Kuran ve Sünnet

Kader

Kadere İman 
Bismillahirrahmanirrahim

Ham Alemlerin Rabbı olan Allah'a mahsustur. O'na hamd eder O'ndan yardım talep ederiz. Allah kime hidayet verirse artık onu hiç saptıracak yok, saptırdığınıda hidayet verici yoktur. Sözün en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolun en hayırlısı da Muhammed (SAV)'in yoludur. Dinde işlerin en şerlileri soııradan icat edilen bid'atlardır. Her bid'at sapıklıktır. Her sapıklığın sonu da ateştir.

İslam, Akide ve amel gibi birbirini tamamlayan iki temel unsurdan meydana gelir. Akidesiz amel etmenin bir anlamı olmadığı gibi amelsiz imanın da devamlı ve sıhhatli olması mümkün değildir. Allah'u Teala Ankebut suresinde: İnsanlar sadece "~iman ettik" demekle denemeden geçirilmeden bırakılıvereceklerin mi sandılar?" (ANKEBUT 2) buyurarak yalnız iman etmenin yeterli olmadığını bizlere bildiı-ınektedir. Amel imanın tamamlayıcısıdır ve amel olmadam yalnızca imanla bu dünya imtihanı kazanılmaz. Günümüz Müslümanları genelde iki uç noktada seyrediyorlar. Ya Mü'mini delilere ulaşmaktan alıkoyan taklitçi, kolaycı ve yer yer bid'atlara boğulmuş, şekilcilikten kurtulamayan bir islami anlayış ya da müslümanı yine delillere ulaşmaktan alıkoyan, amelden çok akideye, dua ve zikirden çok cihad tebliğ vb. konulara önem veren radikal anlayış İslam sadece cihattan ibared olmadığı gibi yalnızca dua ve zikirden de ibaret değildir. İslam, Kur'an ve sünnete iman edilmesi eınredilen şeylere inanmak, yapılması istenenleri yapmak yasaklanan şeylerden kaçınmaktır. Bugün işleyeceğimiz konuda - İnşallah Kadere iman olacaktır. Bir çok amelin tatbikinde ve terkinde çok büyük nüfusu vardır. Ya Kadere iman veya kader konusundaki imanın eksikliği cihat eınriniıı tatbikinde büyük nüfusa sahiptir. Kader konusunda Allah ve Resulu'nun müsaade ettiği kadar konuşmak gerekir. Konuşulacaklarında Allah ve Resulu'nun haber verdiği ve müsaade ettiği şeyler olmalıdır. Kader müspet ve menfı yönüyle tespit edilirken, Kadere iman dört erkan üzere kaimdir. Bu erkanları bilme kadere giriştir. Bu rükünlere iman, kader ilmini bilme imanın şaı-tlarındandır. Bu rükünler şunlardır.

1- EL -İLMU (İLİM) 

2- EL-KİTABU (YAZI) 

3- EL-MEŞİETU (DİLEME)

4- EL-HAKKU (YARATMA)

1- Bunlardan birincisi EI-İlmu (İLİM):

********************************************************************************

Allah'ın ilmen, cümleten ve tafsileten ezeli ve ebedi herşeyi bildiğine inanma. Kullarının fıillerini, olacak olmayacak her ne varsa ilmi ile kaimdir (bilir). Yarattığının rızkının ne kadar olacağı, fıilini ve cennete mi, cehenneme mi gireceğini bilir. En iyi bilen O'dur ve gaybın anahtarı O'ndadır. Ve onları O'ıırdan başkası bilemez. Karada, denizde olanı bilir. Hiçbir h yaprak düşmesin ki onu bilmesin. Yani dalındaki bir yaprak bile onun ilminin dışında düşmez. Yeıyüzünün karanlıklarında hiçbir tane, hiçbir yaş ve kuru olmasın ki apaçık kitapta. (Levhi Muhvuzda) yazılı bulunmasın. Olacağı, olanı, olmayışı ve olmayacağı mabudu yok ve mevcudu var. Olanı da biliyordu. 

Allah CC.yarın onların itirazı olmasın diye onlara Resuller gönderiyor. Bunlara kitaptan ve sahih sünnetten birçok delil getirebiliriz.

"... O kendinden başka ilah olmayan Allah'tır. Gaybı ve hazır olanı bilendir. O Rahmandır , Rahimdir." (HAŞR - 22) 

"... İnkar edenler kıyamet günü bize gelmeyecek demekteler. Deki: Hayır Rabbime yemin ederim ki O size mutlaka gelecektir. Gökte ve yerde olan zerre miktar kadar hiçbir şey gaybı bilen Allah'tan gizli kalamaz." (SE'BE - 3) 

".... Doğuda batı Allah'ındır. Ne tarafa yönelirsiniz yönelin Allah'ın vec'hi oradadır. Şüphesiz Allah (her yönü) kaplar ve (her şeyi) bilendir..." (BAKARA 115) "... Kendilerine bir ayet geldiğinde Allah'ın peygamberlerine verilenler gibisi bize de verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz demektedirler. Allah risaletini nereye koyacağını (ve kime vereceğini) çok daha iyi bilir. Cürüm işleyenlere yaptıkları hilekarlık sebebiyle Allah katından bir zilled ve şiddetli bir azap erişecektir..." (EN'AN 124)

"... Şüphesiz kendi yolundan sapanları en iyi bilen Allah'tır, doğru yolu bulanları da en iyi bilen O'dur." (KALEM 7) 

"... Gaybın anahtari O'ndadır. Ve onları O'ndan başkası bilemez. Karada ve denizde olanı herşeyi bilir. Hiçbir yaprak düşmesin ki onu bilmesin. Yer yüzünün karanlıklarında hiçbir tane hiçbir yaş ve kuru olmasın ki apaçık kitapta bulunmasın..." (EN'AN 59) 

"... O kullarının üstünde her şeye kaadirdir ve galiptir. Yegane hikmet sahibidir. Her şeyden hakkıyla haberdardır..." (EN'AM 18) 

"...Eğer sizinle birlikte savaşa çıksalardı. Sizi bozmaktan başka bir işe yaramazlar içinizde fıtne çıkarmak için hemen aranıza sokulurlardı; Zira içinde onlara kulak veren kimseler vardı. Allah zalimleri hakkiyle bilendir..." (TEVB 47) 

"... Allah olardan bir hayır olduğunu bilŞeydi. Onlara elbette duyururdu. Eğer onlara duyursaydı. (onlarda hayır olmadığı için) Onlar yine yüz çevirip dönerlerdi." (ENFAL 23) 

Bu örnekleri çoğaltmamız müınküıı Allah Resulu (S.A.V )'e müşrik çocuklarından soruluyordu. Allah cc. onların amellerini nasıl işleyeceklerini en iyi bilendir. Yaşasalardı nasıl amel işleyeceklerini en bilendir. Yaşasalardı nasıl işleyeceklerini biliyor muydu? biliyordu. Onlara muamelesi de aynı adalet içindedir. Ama burada bir imtihan sırrı var. Bütün bunalrı anlatırken Kaderin Allah cc. ve kulları üzerinde bir sırrı olduğu hiç zihnimizden çıkarmadan hareket edeceğiz. O'na da bir misal verirsek Kur'an da "KEHF" suresinde Hızır ile Musa (A.S)'ın arkadaşlığı, Hızır'ın (A.S.) çocuğu vurup öldürmesi var. Çocuk daha suç işlemeden öldürülüyor, işleyecekti. Yani biz Allah'a bunu neden yaptın demeye hakkımız yok (Kehf 74,75) bütün bu öğrendiklerimiz bir şeyler bilmek kalbi mutmain imtihan olunmamız gerektiği yerlerde var. 

Bunu şununla değerlendirebiliriz. İman Kur'an ve Sünnetle en çok bahsi geçen mevzu bir meseledir. En iyi anlaşılması ve en iyi tatbik edilmesi gereken mesela olması lazım gelirken ve hiç ihtilaf edilmemesi gerekirken insanların en çok ihtilaf ettiği budur. Neden? İlk anlamamız gereken şudur. İman meselesinin anlatıldığından değil, anlaşılmadığından da değil, peki neden? İman imtihanı gerektirdiğinden ihtilaf çokluğu iman mevzuunda imtihanı kaybedenlerin çokluğuna dalalet eder. Neden? İman ettim sözü arkasın dan imtihanı gerektirir. Hatta şöyle bir ifade kullanılabilir. İmanın muhafazası onun tahsilinden daha zordur. İmanı herkes tahsil edecek, herkes tanışacak.

Neden? Çürıkü Allah'ın kulları üzerinde hüccetidir bu ama koruyabilen az olacak "İnsanların çoğuna uymayın sizi saptırırlar." "iıisanları çoğu bilmez" "Bana iman eden kullarım azdır." Benim ümmetin 73 fırkaya ayrılacak, 72'si ateşte birisi kurtulacak bu delillerde devamlı bir azlık, aynen de şimdi. 

"İman" ismini umum manada kullanalım "Kadere İman"da bunun içindedir. İmtihan imanın isminde değil muhteviyatınadır. Kaderdeki imtihanda kader isminde değil, kadere iman demede değil, kaderin müsemmasında, eyleme dönüştüğü yerdedir. İmtihanı hiç dinimizden çıkarmamalıyız. 

O "Nufutul-Kader" dediğimiz taife bunlara karşı çıkan "Cebriye" imtihanı kaybettiklerinde o ortamdadır. Bizim burada tek gayret göstereceğimiz yer imtihanı kazannıaya çalışmaktır. Eylem olarak şöyle diyor.

Hızır (a.s.)'la Musa (a.s) arasındaki kıssası biliyoruz, (Kehf: 74,75) çocuğu öldürmesi. Başka bir rivayette ise; Sizden her nefsin cennet ve cehennemdeki yeri biliniyor. (Bu bir ayetin meali) biz ceıınet içinde ehil, cehennem içinde ehil yarattık, diyor. 

Burada yarattığı ne manada, insanlar sahihi Müslim de Ali (r.a)'dan şöyle bir rivayet edilmiştir.

".... Ali (r.a) şöyle dedi: Biz bir defasında Bakiul Garkad mezarlığında bir cenazede bulunduk Resulullah (S.A.V) yanımıza gelip oturdu. Biz de etrafına oturduk. Resulullah'ın (S.A.V.) beraberinde bir asa vardı. Resulullah (S.A.V ) başını eğdi. Düşünceli bir halde elindeki asayla yere vurup dürdüşmeye çizgiler ve izler meydana getirmeye başladı sonra. - Sizden hiçbir kimse ve yaratılmiş hiçbir nefıs müstesna olmamak üzere muhakkak cennetteki ve cehennemdeki yerini Allah CC. yazmıştır. Ve herkesin bedbaht veya bahtiyar olduğu muhakkak yazılmıştır, buyurdu. Öyle ise bizler ameli terk edip bu yazımız üzerinde durmayalım mı (yani amelin faidesi nedir?) dedi. Resulullah (S.A.V) - Saadet ehlinden olan kimse saadet sahibinin ameline varıp ulaşacaktır. Şakavet ehlinden olan kimse de şekavet ehlinin ameline varıp ulaşacaktır buyurdu. Ve şunu ilave etti. Sizler amel edip çalışın. Çünkü herkes (niçin yaratıldıysa o kendisine) kolaylaştırılmıştır. Şekavet ehlinde, şekavet ehlinin ameline kolaylaştırılır, saadet ehlinde, saadet ehlinin .ameline kolaylaştırılırlar. Sonradan şu ayetleri okudu: "... Bundan sonra kim malından verir ve sakınırsa o en güzeli de tasdik ederse biz de onu en kolaya hazırlarız. Amma kim cimrilik eder kendisini müstağni görür ve en güzeli yalan sayarsa bizden onu en güç olan için hazırlayacağız." (EL-LEYL 5-10)

Kaderin dört rüknü var dedik, neydi, İlim, Yazı, Dileme ve Yaratması ilmi anlattık. 

Şimdi ezel ve edeble cümleten ve tafsileten, ezel ve edebden olanı, olmayanı, olacağı, olmayacağı, varı, yoğu, mabudu ve mevcudu, mümkün olanla olmayanı, ilmi, ihatayı Allah CC. hem Alim hem de ilmi "Muhit"tir. Her şeyi şümuluna almıştır. Yerde ve gökte bir zerre bir yaprak dahi O'ndan izinsiz düşmez. Denizin dibindeki bir tanenin dahi halinden haberdardır. Hiçbir şeyde O'na gizli kalmıyor ve gizlide değil. Biz burada kader de Allah'ın ilmini anladık. İyi, kötü, küçük, var olan, yok olan, gizli ve aşikar, olanı, olacağı, ilmi bunu kuşatmış ve ihate etmiştir. Ayetlerde şunu temas ediyor: "Gaybı ve hazırı bilen" "önünden ve arkasından olan herşeyi", "gökte ve yerde zerre miktarda bir şeyi" bilen O'dur. Allah CC. risaletini kime vereceğini en iyi bilen sapıtanları doğru yolda olanları bilen O'dur 3 . Hepsiyle alakalı ondan sonra "Gaybın" anahtarı O'ndadır. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Hiçbir yaprak O'ndan izinsiz düşmez. Buraya kadar "ilm" rüknü idi şimdi öbür rükn yazıya geçelim.

***********************************************************************************

İkincisi El-Kitabetu (YAZI)

Allah CC. yazması kıyamete kadar yaşayıp yaşatacağı mahlutakın kaderini ilminin her yeri kuşatmasından dolayı "Levhi Mahvuz" da yazmıştır. Bu da bu mevzunun mukaddimesidir. Allah CC. kıyamete kadar insanlığı yaratmadan 50. yıl önce yaratacağı bütün mahlukatın kaderini ilminin fevgatından dolayı "Levhi Mahvuz"da yazmıştır. Sahabe Tabün, Ehli sünnet, kıyamete kadar olacak herşeyin, ilmin Kur'an da (Levhi Mahfuzu kast ediyor) yazılı olduğuna icma etmiştir. Allah CC. her şeyi yazmıştır, orada olacağı ve olmayacağı bu ıükünde Kitab ve Sünnetten bir çok delili vardır. Şimdi burada "yazma" ilminin şefkatinden dolayıdır. Neden yazdığını biz soramayız. Yalnız yazması ilminin şefkatiyle, ilminin ihatasıyla "Muhit" oluşuyla alakalıdır. Orayla bağ kurarak ele alıyoruz. "Biliyor musun ki Allah gökte ve yerde olan her şeyi bilir. Levhi Mahvuz"da yazılıdır. Bu şüphesiz Allah'a kolaydır." (HACC 70) Neden arkasından bu Allah'a kolaydır der? Çünkü insan olacağın yazılması bilmesi neyse, olmayacağı bilmesi bile O'dur. Hatta bize dönük bir tarafı vardır.

Hadisi Şerifte: Allah cennette kullarına hatırlarından geçmeyen kalplerinden tasavvur edemeyen nimetler hazırlaııınıştır, diyor (Müslim) 

bizim aklımızdan geçen kalbimizin tasavvur ettiği ne olur, var olan şeylerdir. Bildiğimiz şeylerdir, bizim hiç kendini yorma nasıl olmuş diye çünkü bu Allah'a kolaydır.

"Sana ruhtan soruyorlar Deki: "Ruh Rabbinin evindedir. Onun hakkında size çok az bilgi verilmiştir." (İSRA 85)

Ruh Rabbı'nın bir işidir. Ondan sonra size çok az bir malumat verildi. Sana bildirildiği kadar konuşursun bu kadar. Biz her şeyi apaçık bir şekilde "Levhi Mahvuz"da saymışız, eşit yazma manasına yazmışızdır. Demek istiyor. Bu da "Bütün ölüleri diriltecek olan işledikleri amelleri ve bıraktıkları eserleri yazan elbette biziz her şeyi apaçık bir kütükte saymışızdır. (YASİN 12) 

"(Ey Muhammed onlara deki) bize Allah'ın yazdığından başka bize başka bir şey isabet etmez. Bu itibarla müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar" (TEVBE 51) 

Burada küçücük de olsa bir soru işareti var. Mesela değiştirmek kelimesi bizim dilimizde garip anlaşılıyor. Değiştirme yani Allah'ın takdir ettiği bir şeyi bozmak yoktur. Derken bunu değiştirme, yazdıysa bozmaz, başka türlü olmaz tipindedir. Ama ikisinin de adı "Kader" olabilir. Yani hastalık "Allah'ın takdiri midir? Evet peki şifasını arama bak o da Kaderdir. Dua ederek onun defıni isteme bak o da kaderdir. Burada Kader bozulmayan kaderin çeşitli tecellisi gündemde. Burada takdiri yazı olarak ele alıyor, bilme olarak ele alıyor ve birde yazı olarak ele alıyor. Bunlar şimdi bir imtihan vesileleri biz sizi hastalıkla imtihan ederiz. Sana bir hastalık veriyor. Rabbim bunu verdi, şifasını da verir, aramaya düşmen veyahut senin yanında birisi bıçaklandı veya hastalandı. "Allah CC takdir etmeseydi, etmediyse ölmez" diye götürmemen senin onu öldürmene ortak olmandır. Ama onu hastaneye götürmen kuı-tulması demekte değildir. Bu biraz önce zikrettiğimiz. "Ey Resulullah onlara deki: bize Allah'ın yazmış olduğundan başka bir şey isabet etmez." (TEVBE 51)

Yani Allan'ın bildiğinden başka onun ilminin dışında bize birilerinin son radan isabet ettireceği hiçbir şey yoktur. Yani bundan kurtulrrıan mümkün değildir. Musa (A.S.) Firavunla olan münazarasında Musa (A.S.)da dedi ki "Firavun şöyle demişti: Geçmiş nesillerin durumu ne olacak Musa'da demişti ki Onlarla ilgili bilgi Rabbı'nın katında bir kitaptadır. Rabbım şaşırmaz ve unutmaz." (TAHA 51-52) 

"... Abdullah bin Amr bin AS (R.A.)'dan Resullullah (S.A.V ) şöyle dedi. Allah'u Teala mahlukatı yaratmadan 50.000 yıl önce onların kaderlerini yazdı ve arşıda suyun üstünde olduğu halde..." (SECDE 10) "Müslim: 2653 Yani Makadul-Halk dediğimiz mahlukun mukadderatı daha yaratılmazdan, Adem yaratılmazdan 50.000 yıl önce bilinmişti ve yazılmıştı. Hangi ağacın yaprağını ne zaman dökeceği bu biliniyordu. İkinci misal: ".... Ebu Hureyre (R.A.)'dan Resulullah (S.A.V) şöyle buyurdu: Adem ile Musa birbirlerine karşı hüccet getirip niza ediştiler. Musa: - Ya Adem! Sen bizim babamızsın. Sen bizi cennetten çıkarttığın için bizlei mahrumiyet ve zarara düşürdün dedi. Adem'de Ona: - Sen Allah'ın kelamı ile seçip mümtaz kıldığı ve lehine eliyle yazıp çizdiği Musa'sın. Öyle iken sen Allah'ın beni yaratmasından kırk sene evvel üzerime takdir buyurduğu bir işten dolayı beni levm mi ediyorsun?dedi. bunu takiben Peyğamber: Böylece Adem Musa'ya delil ve burhanla galip oldu. Adem Musa'ya delil ve burhanla galip oldu" buyurdu. (MÜSLİM 2652)

Burada suçuna bahane buluyor mu? Hayır, başka yerde Adem (A.S.) diyor ki biz hüsrana uğrayanlardan oluruz. Adem (a.s.) burada hatasına, suçuna özür bulmuyor. Neye özür buluyor Cennetten çıkarılmasına, cennette çıkarılması 50.000 sene önce zaten mukadderdi yazılmıştı. Ama çıkarılması bir suça binaen oldu. Ve Adem (a.s.) bir imtihan edildi. İnsanlığın ilk imtihanı bununla başladı. Yani melekleri Adem (ak.s.) imtihan etti. Kim kaybetti iblis Adem (a.sa.)'la bu sefer iblisle imtihan etti. Eğer bu Kur'an daki seyrine bakacak olursak bunu daha rahat anlarız. Peki anlaşilmayan nedir? Birileri diyor ki nasıl cennetten çıkarılması takdir edildi. Bir suça binaen çıktı. Allah CC. her şeyi halkederken bir sebebe bağlı kalır.

İbni Abbas (r.a.) rivayet ettiği hadiste olduğu gibi. Adem'i yaratıyor ve ` ceıınete koyuyor', ama yaratmadan evvel yeryüzünde yaratacağını söylüyor. Bir suçla bu oldu. Bu suçun umum manasını ele aldığımızda beşer suç işleyen. Hadiste diyor ki insanlık suç işlemeseydi. Allah suç işleyen bir varlıklar yaratır O'ndan istiğfar ederler O'da onları bağışlardı diyor. Allah'ın "Gafur" isminin tecellisi bunu gerektiriyor. Bağışlamak için suç işlemek "acizliğini" anlamak için hasta olmak kul olduğunu hissedebilmen için muhtaç olman gerekir diyor. Yani Allah'ın "Şafü" sıfatı varsa bir hastalanmak gerekiyor. Allah'ın af edici sıfatı varsa (ki vardır) suç işleyen olması gerekir. Yani bu sünnetullahtır; ama suçun işlenmesini istemiyor. Yaratan Allah, suçu işleyen kul. Burada bir imtihan var.

Melekler Adem (a.s.) vasıtasıyla imtihan ediliyorlar. Meleklerin hepsi imtihanı kazanıyor, iblis kaybediyor ve iblis suçuna da mazeret buluyor. Ben ondan daha efdalim diyor. Beni ateşteıi onu topraktan yarattın diyor, melun kılıyor. Adem imtihan ediliyor, kaybediyor. Ama tevbe etme af talep etme duygusu hakkı verildi. Çünkü Rabbinden af dileyici tevbe etmek kelimeleri öğretildi, diyor. "Ve etubi ileyh" ve Rabbide onu bağışladı diyor. Çünkü iblisin isyanına sebep olacak cahilliği yoktu. Fakat Adem'in suç işlemesine mazeret teşkil edecek bir cehaleti vardı. İblis onu nasıl saptırıyor. "Bildiniz mi Rabbınız size neden yasakladı bu ağacı? Bu ağaçtan bir yerseniz ölümsüz olacaksınız" diyor. (ARAF) Anlayamadı Adem (a.s) mahiyetini burada bir cahillik var. Ama Rabbi ona yaklaşma dediyse yaklaşmaması gerekiyordu ve ona bir de tevbe hakkı verdi.

- Kişinin malumatı nispetinde tövbeden mahruxniyeti vardır.

- Cehaleti nispetinde mazereti gündemdedir.

Bu bir kaidedir. (Usulde) Adem (a.s.) itirazı bu yönlü oldu. Adem (a.s) daha yaratılmadan daha yeryüzünde yaratılacağı söylenmişti, zaten. Ayet'in tefsirinde İbn Abbas'dan aynı bu açıklamayı getiriyor; Allah Resulu (S.A.V) nefıs taşıyan her varlık cennetlik mi cehennemlik midir? Mekanı yazılmıştır. Anlar mısınız yazıldığı için cennetlik , ceheıınemlik olmuştur. Hayır! Biliyordu Allah CC. zaten. Yani cehenneme konulanı bile çıkarıp dünya ya götürürseniz yine aynı suçu işler gelirdi velev ki kendisi. - Ey Rabbim beni geri döndür senin rızana muvaffak işler yapıp geleceğim dese bile. Yani Said mi, Şaki mi olduğu yazılır. 

Yani kaderi biliniyordu demektir. Yani Allah CC. biliyordu.

**************************************************************************** 

Bunlardan üçüncü meı-tebe El-Meşietu (DİLEME)

Bu mertebe üçi.iııcü mertebe. Her şeyde nüfus eden Allah'ın meşiyetinin, dilemesinin kudretinin şümulune istediği şeyin olduğu, istemediğinin olmadığına ne hareket ne sükut, ne hidayet nede dalalet ancak Allah CC.'ın meşiyetine tabidir. Bütün Resullerin ilkinden sonuncusu 

Allah Resulu (S.A.V)'a kadar hepsi Allah'ın indirmiş olduğu bütün kitaplar Allah'ın insanlar üzerinde yaratmış olduğu fıtrat bu mertebede icma etmişlerdir. 

Bu meı-tebenin Kadere imandan bir rükun olduğuna dalalet eden Kitap ve Sünnetten bir hayli nas vardı. 

"Rabbim dilediğini yaratır ve seçer onların seçme hakkı yoktur. Allah CC. oların ortak koştukları şeylerden münezzehtir ve çok yücedir." (KASAS 68)

"... Kur'an sizden doğru yola girmeyi dileyen kimseler için öğütten başka bir şey değildir. Şua da bir gerçektir ki, alemlerin Rabbı olan Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz..." (TEKVİR 28-29) 

Bize dileme gücünü de veren kim Allah CC. "... Hiçbir şey için ben bunu yarın yapacağım deme "Ancak Allah direse (yapacağı de) unuttuğun zaman Rabbını an ve şöyle de: Rabbıın olaki beni doğruya bundan daha yakın olana eriştirir..." (KEHF 23-24)

"Faraza (mesela, olaki) onlara melekleri indirseydik ölürler onlarla konuşsaydı ve herşeyi onların karşısında bir araya getirseydik Allah CC. dilemedikçe yine iman etmezlerdi (müminlerin) çoğu bunu bilmez...." (ENAM: 111) 

".. Ayetlerimizi yalanlayanlar karalıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu dalalette bırakır, kimide dilerse onu da dosdoğru yola sokar." (EN'AM 39)

"... Abdullah İbn Amr İbn As(r.a.)'dan Resulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: "Bütün Adem oğularının kalpleri Rabbi'nin, Rahman'ın parmaklarından iki parmak arasında tek bir kalp gibidir ki Rahman onu dileyeceği yere çevirip döndürür..." Bundan sonra Resulullah (S.A.V): Allahümme musarrifel Kulup sarrif kulubune ala taattike=Ya Allah Ey kalpleri çevirip döndüren (Allah'ım) Kalplerimizi sana taat etmeye çevirip döndür..." diye dua etti. (MÜSLİM 2654) 

"Fakat kendileı-ine, kendi ellerinin sebep olduğu bir musibet gelip çattığı zaman nasılda "iyi1ik ve ara bulmaktan başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemin ederek sana geliyorlar..." (NİSA 62)

''Siz nerede olursanız olun ölüm size kavuşur velev ki muhkem burçlar ve kaleler içinde olsanız. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde Allah'tan derler. Bir kötülük isabet ettiğinde de senden derler, ''deki onun ikisi de Allah'tandır.

Resule dedirtiyor. Burada müşkilat var.

İyilik Allah'tan kötülük sizden deyince yaratma yönüyle kula nispet edilmeyi hayır, yaratma yönüyle ikisi de Allah'tan ve birleştiriyor. Yaratma yönüyle kula nispet mümkün değildir. Ama işleme yönünden size bir iyilik isabet lutfundan manasında. İşlediğiniz iyilik bir kötülük bir bir kötülüğe bir. ceza adaletindendir. Eğer adelet gündeme gelse senin 60 senelik iyi ömı-üne 60 senelik bir ahiret hayatı vermesi gerekir, bu adalettir değil mi? Böyle olması gerekir.

Ama böyle değil hesaba takdir edilmeyen bir ebedi hayatı ihsan ediyor. Bu Allah'tan yani Lutfu keremi gündemdedir. Ama suç olunca bire bir adalettir. İşlediğiniz suç sizdendir derken sen bunu istedin, işleyen sensin yaratan Allah. Kula nispet edemiyorsun bu yaratmayı neredeyse anlayamayacaklardı. İşte bu anlayamayacakları yerde bir imtihan sırrr var. Buna dikkat etmek gerekiyor. 

Kula seçme hakkı verilmiştir. İsteyen inansın, isteyen küfretsin ama inanandı açık deliller üzere küfredenlerde açık deliller üzeredir. Bak kimse kimseye zulmetmiyor. Ancak onlar kendilerine zulmediyor. Cenneti yaratan kim Allah CC. cehennemi yaratan kim? Allah CC cehennemi Allah yaratmadı diye bilir mi insan. Şerri Allah yarattı ama şerrin Allah'a nispeti yoktur. Hayır sendendir. Şerrin nispeti Allah'a değildir. Yani ondan sana sığınırız hayır talep ederiz, şerden sana sığınırız. Gazap kiındendir, Allah'tandır. Rahmeti isteriz Gazabından ona sığınız gazabı isteırıeme isyan etmeme ile alakalıdır. (TEKVİR 28 -29) 

Hayır ve şer mevcut. Seç diyor sen seçiyorsun. Sana kolaylaştırıyor. O'na ait seni yarattığı ceheımeme koyuyor. İnsan doğruyu ve eğriyi, seçiyor. Çünkü O'na itaatı ve isyanı ilham etmiştir. Biliyor ki bu isyan bu itaattir. Eğer Allah CC. şunu yap şunu yapma deseydi hesap sormazdı. Ama iyilik ve kötülük yazmıştır, neden bildiğinden yaratmıştır, neden yaratına sıfatı O'nundur. Kulların değil. O yaratmıştır. İnsan işlemiştir, iyiliği O yarattı, kötülüğü de iyiliği iyilik olarak, kötülüğü kötülük olarak gösterdi. Sana işlemen için seçme ihtiyar hakkı verildi. Seçen sensin. Ama bu seçmede iyiliği seçtiğinde binlercesiyle lutufta bulunuyor sana zaten vermeyecek olsaydı sana istemeyi veı-mezdi. Sana isteme duygusu veren O istemen için. Ama bu isteği sen ne yapıyorsun kötülüğe de kullanabiliyorsun, iyiliğe de kullanabiliyorsun. Ama bunu nasıl kullanacağını Allah CC. biliyor. 

Buradaki imtihan onunla amel edip etmemeiıdir. Bildiğinden sen onu öyle yapmıyorsun senin öyle yapacağını bildiği için onu yapıyorsun Allah CC. yazdığından onu öyle yapmıyoruz. Ecelin yazılışı vardır. Bir üısana rızkın yazılışı vardır. Said mi şaki mi olacağı yazılır. İmtihanlar koymuş çalışmayı gayret sarf etmeyi haram ve helal olarak ticareti vesilelere ayırmış. Ama öbürü böyle değil. Ondan sonra rızka başka bir şey veı-rrıiş, rızkı çokluklu değil bereketlendirmek

Mesela: Bana 10 kg buğday verir, size 10 kg buğday verir ki bereketlendirme çok yerden gelmiştir. 10 kg beş kişilik bir aileye 2 sene yeter birine 6 ay yeter. Bu çok olân bir şey.

Rızkı ele aldın mı daha başka bir şekilde ele alıyorsun. Yazı istemeyi dilemeyi yaratmayı bu sefer farklı ele alıyorsun ve alma mecburiyetinde kalıyorsun. Mutlak ilim Allah'ındır. Yazı O'nundur. Bize ne isabet ederse etsin O'nun yazdığıdır. Şimdi burada eceli yazmasıyla Şaki mi said mi yazmasıyla (musibetleri kast ediyor burada) bize bir helalın yazması aynı mı? Aynı değil bakın birisine kötülüğü takdim edebilir. Neden yazdı diyebilir misin? Birisi bakarken, birisi görürken, birisi görmezken, birisinin görmeyişi ile birisinin göıüşü çok garip değil mi? Bir sürü nimetten mahrumiyet bunu bir insan yapsa zulüm dersin buna. Ama sorabilir miyiz? Hayır işte bu imtihan Rabbim böyle takdir etti. Bu cezada olabilir. Yaptığın bir suçun cezası da olabilir.

Hayatta karşılaştığın her şeyin emir ve isyanı imtihan olarak düşünmelisin. Bir imtihan olabilir, bir musibet, bir ceza da olabilir. Cezaysa suçu tespit edip af dilemek, ama bir imtihansa hiçbir suç işlemedin. O zaman Rabbim diyor deyip razı olacaksın. Yani tövbe edeceğin bir suç tespit edemediysen imtihandır deyip rıza göstereceksin. Bu bunun kaderidir, diyeceksin. Buna mani olmak düşünülemez. Bazeıi dilersen dolaşan çok çarpık kelimeler vardır. Bunun teferruatına girmessniz sizin başınızı bile belaya sokabilir.

Mesela: Sen tedbirini al Takdirini Allah'a bırak tedbir takdire mani bir şey mi? 

Hayır ama bazı yerlerde bak olabilir. Ama umum manada tebdir Allah eğer benim yarın saat beşte benim araba kazısıyla ölümümü takdir ettiyse bunun önüne kimse geçemez. Burada tebdir nasıl olur. Yarın saat beşte ben meyhaneye de gidebilirim, camiye de gider olabilirim. Benim tedbirim o saatte hayır üzerinde yakalanmaktır. Kazanın vuku iradem dışında ama meyhaneye gitmem benim seçmem Allah CC. dilemeyince biz dileyemeyiz. Burada dilemeyi ele aldığımızda baştan yukarıya dileme mevzuunda bu sefer gündeme gelecek yaratmada yazma da, bilmede ele alacağımız gibi. Ben o olayı bilmeyebilirim. Bu Allah'ın ilmindedir. Yazıldığını bilmem yazan O, bilen O, yaratan yine O'dur. Dileyen de O'dur. Dileme isteği gibi kainatı tertip eden. Çünkü bana gözlerimin kör olması gibi bir belayı veren, neden diye soramıyorum. Ona soramam. Ama camiye gitmeyi seçen benim, meyhane de gitmeyi seçen benim ölen bir insanın eceli bir mıntıkada takdir edilebilir. Orada bir meyhane içki fuhuşta veya Allah'ı yasak ettiği bir şeyle meşgul olabilir. Aynı yerde Allah için cihad eden birisi de olabilirim.

Kadere iman bu meselelerle çok alakalıdır. Birileri Allah yolunda bir şeyler yapârlarsa öldürüleceğinden korkar. Halbuki korkmasına gerek var mı? Allah CC. ecelini taktir ettiği için ölür orada. Ama şehadeti isteyerek samimi bir şekilde yatağında ölse o da şehittir. Ömer (r.a.): Ey Rabbim bana Resulun şehrinde şehadet nasip et deyince Ömer bu nasıl söz Medine artık müşriklerden temizlendi bu nasıl olur dediklerinde Allah isterse olur diyor. (Buhari) 

"Ebu Lüblü tarafından hançerlenerek öldürülüyor Hz. Ömer. Şimdi burada şahadetle ölüm farklı şehadeti istemek kulun iradesinde. Seçmesi niyetiyle talep etmesi. Ama ölümü taktir Allah'ındır. Senin ecelini yatakta taktir etmiş olabilir. Harp meydanında öldürüldüğü halde şehit olmayanda olabilir. İşte bu kulun iradesi yani seçimidir. Burada seni serbest bırakmış. Sen seçiyorsun, ama dilemeye gelince sana dilemeyi tövbe etmeni istiyor. Sana mutlak dilemeyi vermiyor.

Tövbe et deyince ne istiyor senden? Bağışlanma dilemeni sana istediğini vermeyecek olsaydı, istemeyi vermezdi zaten. Sen af isteyince ne yapıyorsun? Birisi suç isler akabinde bunun suç olduğunu bilirse, Rabbi'nden bağışlanma dilerse Tövbe budur. Suç olduğunu bildiği halde yaparsa ecel gırtlağına dayandığında af isterse Allah isteğini saptırır diyor mu? Şimdi mutlak istemeyi bağlıyor kendisine kimi saptırıyor. Fasıkları saptırıyor. Fasıklardan başkası da sapıtmaz diyor. Bir isyan ikinci bir isyanı mı getiriyor?

Evet ,Talut ve Calut kıssasında olduğu gibi nehirden geçenler ne yapıyor kıtal gibi bir şeyden de saptırıldılar. Nehirden geçerken su içmeyenler katıl gibi bir işe hidayet üzere yollandılar. Ne yaptı Allah CC. onlara yardım etti. Az berikilerin kalbine de ne koydu, korku koydu. Onlar istedi bu korkuyu. İçmeyeceksin dedi ve denedi içince de ne oldu korku koydu. İçmeyince vakar koydu. Sen istedin bunu.

"Allah Resulu (S.A.V ) şöyle buyurdu: Adem oğullarının kalbi tek bir kalp gibi Allah'ın iki parmağı arasındadır. İstediği tarafa çevirir. İstediği gibi tasavvur eder diyor." (MÜSLİM 2654)

Allah'ın meşiyetinin nüfusu ve kudretinin şumulu olmuş olacak şeyler de içtima eder. Olmamış şeyler de ayrıdır. Allah'ın olmasını istediği bir şey olur. Kudretinin oradaki mahali nedir? Yoktur, neden, olmasını istemediği bir şey de olmaz, istemediğinden dolayı Adeni kudretinden kudreti yetmediğinden değil. Bu fıtne daha çok Araplarda vardır. Allah azze ve celle bir şey istemedi mi (dilemedi mi) olmaz. O şeyin olmaması Allah'ın CC. kudretinin (gücünün) dışında olmadığından değildir. "... Eğer Allah dileseydi onlar şirk koşmazlardı. Seni onlara bekçi kılmadık. Sen onlara vekilde değilsin..." (EN'AM : 107)

' Eğer Allah CC. dileseydi birbirini öldürmezlerdi. Ama Allah CC. serbest bıraktı imtihan için Allah CC. dilediğini yapar. Eğer dileseydi onlar şirk koşmazlarda. Ama Allah CC. serbest bırakmıştır. Seni onlara bekçi kılmadık sen onlara vekilde değilsin diyor Resulune.

*********************************************************************************** 

Dördüncü Rukun: El halku (YARATMA)

Bu mertebede Allah'tan gayrı kainattaki her şeyin yoktan var olma zatlarıyla, sıfatlarıyla, hareketleriyle Allah'ın mahluku olduğuna iman etmeyi gerektirmektedir. Bunanla birçok şeyin reddiyesi vardır. Allah'tan gayrı deyince yoktan var olinuş deyince Allah CC. yaratma sıfatı deyince kullanılan birçok kelime vardır. Tercüme edilirken hepsine yaraxrııa olarak tercüme ederler. 

Bu bazen arızalı olur. Ama Lugavi yönden eş manalı teferruat yönüyle hususiyetlikleri vardır.

Mesela "Fatara" kelimesi "yaratma"dır. Fatır, Halaka, Halık, yaratıcıdır. "Bedia" Bu da kelimesi de yaratandır. Bunların hepsi yatarmadır. Kelime olarak "Fatara" kelimesi ve Halaka kelimesi aynı manada değil. "Fatara" hiçbir şeyden yokken var eden demektir. "Halaka" yapma manasına mecazi kullanılan bir kelime beşer için kullanılabilir. 

Aynen İsa (a.s) içi Maide'de çamurdan kuş heyetinden bir şey diğeri yarattı. Diğeri "Bedia" Emsali olmadan yaratan demektir. 

Fatara ve Bedia katiyetle mecazi anlamda kullanılamaz. 

Ve Allah CC:'de başkasına da bu verilmiyor. Bunu şimdi her şeyi yoktan var olmuş zatlarıyla sıfatlarıyla hareketleriyle Allah'ın mahluku olduğunu iman etmeyi gerektirir. Yani bir tek "Hak" sairin hepsi nedir? Mahluktur. Haluk ile Mahluku zatında ve sıfatlarında mutlak bir ayrıma gerekir. Yaratıcı olanla yaratanı bilmen gerekir. Bizim sözümüz hareketimiz hepsi mahluktur, değil mi? Katiyetle yaratmanın dışında tek tutulan Allah'tır. Yaratıcı olduğundandır. 

Hiçbir şeyi sarikat, sekenat, sıfat isim olarak Allah'tan gayrısına nispet edilmesi mümkün değildir. Yani cüzde olsa külde olsa Allah'tan gayrısına yarattı diye nispet edilmez. Bu mümkün değildir. Bu rukun Allah'tan başka hiçbir şeyin yaratılmış olarak kula nispeti mümkün değildir. 

Ancak bunların hepsi Allah'a nispet edilir. Bizim hayrımız sekanatımız duygularımız bile ne olursa olsun mahluktur. Bu rukuıida semavi kitaplarda fıtratta. Akli selim ittifak etmişlerdi. Meselelerimizi ispat eden sayılamayacak kadar nas vardır. Biz bunlardan bazılarını sarf etmekte fayda buluyoıuz. Kelam Allah'ın sıfatıdır. Bizde zatımızla, sıfatımızla mahlukuz.

"... Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeye vekildir..." (ZÜMER 62) 

"... Hamd gökleri ve yeri yaratan karanlığı ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur..." (EN'AM : 1 ) 

"... Hangimizin ameli daha güzel olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan, yedi kat göğü tabaka tabaka yaratan var eden Allah'ın şanı ne yücedir." (MÜLK 2) 

Şimdi burada umum bir ifade ne diyor: Cüzleri zikrediyor ölüm ve hayatı niye yaratmış denemek için, imtihan olduğu bir yerde cebri her şey olur mu? Ama bir gizlilik var ve imtihan budur. Herkes nerede nasıl neyle imtihan edileceğini bilemez. Bilse imtihanın meflıumu kalkar ortadan ve anlamı kalmaz

. "... Ey insanlar sizi tek bir nefısten yaratan yine ondan eşini meydana getiren her ikisinden de bir çok kadın ve erkek türeten Rabbınızdan sakının kendi adı ile birbirinizden işlemediğiniz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kopaı-maktan sakının..." (NİSA: 1 )

Burada ne almış insan nevini almış.Yaratılanlar umum manada gök, yer karalık aydınlık, ondan soııra ölümü yarattı. Yaratan O'dur diyor. Sonra insanları kadın, erkek türeten de O'dur. Adem'in ilk yaratılışı, ilk yaratılma olduğu gibi kadın ve erkekten gelenlerinde insanlaı-ın yaratılması. Ama yaratma Adem'i yaratma şekliyle sonraki gelen insanları yaratma şekli aynı değildir. Ama yaratmadır. Kaderi de aynı mevzuda anlamamız gerekiyor. Eğer yaratma kaderden bir cüz ise Adem'de mahluktur.

Biz de mahlukuz. Yaratılış şekli başkadır. "... Geceyi gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Bunların her biri yöı-üngede yüzer..." (ENBİYA 33) "... Allah'tan başka gökten ve yerden size rızık veren bir yaratıcı var mıdır?..." (FATIR 3) 

Yani bize ait ne varsa söz hareket ne varsa oda mahluktur. Sekanat duygularımız hislerimiz şeklinde ele alınır. Hareket söz veyahut el ve"azalarımızla yaptığımız şeyleri geriden getirip koydu.

"... Huzeyfe (r.a.) şöyle dedi: Allah Resulu (S.A.V),Şüphesiz Allah her sanatkarı ve sanatını yapandır..." (4.BUHARİ İLAHİ KELAM 25)

İşte bu kaderin dört mertebesiyle kadere imana giriş yapıyoıuz. Kader mezuunda bir çok adamın ayağı kaymıştır. Şimdi burada ilk gündeme alacağımız mesele bu dert rukunu anlamadan kadere imanı anlamamız mümkün değildi. Bu kadere giriştir. Bu dört ıukun birbiriyle beraberdir. Çünkü Allah'ın ilmini anlayamamışsan, yazmasını anlayamıyorsan, ilmin anlaşılması yazılmasının anlaşılmasını sağlar. İnşallah anlamışsınızdır. Neyi-Hiçbir şeyin şans olmadığını ve tesadüf olmadığını her şeyin Allah'ın ilmiyle olduğunu hatta yeryüzündeki bir yaprak dahi onun haberi olmadan düşmeyeceğini kader konusu Allah CC. bir sırrıdır. Bunu hiçbir zaman unutmayalım.

Velhamdulillahi Rabbil Alemin. Dua Buyrun