Kuran ve Sünnet

Taraf Olma

     
 
 

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Taraf Olma

 

Eğer Allah ve Resûl'ü bir tarafta iseler, sen karşı tarafta olma sakın! Çünkü senin onların tarafında olmaman, yanlış taraftarlık mânasına gelir.

Arapça kelimenin aslı olan "el-Musakkatu", bir tarafta bulunması, kendisine muhalif olanın karşı tarafında olması anlamına gelir.

"el-Muhaddatu" kelimesi de böyledir. Çünkü "el-Muhaddatu" kelimesi de birisinin bir tarafta, diğerinin de karşı tarafta olmasıdır.

Sakın ama sakın, bu konuyu küçük görmeyesin!

Kuşkusuz bunun kökü, maksat ve gayeye ulaştırır. Bunun azı çoğuna davetiye çıkarır. Öyleyse Allah ve Resûl'ünün olduğu tarafta ol, insanların hepsi karşı tarafta olsalar da...

Nitekim bunun için mükâfatlar vardır ki mükâfatların en üstünü ve en övülenidir. Âhirete girmeden önce dünyada kula verilecek en yararlı şeydir bu. İnsanların çoğu ancak karşı tarafta olmayı yeğlerler. Özellikle rağbet ve korkular kuvvet kazanınca...!

İşte sen Allah ve Resûl'ünün olduğu tarafta neredeyse kimseyi bulamazsın. Hatta insanlar orada bulunanları, akılları eksik ve kendi nefisleri hakkında kötü seçimli kimseler olarak sayarlar. Bazen de onları delilikle itham ederler.

Nitekim bu ithamcılar, Peygamber düşmanlarının mirasçılarıdırlar. Kendileri, sırf öbür tarafta, insanlar da karşı tarafta oldukları için onları Allah ve Resûl'ünün taraftarlarını delilikle itham etmektedirler.

Lakin her kim nefsini bu yönde alıştırırsa, şüphesiz ki bu kimsenin, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiklerine dair oldukça derin bir ilme ihtiyacı vardır ki, böylece yakîn üzere olur ve o konu hakkında o kimse şüpheye düşmemiş olur.

Buna ek olarak; kendilerine düşmanlık edenlerin düşmanlıklarına ve kınayanların kınamalarına da eksiksiz bir sabır gösterir.

Bunların eksiksiz yerine gelmesi için Allah ve âhiret günü konularında kuvvetli bir rağbet duyması gerekir. Öyleki âhiret o kimseye dünyadan daha sevimli gelecek, âhireti dünyanın önüne geçirecek, Allah ve Resûl'ü o kimseye her şeyden daha sevimli olacak.

Şu var ki, işin başında bunları insanın yerine getirmesi kadar zor bir şey yoktur! Çünkü nefsi ve hevası, tabiatı ve şeytanı, taraf olan kimseler ve yandaşları, kendisini çağırırlar. Kendisi onlara muhalefet ederse, o takdirde bunlar da kendisiyle savaşa girişirler.

Bu kimse sabreder ve sabit durursa, işte o zaman Allah'tan yardım gelir. O zaman da bu zorluk kolay olur. Acı tatlı olur. Muhakkak ki Allahu Teâlâ insanlara nimetler bahşedip verendir. Dolayısıyla Allah, kendisine ve Resûl'üne taraftar olma lezzetini mutlaka (cennetle) kuluna tattırır. Bunun kerametlerini gösterir. Bununla o kimsede sevinç ve gıpta artar. Kalbi rahata kavuşur, kuvvetiyle zafere ulaşır, refaha ve mutluluğa gark olur. Kendisiyle savaşan kimseler de, bu kimsenin aksi istikameti üzere kalırlar. Kendisinden korkan, kendisine inanan, kendisine yardımcı olan, kendisini terk eden arasında olur. Bu kimsenin ordusu güçlenir ve düşman ordusu zayıflar.

İnsanlara muhalefet edip Allah'a ve Resûl'üne yönelmen sana asla zor gelmez; tek başına olsan bile! Çünkü Allah seninle beraberdir. Sen de O'nunlasın, O'nun koruması ve muhafazası altındasın. O Allah (c.c.) ancak seni yakinin ve sabrın ile imtihan etmektedir. Allah'ın katından sana yapılacak yardımların en yücesi bâtıla açgözlülükten ve korkmaktan uzak kalmaktır. Ne zaman ki bu ikisinden tecrit olursa, Allah ve Resûl'üne taraftar olmak sana yakınlaşır ve devamlı olarak Allah ve Resûl'ü tarafında olursun. Ne zaman açgözlülük ve korkaklık sende baş gösterirse, bunlar sana gelmez. Bunu da sakın nefsine karşı konuşma! Şayet:

"Açgözlülükten ve korkaklıktan arınma asıl olur?" diye sorarsan, ben de:

"Tevhidle, tevekkülle, Allah'a güvenmekle, sevapların ancak kendisinden geldiğini ve günahları silenin de ancak kendisi olduğunu, işlerin hepsinin sadece Allah'a ait bulunduğunu ve O'ndan başkasında herhangi bir şeyin olmadığını bilmenle" derim.

 

     
 
 

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Durumunu Nasıl Düzeltirsin?

 

Haydi, Allah'ın dinine girmek için, hastalık olmadan, yorgunluk ilişmeden ve sıkıntı çekmeden, Daru's-selâm da (cennette) ona komşu olmak için koşun! Hatta yolların en yakını ve en kolayına gelin..!

Kuşkusuz sen, iki vakit arası bir vakitte bulunmaktasın, bu da, gerçekte senin ömründür. Nitekim bu, geçmiş ve gelecek arasıyla hâlihazırdaki vaktindir.

Geçenlere gelirsek; tevbe, pişmanlık ve istiğfar etmenle bunları düzeltirsin. Bu husus, seni gerçekten yormayan bir husustur, seni hasta da etmez ve seni bedensel bir amelle de yormaz. Bu ancak kalbin amel etmesiyle alakalıdır.

Gelecekteki günahlar ise, onları işlememek, onlardan uzak durmakla düzelir. Onlardan uzak kalman ve rahat etmen organların amel etmesiyle alakalı değil ki, onlara karşı çıkman sana bedensel olarak ağır gelsin. Bu da ancak azmetmen, kararlılıkla olur. Böyle yaptığında bedenin, kalbin ve düşüncelerin rahatlar. Geçmişte olan günahlar tevbeyle düzelir. Gelecekte olanlar ise, kaçınmak, azim ve niyetle düzelir.

İşte bu her ikisinde de organların hasta olması ya da yorgunluk duyması diye bir şey söz konusu değildir. Ancak yaşamındaki asıl durum, iki vakit arası olan vakittir. Şayet zayi edersen mutluluğunu ve kurtuluşunu da zayi edersin. Şayet zikrolunanlarla öncesinde ve sonrasında her iki vaktin düzelmesiyle beraber muhafaza edersen, rahatlamak, lezzet almak ve nimetlere gark olarak kurtulur, kazanırsın. Nitekim bunun muhafaza edilmesi, öncesinin ve sonrasının düzelmesinden daha zordur. Çünkü muhafaza edilmesi, nefsine en evlâ olanı, en faydalı olanı ve mutluluğa ulaştıracak en yüce olanı kendine gerekli görmenledir.

İşte bu konuda insanların farklılıkları kuşkusuz farklılıkların en büyüğüdür. Allah'a yemin olsun ki, ya cennet ya da cehennem olarak, diriltileceğin o gün (kıyamet) için stokladığın azığını kendisinde toplandığı (dünyadaki) bu boş geçen günlerinle ilgili olarak, şayet sen Rabbinin yoluna uyarsan, en yüce mutluluğa kavuşursun ve ebedî olmayan bu kısa süreli (dünya) hayatında en büyük kurtuluşa gark olursun. Şayet şehvetleri, rehaveti, oyun ve eğlenceyi izlersen, yüce mutluluk senden süratle kaybolur. Ve seni büyük ve sürekli bir acı sarıverir. Bu öyle sürekli bir acıdır ki, bunun zorluğu ve sıkıntısı daha çoktur. Allah'ın haramlarına karşı sabır gösterme, O'na itaat ederken sabır gösterme zorluğundan ve bunun için hevaya muhalefet etmekten daha devamlıdır.