Kuran ve Sünnet

IBN TEYMİYYE KABİR ZİYARETLERİ

 

 

Kabir Ziyaretleri

 

Söz konusu yerlerin ikinci kısmı, aslında özelliği olan yerlerdir. Fakat bu özellikle oraları ne bayram (tören) yeri ne namaz (dua) ve ibadet yeri edinmeyi gerektirecek bir faktör değildir.

Bu tür yerlerin akla gelen ilk örneği, peygamberler ile salih kişilere ait olan sahici mezarlardır. Bilindiği gibi elimizde gerek Peygamberimize (salât ve selâm üzerine olsun) ve gerekse ilk nesil müslüman büyüklerine dayanan ve böyle yerleri bayram (tören) yeri edinmemeye çağıran genel ve özel nitelikli yasaklayıcı belgeler vardır. Bu belgelerin en önemli olanlarından birinde, Ebu Hureyre'nin (Allah ondan razı olsun) bildirdiğine göre Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyuruyor:

“Sakın evlerinizi mezar haline getirmeyiniz. Sakın benim mezarımı bayram (tören) yeri haline getirmeyiniz. Buna karşılık bana salâtü selâm getiriniz. Biliniz ki, sizin getireceğiniz salâtü selâmlar nerede olursanız olunuz, bana ulaşır.” (Ebu Davud, Sünen, Menasik, kitabı, kabirleri ziyaret babı, H. No: 2042, c. 2, s. 534; Ahmed, El-Müsned, c. 2, s. 367.)

Bu hadisin rivayet zinciri kusursuz (hasen) ve bu zincirin halkalarını oluşturan şahsiyetler, ünlü ve güvenilir kimselerdir. Fakat bu zincirin bir halkası olan Medineli fıkıh alimi ve İmam-ı Malikî'nin arkadaşı Abdullah b. Nafî biraz zayıftır. Yahya b. Muin, onun hakkında “Güvenilir bir ravidir” diyor. Yahya b. Muin'in bu hükmü, onu güvenilir saymaya yeterlidir.

Öte yandan onun hakkında Ebu Zera; “Zararsızdır sakıncasızdır” derken Ebu Hatem Razî: “O, hadis hafızı değildir, bu konuda zayıftır. Bu yüzden naklettiği hadis kabul edilebilir de reddedilebilir de”  diyerek onun hakkındaki görüşünü belirtmektedir. (Bkz. Tehzib El-Tehzib, c. 6, s. 51, 52, Abdullah b. Nafii el-Saiğ'ir biyografisi bölümü, No: 98, El-Cerh ve El-Ta'dil, c. 5, s. 183,184 adı geçen ravinin biyografisi bölümü: No: 856.)

Bu ifadelerin kimisi, sözünü ettiğimiz ravinin rivayet zinciri içinde yer aldığı hadisi sahihlik ve kimisi de “hasen”lik derecesine indirir. Çünkü adamın adil bir fikıhçı olduğu tartışmasızdır. Genel olarak sağlam hafızalı olarak bilinmekle birlikte yanılgıya düştüğü de olmuştur. Ayrıca bu hadis onun reddedilecek ezberlerinden değil, kabul edilecek ezberlerindendir. Çünkü Peygamberimizin Medine'de söylemiş olduğu hadislerdendir ve fıkıh ilminde delil olarak kullanılacak nitelikte olduğu için bir fıkıh aliminin bunu ezberinde tutma ihtimali çok kuvvetlidir.

Ayrıca bu hadisin her cümlesi Peygamberimizden (salât ve selâm üzerine olsun) başka tanınmış kanallarla nakledilmiştir. Bizim buradaki amacımız Peygamberimizin mezarının bayram yerine dönüştürülmesinin yasaklandığını belirtmek olduğu için, hadisin bu cümlesi ile ilgili olan öbür hadisleri araştıralım.

Bu hadislerden birine, Ebu Yala Mevsılî'nin “Müsned” adlı eserinde rastlıyoruz. Bu rivayete göre Mevsılî;

Peygamberimizin torunu Hz. Hasan'ın oğlu Ali, bir defasında adamın birinin peygamberimizin mezarının yanında bulunan bir boşluğa girdiğini ve orada dua ettiğini görünce adama böyle yapmamasını söyledikten sonra, oradakilere dönerek babası yolu ile dedesi Peygamberimizin bir hadisini nakletmek istediğini söyledi. Dinleyicilerin hadisi duymak istediklerini belirtmeleri üzerine Peygamberimizin (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyurduğunu nakletti:

“Sakın benim mezarımı bayram (tören) yeri ve evlerinizi de mezar haline getirmeyiniz. Sizin salâtü selâmlarınız, nerede olursanız olunuz, bana ulaşır.”

Öte yandan Süheyl b. Ebu Süheyl bu konuda başından geçen bir olayı bize şöyle anlatıyor;

“Bir gün Hz. Ali'nin oğlu Hasan'ın oğlu Hasan beni Peygamberimizin mezarının yanında gördü. O sırada kendisi ninesi Hz. Fatıma'nın hücresinde akşam yemeği yiyordu. Beni yanına çağırdıktan sonra:

“Gel, birlikte yemek yiyelim” diye teklif etti. İsteğim olmadığını söyleyince:

“Seni az önce Peygamberin mezarı önünde gördüm, orada ne yapıyordun?” diye sordu. Ben:

“Peygamberimize salâtü selâm getiriyordum” diye cevap verince:

“Mescide girince salâtü selâm getir” dedikten sonra Peygamberimizin (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyurduğunu nakletti:

“Benim evimi bayram (tören, şenlik) yeri ve kendi evlerinizi mezar haline getirmeyiniz. Bana salâtü selâm getiriniz. Biliniz ki, sizin selâtü selâmlarınız nerede olursanız olunuz bana ulaşır. Allah, peygamberlerin mezarlarını mescid edindikleri için yahudilere lanet etmiştir. Sizinle Endülüs'de olan bir müslüman arasında (selâtü selâmlarınızın bana erişmesi açısından) hiç bir fark yoktur.”

Görüldüğü gibi bu son iki hadis, daha önceki hadisi anlamca destekler niteliktedir. O halde düşünelim ki, yeryüzündeki mezarların en üstünü olan Peygamberimizin mezarının bayram ve tören yeri edinilmesi yasak olduğuna göre, onun dışında kalan mezarların bayram yeri edinilmesi -kime ait olurlarsa olsunlar- haydi haydi yasaktır. Peygamberimiz bu yasağı dile getirdikten sonra sözlerine:

“Sakın kendi evlerinizi mezar haline getirmeyiniz” cümlesi ile devam ediyor. Yani:

 “Evlerinizi namazdan, duadan ve Kur'an'dan yoksun bırakarak mezar haline getirmeyiniz” demek istiyor.

Böylece Peygamberimizin bizi bir yandan mezarların yanı başında ibadet etmekten alıkoyarken öte yandan da evlerimizde ibadet etmeye çağırmaktadır. Hemen farkedilebileceği gibi bu tutum, yahudî ve hristiyanlar ile onlara özenenlerin yaptıklarının tersidir.

Nitekim Buharî ve Müslim'in birlikte İbn-i Ömer'e (Allah ondan razı olsun) dayanarak bildirdiklerine göre, Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyuruyor:

“Bazı namazlarınızı evlerinizde kılınız ve buraları mezar haline getirmeyiniz.”

(Buhari, Namaz Kitabı, mezarlıkta namaz kılmanın mekruhluğu babı H. No: 432; Feth El-Bari, c. 1, s. 528, 529. Orada hadisin sözleri şöyle: “Bazı namazları da evlerinizde kılınız ve oraları mezarlığa dönüştürmeyiniz.” Aynı hadis, c. 3, s. 62'de 1187 numaralı hadiste kaydedilmiş.

Müellifin yukarıda naklettiği sözleri Müslim Sahihinde kaydetmiş: Yolcunun namazı ve namazı kısaltması babı, nafile namazları evde kılmanın müstehaplığı babı, H. No: 777, c. 1, s. 538.)

Yine bu konuda Ebu Hureyre'nin (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyuruyor:

“Sakın evlerinizi mezar haline getirmeyiniz ve biliniz ki, şeytan içinde Bakara suresinin okunduğunu işittiği evden kaçar.”  (Müslim, bir evvelki kitab ve bab, H. No: 780, c. 1, s. 539. Hadis şu sözcüklerle kaydedilmiş: “Evlerinizi mezarlığa dönüştürmeyin. Zira Şeytan içinde Bakara suresi okunan evden nefret eder.”)

Ayrıca yukarıdaki ilk hadiste Peygamberimiz kendi mezarının bayram yerine dönüştürülmemesi gerektiğini belirttikten sonra:

“Bana salâtü selâm getiriniz. Çünkü sizin salâtü selâmlarınız, nerede olursanız olunuz bana ulaşır” buyuruyor.

Bir sonraki hadiste de değişik kelimeler ile aynı buyruğu dile getiriyor. Bu sözleri ile Peygamberimiz bize:

“Sizin benim adıma getirmiş olduğunuz salâtü selâmlar mezarımın uzağında da olsanız, yakınında da otursanız bana ulaşır. Buna göre mezarımı bayram ve ziyaret yeri edinmeniz gereksizdir” demek istiyor.

Bunun yanında Peygamberimizin:

“Bizim getirmiş olduğumuz salâtü selâmların kendisine sunulduğunu” belirten çok sayıda hadisi vardır.

Bunların bir örneği Ebu Davud'un, Ebu Hureyre'ye (Allah ondan razı olsun) dayandırarak rivayet etmiş olduğu aşağıdaki hadistir:

“Ümmetimden biri bana salât-ü selâm getirince mutlaka ruhum bana geri verilerek, o selâmı almak imkânına kavuşturulurum.” (Tirmizi, Sünen, Rükünler kitabı, kabir ziyaretleri babı, H. No: 2041, c. 2, s. 534. Müellifin de açıkladığı gibi hadis Müslim'in rivayet koşullarını taşımaktadır.)

Yine Ebu Davud'un, sahabilerden Evs b. Evs'e (Allah ondan razı olsun) sahabilere:

“Cuma günleri ile cuma geceleri bana sık sık salât-ü selâm getiriniz. Çünkü sizin salâtü selâmlarınız bana sunulur.” buyurdu.  

(Evs b. Evs sahabinin büyükleri arasında sayılmaktadır. Ancak ismi konusunda tartışılmış. Bkz. Esed El-Ğabe, c. 1, s. 139, 140: Tehzib El-Tehzib, c. 1, s. 381, 382, Biy. No: 397, 398.)

Bir sahabînin:

“Ya Resûlullah, vücudun çürümüş olacağına göre bizim getireceğimiz salâtü selâmlar sana nasıl sunulabilir?” diye sorması üzerine de Peygamberimiz sözlerini:

“Allah toprağa peygamberlerin etini yemeyi (çürütmeyi) haram kılmıştır.” diye bağladı.(Ebu Davud, Sünen, Namaz Kitabı, Cuma gün ve gecesi babı, H. No: 1047, c. 1, s. 635; İbn Mace, Cenazeler kitabı, Bab: 65, H. No: 1636, c. 1, s. 534; Ahmed, Müsned, c. 4, s. 8.)

Yine Ebu Hureyre'ye (Allah ondan razı olsun) dayanılarak “Müsned” adlı hadis kaynağında bildirildiğine göre Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyuruyor:

“Kim bana salât-ü selâm getirirse getirmiş olduğunuz salât-ü selâmı işitirim. Kim bana uzak yerden salât-ü selâm gönderirse onun salât-u selâmı bana ulaştırılır.”

Öte yandan “Nesaî” adlı hadis kaynağında da Peygamberimizin (salât ve selâm üzerine olsun) bu konudaki şu hadisini okuyoruz:

“Allah ümmetimin getirdikleri salât-ü selâmları bana ulaştırsınlar diye kabrimde bir gurup melek görevlendirmiştir.” (Sünen-i Nesa-î, Yanılgı, Sehiv kitabı, Peygamberimiz üzerine salat ve selam getirme babı, c. 3, s. 43; Daremî, Sünen, Rikak kitabı, Peygamber'e salat selam getirmenin fazileti babı, c. 1, s. 317; Ahmed, El-Müsned, c. 1, s. 387,441,452; Kaynakların hepsi de hadisi Abdullah b. Mes'ud'dan nakletmişler Süyûtî El-Cami El-Sağir adlı eserinde hadisin sahih olduğunu söylemektedir: c. 1, s. 359.)

Dikkat edelim ki, Peygamberimizin soyundan ve “tabiin” neslinin en üstünü olan Hz. Hüseyin'in oğlu Ali, Rasûlüllah'ın kabri başında dua eden bir müslümanı böyle yapmamaya çağırıyor ve babasından işittiği hadisi de bu yasağın delili olarak gösteriyor. Şüphe yok ki, bu hadisin anlamını o herkesten daha iyi bilmek durumundadır.

Bundan açıkça anlıyoruz ki, dua ve benzeri amaçlar için Peygamberimizin mezarına varmak, orayı “bayram (tören) yeri” edinmek demektir. Ayrıca sözünü ettiğimiz Ali'nin amcasının oğlu, yani Hz. Hasan'ın oğlu Hasan'ın da Mescid-i Nebeviye girmeden önce salât-ü selâm getirmek gibi amaçlar için Peygamberimizin mezarına varmayı hoş karşılamadığını ve bu davranışı, oraya “bayram (tören) yeri” edinmek olarak yorumladığını görüyoruz.

Görüldüğü gibi bu sünneti ortaya çıkarıp titizlikle savunanlar Medine halkından olanlar, hatta Peygamberimizin soyundan gelen yakın akrabalarıdır. Çünkü bu sünnet onları diğer müslümanlardan daha çok ilgilendiriyor. Bu yüzden bu konuda herkesten daha çok titizlik gösteriyorlar.

“Bayram” terimi, her hangi bir yerin ismi olarak kullanıldığı takdirde “ibadet ve ibadet dışı amaçlarla toplanılan veya ziyaret edilen yer” anlamına gelir. Tıpkı Allah'ın (c.c.) insanlar için dua, zikir ve çeşitli ibadetler yapmak üzere çeşitli yerlerden gelerek toplanacakları, bir araya geleceği mukaddes buluşma yerleri olarak belirlediği Mescid-i Haram (Kabe), Mina, Müzdelife ve Arefe adlı yerler gibi İslâmdan önceki müşrik arapların da, çeşitli yörelerden gelerek toplandıkları bir takım tören yerleri vardı. Fakat İslâm gelince buralarda toplantı yapılması yasaklandı ve bu yerlerin tören yeri olma niteliği kaldırıldı.

Bu tür yerlere Peygamberler ile salih kişilerin sahici ve öyle olduğu kabul edilen mezarları, hatta bütün müminlerin mezarları da dahildir.

Çünkü istisnasız her müslümanın mezarı da Peygamberimizin sünneti gereğince bazı bakımlardan dokunulmazdır. Buralar ölü müslümanların evleri oldukları için gerek bize ve gerekse alimlerin çoğunluğuna göre buralar çöplük yapılamaz, çiğnenemez, otları biçilemez, taşlarına yaslanılamaz ve ölüleri rencide edebilecek çirkin sözler ve davranışlar söylenip işlenemez. Mezarın veya mezarlığın yanına varılınca selâm verilerek dua edilmesi müstahabdır. Ölü ne kadar saygıdeğer olursa dokunulmazlığı ve yaşayanlar üzerindeki hakları daha çok önem kazanır.