Kuran ve Sünnet

Necm: 53/39 Ayetinin Açıklaması

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

Necm: 53/39 Ayetinin Açıklaması  

 

Cenab-ı Hakk'ın şu buyruğu hakkında:

"Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur" (Necm: 53/39)

İnsan her ne kadar kimi zaman Allah'ın rahmet ve fazlı ile birtakım nimetlere nail oluyor ise de, çalıştığı şeyden başka bir şeye sahip ve layık değildir. Allah bir çok insana ameli dışında rahmeti ile muamele eder fakat insanlar ancak işledikleri amellerin sahibidirler.

"Yoksa kendisine haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?

Ve sözü yerine getiren İbrahim'in sahifelerindekiler?

Gerçekten hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.

Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.

Ve çalışması da ileride görülecektir.

Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir." (Necm: 53/36-41)

"Yoksa kendisine haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?" buyruğu haber verilen kişinin bu haberi tasdik etmesini gerektirmektedir. Çünkü bu, İbrahim ve Musa'yı doğrulayıcı olarak gelen Muhammed'in haberlerindendir.

"Şüphesiz bunlar, ilk gönderilen kitaplarda, İbrahim ve Musa'nın kitaplarında da vardır" (A'la: 87/18-19)

Bu ayeti kerimeler üç usul kaidesi gerektirmektedir:

1 - Gerçekten hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.

2 - İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.

3 - İnsan çalışmasının karşılığını tam olarak görecektir.

Bu kaideler; va'd ve vaid, sevap ve ikaba imanın usulü ve emir, yasak ve ahirete imanın neticesidir.

Fakat bazıları bu üç usulü anlamada yanlışlığa düştüler.

Özellikle birinci usulü selef ve haleften birçokları yanlış anlamışlar ve bu nedenle Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem)

"Ölü, hayattaki insanların kendisi için ağlamasından dolayı azab görür." hadisini inkar etmişlerdir.  (Buhari Kitabu'l-cenaiz: 2/80-81, Müslim Kitabu'l-cenaiz: 1/638-644)

(Bu hadisi Kur'an'a aykırı olduğu gerekçesiyle seleften Aişe ve Ebu Hureyre red etmişlerdir. Bkz: Nevevi: 6/228, Fethu'l-bari: 3/154.)

Oysaki Rasulullah'dan (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hadisi Ömer, İbn Ömer, Ebu Musa, Muğire b. Şube gibi birçok sahabi rivayet etmişlerdir.

( Ebu Musa; Abdullah b. Kays b. Suleym. Sahabi. Büyük imam Ebu Musa el-Eş'ari. Fakih, karii. İnsanların en güzel seslilerinden biri. H 44. yılında vefat etti.) 

(Muğire b. Şube b. Amir b. Mesud es-Sakafi. Sahabenin büyüklerindendir. Rıdvan beyatına katıldı. Yermuk savaşında gözlerini yitirdi. H. 50 yılında vefat etti.)

Hadisi inkar edenler bunun ağıtçı sebebiyle, ölünün azab görmesinin Kur'an'a aykırı olduğu vehmine kapılmışlardır. Ağıtçılar bu işlerinden dolayı azap göreceklerdir. (Hadisi şerifte normal ağlama değil, ağıtçıların yüksek ses ve ağıt söyleyerek ağlaması murad edilmektedir.)

Fakat ölü, onun bu günahından bir şey yüklenecek değildir. Ölünün azap görmesi, ağıtçıların ağıtlarından duydukları elem nedeniyledir. Aynen kişinin dünyada kendi fiilleri dışında kötü kokular, çirkin sesler ve korkunç şeylerden rahatsızlık ve eziyet duyması gibi, vefat eden kişi de, ardınca ağıtlar düzüp ağlayan insanların bu çirkin davranışlarından rahatsız olup eziyet duyacaktır. Bunun hükmü, tıpkı münker ve nekirin sorgulamasından duyulan eziyet gibidir. Yoksa vefat eden kişi, sağ kalan insanların günahlarından bir şey yüklenecek değildir.

Üçüncü usul ile ilgili olarak yani insanın kendi amelinin karşılığını alması hususunda da birçok yanlış anlamalar olmuştur. Bu kaideye dayanarak bazıları tek bir büyük günah nedeniyle kişinin tüm iyliklerinin iptal olacağını ve ebedi cehennemde kalacağını savunmuşlardır. Bazıları da kişinin günahları sevaplarından daha ağır basarsa ebedi cehennemde kalır, demişlerdir. (Her iki görüş te Hariciler ve Mutezililere aittir.)

İkinci usul olan: "Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka birşey yoktur" ayeti kerimesi de bazılarınca yanlış anlaşılmıştır. Bunlar insana sadece ve sadece amelinin fayda vereceğini sanmışlardır.

"Zeyd'in sadece şu malı var ve Zeyd sadece şu mala sahiptir" demek onun başka şeylerden faydalanmayacağı anlamına gelmez. İnsan dünya ve ahirette hem Allahu Teala'nın ve hem de diğer insanların iyiliklerini görür.

Tevatür yoluyla malumdur ki; ölü müslümanların kendisi için kıldıkları cenaze namazının, yaptıkları duaların ve Rasulullah'ın şefaatinin faydasını görmektedir.

(Ölünün Müslümanların kendisi için kıldıkları cenaze namazından faydalanacağı Müslim'in Kitabu'l-cenaze'de Hz. Aişe'den rivayet ettiği şu hadistir:

"Herhangi bir Müslüman ölürse ve onun namazını yüz kişilik bir cemaat kılarsa, Allah mutlaka onları, ona şefaatçi kılar.")

(Ölünün Müslümanların duasından fayda göreceğinin delillerinden biri de Ebu Davud'un sünen, Kitabu'l-cenaze'de rivayet ettiği şu hadistir:

Allah Rasulü ölüyü defnettikten sonra kabrin üzerinde durup şöyle dedi:

"Kardeşiniz için mağfiret dileyin ve onun karşılaşacağı hesap için Allah'tan metanet vermesini isteyin. Şimdi o, sorguya çekilmektedir."

Hakim Müstedrek'te bu Hadisin sahih olduğunu söyledi.)

(Meşhur şefaat hadisi buna delildir.)

Diri de öyledir. Dua, sadak ve sahih hadislerde bildirilen daha başka şeylerin faydasını görür. (Bunun delillerinden biri de Kitabu'z-zikir ve'd-dua ve't-tevbe ve'l-istiğfar: 3/2094'te rivayet ettiği hadistir.)

"Müslümanın Müslüman kardeşinin arkasından yaptığı dua müstecabdır" buyurdular.

Bu husus, ayet-i kerime'ye aykırı olmadığı gibi ayetin umumiliğini tahsis edici de değildir. Ayrıca sadece bizden önce geçen ümmetlerin değil, bizim de şeriatımızdır ve hükmü hem önceki ümmetler hem de Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmeti için şamildir.

Bu hüküm Muhammed'in ümmeti için de sabittir. Eğer öyle olmasaydı o zaman "Yoksa kendisine haber verilmedi mi, Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar" kavli ilahisinin bir anlamı kalmazdı. Ayet bu hususa işaret etmektedir. Ayrıca ayeti kerime iki büyük peygamber İbrahim ve Musa'nın haberini içermektedir ki, bu genel bir haberdir ve haberler nesh kabul etmezler. Peygamberlerin mücerret haber olan şeriatları değişmez.

Ayet zahiri ile hak ve mefhumu ile sıdk üzeredir ve fasid manadan uzaktır.

Ebu'l-Ferec b. Cevzi bu ayetle ilgili sekiz ayrı görüş zikretti. (Zadü'l-Mesir 8/80-82) :

Birinci görüş: Söz konusu ayet şu kavli ilahi ile mensuhtur:

"İman eden ve zürriyetleri de iman ile kendilerine tabi olanlar işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık." (Tur: 52/21)

Babaların amelleri ve güzel halleri nedeniyle çocukları cennete gönderildi.

Fakat İbn Abbas bu görüşü reddetmiştir. Çünkü her iki ayetin lafzı da haberdir ve haber neshi kabul etmez.

Ben (İbn Teymiyye) derim ki:

İbn Abbas'dan bu lafzı Ali b. Ebi Talha el-Valibi nakletmiştir ki bazıları onun İbn Abbas'dan ders dinlemediğini söylemişlerdir. Fakat gerçekte o, İbn Abbas'ın öğrencilerindendir.

İbn Abbas:

"Babaların amelleri ve güzel halleri nedeniyle çocuklar cennete girdirildi" dedi ve nesh zikretmedi. Zikretseydi bile, sahabenin:

"Allah şeytanın attığını nesh eder" (Hacc: 22/52)

Kavl-i ilahi'den anladığı bu değildir.

İbn Abbas bu ayet-i kerime'de, insanın başkasının amelinden faydalanamayacağına dair herhangi bir işaret bulunmadığını beyan etmiştir. Çocuklar babalarının amellerinin faydasını görmüşlerdir, İbn Abbas'ın bu sözünü anlamayanlar, bu sözü zayıf göstermeye çalıştılar.

Bu ayet konusunda söylenen diğer sözler gerçekten çok zayıftır.

Beğavi İbn Abbas'tan:

"Bu hüküm bu ümmetin şeriatında mensuhtur" (Bkz. Mealimu't-tenzil: 4/254.) şeklindeki rivayet kesinlikle doğru değildir. Bu İbn Abbas'ın söylemediği halde ona izafe edilen birçok sözden sadece birisidir.

İkinci görüş: İkrime şöyle dedi:

"Ayetten murad İbrahim ve Musa'nın kavmidir. Bu ümmet için ancak çalıştığının karşılığı vardır."

Bu görüş zayıftır. Çünkü Allah bu ayeti ümmeti Muhammedi imtihan ve hükmün şamil olduğunu bilmeleri için zikretmiştir. Eğer bu ayetler sadece İbrahim ve Musa'nın ümmetine şamil olsaydı, o takdirde Ümmeti Muhammed için hüccet teşkil etmezdi.

Oysa tüm ümmet bu ayetin gereklerini hüccet olarak kabul etmiştir. Ölümden sonra sadakanın fayda vermeyeceğini kim inkar edebilir?

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bize:

"Es-selamu aleyna ve ala ibadil-lahi's-salihin" dediğimiz zaman:

"Yer ve gökte bulunan tüm salih kulların bu duadan nasiplerini aldıklarını bildirmiştir." (Bkz. Buhari Kitabu'l-ezan: 1/202, Müslim Kitabu's-salat: 1/301-302.)

Peygamberlere gönderilen salat ve selam onlara ulaşır. Bizden önceki salihleri anmamız onlara ulaşır. Dua ve şefaat, tüm ümmetler için faydalar içermektedir. İbrahim, Musa ve diğer peygamberler kavimlerinden salih kimseler için dua ettiler ve bu dualar onlara fayda vermektedir.

(İbrahim'in dualarından biri de şöyledir:

"Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve mü'minleri bağışla" (İbrahim: 14/41)

Oysaki bunda onların herhangibir çalışmaları yoktur. Melekler de yeryüzündeki geçmiş ve yaşayan mü'minler için istiğfar ederler.

(Meleklerin mü'minlere istiğfarlarının delillerinden biri de şu ayeti kerimedir:

"Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Mü'minlerin de bağışlanmasını isterler "Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru.")

Üçüncü Görüş:

Rebi b. Enes şöyle dedi:

Ayetten kafirler murad edilmiştir. Mümin ise hem kendi çalışmasının hem de başkalarının çalışmalarının faydasını görürler.

Ben (İbn Teymiyye) derim ki:

Bu görüş te cidden çok zayıftır. İbrahim ve Musa'nın sahifeleri kafirlere özel değildir. Ve "Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka birşey yoktur" ayeti kesinlikle mü'minleri içermektedir. Bu görüşün sahibi ayeti kerimenin kafiri değil, mü'mini kapsadığını söyleseydi daha doğru olurdu. Bununla beraber adalet hükmü hususunda kafir ile mü'min arasında bir fark yoktur. Mü'mini ayrıcalıklı kılan şey ise imanı ve çalışmasıdır.

Dördüncü Görüş: İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey olmaması adalet cihetiyledir. Ancak fazıl cihetiyle Allah dilediğine ziyadesiyle verir.

Bu görüş Hüseyin b. Fadl'a aittir ki, diğer görüşlere göre daha tercihe şayandır ve anlamı doğru odur. Fakat ayeti tefsir etmemektedir. "Leyse li'l-insani" umumi nefiydir. 

(Hüseyin b. Fadl b. Ömer. Allame, müfessir, imam, lügatçi ve muhaddis. 282 yılında vefat etti.)

İnsan için sadece kendi çalışmasının olması adalet, Allah'ın dilediğine çalışması dışında ikram etmesi ise fazilettir.

Beşinci görüş: "Ma saa" (çalışması) "ma neva" (niyet etmesi) anlamındadır. (Bu görüş Ebu Bekir el-Verrak'dan nakledilmiştir.)

Ben (İbn Teymiyye) derim ki:

Bu ifade konuya açıklık getirmemekte, sadece "Say" kelimesinin anlamını açıklamaktadır. "Say" ise amel ve hayır niyetidir ki, kişi hayır niyetini gerçekleştirmese bile bundan sevap alır. Ancak şer ve kötülüğü niyet eden, bu niyetini uygulamadıkça günaha girmiş olmaz. (Bununla ilgili hadis için bakınız Buhari Kitabu'r-rikak: 7/187.)

İnsan bazen ölümünden sonra kendisi için sadaka verilmesi ve hacca gidilmesi gibi niyet etmediği şeylerden de sevap alır.

(Adamın birisinin ölen annesl için sadaka vermesinin ona faydalı olup olmayacağını sorması üzerine Rasulullah "evet" buyurdu. Bkz. Buhari Kitabu'l-cenaiz: 2/106.)

(Bu konudaki soruya Rasulullah: "Evet Onun yerine haccet" diyerek cevap vermişti. Bkz: Buhari Kitabu cezau's-sayd: 2/217, Müslim Kitabu's-sıyam: 1/705.)

Altıncı Görüş: Salebi'nin ifadesine göre bu müzminler için hayırlıdır. (Bkz. Tefsiru Sa'lebi: 12/17)

Ben (İbn Teymiyye) derim ki:

Salebi'nin bu sözü "Li'l-insani" ifadesinin delaletinden uzaktır. Bu ifadede kafiri veya cezanın dünyada olmasını tahsis yoktur. Anlayışı kısıtlı olanlar bilmedikleri konularda sussa idiler, ihtilaflar azalırdı.

Yedinci Görüş: "Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur" İnsanın aleyhine kendi çalışmasından başka bir şey yoktur, anlamındadır. Bu görüşü İbn Zağani dile getirdi.

(İmamu'l-allame. Hanbeli alimi. Ebu'l-Hasan Ali b. Ubeydullah ez-Zağani. Çeşitli eserleri vardır. 527 yılında vefat etti.)

Ben derim ki: Bu görüş şimdiye kadar zikredilen sözlerin en rezilidir ve ayetin anlamını tersyüz etmektir.

Sekizinci görüş: İnsan için ancak kendi çalışması vardır. Ancak sebepler muhteliftir. Bazen çalışması yakın kazanmak, kendisine rahmet okuyacak çocuk elde etmek ve kendisi için dua edecek bir arkadaş elde etmek yönünde olabileceği gibi bazen de dindaşlarına ve ibadet ehline hizmet ederek, onların muhabbetlerini kazanır. Bu görüş de Ebu Hasan b. ez-Zeğani'ye aittir.

Ben derim ki: Bu görüş diğerlerine göre daha güzeldir. Dedem Ebu'l-Berekat da bu görüşü tercih etmiştir. Bununla beraber zayıf bir görüştür. İnsan mü'minlerin çocukları gibi kendi çalışmasının dışındaki şeylerden de fayda görebilir.

(Ebu'l-Berekat; Şeyhu'l-allame, karii, muhaddis, müfessir, usuli, nahvi, fakih. Meciduddin Ebu'l-Berekat. Abdusselam b. Abdillah b. el-hıdrb. Muhammed b. Ali el-Harrani, İbn Teymiyye. Zamanının imamı idi. 652 yılında vefat etti.)

İbn Abbas tüm bu görüş sahiplerinden daha alimdir ve o, (Tur suresinin 21. ayetinin) konuyu açıkladığını ve muradı beyan ettiğini belirtmiştir. Yine bu ayet, bu kimselere şeytanın Kur'an'ın delalet etmediği şeyi güzel göstermesini nesh etmiştir. Allah'ın insanlara çalışmalarından başka, kendi fazlı kereminden bir şey vermeyeceğini söylemek mümkün değildir. Bilakis hakk teala kullarına, amelleri dışında, amelleri ile beraber rahmet etmesinden daha çok rahmet eder. Kulun çalışıp amel işlemesi de Allah'ın fazıl ve rahmetinin bir tecellisidir.

Bu ayet ile haccın nefyine delil getiren herkesin sözü sadaka ile çelişmektedir. Çünkü ayet, her ikisini de içermektedir. Orucun nefyi için delil getirenlerin sözleri ise, hac ve sadaka ile çelişmektedir.

Meselenin hakikati şudur: Görüş sahipleri ayetten hareketle görüş oluşturmak yerine, ayeti kendi görüşlerine alet etme yoluna gitmişlerdir.

İçlerinden birisi dese ki: Ayet ittifak ve ihtilaf sebepleri konusunda umumidir. Bu sureye has kılınırsa, diğerlerine de delalet eder.

Ona şöyle denilir:

O zaman ihtilaf sebepleri de delili ile hastır. Ölünün bir amelden istifade edeceği ancak delile dayanılarak söylenebilir. Bu konuyu bir başka yerde ayrıntılı olarak açıkladım. (Bkz. el-fetevai'l-kubra: 3/27-32, Mecmuu'l-feteva: 24/306-313)

(Allah subhanehu daha iyi bilir)