Kuran ve Sünnet

2.2.9

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

2.2.9

 

Râfizî şöyle diyor:

“Kaderin varlığı kabul edildiği takdirde, isteğimiz doğrultusunda vuku bulan fiillerimiz de - sağa sola dönmemiz gibi -mecburi fiillerimiz gibi olur. Nabız hareketleri, şiddetli ses karşısındaki irkilmemiz gibi. Bu iki çeşit hareket arasındaki farklılığın mevcudiyeti zaruridir.”

Ey Râfizî!

Bu iddian “kulun, ihtiyari fiillerine, karşı kudreti yoktur” diyenleri ilgilendirir. Bu sözler hiçbir zaman ehli sünnetten kaderi kabul edenlerin malı olamaz. Bu olsa olsa Cehm b. Safvan'ın iddialarındandır. Ancak kaderi kabul edipde insandaki kudretin sınırlı olduğunu ileri süren Eş'arî bu fikirlere yakın bir yol izlemektedir. Buna rağmen Eş'arî, insan için sonradan olan, yani fiili esnasında vuku bulan bir kudreti kabul etmektedir.

Cehm b. Safvan ve insanın kudretini tamamen inkâr edenler, insanı rüzgar önünde bulunan bir yaprağa benzetirlerken, İmam-ı Eş'arî, kulun fiili onun kesbi olduğunu, fakat kuldaki kudretin o işin meydana gelmesinde tesiri olmadığını söylüyor.

Tabii ki biz, bir kısım ehl-i sünnetin hata ettiklerini inkâr etmeyiz. Ancak hiçbir zaman ehl-i sünnetin hata üzerinde ittifak ettiklerini kabullenemeyiz.

İmamîler ise hata üzerinde ittifak etmişlerdir. Hem de imamîlerin ehl-i sünnete muhalefet ettikleri her meselede doğru olan hüküm, ehli- sünnetin hükmüdür.

Ehl-i sünnetin cumhuru kulun hakiki bir kudrete sahip olduğunu, hakikatte kendi işini kendi yaptığını fakat Allah (c.c.)'ın o işi yarattığını söylerler.

Allah (c.c), şöyle buyurur:

“Her şeyi yaratan O'dur.” (En'âm: 6/102, Ra'd: 13/16, Gafir: 40/62, Zümer: 39/62)

Allah (c.c),(r.a.) İbrahim'den bahs ile şöyle buyurur:

“Ey Rabbimiz, bizi sana teslim ve ihlas sahibi olmakta sabit kıl. Soyumuzdan bir topluluğu da, sana boyun eğen bir ümmet yap.” (Bakara: 2/128)

Bir başka âyette de şöyle buyurur:

“Fakat âlemlerin Rabbi olan Allah, dilemeyince, siz dileyemezsiniz” (Tekvir: 81/29)

Allah (c.c.) bu ayet ile kulun dilemesi olduğunu, bu dilemenin de ancak Allah (c.c.)'ın dilemesi ile gerçekleşebileceğini haber veriyor.

Yine Allah (c.c.) kullarına çeşitli fiiller yaptıklarını, iman veya küfrettiklerini, tasdik veya tekzibte bulunduklarını ve bu hususta kudret sahibi olduklarını bir çok ayetlerde haber vermektedir. Onun için çirkinlik, Allah (c.c.)'ın fiili ile mefulunun arasını ayırd edemeyen rafiziden, kulun fiillerini Allah (c.c.)'ın fiili olarak kabul edenlerden ve mahlûkatta güç olmadığını söyleyenlerden kaynaklanıyor. Mahlûkatta güç ve karakter olduğuna dair bir çok ayetler vardır.

Allah (c.c.) şöyle buyurur:

“... Böylece o bulutla, o yere su indiririz de, o su ile her çeşit meyveleri çıkarırız.” (A'raf: 7/57),

“Allah O'dur ki, sizi zaîf bir nutfeden yarattı; sonra bu za'fiyetin arkasından bir kuvvet (güçlü bir İnsan) yaptı...” (Rum: 30/54)

Rasûlulları (sallallahu aleyhi ve sellem), Eşeçt Abdi Kays'e şöyle dedi:

“Sende iki huy vardır ki, Allah onları sever. Onlar da hilim (yumuşaklık) ve teennîdir.” (Müslim İman: 6)

Şeyhul İslâm İbn-i Teymiyye devamla şöyle diyor:

İnsanların fiilleri bilâhare oldukları için hadistir. Binaenaleyh hükümleri diğer havadisin (sonradan olanlar) hükmü gibidir. Yani münkinattandırlar. Hükümleri de diğer mümkinata tâbidir. Mümkinâtın hadis olduklarına delalet eden hiç bir delil yoktur ki, aynı delile göre fiillerimiz Allah (c.c.)'ın mahlûku olmasın.

Böylece kesinlikle bilinmiş oldu ki, muhdes (sonradan olan) Muhdissiz (yaratıcısız) olamaz. Cumhura göre bu kâfirdir.

Bunun gibi, mümkin için de bir tercih edici gereklidir. Kulun fiili hadis olunca bir muhdis gerekir. Muhdis (yaratıcı) kuldur denilirse, kul o fiilin muhdisi olur.

Fakat yine de fiiliyle beraber kul hadistir. Tekrar bir muhdis gerekecektir. Çünkü kul o fiilin muhdisi olsaydı, bu hadis fiilin devamı gerekecekti. Yok eğer kulun o fiili yapması hadis bir şey ise, yine de bir muhdis gerekir.

Muhdis kulun iradesidir denilirse o zaman kulun iradesi de hadistir denilir. İradeye de bir muhdis gerekir.

İrade yine kulun iradesiyle meydana geliyor, denilirse, o irade de bir muhdise muhtaçtır, denilir.

Nihayet kulda olan ve muhdis kabul edilen herşeyin hükmü kuldaki ilk muhdisin hükmü gibidir. (Yani kulda yapıcı bir kuvvet vardır.) Ama bu kuvveti kadîm ve ezeli kılarsan bu mumteni'dir. Çünkü kulda olan birşey kadim olamaz.

Şeyhul İslâm bu hususta uzun uzun konuşmuştur.