Kuran ve Sünnet

3.1.7---3.1.8

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

3.1.7

 

Râfizî şöyle diyor:

“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'ye:

“Ben sendenim, sen de bendensin”, dedi.” (Tirmizi Menakıb: 62).

Diyoruz ki:

Evet bu hadisi El-Berâ hadisinden Buharî ve Müslim rivayet etmişlerdir. Hamza'nın (r.a.) kızı kimin yanında kalacak diye Ali, Ca'fer ve Zeyd münakaşa ederlerken Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'ye (r.a.):

“Ben sendenim, sen de bendensin”, (Tirmizi Menakıb: 62). Ca'fere:

“Yaratılışta ve ahlâkta bana benziyorsun”, Zeyde:

“Sen kardeşimiz ve azâdlı kölemizsin” buyurdular. Fakat Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'ye (r.a.) söylediği:

“Ben sendenim, sen de bendensin” lâfzı başka sahabîlere de söylenmiştir.

Ebu Musa el-Eş'arî'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Eş'arîler için:

“Onlar benden, ben de onlardanım” buyurmuşlardır. (Buharî Sulh: 6, Fedail: 17 , Ahmed: 1/108).

 




بســـم الله الرحمن الرحيم

 

3.1.8

 

Râfizî şöyle naklediyor:

“Amr b. Meymun şöyle dedi:

“Ali'nin başkasında olmayan on üstünlüğü vardır. Onlar da şunlardır:

Rasulullah (Ali  için):

Allah (c.c.)'ın ebede kadar mahcup etmiyeceği bir adamı göndereceğim, O Allah ve Rasulünü sever, Allah ve Rasulü de onu sever, bu vazifeye nail olan şereflenmiştir.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

“Ali b. Ebi Talib nerededir?” diye sordu.

Ashab:

“Değirmende kendisinden başka öğütecek kimse olmadığı için gözleri rahatsızlanmıştır. cevabını verdiler. Bunun üzerine Ali (r.a.) geldi fakat nerdeyse göremiyordu. Rasulullah gözlerine üfürdü ve bayrağı üç defa sallayarak Ali'ye (r.a.) verdi. O da savaşı kazanarak Safiyye binti Huyayy  ile döndü.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebubekir'i (r.a.) bir ültimatomla gönderdikten sonra Ali'yi (r.a.) arkasından yolladı ve:

“Onu benden olan, benim de ondan olduğum kimse götürsün” buyurdu.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ali'nin (r.a.) de hazır olduğu bir yerde amca çocuklarına:

“Sizden hanginiz dünya ve ahirette yardımcım olabilir?” sorusuna karşı hepsi çekimser kaldılar. Bunun üzerine Ali (r.a.):

“Ahirette de, dünyada da ben seninle beraberim” dedi.

Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Onu bırakarak teker teker orada oturanlara yukarıdaki soruyu sordu. Hiç kimseden ses çıkmayınca Ali (r.a.) tekrar:

“Ya Rasulallah! ahirette de dünyada da ben seninle beraberim” dedi. Bu hâdise üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'ye (r.a.):

“Sen dünya ve ahirette benim dostumsun” buyurdu.

Ali (r.a.), Hatice'den (r.a.) sonra ilk müslüman olanlardandır.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) elbisesini Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyn'in (r. Anhum) üzerine gererek:

“Ey ehhi Beyt = Peygamber ailesi! Allah sizden sırf günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab: 33/33) ayeti kerimesini okudu.

Ali (r.a.) canını feda ederek Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) (sallallahu aleyhi ve sellem) elbisesini giydi ve yatağına yattı. Müşrikler de onu taşlamağa başladılar.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Tebuk gazvesine çıktığında Ali (r.a.) Ona:

“Seninle geleyim mi?” dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hayır demesi üzerine Ali (r.a.) ağladı. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'ye (r.a.) şöyle dedi:

“Harun'un Musa'ya olan yakınlığı gibi sen de bana yakın olmak istemez misin? Ama sen Peygamber değilsin Seni halife tayin etmeden sefere çıkmam uygun değildir”.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'ye (r.a.):

“Benden sonra bütün mü'minlerden önce sen benim dostumsun” buyurmuştur.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'nin (r.a.) kapısı hariç mescide açılan bütün Kapıları kapatmıştır. Başka yolu olmadığı için Ali (r.a.) cünüp iken de camiden geçerdi.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

“Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır” buyurmuştur. (Tirmizi Menakıb: 19 )

Rasulullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem), merfu olarak rivayet edildiğine göre O, Ebubekir'i Mekke'ye götürmek üzere bir ültimatomla gönderdi. Beraberinde de üç kişi vardı. Sonra Ali'yi (r.a.) arkalarından göndererek; çabuk ona yetişip kendisinin ültimatomu bildirmesini istedi. Ali (r.a.) de bu işi o şekilde yaptı. Ebu Bekir geri döndüğünde ağladı ve:

“Ya Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bende bir kusur mu meydana geldi? demesi üzerine, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

Hayır, fakat onu benim veya benden olan birisi tarafından tebliğ edilmesi için bana emir verildi, buyurdu.”

Râfizînin yukardan beri devam ede gelen ve hadis olarak iddia ettiği bu sözlerine karşı diyeceğimiz şudur:

Bu hadis sabit ise her şeyden önce mürseldir, demek mecburiyetindeyiz. Çünkü râvisi olan Amr b. Meymun Muaz b. Cebel’in tebliği üzerine müslüman olmuş ve Rasulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) görmemiştir. Ayrıca içinde yanlış haberler vardır. “Seni halife tayin etmeden benim gitmem doğru değildir” sözü gibi. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) başka zamanlarda Ali'den (r.a.) başkasını yerine vekil tayin etmiştir.

Râfizînin “Ali'nin (r.a.) kapısından başka diğer bütün kapıları kapatın” şeklinde naklettiği haber de şiîlerin uydurmasıdır. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat etmeden önceki son hastalığında:

“Malında ve sohbetinde insanlar arasında bana en çok minneti olan Ebubekir'dir. Eğer bir dost edinseydim O'nu dost edinirdim. Lakin İslâm yüzünden olan kardeşlik efdaldir. Mescide açılan kapılar arasından Ebubekir'in kapısından başka hiçbir kapı kalmasın. Hepsi kapatılsın” buyurmuşlardır.” (Buharî Salat: 80, Ahmed: 1/27) (Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) mutlak dostluğu, Cenabı Allah iledir. (Mütercim)

Râfizî “Bütün mü'minlere bedel sen benim yerimdesin” iddiası, bütün hadis ehlinin ittifakı ile uydurmadır.

Geri kalan özellikler ise yalnız Ali'ye (r.a.) mahsus değildir. Allah ve Resulünü sever denilmesi;  Medineye halife tayin edilmesi, Harun'un Musa'ya yakınlığı gibi Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) yakın olması Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ültimatomunu Ali (r.a.)'den başka kimse tebliğ etmesini demesi gibi.

(Râfizi, Ali'nin (r.a.) Medine'ye vekil bırakıldığını iddia ederek bu Ona mahsus bir özelliktir diyor. Halbuki sahih hadislerle sabittir ki başka zamanlarda Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) başkalarını da vekil bırakmıştır. Eğer üstünlük yalnız Ali'ye (r.a.) mahsus olsaydı başkalarını tayin etmemesi gerekirdi. Halbuki sahabelerin bir çokları Medine'de oldukları halde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ali (r.a.)'den başkasını kendisine vekaleten onlara emir olarak tayin etmiştir. Üstelik Tebuk seferinde Ali'yi (r.a.) Medine'ye vekil bıraktığında orada kadın ve çocuklardan başkaları yoktu. Öyle ki bu durumu gören Ali (r.a.) cihaddan geri kaldığı için üzülmüştür. )

(Ebu Bekir (r.a.) ültimatomla çıkıp sonra Ali (r.a.) ile azledilmiş değildir. Bu iddia râfizînin vehminden başka birşey değildir. Ebubekir  (r.a.) Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yerine hac işleriyle görevli olarak gönderilmişti. Nitekim Ebubekir  (r.a.)'in Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) vekâlet etmesi, hem hayatında hem de vefatından sonra Ona daha uygundur. Ebubekir (r.a.) sefere çıkınca müşriklere bir Beraet = Ültimatom indi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) iki sebepten dolayı bu ültimatomu Ali (r.a.) ile gönderdi. Bu sebeplerden biri çarpışma ile korkutma ültimatomunun karşidakilere onlara yakın olan birisi tarafından bildirilmesinin uygun oluşudur İkinci sebep ise şudur:

Allah (c.c.):

“Eğer siz, Peygambere yardım etmezseniz, Allah vaktiyle ona yardım ettiği gibi yine eder. Hani Mekke kâfirleri onu Mekkeden çıkardıklarında, ikinin ikincisi (Peygamberin arkadaşı Ebu Bekir) ile (Sevr dağında) mağaradaydılar. O vakit Peygamber, arkadaşına şöyle diyordu: Mahzun olma, zira Allah bizimle beraberdir.” (Tevbe: 40) buyurarak Ebubekir'i övmüştür.

Bu övgü de Kur'anla beraber ebedîdir. Ali'nin (r.a.) müşriklere olan bu ültimatomu ve Ebu Bekir'e (r.a.) ait olan bu ilahi övgüyü hacılara tebliğ etmesi Ebubekir (r.a.)in büyüklüğüne işarettir. Bu durum aynı zamanda yüce zat Ebu Bekir'i (r.a.) tenkid edenlerin itibarsızlıklarını gösteriyor. )

Çünkü carî olan âdete göre anlaşmayı ancak itaat edilenlerden birisi bozmalıydı.

Râfizînin Ali'nin (r.a.) üstünlüğünü ispat etmek için iddia ettiği delillerden birisi de şudur:

Ahtab Havarzem'in rivayet ettiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'ye (r.a.) şöyle dedi:

“Biri, Nuh'un kavmi arasında yaşadığı kadar Allah (c.c.)'a' ibadet etse, Uhud dağı kadar da Allah yolunda altın infak etse, yaya olarak yüz kere hac etse ve Safa ile Merve arasında mazlum olarak öldürülse seni sevmedikten sonra cennetin kokusunu almaz ve ona giremez de..”

Zaten Ahtab b. Havarzem'in bu konuda kitabı vardır. Onda da hadsiz hesapsız yalanlar vardır. Vallahi bu da onlardandır.

(Ahtab b. Havarzem Şiî bir edîbtir. Zemahşerî'nin talebelerindendir. İsmi El-Muvaffak b. Ahmed b. İshak'tır. 484 de doğmuş 568 hicri yılında ölmüştür. Buğyetü'l-Vu'ât, Ravdatul-cennat ve daha başka eserleri vardır. Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem)isnad ettiği bu iftira ise “Menâkıb-i ehli Beyt” adlı eserindedir. )