Kuran ve Sünnet

3.7.26---3.7.27

بســـم الله الرحمن الرحيم

 

3.7.26

 

Râfizî şöyle diyor:

“Yirmiüçüncü delil şu âyettir.

“O'dur ki, seni yardımıyla ve mü'minlere te'yid etti” (Enfal: 8/62)

Ebu Nu'aym, Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet ediyor:

“Arşın üstünde, Muhammed kulum ve elçimdir, Onu Ali ile te'yid ettim, yazılıdır.”

İşte bu durum Ali'nin en büyük faziletlerindendir. Dolayısıyla imam Ali'dir.”     

 

Ey Râfizî!

Naklettiğin nerededir? Ebu Nu'aym ve Onun ashab hakkında rivayet ettiklerini mutlak olarak kabul edecek olursan, bu durum senin evini yıkacaktır. Allah (c.c.)'a yemini ederiz ki, senin bu naklettiğin Ebu Hureyre'ye iftiradır. Ondan sonra Allah (c.c):

“...Ve kalblerinin arasını sevgi ile birleştirdi.” buyuruyor.

Bu nass-ı Kur'ânî de kalblerinin arası te'lif edilenlerin çoğul olduklarını beyan ediyor. Mânâyı bir ferde irca' etmek âyeti tahrif ve tebdil etmektir.

Açıkça bilinen şu ki; Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) dinini yalnız Ali (r.a.) veya yalnız Ebu Bekir (r.a.) te'yid etmemiştir. Belki her ikisi de Ensar ve Muhacirlerle beraber İslâm dinini te'yid etmişlerdir.


بســـم الله الرحمن الرحيم

 

3.7.27

 

Râfizî şöyle diyor:

“Yirmidördüncü delil şu âyettir:

“Ey Peygamber! Allah sana ve mü'minlerden senin izinde bulunanlara yeter.” (Enfal: 8/64)

Ebu Nu'aym, yakardaki âyetin Ali hakkında nâzil olduğunu söylemektedir. Bu âyette de Ali'ye mahsus bir üstünlük olduğuna göre imam kendisidir.”

 

Ey Râfizî!

Yaptığın nakil doğru değildir.

Âyetin mânâsı iddia ettiğin gibi:

“Allah ve mü'minler sana kâfîdir” şeklinde değildir. Böyle bir iddia yanlıştır. Âyetin mânâsı şöyledir:

“Ey Peygamber! Allah sana ve sana ittiba eden mü'minlere kâfidir.”

Bazılarının zannettiği gibi, mü'minleri Allah lâfz-i celâline atfetmek çirkin bir hata olup küfre kadar gider. Çünkü tek başına Allah (c.c.) bütün mahlûkata yardım etmek için kâfidir.

Âyet-i Kerime'de Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Onlar öyle kimselerdir ki halk kendilerine: Düşmanlarınız size karşı ordu hazırladı, o halde onlardan korkun. Dedi de bu söz onların imanını arttırdı ve üstelik: Allah bize kâfidir ve O ne güzel vekildir, dediler.” (Al-i İmran: 3/173)

Mü'minieri fail kabul edip Allah lâfz-i celâline atfetsek dahi, bu özellik yalnız Ali'ye (r.a.) mahsus olmaz. Çünkü âyet nazil olduğu zaman Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) ittiba eden mü'minler oldukça çoktu.

Hiçbir akıl sahibi, kâfirlere karşı cihâd etmede Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) yardımcı olarak yalnız Ali (r.a.) kâfi idi, Ali olmasaydı İslâm muzaffer olamazdı diyemez.

Ali (r.a.) ile birlikte bir çok müslüman, Mekke'de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber olmalarına rağmen ancak hicretten sonra İslâm dini muzaffer olmuştur. Hem de Ali (r.a.) bütün askerleriyle beraber Şam'ı Muaviye'den (r.a.) alamamıştı.

Ama bu râfizîler iki mutenâkızı bir araya getirmeye çalışarak, Ali'yi (r.a.) kuvvet ve cesarette beşeriyetin en üstünü ve Rasulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) Ona muhtaç kılıyorlar. Dini ayakta tutanın Ali (r.a.) olduğunu iddia ederlerken, İslâm'ın yayılıp hâkim olmasından sonra da O'nu takiyye ve acizlikle nitelendiriyorlar.

Ey Râfizîler!

İslâm'ın başlangıcında düşmanları çok, dostları az olmasına rağmen; müşriklere cin ve insanlara galebe çalan kimse, Ona karşı isyan eden bir guruba nasıl galebe çalamadı?

Bundan da anlaşıldı ki, Ali (r.a.) tek başına müşriklere galebe çalmamıştır. Sadece O Ashab gibi kahramanca cihad etmiştir.

Allah (c.c.), Onun hakkında uydurma haberleri uyduranları kahretsin!