Kuran ve Sünnet

Ailedeki Örneklik

AİLEDEKİ ÖRNEKLİK

 

Şeyh Abdulbâri es-Sübeyti

15.04.1422 hicri

 

Eşler arasında sevgi ve rahmet yaratan ve aile hayatına teşvik eden Allah'a hamdolsun. O'na hamdeder, bağışladığı hayırlar ve nimetler için O'na şükrederim. Şehadet ederim ki, Allah'dan başka ilah yoktur. O, tektir ve ortağı yoktur. O, (Mü'minler ancak kardeştirler) buyurur. Ve şehadet ederim ki, efendimiz ve nebimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem O'nun kulu ve rasulüdür. Allah'a hikmet ile davet etmiş, davranışlarıyla ve sözleriyle en üstün örnek olmuştur. Allah O'na, ailesine ve ashabına salât ve selam eylesin.

Bundan sonra... Sizlere ve kendi nefsime Allah'dan hakkıyla korkmayı tavsiye ediyorum. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Ey iman edenler! Allah'dan hakkıyla korkun ve ancak müslümanlar olarak canverin.) (3/Âl-i Imrân/102)

Müslüman aile salih bir toplumun çekirdeğidir. Ferdin doğruluğu ailenin doğruluğuna bağlıdır. Aynı şekilde, toplumun doğruluğu da bütünüyle ailenin doğruluğuna bağlıdır. İslam, aile olayına artık üzerine bir şey eklenemeyecek derecede çok özen göstermiştir. Müslüman ailenin yüce kalması için ailenin oluşumunu ve aile bağının devamını sağlayacak faktörleri belirlemiştir. Aileye uyum hakimdir. Üzerinde sevgi bayrağı dalgalanır. Sevgi ve rahmet duyguları biraraya gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Sizin için nefislerinizden kendileri ile sükûn bulacağınız ve aranızda muhabbet ve merhamet kıldığı eşler yaratmış olması da O'nun ayetlerindendir.) (30/er-Rûm/21) Bu, müslüman ailenin şuur ve duygu birlikteliği yaşaması içindir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.) (2/el-Bakara/187)

Kur'an eşlere, herbirinin diğeri için zaruri ve tamamlayıcı olduğunu bildirir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Sizi tek bir candan (Adem'den) yaratan, ondan da kendisinde sükûn bulsun diye eşini yaratan O'dur.) (7/el-A'râf/189) Aile yıkılırsa insan hayatının doğru yolda devam etmesi beklenemez.

Aile düzeninin yıkılmasına çağıranlar insanlık için hayırlı bir şey istememektedir. Çağrıları tarih boyunca çatlak bir ses olmuştur ve hâlâ da olmaktadır. Aile anlaşma esasına dayanır. İşlerini bilgi alışverişiyle yürütür. Hayatını karşılıklı rıza üzerine bina eder. Bu, Kur'an'ın açık bir beyanıdır. Çocukların emzirilmesini ve sütten kesilmesini belirler. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir..) Ve devamında şöyle buyurur: (Eğer kendi rızaları ile ve istişare ederek (daha erken sütten) kesmek isterlerse ikisinin üzerine de bir günah yoktur.) (2/el-Bakara/233)

Mutluluğu isteyen ve istikrarı arayan bir aile, hayatını sağlam temeller üzerine kurar. Bunlardan en belirgini, eşler arasındaki haklara hürmet edip onları gözetmek, iyilikle muamele etmek ve sevgi pınarlarının çağlaması için geniş ufuklar açmaktır. İşte burada eşler Kur'an-ı Kerim'in bildirdiği nefsi sükuneti bulurlar. Bu şekilde aile parçalanmaktan kurtulmuş olur. Herhangi bir anlaşmazlık olursa da, aradaki samimi sevgi onu yok edecektir.

Yüce hikmetler sahibi ve herşeyden haberdar olan Allah, anlaşmazlıklar anında nefiste bazen eşini kötü görme duygusunun olabileceğini bildirir. Bu, aile bağlarını koparmak için şeytanın aradığı bulunmaz bir fırsattır. Bu tür duyguların temizlenmesi, hayatın yeniden eski saflığına ve ailenin de mutluluğuna dönmesi için Kur'an'ın yönlendirmesi şu şekildedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Onlarla iyi geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınız ise (sabredin). Çünkü hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, pekçok hayır takdir etmiş olabilir.) (4/en-Nisâ/19)

Bu nedenle İmam İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle buyurur: "Yani umulur ki, hoşlanmasanız da onları nikahınız altında tutmaya sabretmeniz sizin için dünyada ve ahirette daha hayırlı olur." Cahil bir kimse bazen kendine yazık eder ve hayatını isteyerek kendi elleriyle mahveder. Muhabbetin, sevgi ve rahmetin yerine inadı ve dayatmayı koyar. Bu, kötülüğün alameti ve parçalanmanın başlangıcıdır. İnadın ve dayatmanın yıktığı kadar başka bir şey daha aileyi yıkamaz. Küçük anlaşmazlıklar inatla büyür. Büyük anlaşmazlıklar da yumuşaklıkla ve sabırla küçülür. Bir çok ailenin bu nedenlerle daha başlangıcında ve aile binasını tamamlayamadan dağıldığını duyar ve görürüz.

Araştırmacılardan bir çoğu gençlerin sapmasında ve yanlış yollara yönelmesinde ailelerin dağılmasının ana faktör olduğunu bildirir. Bu nedenle; aileden, ayrılıktan önce kendisini buna karşı koruması ve aile içi istikrarı gerçekleştirmesi istenir. Hayatın daima tekdüze devam etmediği bir gerçektir. Bilakis yaşam sevinçlerle ve acılarla karşı karşıyadır.

Bu kainatta bulunan herşeyin bir görevi ve yerine getirmesi gereken bir vazifesi vardır. Acaba müslüman ailenin görevi nedir? Müslüman bir toplumda ailenin belirli görevleri vardır. Bunlardan en önemlileri şu şekildedir:

Müslüman aileyi kurarak Allah'ın kurallarını yerine getirmek, şeriatını ve razı olduğu şeyleri gerçekleştirmek.. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Allah'ın sınırlarını koruyamayacaklarından korkarsanız, o halde kadının bir şeyleri fidye vermesinde her ikisi için de bir vebal yoktur.) (2/el-bakara/229)

İslam ümmetinin neslini çoğaltmak.. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Nikah (evlenmek) benim sünnetimdendir. Benim sünnetimle amel etmeyen benden değildir. Evlenin, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övüneceğim." Bu hadisi İbni Mâce, Aişe radıyallahu anha kanalıyla rivayet eder.

Neslin çoğalması ümmet için bir güçtür. İzzet ve ölümden sonra anılmanın güzel bir yoludur. Doğum kontrolüne çağıranlar bu ümmetin hayrını istememektedir. İleri sürdükleri asılsız deliller onların yakîn ve tevekkül zayıflığıyla birlikte nefsi çöküntüye de uğradıklarına işaret eder.

Müslüman gençliği hazırlamak ve eğitmek ailenin görevlerindendir. Hatta aile, kanatları altında çocuğun inanç esaslarını; İslam'ın prensiplerini, değerlerini ve öğretilerini öğrendiği ilk okuldur. Hiçbir gözetmen ve hizmetçi ailenin yerini tutamaz. Annesinin sütünü emen çocuk onunla beraber annesinin şefkatini ve sıcaklığını da emer. Mürebbiyelerin ve hizmetçilerin ellerinde sevgisiz, şefkatsiz ve duygusuz bir şekilde yaşayan çocuk asla ona denk olamaz.

Müslüman aile Allah katında, çocuklarını İslam üzere yetiştirmekle; Allah'a ibadeti ve hayatlarında Allah'ın yoluna bağlılığı onlara yerleştirmekle yükümlüdür. Bugün ailelerimiz acaba bu görevi yerine getiriyor mu? Acaba ailelerimiz, laikleşmeye ve batılılaşmaya karşı koyabilecek güce ve kuvvete sahip mi? Aile fertleri Kur'an sofralarına oturuyorlar mı? Yoksa günahı seyretmek üzere mi oturuyorlar? Çocuklarımız evlerimizde faydalı sohbetler ve dersler, yüce edepler mi alıyorlar?

Ailenin terbiye görevini yerine getirmede olabilecek herhangi bir kusurun veya başarısızlığın erkek ve kız çocuklarının davranışları üzerinde kötü etkileri olacaktır. Dolayısıyla toplumun yapısında, düşünce ve emniyetinde etkileri olacaktır.

Ailevi sorumlulukları yerine getirmek karı kocanın hakkında sorguya çekileceği bir emanettir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu böyle bildirir ve şöyle buyurur: "Hepiniz bir çobansınız ve hepiniz, idareniz altındakilerden sorumlusunuz. İmam (devlet başkanı) bir çobandır ve idaresi altındakilerden sorumludur. Erkek ailesinin çobanıdır ve idaresi altındakilerden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve idaresi altındakilerden sorumludur." Bu hadisi, Buhari ve Müslim İbni Ömer radıyallahu anhuma kanalıyla rivayet eder.

Evin münkerlerden temizlenmesi, ev halkının farzları ve vacipleri yerine getirmekle mecbur tutulması ve onların faziletli ve müstehap amellere teşvik edilmesi de emanetin bir parçasıdır.

Ailenin temel hedeflerinden biri de çocukları ile cami arasında kuvvetli bir bağ ve alaka kurmasıdır. Çünkü cami müslümanın hayatını özü ve esasıdır. Camiye devam etmek terbiye açısından değeri yüksek ve etkisi derin bir davranıştır. Nefislere üstün değerler ve faziletler yerleştirir. Allah'a iman üzere kurulu, İslam ahlakına sarılan ve camiye bağlı olan müslüman aileler Kur'an'ın nuruyla nice cesur kahramanları, değerli alimleri ve zühd ehli abidleri, dürüst liderleri, salih erkekleri ve ibadet ehli kadınları hayata çıkarmış ve onlar da şerefli bir tarih yazmışlardır.

Müslüman aile bugün, temellerini sarsmak amacı güden çirkin bir saldırıyla karşı karşıyadır. Aile bağının çözülmesiyle varlığını ortadan kaldırma, kadının ahlakını bozma; ailevi değerleri bir kenara atarak çıplaklığa, kadın-erkek birlikteliğine ve her şeyi mubah gören bir anlayışa davet etme gayesiyle yapılan bir saldırı... Aile dağılırsa ümmet diye bir şey kalır mı? Kalsa bile hayatın kenarından köşesinden başka bir yerde olabilir mi?!.

Batıyı taklit batağına düştükleri ve batıdan gelen her akıma körükörüne ayak uydurdukları için müslüman ülkelerin bazılarında aile bağları kopmuştur. Boşanmalar çoğalmış ve gençlerin çoğu evlilikten kaçar olmuştur. Bunu da, hayvani duyguların peşinden çılgınca koşma takip etmiştir.

Gelecek dönem, tehlikeli ve etkili bir dönemdir. Toplumsal değişimler ailenin rolünün daralmasına yolaçmıştır. Televizyon yayınları ve diğer cihazlar ailenin vaktini tümüyle işgal etmekte ve düzenine etki etmektedir. Değerlerini sarsmaktadır. Aile bazı alanlarda etkisinin ve faaliyetinin büyük bir kısmını kaybetmiştir. Bu ve benzeri cihazlar; kız ve erkek çocuklarının yönlendirilmesinde aile ile planlı bir şekilde, bazen örtülü bazen de açık bir savaşla savaşmaktadır. Bu savaş onların ümmetleriyle bağlarını koparmak, inançlarını zayıflatmak ve kıskançlık duygularını söküp atmak içindir.

Fakat gerçekten acı verici olan; bazı ailelerin düşünce ve inanç alanındaki terbiye rolünü terkedip çocuklarını, diledikleri gibi yıkıp yoketmeleri için yayın organlarının eline teslim etmiş olmalarıdır.

İslam kardeşleri! Aileyi sağlam ve olgun bir şekilde inşa etmek kolay bir iş değildir. Bilakis hazırlığa ihtiyaç duyan büyük bir görevdir. Evlilik hayatı da oyun ve eğlence, salt bir faydalanma ve teselli değildir. Bilakis bir takım sorumluluklar ve ödevler demektir. Doğruluktan ve kudretten uzak bir şekilde evliliğe kalkışan kimse ilahi hükmün hikmetinden habersiz bir cahildir. Evliliği kötü yönde kullanan ya da evliliğin gereklerini bilerek yerine getirmeyen Allah'ın gazabını ve azabını haketmiştir. Bu açıdan, insan evlilik hayatı için salih olmalıdır ve sorumluluklarını yerine getirmeye gücü yetmelidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Ey iman edenler! Nefislerinizi ve ailelerinizi ateşten koruyunuz.) (66/et-Tahrim/6)

Allah beni ve sizleri Yüce Kur'an ile mübarek eylesin...

Yaratan ve düzenleyen, takdir edip yol gösteren Allah'a hamdolsun. Şehadet ederim ki, Allah'dan başka ilah yoktur. O, tektir ve ortağı yoktur. Yücelerin en yücesidir. Ve şehadet ederim ki, efendimiz ve nebimiz Muhammed O'nun kulu ve rasulüdür. O, hevâsından bir şey konuşmaz. O'nun konuştuğu ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir. Allah O'na, ailesine, hayır ve vefa sahibi ashabına salât ve selam eylesin.

Bundan sonra... Aile hayatı bir çalışma hayatıdır. Bu hayatın yükümlülükleri ve sorumlulukları vardır. Bu nedenle, hareketlerine yön verecek ve düzenini sürdürecek bir yönetime ihtiyacı vardır. Kur'an bunu idarecilik olarak adlandırır. Bu idarecilik de erkeğin hakkıdır. İdarecilik zorbalık ve zorla boyun eğdirme demek değildir. Bilakis yönetim ve gözetimdir. Kadının şahsiyetini bir tarafa bırakma ve iradesini yok sayma, aile içerisindeki sevgi ve saygı ilişkisini silme anlamına gelmez.

Allah, kadını birtakım görevler için hazırlamış ve onları yerine getirebilecek şekilde onu ehil kılmıştır. Erkeği de birtakım görevler için hazırlamış ve nefsi, bedeni ve toplumsal açıdan onları yerine getirebilecek şekilde onu ehil kılmıştır. İdarecilik erkekten kadına geçecek olursa, kadına kaldıramayacağı bir yük yüklenmiş olur ve aile yolundan sapar.

Erkeğin eşi ve ailesi üzerindeki idareciliğini kaldırırsanız aile zorluklarla ve problemlerle karşı karşıya kalır. Şüphesiz kadınla erkek arasında birtakım farklar vardır ve bunlar, onlardan her birini sadece kendisi için hazırlanan görevi yerine getirmeye uygun kılar. Bu idareciliğin müfredâtında meydana gelebilecek bir eksiklik önce aileye sonra da tüm topluma zarar verir. Erkeğin idareciliğini elinden almaya çağıranlar ancak heva ve heves sahibi değersiz kimselerdir. Çünkü Allah Teâlâ'nın şeriatına karşı gelmektedirler.

İdarecilik; aile reisinin beden ve din güvenliğini sağlayıcı herşeyden sorumlu olması demektir. Aileyi, kötülük alanlarından, sapıklık ve alçaklık yollarından uzak tutmaktır. Aile reisi, geniş yüreklilik ve güzel ahlakla birlikte Allah'ın ölçülerine uymada ve dini değerlere saygı duymada da güzel bir örnek olmalıdır. O, bir koruyu koruyan çoban gibidir.

Aile reisi, her hak sahibine hakkını verebilmesi için işi, ibadeti ve ailesi; eşinin hakkı ve aile gözetimi arasında bir denge kurmakla yükümlüdür. Aile reisi, aile fertleriyle bir araya gelip onları yönlendirecek, onlarla konuşup onları dinleyecek ve nefsiyle başbaşa kalacak bir vakit bulamazsa ileride mutlaka buna pişman olacaktır.

Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan şu rivayet edilir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana dedi ki: "Bana senin gündüzleri oruç tutup geceleri tümüyle ibadet ettiğin haberi ulaştı. Böyle yapma; çünkü bedeninin senin üzerinde bir nasibi vardır, gözünün senin üzerinde bir nasibi vardır, eşinin senin üzerinde bir nasibi vardır.. (Bazen) oruç tut ve (bazen) iftar et (oruç tutma). Her aydan üç gün oruç tut; çünkü bu devamlı oruç tutmak gibidir." Bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet eder.

Allah'ım! Filistin'de, Keşmir'de ve Çeçenistan'da senin yolunda cihad eden mücahidlere yardım et. Allah'ım! İşgalci yahudileri yerle bir et ve birliklerini parçala...