla birlikte bu mesele -Osman ve Ali meselesi- ehl-i sünnet’in cumhur’unun kanaatine göre bu hususta muhalif kanaat kabul eden kimselerin sapık kabul edileceği esas meselelerden değildir.
[Fakat kişinin sapık olduğuna hüküm verilmesine sebeb teşkil eden mesele] hilafet meselesidir. Çünkü onlar (ehl-i sünnet ve’l-cemaat) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’dan sonra halifeliğin (sırasıyla) Ebu Bekir, Ömer, sonra Osman, sonra da Ali’ye geçtiğine inanırlar.
Bunlardan herhangi birisinin halifeliğine dil uzatan bir kimse evindeki eşşeğinden de daha şaşkındır."
Raşid Halifeler sırasıyla Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali Bin Talib “Peygamberinden sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekir’dir. Ebu Bekir’den sonra Ömer’dir. Eğer ben size üçüncü kişinin adını vermek isteseydim, onu da yapardım.” Buharî’de, (Fethu’l-Barî, 7/54); İbn Ömer -radıyallahu anh-’dan şöyle dediği kaydedilmektedir: “Biz Peygamber -sallallahu aleyhî ve sellem- döneminde Ebu Bekir’e denk hiçbir kimseyi görmezdik. Daha sonra Ömer, sonra da Osman geldiği görüşünde idik. Sonra da Peygamber -sallallahu aleyhî ve sellem-’ın ashabını birinin diğerinden faziletli olduğunu söylemeksizin, öylece dururduk.” Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, Fedailu’s-sahabe, I, 76 Ayrıca ehli sünnet, .Osman’ın, Ali’den faziletli olduğunu kabul ederler. Buna delil olarak da Ashab-ı Kiram’ın halifeliğe bey’at hususunda Ali’den önce Osman -radıyallahu anh-’a bey’at etmiş olduklarını gösterirler.
 
Halifelik hususunda, Ali’nin (r.a.) Osman’dan daha hak sahibi olduğunu söylemek doğru mudur ?
Ali -radıyallahu anh-’ın halifeliğe ondan daha çok hak sahibi olduğunu iddia eden bir kimse bu ifadelerindeki muhacir ve ensar’ı küçük düşürücü anlamlar ihtiva etmekle birlikte, şiîlik anlayışının daha ağır bastığı bid’atçi ve sapık bir kimsedir.
 
ÂL-İ BEYT’İ SEVMEK:
"(Ehl-i sünnet ve’l-cemaat) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın ehl-i beyt’ini severler. Onları veli edinir ve onlar hakkında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın /adir-i Hum gününde söylemiş olduğu şu sözlerindeki vasiyetine riayet ederler: "[Benim ehl-i beyt’im hakkında sizlere Allah’ı hatırlatırım.]
Yine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı Kureyş’lilerin, Haşimoğullarına katı davrandığından kendisine şikâyette bulunan amcası Abbas’a da şöyle demiştir: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, Allah için ve benim akrabalığım dolayısıyla sizleri sevmedikçe iman etmiş olamazlar."Bir başka hadisinde de şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak Allah İsmailoğullarını seçmiştir. İsmailoğullarından Kinane’yi, Kinane’den Kureyş’i seçmiş, Kureyş’ten Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçmiştir."
İbn Teymiyye, Ehl-i beytin sevilmesinin imandan olduğunu, onlar sevilmeden Rasulullah sevilmiş olmayacağını ispat için getirmiştir.Sözüne delil olarak; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın amcasına söylediği: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki Allah için ve benim akrabalığım dolayısıyla sizleri sevmedikçe iman etmiş olamazlar."
 
MÜ’MİNLERİN ANNELERİNİ SEVMEK:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın hanımları ve mü’minlerin annelerini de veli edinirler. Onların âhirette de Peygamber efendimizin hanımları olacaklarına inanırlar. Özellikle çocuklarının çoğunluğunun annesi olan, ona ilk iman eden, dininde ona destek olan ve Peygamberin nezdinde önemli bir yeri olan Hadice -radıyallahu anha-’yı;
Ve Ebu Bekir es-Sıddîyk’ın kızı olan ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın hakkında: "Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir." dediği sıddîyka (Aişe -radıyallahu anha)’yı (dost ve veli edinirler.)"
İbn Teymiyye, Rasulullah zevcelerinin faziletini ve aralarında en faziletli olanın da Hatice ve Ebu Bekir kızı Aişedir.
 
 
RAFIZÎ’LER İLE NEVASIB’IN ASHAB’A KARŞI TUTUMLARI:
"Ayrıca (ehl-i sünnet ve’l-cemaat) ashab’a buğzeden ve onlara dil uzatan Rafızî’lerin izledikleri yoldan uzak olduklarını belirtirler.
Aynı şekilde söz [yahut] davranışları ile ehl-i beyt’e eziyet veren Nevâsıb’in izledikleri yoldan da uzaktırlar.
Ashab arasında meydana gelen olaylar hakkında söz söylemekten kaçınır ve şöyle derler: Onların bu olumsuz halleri ile ilgili olarak gelmiş olan bu rivayetlerin kimisi yalandır, kimisine birtakım ilaveler yapılmış yahut eksiltmelerde bulunulmuş ve gerçek şekli değiştirilmiştir. Bunların sahih olanlarında ise onlar mazurdurlar. Ya içtihad edip isabet etmişler yahut ta içtihad edip hata etmişlerdir.
Ehli sünnet Rafizi zındıklarından uzaktır. Zira onlar Rasulullah’ın dinine canları ve malları ile destek veren  bekçisi  ashabına hakaret ederler, buğzederler hatta kafirlikle suçlarlar. Ayrıca Ehl-i Sünnet Nevasıb denilen Ehli beyti küfürle suçlayan fırkanın itikadından da uzaktır. Ehl-i Sünnet, Ashab arasında meydana gelen olayları adaletle değerlendirir. Ashab hakkında gelen kimi haberlerin eksik, yalan, ilaveli ve art niyetli olarak nakledildiğine inanır. Gelen sahih heberlerde ashabın özürlü olduğuna, kusurlarının bağışlanması için dua etmeye davet eder.Diğer haberleri de yalanlar ve itimad etmez.
ASHAB MASUM DEĞİLDİR:
Bununla birlikte ehl-i sünnet ve’l-cemaat ashab-ı kiram’dan her bir kimsenin büyük olsun, küçük olsun günahlardan masum olduklarına inanmazlar. Aksine genel olarak onların günah işlemeleri mümkündür. Bununla birlikte önce müslüman olmuş olmaları ve sahib oldukları faziletler -eğer meydana gelmişse- yapmış oldukları günahların mağfiret edilmesini gerektirir. [Öyle ki onların] kendilerinden sonra gelmiş olanların bağışlanmayacak türden olan günahları bağışlanabilir. Çünkü onların kendilerinden sonra gelenlerin sahib olamayacakları türden günahları silen hasenatları vardır.
Daha önce açıklanmıştır.
ASHAB NESİLLERİN EN HAYIRLISIDIR:
Onların nesillerin en hayırlısı oldukları, onlardan herhangi birisinin sadaka olarak vermiş olduğu bir mud’ün kendilerinden sonra gelenlerden bir kimsenin harcayabileceği Uhud dağı kadar altından daha faziletli olacağı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın buyruğu ile sabit olmuştur.
Diğer taraftan onlardan herhangi birisinden sadır olmuş bir günahtan ötürü tevbe etmiş olması yahut o günahı silecek iyiliklerde bulunmuş olması ya da erken İslam’a girmiş olmasının fazileti yahut insanlar arasında şefaatine başkalarına göre daha layık olduğu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şefaati ya da dünyada karşı karşıya kaldığı bir belâ ve sıkıntı dolayısı ile bu günahı affedilmiş, örtülmüş de olabilir.
Muhakkak olarak bilinen günahlarda durum böyle olduğuna göre; içtihad edip de isabet etmiş olmaları halinde iki ecir, hata etmiş olmaları halinde ise tek bir ecir alıp hatalarının da bağışlanabileceği türden olan içtihad ettikleri işlerde ya durum nasıl olur?
Diğer taraftan onlardan bazıları tarafından yapılmış ve uygun karşılanmayan bazı fiilleri Allah’a ve Rasûlüne iman, Allah yolunda cihad etmek, hicret, Allah’ın dinine yardım etmek, faydalı bilgi ve salih amel gibi sahib oldukları faziletler ve güzelliklere nisbetle oldukça azdır ve bağışlanacak özelliktedir.
Bir ilim ve bir basiret ile onların yaşayışlarını ve yüce Allah’ın onlara ihsan etmiş olduğu faziletleri tetkik eden bir kimse kesin olarak şunu bilmiş olacaktır: Peygamberlerden sonra insanların en hayırlıları onlardır. Ne öncesinden onlar gibi gelmiştir, ne de sonra onlar gibileri gelecektir. Onlar ümmetlerin en hayırlıları, Allah nezdinde de en değerli ümmet olan bu ümmeti meydana getiren nesillerin en seçkin olanıdırlar."
İbn Teymiyye ashabın en hayırlı nesil olduğunu, onları sevmenin imanın bir gereği olduğunu, hatalarının asla masum olmadığını, yaptıkları hataların Allah tarafından affolunabileceğine değinmiştir. Onlar, çok hasenatları olan bir nesildir. Allah onların dine olan hizmet ve davetlerinden dolayı hatalarını bağışlanmış olabilir diyerek onlar hakkında insaflı olmayı emretmiştir. Ali ve onun aile halkı hususunda aşırı gitmek, onun dışındaki ashab-ı kiram’ı  buğzedip, onlara dil uzatıp, tekfir etmek şeklindeki Rafızî’lerin izledikleri yoldan ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in uzak olduklarını anlatmak istemektedir.
 
EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT’İN ASHAB-I KİRAM ARASINDAKİ ANLAŞMAZLIKLARA KARŞI TUTUMLARI:
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat, ashab -radıyallahu anh- arasında meydana gelmiş anlaşmazlıklara dalmaktan uzak kalırlar. Özellikle Osman -radıyallahu anh-’ın öldürülmesinden sonra Ali, Talha ile Zübeyr arasında meydana gelen olaylar ile daha sonraları Ali, Muaviye, Amr b. el-Âs ve başkaları arasında cereyan etmiş olaylar hakkında... Ashab’ın kötü halleri ile ilgili gelmiş rivayetlerin çoğunluğunun yalan yahut gerçekleri tahrif edilmiş olduklarını kabul ederler. Bu rivayetlerin sahih olanlarını ise ashab’ın bu hususta mazur olduklarını kabul ederek: Onlar te’vil etmiş ve içtihad etmiş kimselerdir, derler.Bununla birlikte ashab’ın büyük küçük günahlardan korunmuş (masum) olduklarını da iddia etmezler. Fakat onların erken dönemlerde müslüman oluşları, faziletleri, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’a sahabe oluşları, onunla birlikte cihad etmiş olmaları, onlardan sadır olmuş olması ihtimal dahilinde bulunan yanlışlıklarının mağfiret edilmesini gerektirmektedir. Çünkü onlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın tanıklığı ile bütün nesillerin en hayırlıları ve en faziletlileridir. Peygamberini seçen yüce Allah o peygamberine bu ashabı seçmiştir. Onlar peygamberlerden sonra en hayırlı insanlardır. Ümmetlerin en faziletlileri olan bu ümmet arasından seçkin kimselerdir. Müellifin ashab-ı kiram hakkındaki bu açıklamalarını dikkatle düşünen bir kimse, cahil ve mutaassıpların ona yaptıkları iftiralardan, onların ashabın değerine karşı hücum eden bir tavır takındığını, onların değerlerini küçültüp, icmalarına karşı çıktığını ve buna benzer asılsız iddia ve iftiraları ona yakıştıran mutaassıp cahillerin yaptıkları bu iftiralara son derece hayret eder.
 
EVLİYÂNIN KERÂMETLERİ:
"Ehl-i sünnet’in kabul ettikleri esaslardan birisi de evliyânın kerâmetleri ile yüce Allah’ın onlar vasıtası ile gerçekleştirdiği çeşitli ilim, keşif, kudret ve tesir kabilinden meydana getirdiği olağanüstü hadiseleri tasdik etmektir. Ayrıca gerek Kehf suresinde ve başkalarında önceki ümmetlerden ve gerekse de bu ümmetin ilkleri olan ashab-ı kiram ile tabiînden [nakledilen] ile ümmetin diğer [fırkaları] [83][288] ndan nakledilenleri de (tasdik ederler). Ayrıca bunlar bu ümmet arasında kıyamet gününe kadar devam edecektir."
Müellif bu sözle “ Peygamberlerinin getirdikleri hidayete tabi olan Allah dostlarına yüce Allah’ın birtakım kerametler verdiğini kitab ve sünnetin nassları mütevatir bir şekilde ortaya koyduğu gibi, eski ve yeni olaylar da buna delâlet etmektedir. Keramet olağanüstü bir iştir. Yüce Allah bunu velilerinden bir velisi vasıtası ile gösterir. Bunu da o kimseye ya dini, ya da dünyevi bir hususta yardımcı olmak üzere yapar.”  demek istemiştir.
 
MUCİZE İLE KERAMET ARASINDAKİ FARK:
233.Soru Mucize ile keramet arasında ne fark vardır ?
Mucize ile keramet arasındaki farkı şu ortaya koymaktadır: Mucize kerametten farklı olarak risalet iddiası ile birlikte gösterilir. Bu kerametlerin meydana gelmesi birtakım hikmetler ve birçok maslahatlar ihtiva etmektedir. Bunların önemlileri şunlardır:
1- Keramet de mucize gibi yüce Allah’ın kudretinin kemaline, O’nun meşietinin etkinliğine, O’nun dilediği herşeyi yaptığına, bu görülen sünnetler (tabiî kanunlar) ile alışılmış sebeblerin dışında insanların bilme imkânını bulamadığı amelleri ile de tesbit edemeyecekleri başka birtakım sünnetlerinin olduğunun en büyük delilidir.
Bu kerametlerden birisi Ashab-ı Kehf kıssasıdır. Yüce Allah bu upuzun süre içerisinde onları uyutmuş olmakla birlikte, bedenlerini dağılıp, yok olmaktan korumuş olmasıdır.
Mihrabında (mabedinde) bir kenara çekilmiş olduğu halde rızkının kendisine ulaştırılması da yüce Allah’ın İmran kızı Meryem’e vermiş olduğu kerametlerdendir. Öyle ki Zekeriya -aleyhisselâm- bu işe şaşırmış ve ona: "Bu sana nereden geliyor?"  (Al-i İmran, 3/37) diye sormuştu.
Babasız olarak İsa -aleyhisselâm-’a gebe kalmış olması, onu doğurmuş olması, beşikte iken konuşması ve diğer hususlar da bu türden birer keramettir.
2- Evliyanın kerametlerinin meydana gelmesi gerçekte peygamberlere bir mucizedir. Çünkü bu kerametler ancak onların peygamberlerine tabi olmalarının, onların gösterdikleri hidayet üzere yürümelerinin bereketi ile onlar tarafından gösterilebilmektedir.
3- Velilerin kerametleri yüce Allah’ın onlara dünya hayatında çabuklaştırdığı bir müjdedir. Burada müjdeden kasıt, onların veli olduklarına, akibetlerinin güzelliklerine delâlet eden bir iş olmasıdır. İşte kerametler de bu kabilden bir delâleti ihtiva etmektedir. Bununla birlikte kerametler bu ümmet arasında kıyamet gününe kadar var olacaktır ve kesilmeyecektir. Bu hususta görülenler bunun en büyük delilidir.
 
Kimler kerameti kabul etmez ?
Felsefeciler peygamberlerin mucizelerini kabul etmedikleri gibi, evliyanın kerametlerini de kabul etmezler. Mutezile ile bazı Eş’arî mezhebi mensubu kimseler de kerametleri mucizeye karışabilir iddiası ile kabul etmemişlerdir. Ancak bu çürük bir iddiadır, çünkü keramet belirttiğimiz gibi peygamberlik davası ile birlikte gösterilmez.
 
Bazılarının çeşitli uydurma kerametleri olmakta bunlardan örnek verir misiniz ?
Mutasavvıf adını veren bid’at, tarikat mensubu yalancı deccallerin ve insanların gözlerini boyayan kimselerin meydana getirdikleri ameller ile şeytani birtakım olağan üstü gibi görülen hadiselere de dikkat etmek gerekir. Ateşe girmek, kendilerine silah vurmak, yılanları tutmak, gayba dair haber vermek gibi... Bunların kerametle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü keramet Allah’ın gerçek velilerinin eliyle gerçekleşir. Bunlar ise şeytanların velileridirler.
SÜNNET VE BİD’AT:
 
"Diğer taraftan ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in tarikatı (yolu) batınen ve zahiren Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın izinden gitmek, ilk önde gidenler olan muhacirler ve ensar’ın yoluna uymak ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın şu buyruğundaki vasiyetine uymaktır: "Benim sünnetime ve benden sonra gelen raşid ve hidayete erdirilmiş halifelerin sünnetine uymaya bakınız. Bu sünnete sımsıkı sarılın ve onu azı dişlerinizle kavrayın. Sonradan ortaya çıkartılan işlerden sakının. Çünkü hiç şüphesiz [sonradan ortaya çıkartılan] herşey [bir bid’attir ve her]] bid’at dalâlettir."
En doğru sözün Allah’ın sözü, en doğru yolun Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın gösterdiği yol olduğunu bilirler. Allah’ın kelâmını, o kelâmın dışında kalan çeşitli insanların kelâmına tercih ederler. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın yolunu da herkesin yolundan öncelikli bilirler.
İşte bundan dolayı onlara ehl-i kitab ve sünnet adı verilmiş, ehlu’l-cemaat denilmiştir. Çünkü cemaat demek [icma] demektir. Bunun zıttı ise ayrılıktır. Her ne kadar (cemaat) lafzı biraraya gelip toplanmış bir topluluğun kendisinin adı haline gelmiş ise de bu böyledir.
İcma ise ilim ve dinde dayanak kabul edilen üçüncü esastır.
İşte ehl-i sünnet ve’l-cemaat insanların kabul ettikleri bütün sözler ile din ile ilgisi bulunan gizli ya da açık bütün amelleri bu üç esas ile ölçüp biçerler.
Esas kabul edilen icma ise selef-i salih’in üzerinde bulundukları yoldur. Zira onlardan sonra ayrılıklar çoğalmış [ve ümmet arasında yayılmıştır.
 
EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT YOLUNUN ESASLARI:
"Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in yolu  gerek usul, gerek furûata dair bütün dini hükümleri çıkarmak için izledikleri yol üç esasla açıklanabilir.
1- Sözlerin en hayırlısı ve en doğrusu olan yüce Allah’ın kitabı, Onlar, hiçbir insanın sözünü Allah’ın sözünün önüne geçirmezler.
2- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın sünneti ile onun hidayet ve yoluna dair gelmiş olan nakiller. Hiçbir insanın izlediği yolu bunun önünde tutmazlar.
3- Ayrılıklardan, dağınıklıklardan çeşitli bid’at ve yanlış görüşlerin ortaya çıkmasından önce bu ümmetin ilk neslinin üzerinde icma ettiği hususlar. Bu dönemden sonra meydana gelmiş insanların ortaya attıkları görüşler ile kabul ettikleri kanaatlere gelince, bunları kitab, sünnet ve icma’dan ibaret olan bu üç esas ile ölçer, biçerler. Bunlara uygun düşerse kabul ederler, bunlara aykırı olursa söyleyenin kim olduğuna bakmaksızın reddederler.
İşte orta yol, dosdoğru yol budur. Onu izleyen sapmaz, ona uyan bedbaht olmaz. Nasslarla dilediği gibi oynayıp, kitabı tevil eden, sahih hadisleri inkâr eden, selef’in icmaına aldırmayan kimseler ile rasgele önüne geleni alıp, her görüşü kabul eden, her bir sözü benimseyen bu konuda doğru ile yanlışı, sahih olan ile olmayanı birbirinden ayırt etmeye kalkışmayan ve bunu önemsemeyenlerin yolları arasında orta bir yoldur.
 
GÜZEL AHLAKIN ESASLARI:
"Diğer taraftan onlar bu esaslarla beraber şeriatın gerektirdiği şekilde iyiliği emredip kötülükten alıkorlar. Yöneticilerle birlikte -ister iyi, ister günahkâr olsunlar- haccın, cihadın, cuma ve bayramların gereklerinin yerine getirileceği görüşündedirler, cemaatle namaza dikkat ederler.
Ümmete nasihatta bulunmayı dinin bir gereği olarak kabul eder. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın: "Mü’minin, mü’mine karşı durumu birbirini güçlendiren, birbirine kenetlenmiş bir yapı gibidir." deyip, parmaklarını birbirine geçirmesi ile "mü’minlerin sevgi, merhamet ve şefkatlerinde birbirlerine karşı durumları bir vücudun durumuna benzer. Onun herhangi bir organı rahatsızlanacak olursa, vücudun diğer kısımları ateş yükselmesi ve uykusuz kalmak ile onun bu ızdırabına katılır" hadislerinin ifade ettiği manaya inanırlar.
Belâ ve musibetlere karşı sabırlı olmayı [rahatlık zamanlarında] şükretmeyi, acı ilahi kaza ve hükümlere razı olmayı emrederler.
Ahlâkın üstün değerlerine, güzel amellere çağırır ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın: "İmanı en mükemmel mü’min, ahlâkı en güzel olanlarıdır"] hadisinin anlamına iman ederler.
Seninle ilişkileri kopartanın bağını gözetmene, seni mahrum edene vermene, sana zulmedeni affetmene seni teşvik ederler.
Anne-babaya iyilikte bulunmayı, akrabalık bağını gözetmeyi, güzel komşuluk ilişkilerini, yetimlere, yoksullara, yolculara iyilikte bulunmayı, kölelere şefkat ve merhametle davranmayı emrederler.
Böbürlenmeyi, büyüklenmeyi, haddi aşmayı, haklı ya da haksız olarak diğer insanlara karşı taarruzlarda bulunmayı yasaklarlar.
Yüce ahlakî değerleri emreder, bayağı huyları yasaklarlar.
İster bu kabilden, ister bunların dışındakilerden olsun söyleyip yaptıkları bütün hususlarda onlar yalnızca kitab ve sünnete tabi olurlar. [Onların izledikleri yol ise yüce Allah’ın Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ile göndermiş olduğu İslam dinidir.
İbn Teymiyye her ehl-i sünnete tabi olan müslüman için gerekli olan güzel ahlakı beyan etmektedir. Müslüman, sahih akide, sahih sünnet, sahih salih amellerle ve güzel ahlakla örnek olmalıdır. Ehl-i sünnet akidesine mensup olmak bir ayrıcalık olup bu akideye yakışan bir ahlakla hareket etmek gerekir. İbn Teymiyye muhtasar bir şekilde nebevi ahlakı bizlere bu cümlelerle özetlemiştir.
 
FIRKA-İ NÂCİYE (KURTULMUŞ FIRKA), EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAATTİR:
 
"Ancak Peygamber, -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın ümmetinin yetmişüç fırkaya ayrılacağını, bunların cemaati teşkil eden bir tanesi dışında cehennemde olacaklarını diye haber verdiğine ve yine ondan rivayet edilen bir hadiste belirtildiği üzere: "Onlar ise bugün benim ve ashabımın üzerinde bulunduğum yolun benzeri üzerinde olanlardır." diye buyurduğundan ötürü her türlü şaibeden arınmış, katıksız İslam’a sımsıkı yapışanlar ehl-i sünnet ve’l-cemaat’i teşkil ederler.
Sıddîklar, şehidler, salihler onlar arasındadır. Hidayetin önderleri, karanlığın aydınlatıcı kandilleri, ardı ardına nakledilegelmiş büyük menkıbeler ile nakledilegelmiş faziletlerin sahibleri onlar arasındadır. Ebdal da onlar arasındadır, müslümanların hidayet üzere oldukları ve [dirayetlerini] kabul ettikleri kimseler olan [din önderi kimseler] de onlar arasındadır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın haklarında: "Ümmetimden hak üzere ilâhî yardıma mazhar bir kesim var olmaya devam edecektir. Onlara muhalefet edenlerin de, onları yardımsız bırakanların da ona zararları olmayacaktır. Kıyamet kopuncaya kadar bu böyle kalacaktır." diye buyurduğu ilahi yardıma mazhar olan kesim de onlardır.
Yüce Allah’tan bizleri de onlardan kılmasını, bizi hidayete ilettikten sonra kalblerimizi saptırmamasını, kendi nezdinden bizlere bir rahmet bağışlamasını niyaz ederiz. Şüphesiz ki O çok bağışlayıcıdır.
Doğrusunu da en iyi bilen Allah’tır. Muhammed’e, onun aile halkına ve ashabına Allah’ın pek çok salât ve selâmları olsun."
Fırka Naciye akidesine mensup Müslümanlar; Peygamberin ve sahabilerin inandığı ve amel ettiği gibi iman eden ve amel edenlerdir. Onlar, Rasulullah ve ashabın yolu üzerinde hareket ederler ve asla o yolun dışına çıkmazlar. Onlar, her tür şaibeden, şekten, bidatten, şirkten uzak dururlar. Onlar, hak üzere sebat edip, tevhid-sünnet-cihad yolu üzerinde yaşar ve ölürler. Kıyamete kadar ayıplanmaları-dışlanmaları asla onlara bir zarar vermeyecektir. Zira onlar Allah ve Resulünün dinini yüceltmek ve onun rızasını kazanmak için yaşar.  Hidayetin önderleri, karanlığın aydınlatıcı kandilleri, müslümanların hidayet üzere oldukları ve kabul ettikleri kimseler onlar arasındadır. Onlar, yeryüzünde şirki, küfrü, batıl ve tağutun yollarını kırmak ve yerine Allah ve Resulünün emrettiği dini yerleştirmek için yaşarlar. Allah bizleri onlardan eylesin. Bu yolda olan müslümanların ayaklarına Allah sebat ve ecir versin.  Son sözümüz Rasulullah’ın meclisin kefareti hükmünde olan şu duası olmalıdır : “Subhanekellahumme ve bihamdik,  Eşhedu enla ilaha illallah ente ve Estağfiruke ve Etubu İleyk”
 
Aralık 2005 tamamlandı.