Kuran ve Sünnet

RUBUBİYET TEVHİDİ ULUHİYET TEVHİDİNİ GEREKTİRİR BU.DA AYRI BİR DELİLDİR

Rububiyet Tevhidi Uluhiyet Tevhidini Gerektirir. Bu da Ayrı Bir Delildir.

 

Şunu diyorum, Kur’an’ın zevkini tatmış bir kişi kesinlikle rububiyet tevhidinin uluhiyet tevhidini gerektirdiğini keza Kur’an’ın müşrikleri, onlara rububiyete dair delileri ikame ederek, uluhiyet tevhidine davet ettiğini gayet iyi bilir

İmam Şankıti Edva’ül-Beyan adlı kitabında şu ayeti tefsir ederken diyor ki:

“Şüphesiz ki bu Kur’an, en doğru yola iletir.”  (İsra 17/9) 

Kur’an, kâfirlere karşı, onların Allah’ın (c.c) rububiyetini itiraf etmelerinden hareketle bunun, O’nun ibadette de birlenmesini gerektirdiğine dair birçok ayet serdeder. Bu anlamda onlara, rububiyet tevhidiyle ilgili olarak yaptığı çağrıda dikte ettirir gibi soru stiliyle hitap ediyor. Yani onlar, O’nun rububiyetini ikrar edince Kur’an bunun sonucu olarak O’nun aynı zamanda ibadet edilmeye de müstehak olduğunu delillendirip ileriye sürmektedir. Bu suretle onları, yalnızca Allah’ın Rab olduğunu itiraf etmelerine rağmen ondan başkasını O’na ortak koşmalarından dolayı kınamaktadır. Çünkü kim sadece Allah’ın Rab olduğunu itiraf ederse aynı zamanda ibadet edilmeye müstehak olanın yalnızca O olduğunu da itiraf etmesi lazımdır. Bunun örneklerinden biri şu ayettir:

“De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere (onları yaratmağa) kim kadir olabilir? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Yaratma) işini kim idare ediyor? (Onlara bu soruları sorduğunda bütün bunları), Allah (yapıyor) diyecekler.”

Onlar kendisinin rablığını ikrar edince onları bu defa şu ifadesiyle, başkasını kendisine ortak koşmakla kınamıştır:

“De ki: Öyle ise (O’nun azabından) korkmuyor musunuz!” (Yunus 10/31)

Şu ayet de bu cümledendir:

(Resulüm!) de ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir? -

Allah’a aittir diyecekler.”  (Mü’minun 23/84-85) 

Onlar itiraf edince bu sefer de şirklerinden dolayı onları şu sözüyle kınamıştır:

“Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız! de.”

Sonra da şöyle diyor:

“Yedi kat göklerin Rabbi azametli arş’ın Rabbi kimdir?” -

(Bunlar da) Allah’ındır diyecekler.” (Mü’minun 23/86-87)

Onların itirafı gerçekleşince bu defa onları kınayarak şirklerini yüzlerine vurmuştur:

“Şu halde siz Allah’tan korkmaz mısınız, de.”

Daha sonra da şöyle diyor:

“Eğer biliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekutu (mülkiyatı ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor.

(Bunların hepsi) Allah’ındır, diyecekler.” (Mü’minun 23/88-89)   

Onların itirafları vaki olunca şirklerini şu sözüyle yüzlerine vurarak onları kınamıştır:

“Öyle ise nasıl olup da büyülenirsiniz? de.”

Bir de şu ayet:

“De ki: Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? De ki: Allah’tır.”

Onlar bunu itiraf edince onları  şirklerinden dolayı şu ifadesiyle kınamıştır:

“O halde, de, O’nu bırakıp da bizzat kendilerine fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz!” (Ra’d 13/16)

Şu ayet de aynıdır:

And olsun ki: Onlara gökleri ve yeri yaratan güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir? Diye sorsan mutlaka Allah derler”

Onlar bunu itiraf edince Allah da onların şirklerini yüzlerine vurarak şöyle demektedir:

“O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar!” (Ankebut 29/61)

Ayrıca şu ayet de aynı manadadır:

“And olsun ki: Onlara gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü  canlandıran  kimdir?  diye  sorsan mutlaka Allah derler.”

Keza onların bu itirafları vaki olunca bu defa yine Allah şirklerini kınayarak onlara şöyle demektedir:

“De ki: (Öyle ise) hamd de Allah’a mahsustur. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar.”  (Ankebut 29/63)  

Yine şu ayet de aynı manadadır:

“And olsun ki: Onlara gökleri ve yeri kim yarattı? Diye sorsan mutlaka Allah derler.”

İşte bu itirafları gerçekleşince Allah da onları kınayarak şöyle demiştir:

“De ki: (Öyle ise) övgü de yalnız Allah’a mahsustur. Ama onların çoğu bilmezler.” (Lokman 31/25)  

Şu ayet de aynıdır:

“Allah mı hayırlı, yoksa O’na koştukları ortaklar mı” -

(Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan. Gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir.”

Şüphe yok ki onların, bundan başka alternatifi olmayan tek bir cevabı vardır. O da şudur: Elbette semavat ve arzı ve bunlarla beraber zikredilenleri yaratmaya kadir olan, hiçbir şeye muktedir olamayan cansızlardan daha hayırlıdır. Onların itirafları tebeyyün edince onları şu sözüyle kınamıştır:

“Allah’la beraber başka bir tanrı mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur.” (Neml 27/59-60)

...Kur’an’da buna benzer ayetler gerçekten çoktur. Bu yüzden başka bir yerde şunu demiştik:

Muhakkak ki rububiyet tevhidiyle ilgili bütün sorular takriri istifhamlar olup bunlarla şu murat edilmektedir: Onlar bunu ikrar edince artık kınamayı haketmiş olurlar. Bu ikrara rağmen inkâr olamaz. Çünkü Rububiyeti ikrar eden kişinin zaruri olarak uluhiyet tevhidini de ikrar etmesi lazımdır. Şu ayetlerde olduğu gibi:

“Allah hakkında şüphe mi var?” (İbrahim 14/10)

“De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben ondan başka Rab mı arayacağım? (Enam 6/164) 

Taberi şu ayet hakkında şöyle diyor:

“De ki: Dikkat edip baktınız mı hiç, Allah’ı bırakıp taptığınız şeyler yeryüzünde ne yaratmışlar, göstersenize bana! Yoksa onların ortakları göklerde midir? Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, size indirilmiş bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı varsa onu bana getirin,” (Ahkaf 46/4)

Şanı Yüce Rabbimiz diyor ki:

Ey Muhammed (s.a.v), kavminden şu şirk koşanlara de ki; Ey kavmim Allah’ın dışında ibadet ettiğiniz şu ilahları ve putları görüyor musunuz? Bunlar yeryüzünde neler yarattı! Oysa benim Rabbim yeryüzünü tümüyle yaratmıştır. Bana gösterir misiniz? Ki siz o yarattıklarından dolayı olsa gerek onlara ilah ve rab olarak çağrıda bulunuyorsunuz. Evet yeryüzünde ne yarattılar. Bu haliyle de sizin onlara ibadet edişinizde size bir delil olabilsin. Şüphesiz benim ilahıma ibadetim ve uluhiyeti O’na tahsis etmemin hücceti, yeryüzünü yaratmış olması ve onları herhangi bir aslı olmaksızın yoktan var etmiş olmasıdır. Şu ayete gelince:

“Yoksa onların ortakları göklerde midir?” (Ahkaf 46/4)

Allah (c.c) diyor ki:

Ey insanlar yoksa sizin ibadet ettiğiniz ilahlarınızın yedi semavatta Allah nezdinde bir ortaklıkları mı vardır? Böylece de bu, sizin için onlara yaptığınız ibadetinize dair bir deliliniz olsun. Şüphesiz benim ibadeti Rabbime has kılmamın delili O’nun yaratmada ortağının bulunmamasıdır. Keza O’nun yalnızca kendisinin herşeyin tek yaratıcısı olmasıdır. Bir de şu ayete bakalım:

“Size indirilmiş bir kitap varsa onu bana getirin.” (Ahkaf 46/4)

Yani bana indirilen’bu Kur’an’dan önce Allah katından gelme, sizin ibadet ettiğiniz ilah ve putların (evsan) yeryüzünde bir şeyler yarattığını ya da onların semavatta Allah’ın yanında bir ortaklığı olduğunu içeren bir kitap. Ki bu da onlara yaptığınız ibadete dair sizin için bir hüccet olsun. Çünkü onun hakkında böyle bir şey doğru olursa, bu, sizin içinde bulunduğunuz nimetlerde onun bir ortaklığının olabileceğine delil olacak. İlaveten sizin ona şükretmeniz gerekecek ve ayrıca ona hizmet etmeniz hak olacaktır. Çünkü bunu yaratmaya ancak bir ilah muktedir olabilir. (Taberi Terc., 5/2212)

 İbni Kesir şu ayet hakkında diyor ki:

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet (kulluk) ediniz. Umulur ki böylece korunmuş (Allah’ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz. “- “O Rabb ki, yeri sizin için bir zemin (döşek) göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı.Gökten size bir su indirdi. O su sebebiyle türlü meyvelerden (ve ekinlerden) size bir rızık (beslenme) çıkardı. Bunları bilerek sakın Allah’a ortaklar koşmayınız.” (Bakara 2/21-22)

Bunun anlamı, O yaratıcı ve rızık verendir. Yeryüzünün maliki, sahibi ve onları rızıklandırandır. Bu nedenle ibadete başkası kendisine ortak koşulmaksızın sadece O, müstehaktır.bni Kesir Terc., 2/209)

Beğavi bu hususta diyor ki:

“O’na ibadet ediniz” O’nu birleyiniz.

İbni Abbas:

Kur’an’da ibadetle ilgili varit olan her şey tevhit manasındadır demiştir.

“Bu nedenle Allah’a ortaklar tutmayın” yani Allah’a ibadet edildiği gibi onlara da benzer olarak ibadet etmeyin “Bildiğiniz halde.” O tektir, herşeyin yaratıcısıdır.

İbni Teymiye şöyle diyor:

Uluhiyet tevhidi, muvahhitlerle müşrikler arasındaki alameti farikadır. Zaten önce de sonra da (dünya - ahiret) sevap ve ikap buna göre terettüp eder. Kim bu uluhiyet tevhidiyle huzura gelmezse cehennemde müebbet kalacak müşriklerden olur. Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Ancak bunun dışındakiler! dilediğine bağışlar. Rububiyet tevhidine gelince müşrikler bunu zaten ikrar ediyorlardı. Ne var ki Allah’tan başkasına da ibadet ediyorlardı ve bunun yanında onları Allah’ı sever gibi seviyorlardı. Bu durumda işte bu rububiyet tevhidi, aleyhlerinde bir hüccet idi. Öyle ya madem Allah her şeyin Rabb’ı, melik’idir. O’ndan başka yaratıcı ve rızık veren de yok, şu halde niçin O’nun yanında başkasına da ibadet etmektedirler. Kaldı ki bu putların kendileri için ne yarattığı bir şey ve ne de verdiği bir rızık vardır. Bunun gibi elinde ne verebileceği, ne de önleyebileceği bir imkânı mevcuttur. Aksine o da onlar gibi bir kuldur. Kendi nefsi için dahi ne bir zarar ve ne de bir yarar dahası ne bir ölüm ne bir dirim ve ne de bir diriltme gücüne sahiptir. (Feteva, 14/380)

İbni Kayyım da:

Uluhiyyet, resullerin milletlerini rablık tevhidi ile davet ettikleri husustur. Bu ise, ibadet ve ilahlık demektir. Bunun gereklerinden biri şudur:

Müşriklerin kabul ettiği rububiyet tevhidi ki Allah, bununla, aleyhlerinde birtakım sonuçlar çıkarmıştır. İşte bu tevhit aynı zamanda uluhiyet tevhidini de kabul ve ikrar etmeyi gerektirir, demiştir. (İğaset’ul-Lühefan, 2/135)

Muhammed b. Abdulvehhap ise şöyle diyor:

Şüphesiz ki Rab Teala onların rububiyet tevhidini kabul edişleri ile üzerinde bulundukları yolun yanlışlığını yüzlerine vuruyor. Çünkü madem O (c.c) işleri tek başına yürütendir, ayrıca O’nun dışındaki hiçbir varlık zerre kadar herhangi bir şeye sahip değildir, bu durumda nasıl oluyor da bu kabullerine rağmen O’ndan başkasına da dua etmektedirler.” (Kitab’u Resail’iş-Şahsiyye min Tarih’i Necd, 432)

Ulemanın bu ifadeleri rububiyet tevhidinin uluhiyet tevhidini de gerektirdiğini gösteriyor. Şüphesiz Kur’an da, zaten onların aleyhinde bununla hüccet ikame etmektedir. Nasıl ki onların ikrar ettiği gibi O’ndan başkasının rububiyeti batıl ise aynı şekilde gene O’ndan başkasının uluhiyeti de batıldır.

Bilindiği gibi rububiyeti ikrar bizim kul olduğumuzun ifadesidir. Bu bağlamda Rab kelimesi terbiye kelimesinden türetilmedir. Terbiye ise yasama -emirler, yasaklar, helal ve haramlar belirleme- hakkını gerektirir. Teşri (kanun koyma) ise bunu başkalarına iletmeyi gerektirir, yani elçilere iman etme ilkesini. Aynı şekilde rububiyet de, itaat etmeyi ve bu rabbı kabul edip, O’na yönelme ve ilahlıkta şirk koşulmaksızın tek başına birlenmesini gerektirir. Esasen bütün bunlar Allah’ın (c.c) şu sözünde mündemiçtir:

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim” (A’raf 7/172)

Burada Muhammed b. Abdulvehhab’ın dikkat çektiği bir nokta vardır:

Rububiyet ile uluhiyet kimi yerde birleşip kimi yerde de ayrılmaktadır. Şu ayette olduğu gibi:

“İnsanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine), insanların İlah’ına sığınırım.” (Nas 114/1-3)

Nitekim şöyle denilir:

Alemlerin Rabbi ve peygamberlerin ilahı, o birlendiği zaman bu ikisi birleşir. Şöyle diyenin sözünde olduğu gibi:

“Rabbin kim...”

Bu böylece sabit olunca şunu bilmek lazımdır:

İki meleğin kabirdeki Rabbin kim? şeklindeki sözlerinin anlamı, ilahın kim demektir. Çünkü müşriklerin kabul ettiği rububiyet noktasında zaten kimse imtihan edilmez. Şu ayetler de bunun gibidir:

“Onlar başka değil sırf rabbimiz Allah’tır, dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir.” (Hac 22/40)

“De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka rab mı arayacağım?”  (Enam 6/164) 

“Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin...”  (Fussilet 41/30)

Bu ayetlerdeki rablık, ilahlık manasındadır. Burada iki şey birbirinden ayrıldığında oluşan hisseler anlamında bir ayrılık yoktur. Yani ikisi de birdir. Bu konunun iyice idrak edilmesi lazımdır.” (Tarih’u Necd, 259)

Bu, Kur’an’ın mesajını kavramış bir alimin ifadesidir. Aslında Kur’an da bu esasa göre inmiştir

“Ben sizin rabbiniz değil miyim” yani ben sizin ilahınız değil miyim. Buna Sahihayn’da geçen hadis de açık ve seçik bir şekilde delalet ediyor. Buna göre cehennem ehli olan birine şöyle denilir:

Yeryüzü dolusu altının olsaydı bu duruma karşı feda eder miydin? O da:

Evet der. Mevla da ona der ki,

“Ben, sen daha Ademin sulbünde iken bundan daha kolayını, Bana şirk koşmamanı istemiştim. Fakat sen bundan yüz çevirdin.” (*Buhari Terc., H. No: 126, 14/6451)

Hafız, İyaz’dan şunu naklediyor:

Bununla şu ayete işaret ediliyor:

“Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahid tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (Rabbimiz olduğuna) şahit olduk, dediler. “ -

“Yahut (ne yapalım) daha önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onun için) biz de onların izinden gittik. Ahd’i iptal edenlerin yüzünden bizi helak edecek misin?” (Araf 7/172-173, (Misak ayeti) )

Adem’in sulbündeyken kendilerinden alınan bu misaka dünyaya geldikten sonra kim vefa gösterirse o mümin biridir. Bilindiği üzere Allah’ın sadece rububiyetini kabul eden kişi mümin olamaz. (Hafiz’ın bu sözünden şu anlaşılır; rububiyet tevhidine dair alınan ahit, uluhiyet tevhidini de gerektirir.) Kim de vefasız olursa işte o kişi de kâfirdir. Hadisin verdiği mesaj şudur:

Ben senden misak alırken bunu senden istedim. Fakat sen dünyaya gelirken şirk koşmaktan çekinmedin.” (Feth’ul-Bari, Kitab’ur-Rikak, 11/411)

Bu hadisin metninden anlaşıldığı gibi beni ademden alınan ahid, tevhit ve uluhiyet ile rububiyette Allah’a şirki terketmeye dair idi. Çünkü ifade umumidir:

“Bana şirk koşmamanı” esasen bu şüpheyi defetmek için bu kadarlık izahat kafidir. Bununla, Kur’an’ı okuyan kişi aksi düşüncenin yanlışlığını rahatlıkla anlar.

Bu ayeti kerimeden bahsetmeyi bitirmeden önce bununla

“Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz. (İsra 17/15 ) ayeti arasındaki irtibatı izah edeceğim. Çünkü birçok arkadaş bunlar arasında bir çelişki olduğunu zannetmektedir.