Kuran ve Sünnet

İslam-da Bağlılık Şahıslara Değil Kur-ana ve Sünnetedir

İSLAM’DA BAĞLILIK ŞAHISLARA DEĞİL KUR’AN’A VE

SÜNNETEDİR


Değerli Müslümanlar ! bilindiği gibi İslam aleminde göze çarpan en çirkin durumlardan birisi de, inananların dinleri hususunda kendilerine bağlanmış olduğu kimseleri körü körüne taklit etme arızasıdır.

Ve bu çirkin arızadan dolayıdır ki bu gün Müslümanların hali perperi-şandır…. İnanın öyle bir hale gelinmiş ki, Müslümanlar artık birbirlerini rahatlıkla tekfir eder haldedirler…

İblis ve yandaşları onları öyle parçalamış ve öyle zerreler misali dağıt-mış ki, inanın bir cemaatin inanılması gereken bir iman esası dediğine diğer bir cemaat rahatlıkla küfür demektedir.

Bir grupta namaz kılmayanın hükmü şirk ve küfür olarak anlatılırken, diğer bir grupta sadece iki kelimenin nutku ile bir insan Müslüman olarak kabul edilmektedir.

Bir cemaatin helal dediğine, bir başka islami cemaat rahatlıkla haram diyebilmektedir.

Bir grupta namazın şartları on iki olarak zikredilirken, diğer bir grupta daha farklı bir rakam zikredilmektedir.

Bir grupta kan abdesti bozarken, diğer bir grupta bunun tam aksi zikre-dilmektedir.

Yine aynı şekilde ; Bir grupta kadına dokunmak abdesti bozarken, diğer bir grupta bunun tam aksi zikredilmektedir.

Hulasa, inanın burada zikretmekte zorluk çekeceğimiz daha nice itikadi ve ameli bir çok mesele var ki bunlar, her grubun, her camianın farklı farklı anladıkları ve yaşadıkları şeylerdir…

Değerli kardeşlerim ! elbetteki bu birbirine zıt farklılıklar, bu karışıklılar ve bu keşmekeşlik samimi Müslümanları üzen çirkin şeylerdir.

İşte bundan dolayıdır ki ben, bu üzüntümü isbat etmenin bir yolu olan ; inanan siz kardeşlerime ve sizlerin vesilesi ile de diğer bu konudaki problemleri olan kardeşlerime konu ile alakalı nasihat etmeyi uygun gördüm.

Rabbimden niyazım ; konu ile alakalı nasihatimde bana kudret ve kuvvet, sizlerede güzel bir anlayış nasip etsin..

Değerli Müslümanlar ! bilindiği gibi bu yönlü dini parçalamaya yönelik bloklaşmalar, gruplaşmalar ve tefrikacılık, islamın özüyle çelişen ve çekişen bir durumdur…. İşte bundan dolayıdırki Rabbimiz Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında bu gibi durumlardan inananların uzak durmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur.


{ Topluca Allah’ın ipine yapışın,ayrılmayın,parçalanmayın ……. }

İSRA : 36.AY.

 

{ Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp da ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte böyleleri için elim bir azab vardır. }

ALİ İMRAN : 105.AY.

“ Dini dosdoğru ayakta tutun, onda artılığa düşmeyin….. “
ŞURA : 13.AY.

“ – Ey Muhammed ! – Fırka fırka olupta dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişkin olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır.Yaptıklarını onlara sonra gösterecektir. “
EN’AM : 159.AY.

Rabbimizin bu Ayeti celilerinden sonra O’nun biricik resulü s.a.v de bu konuda şöyle buyurmaktadır :

“… Abdullah İbn Mes‘ud r.a’ dan : Rasulullah sa.v bir gün ashabı ile otururlarken, yere bir çizgi çizerek : Bu Allah’ın yoludur, dedi. Ve o çizginin sağına soluna cılız cılız çizgiler çizerek tekrar buyurdular ki : Bunlar da, her birinin kavşağında bir şeytanın oturduğu ayrı ayrı yollardır. Ondan sonra da : “ İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayır-masın ” Ayeti kerimesini okudu... “

AHMED : 1 / 435 – 465 – DARİMİ : 1.C.208.N – HAKİM : 2 / 318 – M.ZEVAİD : 7 / 22

 

“ … Ebu Hureyre r.a dan gelen bir hadislerinde ise Resulullah s.a.v şöyle buyurur : Allah’u Teala sizin için ………… kendisine hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmenizden ve toptan Allah’ın ipine yapışarak fırka fırka olmamanızdan razı olur…….. “
MÜSLİM : 5.C.1715.N

“... Şüphesiz ki sizden evvelki ümrnetler ihtilaf ettiler de, ihtilafları kendilerini helak…. “
BUHARİ : 11.C.5155.S

“ Cemaata yapışın, cemaati iltizam edin. Fırkalaşmadan ve ihtilaftan sakının. Şeytan tek kişiyle beraberdir, iki kişiden biraz daha uzak- tır. “
TİRMİZİ : 4 2254.N – EL- KENZ : 8.c. 207.S

“ … Nu’man bin Beşir r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ … Cemaat – yani birlik ve beraberlik – rahmet, bereket, ayrılık ise azabtır. “
AHMET : 4 / 278 – 17981.N – C.SAĞİR : 2.C.1825.N

“ … Ebu Musa r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdularki : “ ……. Birbirinizi seviniz, ihtilaf etmeyiniz. “
BUHARİ : 6.C.2828.S

Bildiğiniz gibi bu ve bununla eş manalı Ayet ve Hadisler bir hayli çoktur. Biz inşaallah bu zikredilen delillerle Müslümanların bu konudaki arıza-larının ne derece çirkin bir şey olduğunu anlamışızdır.

Ama ne yazık ki bu kadar uyarılara rağmen – biraz öncede ifade ettiğimiz gibi – bu gün birçok ülke sınırları içerisinde yaşayan Müslü-manlar ırkçılık propakandası ile önce kürt, türk, arap, acem vs diye parçalara ayrılmışlardır….

Böyle bir parçalanma eyleminin ardından da, mezhebi ve meşrebi taassubun gündeme getirilmesi ve tahrik edilmesi neticesinde, birbirle-rine karşı katı ve musamahasız mezhebi bloklaşmalar oluşturmuşlardır.

Bunun ardından ; mezhebi dairelere sığamayan inananlar, aynı mez-hepten olmalarına rağmen değişik grup ve ekollere ayrılmışlardır….

Hatta ve hatta ; aynı grup içerisinde ve aynı isim adı altında zerreler misali dağılmışlar ve paramparça olmuşlardır….. Bunu, çevrenize baktı-ğınızda rahatlıkla görebilirsiniz….

Bu gün tarikat adı altında kaç tane grup vardır….. Nurculuk adı altında kaç tane grup vardır ; Yazıcılar, Okuyucular, Med Zehracılar,Fetullahcılar ve Aczimendiler diye…..
Değerli kardeşlerim ! işin acı tarafı ; inananlar öyle bir hale gelmişler ki, inanın kendi mahallesinde oturan bir müslümanla dahi grupsal taassup yüzünden yan yana gelmemekte ve aynı apartman kapısından girip çıkmalarına rağmen birbiri ile selamlaşmamaktadırlar…

Kitaba ve Sünnete sırtları dönük olan bu zavallılar, bu parçalanmış-lıktan da rahatsız olmamakta ve : ….. Allah’a giden bir çok yol vardır, hedef aynıdır, dolayısıyla sen o yoldan ben bu yoldan, sen o yamaçtan ben bu yamaçtan ilerleyelim …. Diyerek içerisinde bulundukları bu çirkin hallerini de meşru göstermeye çalışmaktadırlar.

Tabi ki bu musibet ve belanın en büyük sebebi, içerisinde bulundukları cehalettir… Yani, Kur’ana ve Sünnete olan vukufiyetlerinin cılızlığıdır…

Diğer bir ifadeyle ; İslamdaki bağlılığın şahıslara değil de Kur’ana ve Sünnete olduğu husunundaki cehaletleridir…. Çünkü bu insanların hemen hemen kısmı azamının bağlandıkları nokta şahıslardır, Kur’an ve Sünnet değildir…. Her ne kadar bizler de Kur’an ve Sünnet çizgisindeyiz deseler de…

Halbuki Kur’ana ve Sünnete hakkıyla fukufiyeti olanlar göreceklerdir ki , Allah’u Azze ve celle Müslümanlara tek bir yoldan bahsetmiş ve kendi rızası için yan yana gelenlere de başka yollar edinmeyin demiştir…

Her gün defalarca okuduğumuz Fatiha suresinde Rabbimiz ; ihdina’s sıratel mustegiym ….. bizi doğru yola ilet, hükmüyle yolun tek olduğunu vurgulamış ve bizleri doğru yollara ilet şeklinde bir ifade kullan-mamıştır.

Ve yine En’am suresindeki ; “ İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın ” ifadesiyle de aynı gerçeği zikretmiştir…. Yani yolun tekli-ğinden bahsetmiştir.

Ama unutulmamalıdır ki bu kadar delillerin serdedilmesine ve bu konuda nasihatlerin yapılmasına rağmen, hala Kitabın ve Sünnetin sadece adını kullanarak etraflarındaki insanları kişisel yorum ve anlayışlarından kaynaklanan beşeri yollara davet edenler, Allah’a giden yolun üzerinde oturan ve onun berraklığını bulandıran facir kimse-lerdirler…. Bunu akıllarından sakın çıkarmasınlar…. Çünkü bu anlamda bir çok insan hakkı hakikatı bilmesine veya görmesine rağmen – bir çok endişelerinden dolayı – bundan yüz çevirmektedir….

Ve tabi bunula beraber yine unutulmamalıdır ki ; kendilerine dokunul-mazlık kazandıran bu kimselere körü körüne itaat eden ve bu kimselerin ağızlarından çıkan her türlü sözü de hak kabul ederek bunları ilahi tenkitten tenzih eden kimseler de aynen ; cahiliye dönemindeki Latt, Menat, Uzza ve Hubel gibi kabir ve türbelerde yatan şahısları Allah’a yaklaşmak için vesile edinen kimseler gibi niyetleri iyi olupta sapıklık içerisinde olan kimselerdir….

Bunlar da eğer bu kadar delil ve nasihatlere rağmen hala odunumun parası derseler hiç kusura bakmasınlar, bunun hesabı çetin olur.

Hatırlarsınız Allah Resulü s.a.v’in kendilerini islama davet ettiği o toğluluğun ileri sürdükleri sözlerini….

Onların, geçmişte yaşamış Salih insanlar olan bu kimselere saygı ve tazimde bulunurlarken, veya onlar adına ortaya atılan kanun, nizam ve ibadet şekillerine din adına sarılırlarken….. bizim kötü bir niyetimiz yok, biz bunlara ibadet etmiyoruz, biz sadece bizi daha fazla Allah’a yaklaştırsınlar diye bunları vesile ediniyoruz….. dedikleri gibi, aynen zamanımızdaki yüzbinlerce şaşkın da ;

Beylerine, efendilerine, şeyhlerine, üstazlarına ve ağabeylerine itaat ederlerken ;

“ … bizim kötü bir niyetimiz yoktur, biz bunlara ibadet de etmiyoruz, - sanki onların önlerinde secdeye mi kapanıyoruz - biz sadece bizi daha fazla Allah’a yaklaştırsınlar diye bunları vesile ediniyoruz …..” demektedirler… Yani ileri sürülen sözler ve pahaneler aynı…

Öyleyse dikkat edin ey inandığını söyleyenler ! akibette aynı olabilir. Çünkü bu itaatler ve ibadetler Allah’a değil, Allah’tan başkalarına yalpan itaat ve ibadetlerdir…. Neden ?

Çünkü itaat edilen hükümler, Allah’ın Kur’an ve Sünnet’te ortaya koyduğu hükümler değil, insanların din adına – heva ve arzularına göre hazırladıkları ve - ortaya attıkları hükümlerdir…

İşte bu çirkin durumdan dolayıdır ki, Müslümanlar bu gün bahsi edilen nedenlerden dolayı param parça olmuşlar, bulundukları grubun maya-sıyla mayalanmışlar, boyasıyla boyanmışlar ve gerçek islami kimliklerini inanın yitirmişlerdir.

Bu kimseler, bulundukları ortamlardan o kadar emin ve o kadar kendi-lerini garantide görüyorlar ki, inanın - hatırlatılmasına rağmen – Kur’an ve Sünnet’le karşı karşıya gelmemekte ve davet olundukları ilahi vahiyle kendi aralarına Beylerini, efendilerini, şeyhlerini, üstazlarını ve ağabeylerini sokmaktadırlar….

Kur’an ve Sünnet ölçüsünden uzak bir teslimiyetle bağlandıkları bu ağalarına ve beylerine ; … bu hükmün kaynağı nedir ? …. Bu konu da bir delil var mıdır ? … bunu kim emrediyor ? … sorusunu dahi sorabilecek cesaretten uzak bir taassupla beyleri ağaları ne derse onu yapmak-tadırlar...

Tabi bu arada sıradan kabul ettikleri bir Müslüman, kendilerini Kur’an ve Sünnet ölçüsünde uyardığı zaman da, yüce payeler verdikleri efendileri ile o müslümanı mukayese ederek ; efendi bu şeyleri şimdi sen biliyorsunda bizim ustad bilmiyor mu ? …. Yani bunlardan senin haberin var da bizim şeyh efendi bunlardan haberi yok mu ? …. Diyerek gülüp geçmektedirler.

Elbetteki onların güldükleri bu duruma biz gülmüyoruz… Çünkü bu durum gülünecek bir durumdan ziyade, şeyhlerin ve üztazların ilahlaş-tırılması hadisesidir….. Manasını mahiyeti bilmedikleri bir putçuluğa karşı olan bu beyefindelerin öncelikle gönüllerine yerleştirdikleri bu putları kırmaları gerekir… Çünkü aşılması gereken ilk engel ve kırılması gereken ilk put budur…..Yani sokaklardaki cansız taşları kırmaya talib olanların işe buradan başlamaları gerekir.

Değerli kardeşlerim ! yine hatırlarsınız tarihte ehli kitabın bu anlamda nasıl şirk ve küfre düştüklerini.

Allah’u Azze ve Celle bu konuda şöyle buyurmaktadır.:

“... Onlar hahamlarını ve rahiplerini - yani din adamlarını - Allah’tan gayri rabb’ler edindiler…… “
TEVBE : 31.AY.

Bu Ayeti kerimeyi en güzel şekilde izah eden Allah resulü s.a.v’in şu hadis’i şerifine iyi dikkat edelim.

“... Adiy İbn Hatem r.a’dan : Kendisine islam daveti ulaşınca şam’a kaçmış ve cahiliyye devrinde hıristiyan olmuştu.Allah Rasulü s.a Adiy İbn Hatemin kız kardeşine hediyeler verip ihsanda bulunarak, kardeşinin geldiği zaman kendisinin yanına getirilmesi için teşfik etmişti…. Nihayet Adiy Medineye gelmişti.Onun gelişini haber verdiler. Boynunda gümüş bir haçla Allah rasulünün yanına girdi. Allah Rasulü s.a.v ona şu ayeti kerimeyi okudu : “ Onlar hahamlarını ve rahiplerini, Allah’tan gayri rabb’ler edindiler. “
Bunun üzerine Adiy İbn Hatem : Onlar hahamlarına ve rahiplerine ibadet etmiyorlardı ki, dedi. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : Ey Adiy, onların dediklerine uymadılar mı ? Onlar helalı haram, haramı da helal yaptıklarında onların bu dediklerini kabul etmediler mi ? Adiy,evet deyince, Resulullah s.a.v : İşte onların hahamlarına ve rahip-lerine ibadetleri budur.Ve işte onların hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka rabb’ler edinmeleri böyle olmuştur. dedi. ”

TİRMİZİ : 5.C.3292.N – AHMED :

İşte bu delillerin açık ifadelerinden anlaşılıyor ki, Allah’ın dinini yaşa-mak isteyen insanların Alimlerini, Hocalarını, Üstazlarını delilsiz körü körüne taklit etmeleri neticesinde, başlarına doğru yoldan sapma ve Allah’tan gayri rabb ve İlah edinme gibi belalar getirmiştir.

Unutmayalım ki bu kural aynen bizim için de geçerlidir… “ Çünkü hüküm illet üzere döner “ … Yani aynı problem kim de vuku bulursa bulsun, o kimse de aynı hükmü giyer.

Ama bu demek değildir ki, insanlar dinlerini yaşamada alimlere , Hoca-lara ihtiyaçları olmaz, onlara bir şeyler sormaz…. Hepinizin de bildiği ve duyduğu gibi ; “ Alimler peygamberlerin varisleridirler ” sözü Allah Rasulü s.a.v’in sözüdür..
EBU DAVUT : 4.C.3641.N

Bizim buradaki anlatmak istediğimiz şey, dinini yaşamaya çalışan insanların Alimlerini, Hocalarını, Şeyhlerini veya Ağabeyilerini dinlerken, onların ağızlarırdan çıkan her sözün hak olduğunu peşinen kabullen-melerinden önce, onu araştırmaları gerekir… Veya anlatan kim olursa olsun, din adına anlatılan şeylerin delilini onlardan istemeleri gerekir…

Unutmayalımki böyle şer’i bir metodla hareket etmek, inananların hem sıhhatli bir din yaşamalarına vesile olacak, hem de birlik ve beraberlik sağlanacaktır…. Herkesinde yakinen bildiği gibi, müslümanlar arasındaki bu yaygın hastalık - yani guruplaşmalar ve ayrılıklar - inanıyorum diyen-lerin başlarına büyük bir bela olmuştur….

Bunların müsebbibi olan şeytan ve avaneleri arzularına ulaşabilmek için inananları parçalamayı, çeşitli gurup ve ekollere bölmeyi bir görev bilerek sistemli bir şekilde çalışmaya girmişler ve neticede de bu arzu-larına kavuşmuşlardır.

Ama unutulmamalıdır ki bu başarı, bir tarafın mükemmel çalışması, diğer tarafın ise lakayıt ve pasif kalmasından meydana gelmiştir.

Şeytan ve avaneleri mükemmel çalışmalarının neticesi bu başarıyı elde etmişlerdir… Ama inanıyorum diyenler ise, delilsiz körü körüne hareket etmekle, bananecilikle ve hasetsen dinlerine karşı samimiyetsiz ve lakayıt tavırlarıyla meydanı karşı tarafa terk etmişlerdir.

Oysa ki Allah’u Azze ve Celle, şeytanın hile ve tuzağının zayıf oldu-ğunu bizlere bildiriyor…. Peki o zaman insanın aklına şu gelmez mi ? ..

Demekki inananların Kur’an ve Sünnete olan bağlılıkları, şeytanın o zayıf hilesinden daha çürükmüş….. İnanın imsanın aklına bundan başka bir şey gelmiyor.

İNANANLARIN BAĞLILIKLARI KUR’AN’A VE SÜNNET’E OLMALIDIR

Değerli kardeşlerim ! ben son olarak bir bab daha zikrederek konuyu bitirmek istiyorum. O da ; dersimizin başlığı olarak zikrettiğimiz gibi İslam da bağlılık mutlaka Kur’ana ve Sünnet’e olmalıdır kuralının delilleri ve onların anlaşılması hususunda bir izah.

Bu konu da bir müslümanın bilmesi gereken en önemli husus Allah resulü s.a.v’in dahi kendisine bağlandığı şey Kur’an ve Sünnet idi… Yani o dahi Allah’ın kendisine indirdiği Kitaba ve hikmete bağlıydı.

Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmaktadır :

“ Rabbinden sana vahyedilene uy ….. “
EN’AM : 106.AY.

“ ….. Biz sana vahyetmezden önce sen kitap nedir iman nedir bilmezdin…… “
ŞURA : 52.AY.

 

“ O, heva ve arzusundan konuşmaz. Onun söyledikleri, yalnızca kendisine ilka edilen bir vahiy’dir. “
NECM : 3 - 4

“ Ben, ancak bana vahyolunana uyarım … “
AHKAF.9.AY.

 

".... Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi. Ve bununla sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah'ın senin üzerindeki fazlu keremi çok büyüktür."

NİSA : 113.AY.

İşte bu ifadeler değerli kardeşlerim, Resulullah s.a.v’in dahi vahye uyduğunu ve dinle alakalı hiçbir konuda kendi inisiyatifine dayalı bir şey ortaya koymadığını bizlere anlatmaktadır.
Rabbimiz Subhanehu ve Teala resulune vahye tabi olmasını emrettiği gibi, elbetteki bizlerede vahye tabi olmamızı ve ona bağlı kalmamızı emretmektedir.

Rabbimizin bu husustaki mesajları şöyledir :

 

{ Rabbinizden size indirilene uyun,O’nun dışındaki şeyleri dostlar edinipte onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. }

A’RAF.3.AY.

Değerli kardeşlerim ! öyleyse sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur. İslamda bağlanılması gereken Kur’an ve Sünnet’tir… Bunun haricinde hiçbir şeyin bağlayıcılığı olmadığı gibi, makamı ve mevkisi ne olursa olsun hiçbir şahsiyetinde kendisine bağlanılması gerekmez.

Rabbimden niyazım bizlere, körü körüne hareket etmekten ziyade şuurlu, basiretli ve delillere dayalı bir din yaşamamızı nasip eylesin…

AMİN

VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN

 


TACUDDİN EL- BAYBURDİ