Kuran ve Sünnet

Onun için Bir Nur Kıldık

     
 
 

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Onun için Bir Nur Kıldık

 

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu?" (En'am, 122)

Bu âyet-i kerime bazı konulan içermektedir:

1.  İnsanlar karanlıklar içindeyken bu kimse onlar arasında nurla yürümektedir. Onun ve insanların misali şuna benzer:

Gece karanlığı bu topluluğun üzerine çöker ve yollarını göremezler de kaybederler. Öbür kimse ise, nurludur ve yoluna devam etmektedir. Hem karanlığı görmekte ve hem de karanlıkta sakınılacak şeyleri görmektedir.

2. Bu kimse doğru yol üzerinde yürümektedir. Ehli şirk ve nifak ise, şirk ve nifak karanlıkları içerisinde kalırlar


     
 
 

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Allah Kul İle Kalbi Arasına Girer

 

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resûl'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinlikle O'nun huzurunda toplanacaksınız." (Enfal, 24)

Âyet-i kerime hakkında meşhur olan tefsir şudur:

Allah (c.c.) mü'min ile kafir arasına, kâfir ile iman arasına ve kendine itaat eden ve isyan edenlerin arasına girer. Bu görüş İbn Abbas'ın ve müfessirlerin cumhurunun görüşüdür. Bu âyet hakkında başka bir tefsir daha bulunmaktadır. Buna göre mâna şöyledir:

Allah (c.c.) kulunun kalbine yakındır ve kalpte hiçbir şey O'na gizli değildir. Dolayısıyla O, kul ile kalbi arasındadır. Bu görüşü de Vahidî, Katade'den zikretmiştir. Şu var ki, bu görüş, âyetin siyakına daha uygundur. Çünkü icabet etmenin asıl yeri kalptir. Kuşkusuz bedenin kalp olmadan icabet etmesi bir yarar sağlamaz. Çünkü Allahu Teâlâ kulu ile kalbi arasına girmekte ve şüphesiz kalbin kendisine icabet edip etmeyeceğini, gizleyip gizlemeyeceğini ve reddedip etmeyeceğini de bilmektedir.

İlk açıklamaya dönecek olursak, âyetin münasip açıklama yönü şöyledir:

Eğer sizler Allah ve Resûl'üne icabet etmezseniz, şunu bilin ki, Allah'ın (c.c.) sizinle kalplerinizin arasına girip de (sizlere azap vermemesinden) sakın emin olmayın! Kendinize apaçık olarak hak anlatıldığı ve gösterildiği hâlde bundan sonra da sizlere bir ceza olsun diye artık icabete uymanız sizlere oldukça imkânsız ve temkinsiz olacaktır. Hâliniz de şu âyetlerde buyrulduğu gibi olur:

"Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman etmedikleri gibi gene iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör ve şaşkın bırakırız." (En'am, 110),

"Onlar eğritince, Allah da kalblerini eğriltti." (Saf, 5),

"Fakat onlar bir defa yalan dediklerine sonuna kadar bir türlü inanmadılar." (Yunus, 74)

Söz konusu âyette bir sır daha vardır ki, o da şudur:

Muhakkak ki, Allahu Teâlâ insanlara şeriatla emretmektedir ki, bu icabet etmek demektir. Kader ve ona imanın arasını cem etmiştir. Şu âyetler de buyrulduğu gibi:

"İçinizden doğru gitmek isteyenler için. Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz." (Tekvir, 28-29),

"Dileyen onu düşünür. Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da Odur, bağışlayacak da" (Müddessir, 55-56)

Allah en iyisini bilir.

     
 
 

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Sizlere Cihad Farz Kılındı

 

Allahu Azze ve Celle şöyle buyurdu:

"(Nefsinizin) hoşuna gitmediği halde kıtal (Allah yolunda savaş) üzerinize farz kılındı. Belki kötü olduğunu zannettiğiniz şey sizin için hayır, hayırlı olduğunu zannettiğiniz şey de sizin için şer olabilir. (Çünkü) Allah (herşeyi en iyi) bilir. (Fakat) siz bilmezsiniz." (Bakara, 216),

"Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur." (Nisa, 19)

İlk âyet; gazap kuvvetinin kemali olan cihad hakkındadır.

İkinci âyet de; şehvanî kuvvetin kemali olan nikah hakkındadır.

Kuşkusuz kul, ölüm korkusundan dolayı gazap kuvvetiyle düşmanlarıyla karşılaşmaktan hoşlaşmaz. Oysa ki bu hoşlanmadığı husus, gerek yaşamı ve gerekse âhireti için oldukça hayırlıdır. Bununla beraber kerih gördüğü savaştan uzak durmak ve onu terk etmek de hoşuna gider. Oysa hoşuna giden bu durum, onun hem yaşamı ve hem de âhireti için çok şerlidir.

Aynı şekilde kişi birtakım özelliklerinden dolayı bir kadını sevmez. Oysa ki kadının iç âleminde ve diğer özelliklerinde adamın bilmediği birçok hayır vardır. Buna ek olarak bazı özelliklerinden dolayı bir kadını sever; oysa ki kadının içinde adamın bilmediği birçok şer bulunur.

İnsan, kendisini yaratan Rabbinin vasfettiğine göre zalim ve cahil olabilmektedir. Öyleyse kişi, ölçüyü, zararına, faydasına, meyline, sevgisine, nefret ve buğzuna göre belirlemesi gerekmez; bilakis bu konudaki ölçü, Allah'ın kuluna emir ve yasaklarla seçmiş olduğudur.

Genel olarak kulun sunacağı en yararlı şey, gerek zahiren ve gerekse bâtınen Rabbine itaat etmesidir.

Genel olarak en zararlı şey de zahiren ve bâtınen Rabbine isyan ermesidir.

Eğer ihlâslıca Allah'a itaat ve kulluk ederse, kötü gördüklerinden başına gelenler, kendisi için hayırlı olur.

Allah'a itaat ve kulluktan ayrılacak olursa, sevimli diye sandığı şeylerin hepsi kendisi için şer olur.

Öyleyse kim doğru olarak Rabbini bildiyse ve isim ve sıfatlarını anlamışsa, gerçekten başına gelen kötü şeylerde ve kendisine inen belâlarda, sayısını kendisinin bilemediği ve anlayamadığı nice maslahatlar ve yararlar olduğunu anlar ve bilir. Hatta kulun çirkin gördüğü şeylerdeki maslahatı ve yararı, sevdiği şeylerdekinden daha büyüktür.