Kuran ve Sünnet

2.1.3

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

2.1.3

 

Ey Râfizî!

“Onlardan birisi haksız olarak hilâfeti istedi. Müslümanların çoğu da dünya menfaati için ona biat ettiler.” sözünle Ebubekir (r.a.)'i kastediyorsun.

Ebûbekir'in (r.a.), hilâfeti kendisine istemediği malumdur. Hatta Ebubekir şöyle demiştir:

“Ben sizin için Ömer'i, Abdurrahman'ı veya Ebû Ubeyde'yi tavsiye ediyorum.”

Bunun üzerine Ömer (r.a.):

“Vallahi boynumun vurulması; içinde Ebûbekir'in bulunduğu bir millete emirlik etmekten, benim için daha sevimlidir” dedi.

Gerçekten Ebubekir'i (r.a.), Ömer, Ebû Ubeyde ve diğer müslümanlar seçerek ona biat ettiler. Şüphesiz ki, Onlar Ebubekir'i kendilerinden hayırlı biliyorlardı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onun hakkında :

“Allah ve mü'minler, Ebûbekir'den başkasını reddeder” buyurmuştur. (Müslim Fedail: 11)

Farzet ki Ebubekir hilafeti istemiş, onlar da biat etmişlerdir.

“Hilafet istemiş, onlar da ona dünya menfaati için biat etmişlerdir” sözün açık bir iftiradır.

Ebubekir (r.a.), onlara dünyalık bir şey vermemiştir. O, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın zamanında elinde kalan az bir maldan başka bütün malını infak etmiştir. Ona biat edenler ise dünyadaki insanların en zahidleridir. Yakın, uzak herkes Ömer, Ebu Ubeyde, Usayd b. Hudayr ve emsallerinin zühdünü çok iyi bilir.

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in vefatından sonra onlara verilecek beytülmal de yoktu. Ebubekir'in (r.a.) yolu ve karakteri gelirleri taksim etmede eşitlik prensibine uymak idi. Ali'nin (r.a.) karakteri de böyleydi. Eğer Ali'ye (r.a.) biat etselerdi, O da Ebubekir'in verdiğini verecekti. Çünkü Onun kabilesi Teym kabilesinden daha üstün, akraba ve amcazadeleri nesebce Ashabın en yüceleri - Abbas (r.a.), Ebu Süfyan, Zübeyr ve Osman (halasının oğlu) gibi- idi. Hatta Ebu Süfyan halifelik konusunda üstünlüğünü ileri sürerek Ali (r.a.) ile konuşunca, Ali (r.a.) Ebubekir'in ilim ve takvasından dolayı ona cevap vermemiştir. Ümmetin cumhuru Ebubekir'e (r.a.) biat etmekle hangi dünyevî menfaati elde etmişlerdir?

Bilhassa Ebubekir (r.a.) büyük sahabilerle diğer müslümanlar arasında gelirleri taksim etmede eşitlik ilkesine dikkat ederek şöyle buyururdu:

“Allah için müslüman oldular, mükâfaatları da Allah'a aittir. Bu mükafaat da yeterlidir.”

Sünni'nin râfizîlere karşı durumu, müslümanların hıristiyanlara karşı olan durumuna benzer.

Şöyle ki:

Müslümanlar  İsa'nın (a.s.) peygamberliğine inanırlar. O'nda aşırılığa gitmedikleri gibi Yahudilerin O'na hakaret ettikleri gibi kesinlikle hakaret etmezler. Hıristiyanlar ise İsa (a.s.)'da o kadar aşırı gidiyorlar ki, O'nu peygamberimizden üstün kılıyor, hatta ilâhlaştırıyorlar. Aynı zamanda hıristiyanlar havarileri de bütün peygamberlere üstün tutuyorlar.

Bunun gibi râfizîler de Ali (r.a.) ile aynı safta çarpışanları -Ester ve Muhammed b. Ebubekir gibi-  Ebubekir (r.a.), Ömer (r.a.)ve diğer sahabîlerden üstün tutuyorlar. Müslüman, hıristiyanlarla münakaşaya tutuşacak olursa, Onun İsa (a.s.) hakkında hak olandan başkasını söylemesi mümkün değildir. Ama hıristiyanlar öyle değildir. Hele yahudinin hıristiyanla olan münakaşasını bir kenara bırak. Çünkü hıristiyan, şüpheciliğinden dolayı yahudiye müslümanın Ona verdiği cevabtan başkasını veremez, kesilir. Hıristiyan, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e iman etmekle emrolunduğunda, O da bir sebeple peygamberliğini zemmederse, hıristiyanın Rasûlullah hakkında söyliyeceği bir şey yoktur ki, yahudi İsa (a.s.) hakkında onun büyüğünü ve beterini söylemesin. Kaldı ki Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın peygamberliğini ispat eden deliller, İsa'nın (a.s.) peygamberliğine işaret eden delillerden daha büyüktür.

İşte Ebubekir (r.a.) ve Ömer (r.a.) hususunda râfizînin Sünni'ye karşı olan tutumu da böyledir. Râfizî, Ebubekir (r.a.) ve Ömer'in (r.a.) imanlarına, adaletlerine ve cenete gireceklerine inanmıyorsa, aynı durum Ali (r.a.) hakkında da vakîdir.

Bunların yalnız Ali'ye (r.a.) ait olduklarını isbatlamaya kalkışırsa deliller onu yardımcısız bırakır. Peygamberliğin yalnız İsa'ya (a.s.) ait olduğunu iddia eden hıristiyana delillerin yardım etmedikleri gibi.

Ali'yi (r.a.) tekfir eden Haricilerle, onu fasık kabul eden Nâsibiler, Râfizîye:

“(Hâşâ!) Ali (r.a.) zâlim idi, dünya menfaatini ve hilafeti istiyordu, onun için de kılıca sarıldı, binlerce müslümanı öldürdü, hatta tek başına halifeliği de beceremedi, üstelik taraftarları ondan ayrılarak onu tekfir ettiler, Nehrevan'da ona karşı çarpıştılar” demişlerse, aslında bu sözler râfizîlerin Ebubekir (r.a.) ve Ömer (r.a.) hakkında söyledikleri sözler gibi tamamen fâsiddir. Ebubekir (r.a.)ve Ömer (r.a.)hakkında söylenen sözler gerçekten onlara yönelik ise Ali (r.a.) hakkında söylenen yukarıdaki sözler de bunun gibidir.

Şurada bir hâdiseyi zikretmekte fayda vardır. O da şudur:

Müslümanlar bir mevzu için Ebubekir el-Bakıllanî'yi Kostantiniyye'deki (İstanbul) hıristiyan imparatorluğuna gönderdiklerinde hıristiyanlar onu çok iyi karşıladılar. Fakat imparatora secde etmiyeceğinden korktukları için eğilerek imparatorun huzuruna girsin diye onu küçük bir kapıdan içeriye aldılar. El-Bakıllânî bunu anladı ve zorla da olsa gerisin geriye imparatorun huzuruna çıktı. İmparator müslümanlara hakaret olsun diye Ona:

“Peygamberinizin hanımı hakkında ne deniliyor?” -bununla ifk hâdisesini kastediyor- sorusunu sordu. Ebubekir el-Bakıllânî şu cevabı verdi:

“Evet yalan ve iftira ile zina ettikleri iddia edilen iki kadın vardır, bunlar Meryem (r.a.) ve  Aişe (r.a.)'dir. Meryem bekâr olduğu halde doğum yapmıştır. Aişe (r.a.) evli olduğu halde çocuk getirmemiştir.”

Bunun üzerine hıristiyan imparator şaşakaldı. Böylece Âişe (r.a.)'nin beraeti -suçsuzluğu- Meryem'in (r.a.)  beraetinden daha açık ortaya konulmuş oldu. (Tabii ki bu sözden Meryem'in (r.a.) suçlu olduğuna dair hiçbir mâna çıkarılmamalıdır. (Mütercim)

(Kafasız bir hıristiyan imparatoru Kostantiniyye'de  Aişe'yi (r.a.) tezyif etmek (küçük düşürmek) için Ebubekir el-Bakıllânî'ye bir soru tevcih edip ve neticede bunun da hıristiyanların aleyhine çıktığı gibi, bu ahmak Şiilerin iddiaları da neticede kâmil müslüman ve dördüncü halife olan Ali'nin (r.a.)  aleyhine çıkmasına sebep olacaktır. Bu sapıklar yüceltme ve karşılaştırma hususunda da çok aşırı gidiyorlar. Hatta bu kötülüklerini öğrenmek isteyenleri ortadan kaldırmağa çalışıyorlar. Aslında  Ali (r.a.)ve ahfadı ehl-i sünnet indinde çok yücedir. Bu hususta, mecûsîlerin çabasına ihtiyaç yoktur. Biz, peygamberler hakkında Allah (c.c.)'ın, söylediğinin aynısını söyleriz ki o da şudur: “Resulleri arasında hiçbir ayrıcalık yapmayız.” (Bakara: 2/285)