Kuran ve Sünnet

Fitnelerin Ortaya Çıkışı

 
 
 

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Konu:

FİTNELERİN ORTAYA ÇIKIŞI

 
 
     
 

 

Müşriklerin ortak koşmalarından ve vasfettikleri şeylerden münezzeh olan Allah (c.c.), Rasulullah'ı (s.a.v.) hidayet ve hak dinle gönderdi. O, insanlara kendisine indirileni açıkladı. Ne kadar hayır ve iyilik varsa onları emretti ve hayra ulaştıracak yollan öğretti. Ne kadar şer varsa, onlardan da nehyetti, o yollara götüren tüm kapılan kapadı ve bize şu haberi getirdi:

 

"Gerçekten İslam garip olarak başladı, yine başladığı gibi garipliğe dönecektir."

(Müslim İman: 232, Tirmizi İman: 13, İbni Mace Fiten: 15, Darimi Rikak: 42, Ahmed: 1/184-398, 2/177-222-389, 4/73.)

 

Rasulullah (s.a.v.) insanlara; tıpkı zifiri karanlıkların sökün ettiği gibi fitnelerin çıkacağını, kişinin mümin olarak sabahlayıp, kafir olarak akşamlayacağını, kafir olarak geceleyip mümin olarak sabah-layacağını haber vermiş, insanların dinlerini az bir dünyalık karşılığında satacaklarını (Müslim İman: 186, Ebu Davud Fiten: 30, Ahmed: 1/189, 2/304, 372, 408, 416, 523'da geçen şu hadise işaret edilmiştir:)

 

Ebu Hureyre'den Rasulallah (s.a.v.) şöyle buyurdu:Bildirmiştir.

 Gerçekten de, günümüzde bu örneklerin varolması onun Allah'ın Rasulü olduğunun delillerindendir.

Rasulullah (s.a.v), ümmetinin Moğol Türkleriyle savaşacağını, Türkler'in; küçük gözlü, yassı ve ufak burunlu olduklarını, yüzlerinin yuvarlak, yanaklarının çıkık olduğunu haber vermiştir.

(Buhari Cihad: 95-96, Menakıb: 25, Müslim Fiten: 63, Ebu Davud Melahim: 9, İbni Mace Fiten: 36, Ahmed: 2/530. Bu ifade Beğavi'nin "Şerhü's-sünne" adlı eserinde yer almaktadır.

 

"Karanlık gecenin

(zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden amellere rağbet edin; (zira o fitneler zuhur ettiği vakit) kişi mü'min olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayacak, yahud mü'min olarak akşamlayacak kafir olarak sabahlayacak dinini bir dünya metaı mukabilinde satacaktır."

 

Gerçekten de Allah (c.c) hikmeti ve adaleti gereği, Türkler'i müslümanlara musallat kılmış, müslümanlar, işledikleri günahlar yüzünden küfür devletinin hükmü altına girmişlerdi.

Bugün müslümanlar öyle bir imtihandan geçiyorlar ki, bu tıpkı Şeyhülislam İbni Teymiyye zamanında ortaya çıkan Moğol (Tatar) fitnesine benzemektedir.

 

İbni Teymiyye

 

Allah (c.c.), bizden önce yaşamış olan ümmetlerin başından geçen bir çok kıssayı, ibret almamız ve sonraki ümmetleri öncekilerle kıyaslayarak durumumuzun onlarınkine benzemesi halinde gerekeni yapmamız için bizlere anlatmıştır. Böylece; sonradan gelen müminler, kendilerinden önceki müminlerle olan benzerliklerini görebilsinler. Aynı şekilde sonradan gelen münafık ve kafirler de kendilerinden önceki kafir ve münafıklardan ibret alsınlar.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (a.s.) kıssasını geniş bir şekilde anlatıp, diğer rasullerin kıssaları hakkında da kısaca bilgi verdikten sonra şöyle buyurmuştur:

 

"Onların kıssalarında akıl sahipleri için bir ibret vardır..." . (Yusuf: 12/111)

(Naziat: 79/25-26)

. Beni Nadir Kuşatmasıyla ilgili olarak da şöyle buyurmuştur:

"Kitap Ehlinden inkar edenleri ilk sürgünde kendi ülkelerinden çıkaran O'dur. Oysa siz

 (Haşr: 58/2)

Dikkat edilirse, bu ayetlerde ve bir çok yerde bize bu ümmetten olup da, bizden önce yaşamış olanlardan ibret almamız emredilmektedir. Çünkü, yüce Allah'ın (c.c.) bu noktadaki sünneti değişmez ve devamlılık arzeder. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

 

"Andolsun; iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haber yayanlar bu hallerinden vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz. Sonra, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler. Lanetlenmiş olarak nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve öldürülürler. Allah'ın önceden geçenler hak-kındaki kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik göremezsin."

(Ahzab: 33/60-62)

"İnkar edenler, sizinle savaşa kalkışsalar bile, arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra da ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler. Bu, Allah'ın bundan önce gelip geçmiş kavimler hakkındaki kanunudur. Allah'ın kanununda hiçbir değişme bulamazsın."

(Fetih: 48/22-23)

 

Allah (c.c.) bu ayetlerinde; önceki kafirlerin durum ve davranışları nasılsa, sonraki kafirlerin de durum ve davranışlarının aynı olacağını haber vermiştir.

 

Akıllı kimseye düşen; ilahi kanunlardan, Allah'ın (c.c.) kullarıyla ilgili olarak haber verdiği kıssalardan ve eski ümmetlerden ders almaktır. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler içinde sırf şu büyük Tatar istilası bile insanın boğazını düğümlemeye yetecek bir olaydır. Bu işgal ülkenin dört bir tarafını sarmış, bunu işitmeyen kalmamıştı. Küfür, azı dişlerini göstermiş, münafıklar harekete geçmiş, artık din tamamen çöküp yok olma noktasına gelmişti. İmanın ipi lime lime olmuş, kopmasına ramak kalmıştı. Müminlerin yurdu tarumar olmuştu.

 

Tatarlar'ın akınları sonucu, İslam neredeyse ortadan kalkacak gibi oldu. Kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah (c.c.) ve Rasulü'nün vaadinin boş olduğunu zannetmeye başladılar. Allah (c.c.) ve Rasulü'nün (s.a.v.) taraftarları bundan sonra kendilerine gele-meyeceklerini, bir daha bellerini doğrultamayacaklarını sandılar ve bu düşünce onların gönüllerinde yerleşti. Öylesine kötü zanlara kapıldılar ki, kötü bir kavim olup çıktılar. Bu fitne halim olan kimseyi bile şaşkınlık içinde bıraktı, doğru ve dürüst olan kimseyi adeta sarhoş etti, vesveselerin çokluğu dikkatli ve akıllı kimseyi bile şaşkın bir hale getirdi. İnsanların  gönülleri böyle bir durumu kabul edemez oldu. Allah (c.c.) bu savaşla basiret ve yakin sahiplerini, kalplerinde nifak ya da iman zayıflığı bulunanlardan ayırdı. Böylelikle bazı kişi ve toplulukları yüksek derecelere ulaştırdı.

 

Halk, tıpkı Kıyamet Günündeki gibi; şaki (kötü), said (mutlu) ve hakkı kabul edenler gibi kısımlara ayrıldılar. Bu büyük imtihan sırasında insana iman ve salih amelden başka hiçbir şey fayda sağlamadı. Kişiyi iyilik ve takvadan başka bir şey kurtarmadı. Artık kalplerin gizledikleri ortaya çıkmıştı. Kısacası; kişinin en çok muhtaç olduğu bir anda, yaldızlı sözlerin kendisine ihanet ettiği açığa çıkmış oldu.

(ey müminler), onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını zannediyorlardı. Fakat, Allah'ın azabı hiç hesap etmedikleri bir yerden kendilerine gelmiş ve kalplerine bir korku salmıştır: Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle tahrip etmişlerdir. Ey akıl sahipleri! Bunlardan ibret alın."
Firavunla ilgili kıssa hakkında da şöyle buyurmuştur: "Bunun üzerine Allah da onu ahiret ve dünya azabıyla yakalamıştı. Şüphesiz bunda, Allah'tan korkanlar için alınması gereken bir ibret vardır."
bu olayla ilgili olarak şöyle diyor: "Müslümanların böyle bozguncu kafir bir düşmanın fitnesiyle imtihan edilmeleri, Rasulullah (s.a.v.) döneminde çeşitli gazalarda müslümanların başlarına gelen olaylara benzemektedir. Bunlarla ilgili ayetler indirilmişti. Allah (c.c.), hem Rasulü'nü hem de müminleri kafirlerle imtihan etmişti. Bu olaylarda Allah'ı (c.c.) ve Ahiret Günü'nü umanlar için örnekler vardır. Allah (c.c.) kıyamete kadar olabilecek olayların çoğunu Rasulü (s.a.v.) aracılığıyla haber vermiştir. Müslümanlar bunlara göre amel ederler. Allah'ın (c.c.) Kitabı ve Rasulü'nün Sünnetinde yer alan bu ahidler önceki ümmetleri kapsadığı gibi, sonrakileri de kapsamaktadır.

İnsanlar kendilerine itaat ettikleri efendi ve büyüklerini, kendilerini yoldan saptırdıkları için yermeye başladılar.

  

Bu ümmet içerisinde Rasulullah'ın (s.a.v.) verdiği haberlerin doğruluğuna inanan, gönülleri açık olup, feraset sahibi olanlar da vardı. Çünkü Rasulullah'ın (s.a.v.) verdiği haberler aynen ortaya çıkıyor, müminler bunlara şahit oluyorlardı. Böylece, zafere erenler belirmiş oldu. Kendilerine karşı olup onları rezil etmek isteyenler, Kıyamete kadar onlara bir zarar veremeyeceklerdi. İnsanlar sonuçta üç gruba ayrılmış oldular:

 

1- Allah'ın (c.c.) dinine yardım etmek için çalışıp gayret gösterenler.

 

2- Allah'ın (c.c.) dinine yardım edenleri ezip, aşağılamak isteyenler.

 

3- İslam Şeriatının dışına çıkanlar.

Artık, insanlar ecir kazananlar ve aklananlar olmak üzere iki sınıfa ayrılmışlardı. Doğrusu bu imtihan, Allah (c.c.) tarafından bir ayıklama, temyiz ve taksimdi.

 

       Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Bu sebeple Allah, doğruları doğruluklarıyla mükafatlandırır; münafıkları da, dilerse azaplandırır veya tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir."

(Ahzab: 33/24)

Ben derim ki: İbni Teymiye'nin sözünü ettiği fitnenin benzerini veya daha büyüğünü bu zamanda da gördük. İnsanlar aynı şekilde farklı farklı gruplara ayrıldılar:

 

Birincisi:

 

İkincisi:

 

Üçüncüsü:

 

"Kim, batıl ehlinden birine, hakkı ortadan kaldırmak için yardım ederse, Allah ve Rasulü ondan zimmetini çekmiştir."

(Elbani Ehadisü's-sahM: 1020)

Türklerle ilgili bir hadiste de Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

" Siz, gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları kısa ve yassı, yüzleri kat kat deri ile kaplanmış kalkanlar gibi

(kalın etli) olan Türklerle ve ayakkabıları kıl olan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır."
Müşriklere yaranmak isteyerek İslam şeriati-nin dışına çıkanlardır. Bunlar müşriklere nasihat ve öğütte bulunurlar. Nitekim Taberi, Abdullah b. Abbas'tan rivayetle Rasulullah'.ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
Müslümanların ezilmelerini, zelil olmalarını ve yıkılmalarını isteyerek onlara yardımı kesenlerdir.
İslam dini için bütün gayretiyle çalışan, İslam'a yardımcı olan gruptur. Sayıca az olmalarına rağmen, Allah (c.c.) katında ecirleri çok büyüktür.

 

 (

Müslim Fiten: 62-66, İbni Mace Fiten: 36.)