Kuran ve Sünnet

Ashabın tefsirdeki ihtilâflarının mâhiyeti:

Ashabın tefsirdeki ihtilâflarının mâhiyeti:

Biri şöyle diyebilir: Kuran'ın tefsirinde çokça ihtilâf edilmiştir. Eğer Resûlüllah, bunu açıklamış olsaydı, bu konuda ihtilâf etmezlerdi. Buna şöyle cevap verilir: Ashâbtan, hatta tabiînden Kur'an'ın mânâları konusunda intikal eden ihtilâf mutlaka şu türlerden biri içine girer:
a — Her birinin, ismin mânâsını arkadaşının lâfzından başka bir lâfızla ifade etmiş olması. Müsemma birdir. Her isim başka ismin işaret etmediği bir mânâya işaret etmektedir. Halbuki ikisi de haktır. Yüce Allah'ın Esma-i Hüsnâ (güzel isimler) ile isimlendirilmesi, Resûlüllah'ın adlarıyla isimlendirilmesi ve Kur'ân-ı Kerîm isimleriyle isimlendirilmesi gibi. Yüce Allah şöyle buyuruyor: *De ki; ister Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur»(26/1).
Meselâ Rahman, Rahim, Melik, Kuddüs, Selâm isimlerinin hepsi de, bir olan yüce Allah'ın isimleridir. İsimlerden her biri, başkasının işaret etmediği Allah'ın bir sıfatına işaret etmesine rağmen, hepsi de bir tek varlığın isimleridir.
«es-Sırâta'l-Müstakîm»(26/2) âyetinin tefsirinde âlimlerin ihtilâfı bu tür tefsire bir örnek olarak verilebilir. Biri, bunun îslâm olduğunu, biri Kur'an, yani Kur'an'a uymak olduğunu, biri sünnet ve cemaat olduğunu, biri Allah'a kulluk yolu olduğunu, bir diğeri Allah'a ve Resulüne itaat olduğunu söylemektedir.
Bilindiği gibi bunların tümü sırat»ın vasıflarıdır ve bu isimlerin tümüyle isimlendirilir. Ancak her biri muhataba sıratın bilineceği bir sıfatı ve bu sıfatı bilmekten yararlanacağı bir vasfı göstermiştir.
b — Her biri «isim» tefsirinde ihata ve tümünü sayma kabilinden değil, muhataba misal verme kabilinden ismin bazı türlerini veya objelerini belirtmiş olabilir. Tıpkı bir yabancıya ekmeğin mânâsı sorulduğunda bir somunu gösterip bunun ekmek olduğunu söylemesi gibi. Bu, ekmeğe misal ve belirli bir somuna değil, ekmeğin cinsine işarettir.
«Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar»(27) âyetinin tefsirinde onlardan varid olan görüşler buna örnektir.
Ortak görüşe göre «kendine yazık eden», emredildiği şeyleri yapmayan veya yasakları işleyendir. «Orta davranan» da, vâcibleri yerine getiren ve haramları işlemeyendir. «İyiliklere koşan» ise, Allah'ın kendisini sevmesi için farzlardan başka nafilelerle Allah'a yakınlık kazanmağa çalışan ve nihayet Allah'ın kendisini sevdiği kişidir.
Onlar açıklamalarında bunun bir türünü zikrederler. Biri «yazık eden» namazı zamanında kılmayan, «orta davranan», namazı zamanında kılan, «iyiliklere koşan» da, önce kılmak daha faziletli olduğundan, namazı ilk vakitte kılandır, der.
Biri de «yazık eden», akrabalarını gözetmeyen ve malının zekâtını vermeyen cimri; «orta davranan», zekâtını veren, akrabalarını gözeten, misafiri ağırlayan ve darlıkta kalana yardım eden kişi; «iyiliklere koşan» ise, Ebû Bekir'in bütün malını verdiği ve kimseden de bir şey almadığı gibi, vâcib olanı yaptığından başka müstehap olanı da işleyendir, der.
Bir diğeri de «yazık eden», kötülüklerden kaçınan değil, yemek yemeyip oruç tutan, «orta davranan», hem yemekten, hem de kötülüklerden oruç tutan, «iyiliklere koşan» ise, Allah'a yaklaştırmayan her şeyden oruç tutandır, der. Bütün bu görüşler birbirinin zıddı değildir. Sadece her biri âyetin kapsadıklarından yalnız bir türü zikretmiştir.
c — Birinin âyetin nüzulü için bir sebeb zikrederken diğerinin onunla çelişmeyen başka bir sebeb zikretmesi. Âyetin nüzul sebebinin her ikisi olması, yahut birinde bir sebeb, diğerinde diğer sebeb için iki defa inmiş olması mümkündür.
Selefin birbiriyle çelişkili ihtilâflarından nakledilenler, ihtilâf etmediklerine oranla çok azdır. Sonra namaz, oruç, zekât, hac, fe-râiz, talâk ve başka konularda bazı sünnet mes'elelerinde ihtilâf etmeleri de bu sünnetlerin temelde Resûlüllah'dan nakledilmiş olmasını ve bütün olarak hepsinin ondan tevatüren gelmiş olmasını engellemez.
Yüce Allah'ın Hz. Peygamber'e Kitab'ı ve hikmeti indirdiği ve eşlerine evlerinde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti öğretmelerini emrettiği bilinmektedir. Seleften çok kişi hikmetin sünnet olduğunu söylemiştir. Nitekim Resûlüllah: «Bana Kur'an ve onunla beraber benzeri verildi»(28) buyurmuştur.
Sünnet olarak Resûlüllah'tan sabit olan şeylere, ister Kur'an'da vardır ama biz anlayamadık denilsin, ister Kur'an'da yoktur denilsin, uymamız gerekir. Yine önceliği kazanan Muhacir, Ensâr ve onları iyilikle izleyenlerin de üzerinde ittifak ettiği şeylere, ister sünnette belirtilmişti, ama bize ulaşmadı denilsin, ister Kur'an ve Sünnet'ten içtihadlarıyla istinbat edip çıkardıkları şeylerdendir denilsin, uymamız gerekir.

Dip Notlar:
26/1)  17 îsrâ, 110                                
26/2)    1 Fatiha, 6
27)   35 Fâtır, 32
28)    Kenzu'l-Ummâl, 1/880