Kuran ve Sünnet

Sağlam Ve Doğru Şuhud: "Ulûhiyeti" (İlâhlığı) Müşahede

Sağlam Ve Doğru Şuhud: "Ulûhiyeti" (İlâhlığı) Müşahede

"La ilahe illallah" Şehadetinin Gerçekleşmesi

 

Hiç şüphe yok ki, insanoğlu yaratıkların çokluğuna ve çeşitliliğine şahit olduğu zaman şaşıp kalır. Bu şaşkınlık kalbini, kalbi bağlarını böler dağıtır. Kalbin çokluk karşısındaki şaşkınlığı, yaratıklara bağlar onu. Fakat bu bağlılık, ya muhabbet, ya korku yahut da umut şeklindedir.

Fakat mahlukatı birleşik olarak tekleşmiş gördüğü zaman, kalbi Allah (c.c)'ın tevhidi, ortağı olmayan o mabuda kulluk etmek üzere içtima eder ve birleşir.

Böylece bütün yaratıklara iltifat ettiği halde, kalbi tek başına Allah (c.c)'a iltifat eder. Bu iltifat, Rab korkusu, ümidi ve yardım isteme şeklinde tecelli eder. Bu durumda bazen yaratan ile yaratılanın arasını ayırdedebilmek için, yaratığa bakma fırsatı bulamayacak kadar kalbi Allah (c.c) ile meşguldür. Durum bu olunca, yaratıklardan nazari ve kasti olarak yüz çevirir. Bütün düşüncesini bir noktaya, sadece Hakka yöneltir.

Böyle bir hal, fena deyiminin ikinci tipine girer.

Fakat ikincisinden biraz farkı vardır. Bu fark kulun, yaratığın Allah (c.c) ile kaim olduğunu, ancak O'nun emriyle hareket ettiğini bilmesidir.

Yaratıkların çokluğunun ve çeşitliliğinin Allah (c.c)'ın vahdaniyeti (birliği) içinde yok olduğunu; Allah (c.c)'ın bütün yaratılmışların Rabbi, ilahı, halikı (yaratanı) ve maliki olduğunu görür.

Böylece;

İhlâs, muhabbet, korku, ümid, istiâne (isteme), tevekkül; O'nun için dostluk ve O'nun için düşmanlık etmek, İtibarı ve kalbi Allah (c.c) üzerinde birleşmekle birlikte; hâlık ile mahlûk arasındaki farkı ikisini birbirinden ayırtederek müşahede eder. Ve mahlûkatın çok ve çeşitli oluşunu müşahede eder;

Allah (c.c)'ın her şeyin Rabbi, maliki ve halikı olduğunu ve O'ndan başka ibadete layık ilâh bulunmadığını tahkiki olarak bilir ve buna inanır.

İşte bu şuhud; yani müşahede ve görüş, sağlam ve doğru görüşün ta kendisidir.

Ve bu görüş; kalbin ilminde, şehadetinde, zikri ve marifetinde, kalbin hal ve ibadetinde, kasd ve iradesinde, muhabbet, dostluk ve taatında vacibdir.

"Allah (c.c)'tan başka ibadete layık ilah yoktur", yani; "La ilahe illallah" gerçeğine şehadetin ta kendisidir. "Tevhidin" gerçekleşmesidir.

Zira bu şehadet;

- Kalbten, Hakk'dan başkasının ulûhiyetini (ilahlığını) "nefyedip" silmek, silkip atmaktır.

- Sadece Hakk'ın ulûhiyetini (ilahlığını) "isbat" tesbit etmektir. (Allah (c.c)'ı tek ilâh, tek hükmedici olarak kabul etmektir).

Şehadet;

- Bütün yaratıklardan "ulûhiyet" (ilâhlık) hakkını ve vasfını (reddeder) kaldırır.

- Böylece; "Ulûhiyetin" (ilâhlığın) sadece yerin ve göğün Rabbi yaratıcısı ve tek sahibi olan Allahu Teâlâ'nın hakkı olduğu (isbat) kabul edilmiş olur.

Böyle bir şehadet; kalbin Allah (c.c)'tan başka herşeyden ayrılmasını, temizlenmesini ve Allah (c.c)'ın üzerinde karar kılmasını gerekli kılar.

Bu durumda kul, bilgi ve kasdında, şehadet ve iradesinde, marifet ve muhabbetinde, hâlık ile mahlûkun arasını ayırıcı olur.

Öyle ki, sadece Allah (c.c)'ı bilir, O'nu zikreder ve kalbini O'nun hikmetleriyle doldurur. (O'na arif olur)

Fakat bununla beraber o; Allah ( c.c)'ın mahlûkata zıd, onlardan ayrı ve mahlûkat olmadan da O'nun bir olduğunu (tek başına var olacağını) bilir ve bunu hiçbir zaman aklından çıkarmaz.

- Böylece, sadece Allah (c.c)'ı sever,

- O'nu yüceltir ve yalnız O'na kul olur.

- Ümidini sadece O'na bağlar ve yalnız O'ndan korkar.

- Sadece O'nun için sever,

- O'nun dost olduklarına dost, düşman olduklarına ise düşman olur.

- Yalnız ondan istimdad (yardım) dilenir ve sadece O'ndan taleb eder.

- O'na tevekkül edip güvenir. O'nu kendine vekil ve sahip kabul eder,

(- O'ndan başkasına kulluk (ibadet) etmekten,

- İstimdad (yardım) dilenip, tevekkül etmekten,

- O'ndan başkasından korkmaktan ve ümitlenmekten;

- O'ndan başkası için (velayet) dostluk kurmaktan, (Adavet) düşmanlık yapmaktan sakınır.

- O'ndan başkasının meşru olmayan emirlerine tabi olup, itaat etmekten (Hüküm konusunda O'ndan başkasının mahkemesini kabul etmekten), sakınır, uzak durur.)

 

Bütün bu haller Allah-u Teâlâ'yı yegane "ilâh" olarak kabul etmenin tabii sonucudur.

Bütün bu haller O'nun "rubûbiyetini" ikrar eden, yalnızca Allah (c.c)'ın "ulûhiyetini" kabul ettiren hususiyetlerdendir.

Ki o, herşeyin Rabbi, Meliki; Hâlık ve Müdebbiridir,

İşte bu şekilde iman edip inanılırsa, Allah (c.c)'ın muvahhid ve gerçek kulu olunur.